• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam116
Toplam Ziyaret869406
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar18.781718.8569
Euro20.501920.5841
Semerkew

Çerkes Dernekleri Federasyonu Başkanı Baş, "Farklılıklarımızı tehlike olarak değil zenginlik olarak göreceğimiz bir Türkiye'yi nasıl yaratacağımızı konuşmamızın daha doğru olacağını düşünüyoruz." dedi.

Çerkes Dernekleri Federasyonu Başkanı Nusret Baş, farklılıkların tehlike olarak değil zenginlik olarak görüleceği, demokratik bir Türkiye'de asimilasyonu değil, daha gelişmiş, daha müreffeh bir Türkiye'nin nasıl oluşturulacağının konuşulmasını daha doğru bulduklarını bildirdi.

​​​​​​​Baş, yaptığı yazılı açıklamada, Çerkezlerin Rusya'dan 21 Mayıs 1864'ten itibaren başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerine sürgün edildiğini anımsattı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin imzaladığı Lozan Anlaşması ile sadece Ermeni, Yahudi ve Rumların azınlık olarak kabul edildiğini anlatan Baş, "Bu azınlıklara kendi dillerinde okul açma, eğitim ve yayın hakkı verildi. Anadili Türkçe olmayan Müslüman unsurlara ise bu hak tanınmadı, onlar Türk unsurunun parçası olarak kabul edildi. Bu süreç 2005'e kadar 80 sene sürdü. Bu üç nesil demektir." değerlendirmesini yaptı.

AK Parti hükümetlerinin Avrupa Birliği sürecinde başlattığı demokratik açılımı büyük bir sevinçle karşılandıklarını vurgulayan Baş, şunları kaydetti:

"TRT'nin açtığı Kürtçe televizyona biz de çok sevindik. Çünkü Çerkezler de Çerkez televizyonunun devlet desteğinde açılmasını istiyor. Ayrıca devletimizin Düzce ve Erciyes üniversitelerinde açtığı Çerkez Dili ve Edebiyatı bölümü ve Çerkezcenin seçmeli ders olarak okullarda okutuluyor olmasından son derece memnunuz ve bunun için devletimize teşekkür ediyoruz. Bizler Almanya'daki Türklerin, Bulgaristan'daki Türklerin, Uygur Türklerinin asimilasyona tabi tutulmasına karşıyız ama Çerkezcenin de Türkiye'nin bir zenginliği olarak yaşatılmasını istiyoruz. Farklılıklarımızı tehlike olarak değil zenginlik olarak göreceğimiz demokratik bir Türkiye'de asimilasyonu değil, daha gelişmiş, daha müreffeh bir Türkiye'yi nasıl yaratacağımızı konuşmamızın daha doğru olacağını düşünüyoruz."

"Çerkezce isimler kullanabilmekteyiz"

Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti Derneği Başkanı Emine Arslandok Sezgin de Türkiye'de son yıllarda halkların demokratik yolla kimlik ve taleplerini dile getirebilmelerinde iyileşme olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

"Kimlik, hak talebinin önündeki birçok engeller kaldırılmıştır. STK'larımızda kültürümüzü korumak için birçok faaliyeti rahat yürütebilmekteyiz ve Çerkezce isimler kullanabilmekteyiz, orta öğretimde dilimiz seçmeli olarak okutulabiliyor, iki üniversite de Çerkez Dili ve Edebiyatı bölümü açıldı. Ancak çok uzunca bir zamandan beri STK'lar ve federasyonlar Çerkezce TV, Çerkezce ana okulları talep etmekte ancak sesimizi yeterince duyuramamaktayız. Türkiye' de son 20-30 yılda özellikle uygulanan bir asimilasyon politikasından söz edilemez. DW'nin, bugüne yönelik attığı başlık ve habere doğru demek mümkün değildir."

Birleşik Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Cemil Görücü ise Almanya menşeli bir basın organında yayınlanan belgeselde Türkiye'de Çerkezlerin asimile edildiği iddialarına ilişkin, AA muhabirine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Çerkezlere her zaman birinci sınıf vatandaş olarak davrandığını söyledi.

1864 yılında soykırıma uğrayan, sürgün edilen Çerkez toplumunun Osmanlı İmparatorluğu'na geldiğini aktaran Görücü, "Çerkezler, hem imparatorluk döneminde hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda asli unsur olmuşlardır. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken silah arkadaşlarının çoğu Çerkezdir. Bundan dolayı Kut-ül Amare'de, Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Kurtuluş Savaşı'nda her zaman canımızı, kanımızı verdik ve Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olduk. Asimilasyon olayını kabul etmiyoruz." diye konuştu.

Asimilasyon ifadesini kullanan Almanya'nın önce kendisine bakması gerektiğini dile getiren Görücü, şunları kaydetti:

"Almanya aynaya bakmalı ve öyle değerlendirmede bulunmalı. Siyasi gelişmelerde bir karıştırıcılık vazifesi üstlenmiş olabilir. Geleneklerimizi, göreneklerimizi, kültürümüzü yaşatmak adına kurulan sivil toplum kuruluşları açısından hiçbir sıkıntımız yok. Ortaokullarda Adigece seçmeli ders olarak seçilebiliyor. Aynı zamanda Düzce Üniversitesi ve Erciyes Üniversitesinde Çerkez Dili ve Kültürü bölümleri var, bunu hangi devlet veriyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti bizlere bu imkanı sağladıysa Almanya önce kendine bir baksın. Türkiye'de birinci sınıf vatandaşın tüm haklarına sahibiz."

"Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlığına büyük bir onur ile sahibiz"

Sivas Çeçen Kafkas Derneği Başkanı Ayhan Ergüven de yazılı açıklamasında, Türkiye'de herkesin özgürce yaşadığını vurguladı.

Ergüven, şunları kaydetti:

"Tarihte Osmanlı İmparatorluğu'nun Kafkasya'daki kalesi olmuş Kafkas halkları, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlık mücadelesinin yegane savunucuları ve bu devletin kurucu unsurlarıdır. Alt kimliklerimiz zenginliklerimiz olmakla birlikte bizler, Türk kimliğine ve bağımsız, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlığına büyük bir onur ile sahibiz. Bu bağlamda gerek kültürümüzle gerekse dillerimizle Türk devletinde hep beraber özgürce yaşamaktayız.

Bir kez daha üzerine basa basa şunu söylüyoruz: Kafkas halkları, bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin özgür birer fertleri ve kurucu unsurlarıdır."



84 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi