• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam148
Toplam Ziyaret867371
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar18.772118.8473
Euro20.425820.5076
Semerkew

Yaşayan dil ve lehçelerin öğrenilmesiile ilgili olarak Erdoğan, ''Öğrenci Çerkesçe mi öğrenmek istiyor, veli çocuğuna Çerkesce mi öğretmek istiyor? Yeterli sayıda öğrenci bir araya geldiğinde, Çerkesce seçmeli ders olarak okullarda öğretilecek” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda düzenlenen AK Parti Sakarya 4. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada muhalefete yüklendi ve güncel konulara değindi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Milliyetçiyim diye ortalığa çıkanlar, önce gidip, kendi milletlerinin tarihini öğrensinler. Osmanlıyı reddedenler, Selçukluyu reddedenler, reddi miras yapanlar milliyetçi olamazlar. Asıl milliyetçilik, kabalık değil, tıpkı bu milletin medeniyeti gibi zerafettir, nezakettir. Asıl milliyetçilik, mesnetsiz ithamlarla, iftiralarla, hakaretlerle saldırmak değil, ortaya bir fikir, bir görüş, bir düşünce koyabilmektir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda düzenlenen AK Parti Sakarya 4. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, milliyetçilik adına bir reddi miras yapıldığını, Osmanlı ve Selçuklu ruhunun çiğnendiğini kaydederek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve MHP idarecilerinin ağıza alınmayacak sözlerle, iftiralarla, ithamlarla, hakaretlerle, milli eğitimdeki yaşayan dil ve lehçelerde eğitime ilişkin yeni uygulamayı farklı yerlere çekmeye çalıştığını belirtti.

Bahçeli ve arkadaşlarının Osmanlı ve Selçuklu tarihini öğrenme zahmetine girmeleri durumunda orada bugünün en modern haklarını bulacaklarını söyleyen Erdoğan, Osmanlı döneminde, hariciye yazışmalarının Fransızca yapıldığını, Resmi Gazete'nin Türkçe'nin yanında, Ermenice ve Rumca da basıldığını, Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, hiç Türkçe bilmeyen ama kendi halkının dilini konuşan memurlar bulunduğunu, mahkeme kayıtlarının bazılarının Arapça tutulduğunu, fermanların bazılarının Farsça yazıldığını, sarayda, İstanbul’da, Anadolu’da Türkçe konuşulduğunu; ama onun dışında hiçbir yerde, hiç kimsenin diline karışılmadığını, hatta kolaylıklar sağlandığını anlattı.

Başbakan Erdoğan, Osmanlı Devleti'nin, 600 yıl boyunca, bu hoşgörüyle, bu toleransla, milletine verdiği bu haklarla ayakta kaldığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kimse kusura bakmasın. Milliyetçiyim diye ortalığa çıkanlar, önce gidip, kendi milletlerinin tarihini öğrensinler. Kendi tarihlerinden bile habersiz olanlar milliyetçi olamazlar. Osmanlıyı reddedenler, Selçukluyu reddedenler, reddi miras yapanlar milliyetçi olamazlar. Asıl milliyetçilik, mesnetsiz ithamlarla, iftiralarla, hakaretlerle saldırmak değil, ortaya bir fikir, bir görüş, bir düşünce koyabilmektir. ''

Başbakan Erdoğan, Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda düzenlenen AK Parti Sakarya 4. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, yaşayan dil ve lehçelerin öğrenilmesinin artık mümkün hale getirildiğini belirterek, öğrenci ve velilerin önüne, böyle bir tercihi sunduklarını söyledi.

Bunun sadece Kürtçe ile sınırlı olmayacağına işaret eden Erdoğan, ''Öğrenci Çerkezce mi öğrenmek istiyor, veli çocuğuna Çerkezce mi öğretmek istiyor? Yeterli sayıda öğrenci bir araya geldiğinde, Çerkezce seçmeli ders olarak okullarda öğretilecek. Lazca öğrenmek isteyenlere Lazca, Boşnakça öğrenmek isteyenlere Boşnakça, Gürcüce öğrenmek isteyenlere Gürcüce, bu okullarda ortaokul sürecinden itibaren öğretilecek'' diye konuştu.

-''Biz bu vatanı yolda bulmadık''-

Afyonkarahisar'dan yola çıkarken bir şey söylediklerini hatırlatan Erdoğan, ''Ne dedik, 'tek millet' dedik. Ancak millet, bir etnik ırk değildir. Millet, aslında birçok değerleriyle o millet kavramı içerisinde birlik, beraberlik haline gelmiş, gerçekten kültürüyle, diniyle, inancıyla, her şeyiyle bir bütün haline gelen varlıktır. Onun için biz Türkiye'de bütün etnik unsurları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında topluyoruz. İki, 'tek bayrak' dedik. Üç, 'tek vatan' dedik. 780 bin kilometrekareyle tek vatan... Dört, 'tek devlet' dedik. Biz, devletimizin içinde, devlet kurulmasına müsaade etmeyiz, edemeyiz. Bu zaten yapıldığı anda, müsaade edildiği anda, bilesiniz ki Türkiye yeniden o geçmişteki sıkıntıları yaşamaya başlar'' diye konuştu.

Biz, bize yeteriz

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bizim kültürümüzde, bizim medeniyetimizde, bizim devlet geleneğimizde, hiçbir zaman ötekileştirmek olmadı, horlamak olmadı, ayrımcılık, ret, inkar, asimilasyon olmadı. Bizim, başka ülkelere, başka örneklere, başka tecrübelere bakmamıza gerek yok. Biz, bize yeteriz. Bizim örneklerimiz içimizde'' dedi.

Sakarya'yı bir sevgi ve kardeşlik coğrafyası, Türkiye'nin gıptayla baktığı, örnek aldığı, özendiği bir hoşgörü, bir dayanışma, kaynaşma, kucaklaşma şehri olarak niteleyen Erdoğan, Sakarya'nın Anadolu'nun ''saf çocuğu'' olduğunu, Sakarya'da Manavlar, Türkler, Türkmenler, Kürtler, Muhacirler, Abhazlar, Gürcüler, Lazlar, Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkezler, Romanlar, Tatarlar'ın bir arada yaşadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, ''Sakarya, bütün renkleriyle, bütün farklılıklarıyla, şu ay yıldızlı bayrağımızın altında bir olmuş, beraber olmuş, birbirine kardeş olmuş bir şehir. Sakarya'dan bakıyorsunuz İdris amcam çıkıyor, 'Ben Lazım' diyor, 'eşim Manav' diyor, 'gelinim Kürt' diyor, 'gelinimin annesi Boşnak' diyor. Sakarya böyle bir yer. Akşam ezanı okunuyor, ailenin tüm fertleri bir sofra etrafında aynı yemeği kaşıklamaya başlıyor, aynı ekmeği yiyor, aynı suyu paylaşıyorlar'' diye konuştu.

Bunun, Sakarya'nın zenginliği olduğunu vurgulayan Erdoğan, buradaki bu kardeşlik, akrabalık, kaynaşma ve kucaklaşmanın, Türkiye'nin özü ve özeti olduğunu söyledi.

Erdoğan, her etnik kökenden, her dili konuşan, her inanca sahip insanların burada tek millet olarak, kaynaşmış, kucaklaşmış olarak, dayanışma içinde bir araya geldiğini ifade ederek, ''Şurada, Orhan Camisi'nde, cemaat, birbirinin diline, rengine, geldiği yere bakmadan, yan yana, omuz omuza saf tutuyor, aynı kıbleye dönüyor, aynı namazı kılıyor. Fatiha'lar bir, İhlas bir, değişiklik yok. İşte Sakarya'yı güçlü kılan bu. Onun için biz ne diyoruz? (Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya, yüz üstü çok süründün ayağa kalk Sakarya)'' ifadelerini kullandı.

Gençlik yıllarından bu yana Sakarya'nın aynı olduğunu söyleyen Erdoğan, esnafın sabah kepengini açarken, çiftçinin toprağa tohumunu atarken, aynı duayı okuduğunu, şoförün direksiyona geçerken aynı besmeleyi çektiğini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bizim kültürümüzde, bizim medeniyetimizde, bizim devlet geleneğimizde, hiçbir zaman ötekileştirmek olmadı, horlamak olmadı, ayrımcılık, ret, inkar, asimilasyon olmadı. Selçuklu Devleti'nde, çok geniş bir coğrafya üzerinde, isteyen istediği dili konuştu. Osmanlı döneminde, Fas'tan Tebriz'e kadar, Sana'dan Kırım'a kadar, Basra'dan Saraybosna'ya kadar herkes dilediği gibi yaşadı, dilediği gibi inandı, dilediği gibi konuştu. Biz böyle bir ecdadın torunlarıyız ve Osmanlı'nın, Selçuklu'nun bu anlayışını şu anda biz Türkiye Cumhuriyeti'nde egemen kılmak durumundayız. Bunu hallettiğimiz zaman zaten bir şey kalmaz. Şu Sakarya Nehri, Mavi Nil'in, Yeşil Tuna'nın olduğu kadar, Fırat'ın, Dicle'nin, Kızılırmak'ın, Ceyhan'ın da kardeşi oldu.''

-''Bizim sorunlarımızın çaresi dışarda değil, yine bizdedir''-

Başbakan Erdoğan, Osmanlı'nın bakiyesi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, böyle bir anlayış, renklilik, zenginlik ve karakter yapısı üzerinde geliştiğini vurgulayarak, ''Ne yazık ki bir dönem, Türkiye'de idareciler, Avrupa'daki faşizm rüzgarına kapıldılar. Hala kalıntıları var. Bunlar temizlenmiş değil. Daha mücadelemiz devam ediyor. Daha yapacağımız işler var. Temizlik devam ediyor. 1940'larda, ret, inkar, asimilasyon politikaları çok sert şekilde uygulanmaya başlandı, bizim dönemimize kadar bu politikalar maalesef sürdü. Biz, bütün bu ret, inkar ve asimilasyon politikalarını elimizin tersiyle ittik. Ötekileştirmeye, dışlamaya, horlamaya kati şekilde son verdik'' diye konuştu.

Selçuklu ve Osmanlı'nın asırlar önce yaptığı gibi özgürlükleri en geniş manada tesis ettiklerini ve etmeye devam ettiklerine işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bizim, başka ülkelere, başka örneklere, başka tecrübelere bakmamıza gerek yok. Biz, bize yeteriz. Bizim örneklerimiz içimizde. Bizim tarihimiz, bizim medeniyetimiz, bizim kültürümüz, sadece bize değil, dünyaya bile örnek teşkil edecek kadar zengin. Biz ne kadar özümüze dönersek, biz ne kadar aslımıza yönelirsek, biz, medeniyetimizin ruhuna ne kadar inersek, mevcut sorunlarımızı o kadar kolay çözeriz ve çözüyoruz. Bizim sorunlarımızın çaresi dışarda değil, yine bizdedir. Kendimize, kendi medeniyet aynamızdan bakarak, biz Allah'ın izniyle her meseleyi çözer, her badireyi arkada bırakırız.''

Erdoğan, böyle bir anlayışla, okullarda, çok çeşitli alanlarda seçmeli ders uygulamasını başlattıklarını dile getirerek, öğrenci ya da velinin, isterse ortaokuldan itibaren Kur'an-ı Kerim'i, peygamberin hayatını ve diğer peygamberlerin hayatını öğrenebileceğini söyledi. (AA)



2470 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi