• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam67
Toplam Ziyaret560105
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35745.3789
Euro6.09556.1199
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Türkiye Nereye Gidiyor?
15/01/2017

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin üçte ikisini yaşamış biri olarak, Türkiye'de en fazla duyduğum söz "Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde" cümlesi olmuştur. Bu cümle bir hak dile getirmek isteyenlerin celladı olmuştur hep ve olmaya da devam etmektedir. Belli bir yaşa erişmiş ve cumhuriyet tarihine dair çok sayıda okuma yapmış biri olarak tespitlerimi paylaşmak ve Türkiye'nin nereye gittiğine dair görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Osmanlıyı yıkan İttihat Terakkinin B takımını oluşturan subayların, devletin imkanlarına el koyarak, İngiliz emperyalizminin Anadoluyu işgalle görevlendirdiği Yunanlıları kovarak, Anadolu'da kurdukları devlet "Türkiye Cumhuriyeti"dir. Bu süreç 30 Ağustos 1922'de tamamlanmıştır.

Ankara'da oluşan yeni iktidar, İttihatçı politikalara uygun olarak, içerideki farklılıkları yok edecek tek tip insan yaratma savaşına girişti. Yeni oluşan iktidar daha Cumhuriyeti bile ilan etmeden, ilk saldırısını Çerkeslere karşı gerçekleştirdi. 1923 yılının Mayıs ve Haziran aylarında 14 Çerkes köyü sürüldü, 22 Çerkes köyüne de sürgün tebligatı yapıldı. Afyon, Niğde ve Malatya'ya sürülen Çerkeslerin sürgün cezası Lozan Anlaşmasında genel af ilan edilmesi ile kalktı. Bu sürgün esnasında yüzlerce Çerkes soğuk, açlık, hastalık ve yorgunluktan yollarda öldü. Kurtuluş savaşı esnasında Çerkeslerin atlı ve silahlı milis birlikleri çıkararak ortaya koydukları savaşçı performans Ankara’yı korkutmuş ve Çerkeslerin tasfiye operasyonu başlatılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Çerkeslere saldırısı 150’lilikler listesindeki tutumu ile devam etmiştir. Lozan Antlaşması’nda genel af ilan etmeyi kabul eden Türkiye, 150 kişinin aftan muaf tutulmasını kabul ettirmişti. Tarihe 150’likler olarak geçen bu listenin 86'sı Çerkesti. Kurtuluş savaşını canla başla desteklemiş olan Çerkesleri, en fazla affedilemeyecek suç işlemiş toplum olarak damgalamıştı yeni oluşan iktidar. Aralarında tanıdığım insanların olduğu 150’likler arasında Gönen'in Balcı Köyü’nden Habraçü Arap Mahmut büyük amcamız da vardı. Hepsi bölgelerinde toplumsal birer önderdiler.

Türkiye Cumhuriyetinin Çerkeslere saldırısı ve aşağılaması Çerkes Ethemi hain ilan ederek devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi kitaplarındaki Çerkes Ethem’in ihaneti konusu işlenirken sınıflarda bulunan Çerkes çocuklar aşağılanmakta ve travma yaşamaktadırlar. 

Lozan anlaşmasında kendilerine hiçbir hak tanınmamış olan Kürtler, 1925 yılında Şeyh Sait isyanı ile başlattıkları hak arama taleplerini hiç kesintisiz olarak sürdürmeye devam ediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin içerideki ve dışarıdaki en büyük sorunu Kürt meselesidir. Bugün yaşadığımız terör, şehitlerimiz, kan ve gözyaşının nedeni, İttihatçıların Türkiye’de yaşayan herkesi zorla Türk yapma politikalarının bugün de devam ettirilmesinden kaynaklanmaktadır.

1934 yılında ırkçıların kışkırtması ile Edirne, Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale'de yaşayan Trakya Yahudilerine karşı başlatılan talan, yağma ve kadınlarına tecavüz olayları üzerine Yahudiler Trakya’dan kaçarak İstanbul'a sığınmışlardı. Devlet milli güvenlik gerekçesi ile bu yağmayı seyretmiş ve desteklemişti.

1937 yılında Dersimde Alevilere karşı başlatılan "Dersim Harekatı" ile binlerce Alevi öldürülmüş sürgüne tabi tutulmuştur. Aleviler yaratılan bu korku iklimi ve aşağılama kampanyaları nedeniyle kimliklerini gizlemek zorunda kalmışlar ve inançlarını özgürce yaşayamamışlardır.

1942 yılında çıkarılmış olan "varlık vergisi" kanunu ve 1955’de 6-7 Eylül olayları saldırılarıyla, gayrimüslimlerin malları gasp edilmiş, kadınlarına tecavüz edilmiş ve gayrimüslimlere ülkeyi terk etmek dışında bir yol bırakılmamıştır. Tüm bu baskılardan solcular ve müslüman kesimler de fazlasıyla paylarına düşeni almışlardır.

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbe dönemlerinde yaşanan baskılar katmerlenerek devam etmiştir. Farklı kesimlerin hak talepleri ve Türkiye'nin demokratik gelişimi  hep "Milli Birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde" sözleri ile kesilmiştir.

***

Bugünlerde de "milli birlik ve beraberlik" sözünü çok fazla duymaya başladık. Ülkemizin güneydoğusunda 1915'leri ve 1937'leri  aratmayan görüntüler yaşıyoruz. Ülkemiz adına derin endişeler taşıyoruz. Etnik meselelerin çözümü şiddet ve silahla değil, demokrasi ve çoğulculukla mümkündür. Ancak ülke yönetimini elinde bulunduranlar bu anlayıştan çok uzak bir noktaya savrulmuş bulunuyorlar.

15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünden sonra yürürlüğe konmuş olan OHAL rejimi uygulamaları, 12 Eylül askeri cunta döneminin uygulamalarını aratmıyor. FETÖ darbe teşebbüsünün izlerini silmek ve ülkeyi demokrasi iklimine taşıyacak yöntemler, bugün uygulanmakta olan yöntemler değildir.

Bu koşullarda iktidar partisi AKP, yanına gönülsüz bir biçimde MHP'yi payandalayarak Anayasa değişikliği ile Türkiye'yi tek adam rejimine götürmek için canhıraş bir gayret gösteriyor. Bu gayretin Türkiye’yi nereye götüreceğini bir bilgiyle paylaşalım. Dünyadaki devletler, siyasi rejimleri ve yönetim biçimlerine göre dört kategoriye ayrılıyor.

1- Tam demokrasiler

2- Özürlü demokrasiler

3- Melez rejimler

4- Otoriter rejimler.

Türkiye bu kategoriler içerisinde melez rejimler arasında kabul ediliyordu. İsminde cumhuriyet olan ve sisteminde seçim olan her devlet demokrasi olarak kabul edilmiyor. Saddam'ın Irakı’nın da, Esad'ın Suriyesi’nin de, Kaddafi’nin Libyası’nın da sonunda cumhuriyet bulunuyor. Ama dünyada hiç kimse onları demokrasi ile yönetilen ülke olarak kabul etmiyor.

Bütün dünyada yerinden yönetim metotları geliştirilmeye çalışılırken, Türkiye gibi seksen milyonluk büyük bir ülkede, tüm yetkilerin tek bir kişide toplanması, ülkeyi yönetilemez hale getirir. Şu anda mecliste oylanan anayasa değişikliği tam da bunu yapmaya çalışıyor.

Eğer bu teklif referandumdan geçip yasalaşırsa, meclisin yani yasamanın hiçbir fonksiyonu kalmayacaktır. Çünkü cumhurbaşkanı ülkeyi kararnamelerle yönetmek istiyor. Kararname yerine çıkarılacak kanunlar geçerli olacak deniyor. Ancak veto yetkisini kullanan cumhurbaşkanı, kanunu geri çevirirse, tekrar kanunlaşması mümkün görünmüyor. Başbakanlık ve hükümet yok ediliyor. Seçilme şartı olmayan cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlarla ülkeyi istediği gibi yöneten bir cumhurbaşkanlığı sistemi öneriliyor. Ayrıca cumhurbaşkanı istediği zaman meclisi gerekçe göstermeksizin fesh edebiliyor. Ama meclisin cumhurbaşkanını azledebileceği ve yargılatabileceği şartlar adeta imkansız gibi.

Tüm yargı mensuplarının cumhurbaşkanı tarafından atandığı bir yargı sisteminin, bağımsız olabilmesi ve o cumhurbaşkanını yargılayabilmesi mümkün değildir.

Böylesi bir sistemin adına kuvvetler birliği sistemi deniyor ve hiçbir demokraside böyle bir sistem bulunmamaktadır. 16 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve yurttaş bildirisinin 16. Maddesi "Kuvvetler ayrılığı sisteminin bulunmadığı toplumlarda anayasa yoktur" demektedir. Yani Türkiye Anayasası olmayan, bir başkanın buyruklarla (kararnamelerle) ülkeyi yönettiği bir devlet haline getirilmek isteniyor.

Mecliste oylanan bu anayasa değişikliği kabul edilirse, Türkiye Avrupa’nın tam 228 yıl gerisine düşecektir. Şu anda ülke rejimleri sıralamasında "melez rejimler" kategorisinde bulunan Türkiye, en alt basamak olan "otoriter rejimler" kategorisine düşecektir.

Türkiye'nin böyle bir seviyeyi ve rejimi hak ettiğini düşünmüyorum.

Onun için tüm gücümüzle demokrasiyi savunmak ve getirilmek istenen otoriter tek adam rejimini durdurmak zorundayız!



Paylaş | | Yorum Yaz
1590 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi