• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cerkeshaklari
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam47
Toplam Ziyaret461077
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.48383.4977
Euro4.17344.1901
Semerkew

Murat Özden

Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkesler Demokrasiden Yana Tavır Almaya Mahkumdur!
06/02/2017

Demokrasi insan neslinin bugüne kadar geliştirdiği en mükemmel yönetim biçimi olarak kabul ediliyor. Eksikleri, hataları olsa da, yavaş işlediği söylense de insanoğlu henüz demokrasiden daha mükemmel bir yönetim biçimi keşfedebilmiş değil.

İnsanlar topluluklar oluşturup, kentler kurmaya başladıklarında, birbirlerine ve yönetime karşı da kurallar geliştirmeye başladılar. Bu kurallar hukuku ve yönetim biçimlerini ortaya çıkardı.

"İnsanın kendini özgürce ifade edebildiği rejimin adına demokrasi" deniyor. İnsanlığın iki bin beşyüz yıllık bir demokrasi deneyimi var. M.Ö. 500'lü yıllarda Atina demokrasisi denen Yunan şehir devletlerinde demokrasi sadece efendiler arasında geçerliydi.

Bin beş yüz yıl kadar devam etmiş olan Roma İmparatorluğunda, imparatorun yanında yasama organı olarak çalışan Roma senatosu çıkardığı kanunlarla bir hukuk külliyatı oluşturmuştur. Bugün hukuk fakültelerinde okutulan en önemli derslerden biri de "Roma Hukuku"dur.

İktidar olanlar (yani yürütme organı) hiçbir zaman yetkilerini paylaşmak istememişlerdir. Bu yetki paylaşımı meselesi birçok savaşa ve çatışmaya sebep olmuştur. Bu yetki paylaşımı ile ilgili ilk anayasa olan Magna Carta (Büyük özgürlük fermanı) 1215 yılında İngiltere'de imzalanmıştır. Kral John ve Baronlar arasında, kralın yetkilerini karara bağlamak amacıyla imzalanmıştır. Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini, kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul etmesini zorunlu kılıyordu. Bu anayasanın en önemli maddelerinden biri şöyle diyordu: "Özgür olan hiç kimse kendi benzerleri tarafından, ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip, hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek,mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır."

Tabi bu şartlar özgür bireyler ve baronlar için geçerliydi. Serflerin üzerinde çalıştıkları topraklarla birlikte alınıp satılmaları yüzyıllar boyu devam etti. İngiltere’de 1215 yılında imzalanmış olan Magna Carta iktidarın yetkilerini yasama ve yargı ile paylaşmayı kabul ettiği ilk yazılı metindir.

Yüzyıllar boyu süren mücadelelerden sonra, Fransız Burjuva devriminden sonra  yayınlanan yurttaşlar bildirisinde "Kuvvetler ayrılığının olmadığı toplumlarda anayasa yoktur" prensibi getirilmiştir. Artık günümüzde kuvvetler ayrılığı prensibini kabul etmeyen ülkelere demokrasi denmiyor.

***

Bu ülkede yaşayan halklardan biri olan Çerkeslerin de, ekmek kadar, hava kadar, su kadar demokrasiye ihtiyacı var. Çünkü varlıklarını ve örgütlülüklerini ancak demokrasi ikliminde sürdürebilmeleri mümkündür. Şimdi bunun neden böyle olması gerektiği ile ilgili bazı sorular soracağım ve cevaplarını arayacağım.

1- Çerkeslerin Osmanlıdaki ilk örgütlenmesi olan Çerkes Teavün Cemiyeti neden 1908 yılında kurulmuştur?

Çünkü Çerkesler Osmanlı Devletine sürgün edildikleri 1864 yılında Osmanlı padişahlıkla (monarşi) yönetiliyordu. Azınlıkların kendilerini ifade edebilecekleri örgütlülükleri oluşturmaları yasaktı. Hele Osmanlı'nın son dönemlerinin 33 yılına damgasını vurmuş 2. Abdülhamit döneminde, oluşturulan hafiye teşkilatı sayesinde bir araya gelen iki kişi bile takibata uğruyordu.

Sürgünden 44 yıl sonra ilan edilen meşrutiyet sayesinde, azınlıkların örgütlenme özgürlüğü kabul edilince, Çerkes Teavün Cemiyeti kurulmuş, Çerkesce eğitim veren okullar açılmış, Çerkes alfabeleri hazırlanmış, Çerkesce gazeteler çıkarılmış,anavatana yönelik çalışmalar başlatılmıştır.

2- Çerkesler Osmanlı dönemindeki kazanımlarını neden 1923'te kaybetmişlerdir?

Çünkü Osmanlıyı yıkıp, yerine Türkiye Cumhuriyetini kuran zihniyet Türk ırkçısıydı. Turancı İttihat-Terakki’nin B takımı tarafından kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, "Anadolu’nun Hıristiyanlardan arındırılması, Türk olmayan müslüman toplulukların Türkleştirilmesi" şeklindeki ittihatçı politikayı tüm şiddeti ile devam ettirdi.

Yeni Cumhuriyet ilk saldırısını Çerkeslere karşı gerçekleştirmiştir. Daha Cumhuriyet ilan edilmeden, 1923 yılının Haziran ayında, Çerkes Teavün Cemiyeti kapatılmış, Çerkes Numune Mektebi kapatılmış yöneticileri gözaltına alınmış, Gönen-Manyas Çerkesleri sürülmüş, 150'likler listesinin 86 kişisi Çerkesler tarafından doldurulmuştu.

Padişahlığı yıkmış olan yeni Türkiye devleti "Kemalist Diktatörlüğe" dönüşmüştü. Azınlıkları yok farz eden ve yok olmaları için her türlü asimilasyon politikalarını uygulayan bu dönemde, Osmanlı döneminde kazanılmış hakları muhafaza etmek mümkün olmamıştır.

3- Çerkesler Cumhuriyet dönemindeki ilk derneklerini neden 1951 ve 1952 yıllarında kurabilmişlerdir?

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti artık diktatörlükle yönetilemez bir duruma gelmişti. İkinci Dünya savaşından çok güçlenerek çıkmış olan Sovyetler Birliğinden kendini koruyabilmek için, Türkiye'nin batıya yaklaşması gerekiyordu. Birleşmiş Milletler ve NATO'ya girebilmek için çok partili hayata geçilmesi mecburiyeti vardı. Bunun için Demokrat Parti kurulmuştu. Demokrat Partide CHP içinden çıkmıştır. Devletin sahibi olduğunu zanneden CHP'den iktidar kaymıştı. Gelmiş olan nispi özgürlük ortamında, 1951 ve 1952 yıllarında iki ayrı kafkas derneğimiz kurulabilmiştir.

4- Çerkesler, Cumhuriyet tarihindeki ilk Çerkes isimli örgütlenmelerini neden 2009 yılından sonra kurabilmişlerdir?

Çünkü neredeyse altmış yıla yaklaşmış Avrupa Birliği yolculuğunda (Türkiyenin AB'ye ilk müracaatı 31 Temmuz 1959), Türkiye Devleti AB projesini 1990'ların sonu ve 2000'li yılların başında ilk defa ciddiye aldı. AB uyum yasaları çerçevesinde antidemokratik özelliği olan birçok kanun değiştirildi. AB'nin dayattığı azınlıklar lehine pozitif ayrımcılık yapılması şartı kısmi de olsa hayata geçirildi. Devletin finanse ettiği Kürtçe televizyon kanalı açıldı, azınlık dillerinin okullarda seçmeli ders olarak kabul edilmesi, bazı üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı, Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması olumlu etkiler yarattı. 2009 yılında başlatılmış olan demokratik açılım sürecinden cesaret alan Çerkesler de, Çerkes, Adıge ismiyle başlayan dernekler ve federasyonlar kurmuşlardır.

Diaspora Çerkes tarihinde, Çerkeslerin kültürel ve örgütsel anlamda gelişmeleri, özgürlüklerin arttığı  demokratik ilerleme dönemlerinde olmuştur. Onun için Çerkesler her zaman demokrasiden yana tavır almaya mahkumdur.

***

Bu günlerde Türkiye çok önemli bir demokrasi sınavı ile karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Nisan ayı içerisinde Türkiye’nin önüne sandığı koyup, TBMM'den kavga dövüş çıkarılmış olan Başkanlık anayasa değişikliğine “evet mi, hayır mı diyorsunuz” diye sorulacak.

Bu anayasa değişikliğine hayır diyenler "anayasaları olmazsa olmaz şartı olan, "Kuvvetler ayrılığı" şartının yok edilerek, dikta rejimine gidileceğini savunuyorlar. Evet diyenler ise  "Türkiye prangalarından kurtulacak, Türkiye uçacak" gibi argümanlar kullanıyorlar. Türkiye Evet ile hayır arasında hızla kutuplaştırılıyor.

Bu süreçte Çerkeslerin ve tarihte Çerkesler tarafından kurulmuş ilk parti olan ÇDP (Çoğulcu Demokrasi Partisi)’nin nasıl bir tavır takınacağı merak ediliyor. Bu konu ile ilgili olarak 29 Ocak 2017 pazar günü ÇDP'nin İstanbul İl başkanlığında, 21 kişinin katıldığı bir istişare toplantısı yapıldı. Bu toplantıya katılanlar geçmişte AKP'ye, CHP'ye, MHP'ye ve HDP'ye  oy vermiş kimselerdi. Geçmişlerine yakın pozisyonlarını korumakla birlikte, artık ÇDP'li olmuşlardı. Sürecin Çerkeslere ne getirip, ne götüreceği çok ciddi olarak masaya yatırıldı. Son derece seviyeli bir tartışma çerçevesinde adeta bir mini referandum yapıldı. Bu mini referandumdan %15 civarında evet, % 40 civarında kararsız ve boykot eğilimi, %45 civarında da hayır oyu çıktı. Evet diyenler Çerkesler için sağlanmış kazanımların AKP döneminde gerçekleştiğini, bu yüzden evet dememiz gerektiğini savundular. Hayır diyenler ve kararsızlar ise 15 yıldır iktidarda olan AKP'nin özel olarak Çerkeslere hiçbirşey vermediğini, verilmiş olan hakların AB sürecinin getirdiği haklar olduğunu savundular. Evet çıkması durumunda Türkiye'nin demokrasiden ve AB'den uzaklaşacağını ve mevcut kazanımlarında kaybedileceğini iddia ettiler.

İstişareler sonucunda, Türkiye'nin bu kutuplaşmasına ÇDP'nin taraf olmaması gerektiği sonucuna varıldı. ÇDP bir deklerasyon yayınlayarak, tüm halkımızın demokratik hakkını kullanmak için mutlaka sandığa gitmesi gerektiği hususunda bir çağrı yapacaktır.

NOT: Yazdıklarım partinin resmi görüşü değil, bir kulis haberidir.



Paylaş | | Yorum Yaz
2029 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Çerkes Halkı Ruslan Gvaşe'ye Sahip Çıkıyor - 17/09/2017
‘Rusya'ya Gönüllü Katılım’ İhanetini Affetmeyeceğiz ! - 08/09/2017
‘Ne Mutlu Türküm Diyene!’ Demek Zorunda mıyız? - 31/08/2017
‘Utanmıyor musunuz?’ Demek, Utanmaya Davettir - 20/08/2017
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
chi-cdp






adigebze I-II
Nükte!

BİZE BENZEYİP BİZDEN OLMAYANLAR...

Kurt, büyümekte olan yavrusuna hayatı öğretiyormuş. Bir tepeye çıkmışlar. Aşağıda yayılan koyun sürüsünü göstermiş ve anlatmış;

- Bak yavrum şu gördüklerin koyundur. Etleri çok lezzetlidir. Yakalaması da kolaydır.

Yavru kurt lafa girmiş ve çobanı göstererek, onun kim olduğunu ve ne yaptığını sormuş. Kurt, çobandan uzak durmasını, elindeki değneğin çok can yaktığını sıkı sıkı tembihlemiş.

Bu sırada yavru kurdun dikkatini sürünün köpeği çekmiş.

- Şu bize benzeyen bir şey var orada, o ne yapıyor?

Kurt, derin bir of çekmiş ve anlatmış:

- Ah yavrum, bizi asıl perişan eden işte o bize benzeyip de bizden olmayandır...
             ***
Bu fıkra neden icab etti?
RF Çerkes Örgütleri Koordinasyon Kurulu, Suriyeli Çerkesler için uluslararası toplantı yapılması isteğinden DÇB ve KAFFED'in baskıları sonucu vazgeçmiş de…

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi