• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cerkeshaklari
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam422
Toplam Ziyaret475089
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.87653.8921
Euro4.57284.5911
Semerkew

Ali İhsan Aksamaz

Ali İhsan Aksamaz
aksamaz@gmail.com
Yaşasın 23 Nisan!
27/04/2017
Giriş

23 Nisanları çok severim ve sahiplenirim. Bu sahiplenişin sebebi yalnızca, okulda bize o gün ile ilgili olarak öğretilenlerden kaynaklanmıyor.  Benim için “23 Nisan”ın  “Ulusal Egemenlik” ve “Çocuk Bayramı” ifadelerinin ötesinde  de anlam ve mesajları var. Ben, bu mesajları hem bir vatansever ve hem de demokrat ruhlu bir insan olarak anlıyor ve “23 Nisan”ı bütün bu anlamlarıyla sahipleniyorum.

Emperyalistler vatanımızı işgal altına aldı. İşgalciler Vatanı yöneten iradenin başkenti olan İstanbul’u işgal etti, Meclisimizi dağıttı ve kapısına kilit vurdu. 23 Nisan, hem Kurtuluş Savaşımızın Gazi bir önderliğe sahip olduğunun bir sembolüdür, hem demokrasi mücadelemizin bir mirasçısıdır hem de birçok alandaki çoğulculuğu ile bugünlere bile örnek teşkil etmektedir.

    23 Nisan 1920’yi anma gününde Ankara’daydım. Artvin Kalkınma ve Eğitim Vakfı’nın daveti ile Artvin Evi’nde “Lazlar” konulu bir sunum yaptım. Böylesi önemli bir günün yıldönümünde sunum yapabilmek beni bahtiyar etti. Çünkü hem Türkiye ve hem de Lazca’yı seviyorum. Hem Türkiye’nin hem de ortak anlaşma dilimiz Türkçe ile Lazcanın sonsuz kadar yaşamasını istiyorum.  23 Nisan’daki bu sunumuma ilişkin değerlendirme ve izlenimlerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum. O maksatla bu makaleyi kaleme alıyorum.


Sunum Tarihinin Belirlenmesi

Aslına bakılırsa bu sunum çok daha önce, Eylül 2016’da yapılacaktı. Şevket (Çorbacıoğlu) Bey ve Demir (Akın) Bey telefonla beni aramışlar ve bu tarihte bir sunum yapmam konusunda karar vermiştik. Ancak hastalığım sebebiyle o tarihte bir sunum düzenleyememiştik. Dolayısıyla da sunum tarihi olarak 23 Nisan’ı belirlemiş olduk. Böyle bir önemli tarihte “Lazlar” konulu bir sunum yapmamız çok da anlamlı mesajlar taşıdı. Sağ olsunlar; hem Demir Bey hem de  Şevket  Bey sürekli olarak benimle bağlantıda oldular ve sunumun büyük bir başarı ile tamamlanmasına büyük katkı sundular. Eşim Nuray (Gök Aksamaz) Hanım’a teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisi powerpoint sunumuma teknik destek sundu.

    Sunumumda neleri söyleyeceğim önceden kafamda şekillenmişti. Her zaman kafam da şu düşünce vardır. Hem Türkiye’yi seven bir vatansever ve demokrat ruhlu kardeşleşmeden yana bir insan olarak hem de Lazcanın kurumsallaşarak geleceğe taşınması için çalışan bir insan olarak çizgim yıllardır belliydi ve sunumuma bu çizgi yansıyacaktı. Sunumumun 23 Nisan’a denk gelmesi de ayrıca konuya daha da farklı bir anlam ve renk kattı.


Afiş, Sunum Metni ve Powerpoint Gösterisinin Hazırlanması

Sunum metnimi, sunumumdan üç-dört gün önce hazırladım. Son gözden geçirmeler yaptım ve bilgisayarda yazdım. Doğrusunu isterseniz, bu sunum metnini hazırlarken zorlandım. Çünkü dinleyici kitlesinin profilini bilmiyordum. Sağ olsun; bu konuda Yusuf  (Bulut) Ağabey, açıklayıcı bilgiler verdi.

    Bu toplantıyı üç bölüm olarak planlamıştım. İlk bölümde ben anlatacaklarımı, powerpoint görselleri eşliğinde sunacaktım. İkinci bölümde, varsa, soruları cevaplayacaktım. Üçüncü bölümde ise, katkı sunacaklara mikrofon uzatılacaktı. Öyle de oldu.

    Yaklaşık bir ay kadar önce; Demir Bey, sunumun afişini ön çalışmasını bana gönderdi. Sağ olsun. Görüşümü aldı. Böylece sizlerin de şimdi gördüğünüz afiş hazırlanmış oldu.   

Konuşma metnimde hem Lazların en eski tarihlerinden bahsetmeli hem de yaşadıkları coğrafyalara dikkat çekmeliydim. Bütün Bunları yaparken de herkesin ulaşabilecekleri kaynaklardan faydalanmalıydım. Ayrıca benim de bir yıl kadar önce ulaştığım kimi oldukça önemli bilgileri de paylaşmalıydım.

Osmanlı-Rus Savaşlarında Lazların Osmanlı vatanına gösterdikleri bağlılığa ve fedakârlıklara da dikkat çekmem gerekiyordu. Batum’un Çarlık Rusyasına savaş tazminatı olarak verilmesi karşısında Lazların tavrına dikkat çekmeliydim. Laz Beylerinin,  Britanya Kraliçe Viktorya’ya yazılı başvurularına dikkat çekmeliydim. Bu konuda, İrfan (Çağatay) Bey’in Ahmet Tevfik Yücesoy’un çalışmasını bizlere kazandırması önemli bir kaynaktır; belirtmeliydim. Namık Kemal’in Lazca konusundaki olumsuz tavrına değinmekten vazgeçtim. Vatan şairi; Vatan için gönüllü müfrezeler oluşturan Lazların anadilini küçümsemişti.Bu bilgiyi paylaşmaktan kaçındım. Laz Beylerinin 300 tepeden tırnağa silâhlı Laz partizanını Afganistan’ın güvenliği için Britanya Ordusu emrine verme teklifinden de bahsetmekten kaçındım.

Ayrıca günümüz Türkiye Lazlarının, Laz aydınlarının kendi kimliklerini kurumsal olarak yaşatmaya başladıkları 1993 Kasım’ından bu yana yaptıkları çalışmalardan da bahsetmeliydim. Önemli bir milâd olan “Ogni Kültür Dergisi”ni anmalıydım. Ardından Kocaeli Sima Laz Vakfı, İstanbul Laz Kültür Derneği, Ankara Laz Kültür ve Dayanışma Derneği, Arhavi Çkuni Berepe/ Laz Kültür Sanat ve Turizm Derneği, Karabük/ K. Ereğlisi Laz Kültür Derneği ve  Laz Enstitüsü’ne dikkat çekmeliydim. “Mçhita Murutskhi” adlı Lazca ilk gazeteye, “Ağani Murutskhi” adlı Türkiye’de yayınlanan gazeteye dikkat çekmeli ve internetten yayınlanan “Gazeta Noğa”nın adını da duyurmalıydım.

“Ogni” dergisinin yeniden yayın hayatına başladığından da bahsetmeliydim. Tabi, Devletin okullarında seçmeli ders olan Lazca’ya dikkat çekmeli ve bu önemli adımda ciddî çabası olan Laz Enstitüsü’nün adını anmalıydım. Devlet okullarında okutulan seçmeli Lazca ders kitabının da yine Laz Enstitüsü tarafından hazırlandığını belirtmeliydim. Bu işte de en büyük çabanın İsmail Avcı’dan geldiğini bir kez daha vurgulamalıydım.

Vurgulamam gereken bir konu da “TRT LAZURİ” idi. TRT’nin 24 saat Kürtçe yayın yapmasına rağmen, “TRT LAZURİ”nin olmamasına dikkat çekmeliydim. TRT’nin Lazca da, Abhazca da, Gürcüce de, Çerkesçe de yayın yapmadığına dikkat çekmeliydim. Kürtçe dilse, Lazcanın da dil olduğunu vurgulamalıydım. Lazların vatan savunmasında yalnızca bir mükellef olarak değil, aynı zamanda gönüllü olarak görev aldıklarına ve bu yönüyle de “TRT LAZURİ”yi hak ettiklerini bir kez daha vurgulamalıydım.

23 Nisan 1920’nin önemi üzerinde durmalıydım. Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Mayıs 1920’de Meclis’te yaptığı konuşmada Lazların hak ve hukuklarını da sahiplendiğini vurgulamalıydım. Biliyoruz ki, o Mecliste “Lazistan Milletvekilleri” de vardı.

Kolkhlar kimdir? Lazların ve Megrelerin Kolkhlarla ilişkileri nedir? Kolkh dili, bugün hangi dillerde yaşıyor? Lazca ve Megrelceye dikkat çekmeliydim. Kolkheti, Lazika/ Egrisi, Lazistan, Lazistan Sancağı nedir? Bu konular üzerinde de durmalıydım. Heredot’tan, Rodoslu Apollonius’tan söz etmeliydim. Onların eserlerinde de proto-Lazlardan söz edildiğini belirtmeliydim.

Sunum süremi, aslında bir saat gibi planlamıştım. Görüldüğü üzere bahsedilecek konu, kısıtlamama rağmen çoktu. Aslında her bir konu başlığı ayrı bir toplantı konusuydu.

Belirtmem gereken bir diğer konu, Lazların komik duruma düşürüldüğü “Laz Fıkraları” idi. Bu konuya değinmeliydim. Gölge oyunundaki “Laz figürünü” da göstermeliydim. Bir “Laz fıkrası” aktarmalıydım. Lazların Lezgiden dönme olduğunu iddia eden Kadir Mısıroğlu’nun tavrına dikkat çekmeliydim. Kadir Mısıroğlu neden Şemsettin Sami’nin “Kamus-ul Alâm” adlı eserini es geçmişti. Bunu vurgulamalıydım.

Lazların gurbet olarak İstanbul’dan önce Rusye’yi, yani Batum’u, Oçamçire’yi, Sokhum’u bildiklerini belirttim.  O sebeple, günümüz Abkhazya’sında  eski zamanlarda Osmanlı Lazistan’ndan gurbetci olarak gitmiş epey bir Laz nüfusun yaşadığına da dikkat çektim. Değinmekle yetindim. Ayrıntıya girmedim. Ancak İskender Tzitaşi hakkında kısıtlı da olsa bilgi vermeye çelıştım.

Dikkat çekmem gereken bir başka konu da geçtiğimiz günlerde yapılan bir sokak röportajı idi. Mücahit Bey (Öztürk), Bilgi Üniversitesi’nden İsmail (Avcı) Bey’in öğrencisi. Kendisine bir ödev verilmiş. Lazlar kimdir? Nerede yaşarlar? Lazca dil mi Türkçenin şivesi mi? Mücahit Bey, Taksim yöresinde bu soruları çeşitli meslek, yaş ve yöreden insana sormuş. Pek de tatmin edici doğru cevaplar alamamış. Bu çalışmasından, videosundan da bahsetmeliydim.

Lazlardan, ilişkilerinden ve yaşadıkları coğrafyalardan bahseden Roma/ Bizanslı yazarlardan da söz etmeliydim: Plinius, Arrianus, Ptolemeus, Priskos, Belisarius, Prokopius, Agathias, Menandros, Theophanes gibi birçok yazar. Varsa bunların bazılarının eserlerinin kapaklarını da yer vermeliydim sunumda.

Paganlık/ Şamanlık, Hıristiyanlık ve Müslümanlık Lazların dinleri arasındaydı. Bu konuya da değinmeliydim. Gürcüstan Kilisesi’nin “Laz Azizler İkonu”na da değinmeliydim. Lazların Müslümanlaşma sürecine ilişkin İrfan (Çağatay) Bey’in makalesine de göndermede bulunmalıydım.

Nikolay Marr’ın “Lazistan’a Yolculuk” adlı eserinin Aras Yayınların’dan çıkmasına dikkat çekmeliydim. Bildiğim kadarıyla bu çalışma Lazika Yayın Kollektifi’nden de çıktı. Osmanlı Devleti’nin Lazistan Sancağı Flamasına da vurgu yapmalıydım.

Unutmadan söylemeliyim. Muhammed Vanilişi ve Ali Tandilava’nın Türkçeye “Lazların Tarihi” adlı kitaptan da kısaca bahsettim. Tarihçi olmadığımı ancak bu kitaptaki kimi çelişkili bilgiler sebebiyle Laz Tarihini araştırmaya başladığımı da belirttim. Önce kendim için araştırdığımı, sonra da bu bilgilenmelerimi yazarak başkalarıyla paylaştığımı açıkladım.

Kendilerini bu sunumda anmam gereken beş önemli Laz Aydını vardı: Hopalı Faik Efendi, İskender Tzitaşi, Osman Topçuoğlu, Safiye Topçuoğlu ve Ahmet Tevfik Yücesoy.  Bu insanlar Laz kimlik ve emek mücadelesinde önemli bir yere sahiptirler. Bu sebeple kısaca haklarında bilgi verdim.

Önce bir metin kaleme aldım. Konuşulan konularla ilgili fotoğraflarla zenginleştirdim. Daha sonra eşim, sağ olsun, bir powerpoint gösterisi hazırladı. Bu her iki çalışmayı da önceden Demir (Akın) Bey’e ulaştırdım. Sunumda neler yapacağımı önceden bilsinler istedim.

Sunum metnimde yukarıda belirttiğim konular yer aldı. Sunumumu bu yazılı metne sadık kalarak yaptım; okumadım. Slayt eşliğinde sunumuma başladım ve bitirdim.


Ankara’ya Hareket Ediyorum

22 Nisan günü saat 12:00’de Esenler’den Kâmil Koç Firmasının otobüsüyle  hareket ettim. Sakin geçen bir yolculuktan sonra Ankara’ya saat 18.30 gibi ulaştım. Yol boyunca Şevket (Çorbacıoğlu) Bey benimle telefonla sürekli bağlantıda oldu. Sürekli bilgi aldı. Konaklayacağım misafirhane de bir oda ayırttılar.

    Ankara’da beni karşılayan, kıymetli asker arkadaşım Emin Ahmet Tümer oldu. Kendisiyle 1986 yılından beri tanışırız; bağlantımız devam etti. Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu’nda piyade asteğmen olarak vatan vazifemizi yapmış, ayrıca İngilizce dersleri vermiştik. Şimdi hatırlıyorum. Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu Foto-Film merkezinin çektiği ve bizlerin de destek verdiği bir ders videomuz var.

    Emin Ahmet Arkadaşımla beraber Sakarya Caddesinde bir mekâna oturduk. Hem bir şeyler atıştırdık hem de askerlik anılarından, Türkiye’nin bugününden ve geleceğinden kendimizce konuştu. Sohbet güzeldi. Ancak gece yarısı olmuştu bile. Kalktık. Ben Ankara’yı hiç bilmem. Gece yarısı olmuştu. Sağ olsun, Emin Ahmet Arkadaşım, beni bir taksiye bindirdi. O gece konaklayacağım Genel Maden-İş Sendikası’nın Zonguldak Konukevi’ne gittim.

    23 Nisan 2017, Pazar: Sabahleyin uyanınca gözlerime inanamadım. Kar yağıyordu. Aslında Ankara’ya gelmişken buradaki akrabalarımı da ziyaret edecektim. Kar, benim bu düşüncemi değiştirdi. Kendilerini telefonla bile aramadım. Hastalığım, bu soğuk havada risk almamı engelledi.

    İyice dinlendim. Saat 09:30’da odamdan çıktım ve aşağıdaki yemek salonuna indim. Açık büfe kahvaltıdan sonra tekrar odama çıkmıştım ki, Şevket Bey telefonla aradı. Yolda olduğunu ve birazdan beni almaya geleceğini söyledi. Tıraş oldum. Hazırlandım. Sırt çantamı alarak odamdan çıkmak üzereydim ki, telefonum çaldı. Şevket Bey idi. Lobiye ulaşmış. İndim. Karşılaştık. Kucaklaştık. Misafirhane görevlisiyle de vedalaştıktan sonra kapıda bizi bekleyen taksiye yöneldik. Bindik. Kar yağıyordu ve hava soğuktu. Sabahtan bir iki kar yağarken çektiğim klibi facebook sayfamda paylaşmıştım.

Konukevinden Artvin Evine mesafe kısaydı. Kısa bir süre sonra da o muhteşem binaya ulaştık. Taksi şoförü ile vedalaştık. Arabadan indik. Gerçekten muhteşem bir bina idi. Şevket Bey, temelden çatıya bu binada emeği olduğunu belirtti. Hem kendisini hem de emeği olan herkesi bir kez daha tebrik ederim. Ölenlere de rahmetler dilerim.

Sunumumu da yaptığım salona çıktık. Oturduk. Hemen Tavşan kanı diye tabir edilen çaylar geldi. Sohbete başladık. Bir süre sonra Kemal (Özbıyık) Bey de geldi ve bize katıldı. Akın (Demir) Bey de geldi. Çok geçmeden fotoğraflar çekildi, selfiler çekildi.

Daha sonra yönetim odasına geçildi. Oturduk. Sohbetler ettik. Yavaş yavaş Lazlar, Laz Aydınları gelmeye başladı. Benim eksikliğim olsa gerek,  kendi kimliklerine duyarlı bu kadar çok Laz Aydınının bulunduğunu bilmiyordum. Demir Bey, bana bir kitap hediye etti: “Antik Kaynaklarda Karadeniz Bölgesi”. Eser Adem Işık’a ait. 2001 yılında Türk Tarih Kurumu’ndan yayımlanmış bir eder. Demir Bey’e bir kez daha teşekkür ederim.

Bilenler biler; Kemal (Özbıyık) Bey, çok önemli şahsiyet. Halk dansları üzerinde yaptığı çalışmalar ve Artvin yöresi Halk Oyunları alanında yetiştirdiği insanlar o kadar çok ki. Çocuk yaşından beri, tuttuğu notları nihayet kitaplaştı. Kemal Bey de bu eserini imzalayarak bana hediye etti. Kemal Bey’e teşekkür ederim. Kitabın adı şöyle: “Üzerleri ‘Toz’ Olmasın/ Doğu Karadeniz’de Yaş Almak”. Kitap 2016’nın sonunda Ankara’da Karina Yayınevi’nden çıkmış. Kitabın editörü Çiğdem Aktepe. Görsel yönetmen ise, Mehmet Coşkun. Kapak fotoğrafları da yazarımıza, Kemal (Özbıyık) Bey’e ait.

Bu kitabı henüz okumadım. En kısa zamanda okuyacağım. Bu kitap ve yazar ile ilgili olarak birçok kişi görüş belirtmiş. Onların adlarını da anmak isterim: Hüseyin Altunbayrak, Yusuf  Bulut, Şevket Çorbacıoğlu, Muhammet Ergin, Hasan Karabulut, Nuretttin Kılıçparlar, Galip Kurdoğlu ve Armağan Serdaroğlu. Kitap, Lazların eskiden kullandıkları aletlerin, kap ve kacakların da çeşitli fotoğraflarını içeriyor. Bunlar Türkçe ve Lazca adlarıyla verilmiş: Bakır Tavalar/Tağanepe, Güğümler/Kukumape, Bakraç/ Onçaxale, Kazanlar/ Çukali, Çuki, Zema, Tepsi, Ahşap Yemek Kabı/ Sarğa, Değirmen/ Karmate, El rendesi, Kara lastik/ Demokrat, Lamba, Küp/ Kvantsa, Sofra Altlığı/ Treşeli.

Kitabın sonunda, Kemal Bey’e Alman Bilim insanı Rüdiger Benninghaus’un Köln’den 28.02.1984 tarihinde daktilo ile yazdığı iki sayfalık bir de mektup yer alıyor. Emek ve zaman ürünü olan bu kitabı, dediğim gibi henüz okumadım, orada şöyle bir sayfaları çevirdim ve göz attım. Kitap; Lazlara ve Doğu Karadeniz’e ilgi duyan herkesin ilgisini çekecek etnografik bilgileri içeriyor. Kemal Bey’in anlattıklarından beni en çok etkileyen, muhacirlik yıllarına ilişkin anlattıklarıdır. Sanırım kitapta da bu konuya değiniyor.

Kemal Bey, Şevki Batum Bey’e teşekkürlerini ifade ediyor çünkü kendisinin katkıları büyük olmuş. Kitabın arka kapak yazısını Zeynep (Seyhan Baştabak) Hanım yazmış. Bu kitabı, ilgilenenler internet üzerinden temin edebilir: www.karinakitap.com. Kitabın fiatı KDV dahil 25 TL. Kitabın yer yer Lazca ifadeler içerdiğini belirtmeliyim. Kemal Bey, bir sonraki çalışmasının Lazca olacağını ifade etti. Öyle hatırlıyorum.


Şimdi Sunum Vakti

Zaman su gibi aktı. Yönetim odasına sığamaz olduk. Zaten sunum saati de gelmişti. Sunumun yapılacağı salona çıktık. Orada çok önemli insanlarla tanıştık. Sunum heyecanından olsa gerek, hiçbirinin adını aklımda tutamadım. Bir tek Mehmet Ali Kök Bey (Makok) hariç. Onun da sebebi var. Sonra söylerim.

    Bir yandan sunumun yapılacağı salona gidiyorum, bir yanda da kardan dolayı endişeleniyorum. Endişemin iyi sebebi var: Ya hastalanırsam ya katılım az olursa. Kimseye bir şey belli etmedim tabi. Ancak hemen belirtmeliyim ki, Artvin Evin’de bulunduğum sürece herkes çevremde bir sevgi yumağı oluştu. Kendilerine bir kez daha teşekkür ederim buradan.

    Artık sunumun yapılacağı salondayız. Yaklaşık 35-40 kişi var. Yönetim odasından birlikte çıktığım insanlarla beraber izleyici sayısının 50’yi geçeceğini düşündüm önce. Toplantı sonrasında, Şevket Beyden öğrendim ki, sunumu izlemeye gelenlerin sayısı 100 civarındaymış. Karlı bir Ankara gününde azımsanamayacak bir rakam.

Şevket Bey, sunum sonrası katkı sundu. Bütün Doğu Karadeniz’e Laz denilmesinin bir temelinin olduğuna dikkat çekti. Söylediklerine katılıyorum. Sunumda söyleme ihtiyacı duymadım, ancak birçok Lazın dilini kaybederek Çepni Türkü’ne dönüştüğünü, bir kısım Lazın da zamanla Rumlaştığını belirtmeliyim buradan.

Şevket Bey, “Laz Fıkraları”na da dikkat çekti. Lazların kimliklerine sahip çıktıkça bu “Laz Fıkraları”nın “Karadeniz Fıkraları”na dönüştüğünü ve öyle anlatıldığına dikkat çekti.


    Demir Bey, powerpoint slayt gösterisi için gerekli düzenlemeleri yapmış. Konuşmamı Türkçe olarak yapacaktım. Ancak girişte Lazca konuşmak istedim. Bu konuyu daha önce Demir Bey’e danıştım. Kendisi tabi dedi. Lazca konuşmalarımı cümle cümle Türkçe’ye çevirecek birisine ihtiyacım vardı. Bu konuda Kamil (Aksoylu) Bey’in veya Kemal (Özbıyık) Bey’in bana yardımcı olabileceklerini söyledi. Gel gör ki; söylediklerine göre, Kâmil Bey, oldukça tuzlu Mukhlama yediği için tansiyonu 24’e çıkmış. Toplantıya katılamamış. Bana ulaşmak istemiş, ulaşamamış. Daha sonra biz, Şevket Bey ile kendisine ulaşmak istedik. Telefonu kapalı idi. Kendisine şifalar dilerim. Hemen belirtmeliyim; Kâmil Bey, Ogni’nin ilk sayısını matbaadan aldığımız anı, bugüne kadar ilk olarak yazmış olan kişidir. Aktarımlarını büyük bir duygu yoğunluğuyla okuduğumu belirtmeliyim.

Lazcadan Türkçeye tercümanım Kemal Özbıyık Bey oldu. Sunum öncesi çok küçük bir prova yaptık. Belirtmeliyim. Sunum sırasında çok başarılı bir çeviri yaptı. Kendisine bunun için de teşekkür ederim. Kendisini tanımaktan şeref duydum. O kadar içten bir insan ki, sözle anlatamam.

Ve sunuma başladım. Slayt eşliğinde kısa bir Lazca sonra da Türkçe olarak sunumumu yaptım. Slayt çevrimlerinde Demir Bey yardımcı oldu. Hastalığım ve mikrofonun benim hareketlerime uyum gösterecek uzunlukta olmaması sebebiyle pek fazla hareket edemedim. Sunumum bitti. Bazı izleyiciler, sorular sordu. Cevaplamaya çalıştım. İnsanlar, Megrellere ve Hıristiyan geçmişe ait anlatımlarımı dikkatle izlediler. Özel konuşmalarda da bu konuya ilgi gösterdiklerini gözlemledim. Hopa ve Arhavili izleyicilerden Lazca bilenler Lazca sunumumu anladıklarına şaşırdıklarını belirttiler.  Güzel Lazca konuştuğumu söyleyerek beni övdüler; utandırdılar.

Bir konuda tepki gördüm. Kadir Mısıroğlu’nu ciddiye aldığım için eleştirildim. Bu ve bunun gibi kimseleri Lazlara hakaret ettiğini ve hak ettikleri cevabı alamadıklarına dikkat çekmek için Kadir Mısıroğlu’na dikkat çektiğimi belirttim. Hatta MHP lideri Devlet Bahçeli Bey’in de “Şeykh Pir” konusuyla ilgili olarak kendisine tepki gösterdiğini vurguladım.

Sunum hatırladığım kadarıyla iki saate yakın sürdü ve başarıyla bitti. Toplantıya Ankara Laz Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Armağan Sedaroğlu Bey de katıldı. Ayrıca Lazcanın üstadı Anke Musa Cedeşi, Oğuz Musa Bey de destek verdi ve anlamlı “Gokuntskhi”/”Uyan” adlı şiirini sahneden mikrofonla okudu. Büyük alkış aldı. Uzun zamandır tanışamamıştık. Tanışmak ve onunla kucaklaşmak bana güç verdi. Ben, Anke Musa Cedeşi’nin okuduğu şiirinden kısa bir bölümü burada aktarmak ve sizlerle paylaşmak istiyorum: “Getaxi nenas, pranguli…/Khvati; zinciri kremuli…/ Kibi kibi şara qazi…!/ Çe Lazi; /Goputskhi…/ Goputskhi…/Goputskhi…/ Kçe meşvenapeşi khincis/ Dikhapicis do ntsapicis/ Okhuşkva tolepes xazi / (…) / Çe Lazi,/ Gokuntskhi…/ Gokuntskhi…/ Gokuntskhi..!”

Sunum sonunda da bir folklor ekibi gösterisi sergilendi. Çok güzeldi. Beni de dahil ettiler. Hastalığım sebebiyle henüz kaslarım açılmadığı için kendilerine uyum sağlayamadım. Ancak yine de mutlu oldum.

Özel Sohbetler ve Vedaşma

Sunum boyunca ses ve görüntü kayıdı yapıldığını söylemeliyim. Sanırım, ilgilenenler bu sunumumu internet üzerinden izleyebilecek. Sunumun bittikten sonra birçok kişi yanıma geldi ve beni kutladı. Bir grup izleyicim de kitaplarımdan edinmek istediklerini belirttiler. Neden kitaplarımı getirmediğimi sordular. Bana katkı sunmak istediklerini ifade ettiler. Kitaplarımın Artvin Evi’nde de bulundurulması konusunda Demir Bey ile Belge Yayınlarından Mehmet Ali Bey’in bağlantılarını sağladım.

    Ankara’da Laz aydınları arasındaki ilişkilerin çok kuvvetli olduğunu belirtmeliyim. Birbirlerini dinliyorlar, eleştiriyorlar ama küsmüyorlar. Bana sorulan soruları cevapladım. Siyasî hiçbir konuya girmedim. Yumuşak bir uslup izledim. Hatta bazı izleyiciler bu tavrımdan dolayı beni eleştirdiler.

    Sağolsun; asker arkadaşım Emin Ahmet Bey de dinleyiciler arasındaydı. Bir dostunun yakını vefat ettiğinden oraya gitmesi gerekti. Vedalaştık. Kendisini yolcu ettim.

    Yusuf Ağabeyi de ziyaret etmek istiyordum. Hastaydı. Otobüsteyken birkaç kez aradı. Beni misafir etmek istedi. Sağ olsun. Çok istemesine rağmen, sağlığı elvermediği için Artvin Evi’ne gelemedi. Mehmet Ali Bey ile görüşmüş. Beni, kendisine götürmesini rica etmiş. Aklım Yusuf Ağabey’i ziyaret etmekteydi. Bir yandan da bana sorulan soruları cevaplamak istiyordum. Zaman da geçiyordu.

    İki gazeteci dostumuzla da tanışma fırsatım oldu. “Borçka/ Artvin 7 Mart Gazetesi”nden Zekai (Şentürk) Bey ve “08 Haber”den Rasim (Yılmaz) Bey. Dostça eleştirel katkılarda bulundular, destek oldular. Arhavililer Vakfı’ndan da dostlar vardı. Ardeşenliler de.

    Artık ayrılık saati gelmişti. Dostlarla vedalaştık ve ayrıldık. Mehmet Ali bey, beni otomobiliyle Sincan’a götürdü. Yusuf Ağabey’i ziyaret edecektik. Sağ olsun, Mehmet Ali Bey o gün oldukça kahrımı çekti yardımcı oldu. Cumhurbaşkanlığı Sarayına ve Millet Camii’ne de götürdü; bilgi verdi.

    Nihayet Yusuf Ağabey’in evindeydik. Kendisi ve eşi bizi sıcak karşıladı. Dostluk gösterdiler. İkrâmlarda bulundular. Uzun uzun sohbet ettik. Kendisini iyi gördüm. En kısa zamanda aramıza aramıza yeniden katılacak. Buna inanıyorum. “Livera Geyikleri” eserinden sonra öğretmenlik anılarını kaleme aldığı eserinin de bir an önce okuyucusuyla buluşmasını bekliyoruz.

    Otobüsüm 23:58’de hareket edeceği için bir saat kadar önce Yusuf Ağabeylerden ayrıldık. Kendisiyle ve yenge hanımla vedalaştık ve yola koyulduk. Mehmet Ali Bey, beni otogara kadar otomobiliyle getirdi. Dönüşte de Cumhurbaşkanlığı Sarayının önünden geçerken hızını azalttı. Manzarayı izledik. Yol boyunca, Mehmet Ali Bey’in dinî bilgilerinden ziyadesiyle istifade ettiğimi belirtmeliyim. Kendisi gerçek bir bilgi kaynağı. Kendisinin kitapları bulunduğunu belirtmeliyim.

    Saat 23:58’de Ankara otogarından aynı firmanın otobüsüyle hareketle, 24 Nisan sabahı saat 06:30 sularında Esenler otogarına, İstanbul’a dönmüş oldum. Tesadüf bu ya, koltuk numaram dönüşte de 7 idi.

    Bana anlamlı bir 23 Nisan yaşatanve yardımcı olan  herkese bir kez daha buradan teşekkür ederim. (26.04.2017)    

aksamaz@gmail.com



Paylaş | | Yorum Yaz
770 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Tekrar Milletvekili Adayı Olacak mıyım? - 04/09/2015
Tarihe Not Düşmek Ciddî İnsanların İşidir! - 30/07/2015
‘Başkası Değil, Kendin Ol, Böylesi Daha Güzelsin’ - 16/04/2015

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
chi-cdp






adigebze I-II
Nükte!

BİZE BENZEYİP BİZDEN OLMAYANLAR...

Kurt, büyümekte olan yavrusuna hayatı öğretiyormuş. Bir tepeye çıkmışlar. Aşağıda yayılan koyun sürüsünü göstermiş ve anlatmış;

- Bak yavrum şu gördüklerin koyundur. Etleri çok lezzetlidir. Yakalaması da kolaydır.

Yavru kurt lafa girmiş ve çobanı göstererek, onun kim olduğunu ve ne yaptığını sormuş. Kurt, çobandan uzak durmasını, elindeki değneğin çok can yaktığını sıkı sıkı tembihlemiş.

Bu sırada yavru kurdun dikkatini sürünün köpeği çekmiş.

- Şu bize benzeyen bir şey var orada, o ne yapıyor?

Kurt, derin bir of çekmiş ve anlatmış:

- Ah yavrum, bizi asıl perişan eden işte o bize benzeyip de bizden olmayandır...
             ***
Bu fıkra neden icab etti?
RF Çerkes Örgütleri Koordinasyon Kurulu, Suriyeli Çerkesler için uluslararası toplantı yapılması isteğinden DÇB ve KAFFED'in baskıları sonucu vazgeçmiş de…

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi