• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/cerkeshaklari
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari

O da bizi bırakıp gitti

SEÇKİN SELVİ

Altmışlı yıllarda Ankara Sanat Tiyatrosu’nun bir Anadolu turnesi, galiba Kayseri ya da Sivas’talar. Oyun bitmiş, dekorlar yola çıkarılmak üzere toplanmış, oyuncular da otele dönmeye çalışıyor. Çalışıyorlar çünkü o tarihlerde, o saatlerde, o şehirlerde araç bulmak olanaksız. Derken bir fayton görünüyor. Çetin Öner hemen elini sallıyor, fayton biraz yavaşlıyor. Çetin “Şimdi duracak da bineceğim” umuduyla bakarken, faytonun perdesi açılıyor, çok kocaman palabıyıkları olan, bıyıklarıyla ters orantılı ufacık tefecik biri olduğu için dışarıdan bakınca görünmeyen bir adam, tabancasını çekip o çelimsizliğin kompleksiyle haykırmaya başlıyor: “Lan dümbük, biz adam deyilmiyek!”

O turne dönüşü Çetin, adamın şivesini de taklit ederek pek çok kez anlattı bu anekdotu. Doğasındaki mizah yeteneğinin bir örneği olan bu öykü, aynı zamanda sanatçıların o tarihlerde ve bu tarihlerde yaşadıkları zorlu çalışma koşullarının da iyi bir örneğidir.

 Çetin’i 53 yıl önce AST’ın kurulduğu 1963’te tanıdım, son kez de 2014’te AST’ın 50. yıldönümü nedeniyle Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği bir sempozyumda beraber olduk. Edebiyatçı yanı da olduğu için Can Yayınları’na sık sık gelirdi, görüşürdük. Son iki yıl içinde beyniyle üreten, aklıyla yaşayan insanların belası beklenmedik bir hastalığa yakalanınca bir daha karşılaşamadık.

Çetin Öner tiyatroda, televizyonda, yazın dünyasında çok emek vermiş, çok üretken bir sanatçıydı. Bilinçli bir insan olarak çağının sorumluluğunu üstlendi, bu sorumluluk ve görev duygusuyla sanat alanında olduğu kadar çeşitli sivil toplum örgütlerine de yıllarını verdi.

1943’te Kayseri’nin Sarız kasabasında, kökeniyle hep övünç duyan bir Çerkes olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Kadirli ve Kayseri’de, yüksek öğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde yaptıktan sonra gönül verdiği tiyatroda buldu kendini.

Tiyatrodan televizyona

1963-68 yılları arasında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda birçok oyunda rol aldı. İsmet Küntay’ın “Evler... Evler” oyununu yönetti. “Bir Ceza Avukatının Anıları” ve “Gülibik” adlı yapıtları tiyatroya uyarladı. “Şair Evlenmesi”, “Can Şenliği”nin de aralarında olduğu sinema filmlerinde rol aldı.

1972-73 yıllarında Milliyet Sanat dergisinin Ankara temsilcisi ve yazarı olarak çalıştı. 1973’te AST’tan ayrılarak TRT’ye geçti ve TRT’nin ilk televizyon dizisi “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”ı yönetti. TRT’de çocuk, eğitim-kültür, dış yayınlar/ZDF ve drama programlarında prodüktör, yönetmen, senarist, sunucu olarak görev aldı. Birçok televizyon oyununda oynadı. Yine bu dönemde Olay ve Barış gazetelerinde tiyatro eleştirileri ve denemeler yazdı. Asaf Çiğiltepe Tiyatrosu’nda Erol Toy’un “Hasan Tahsin Olayı” oyununu sahneye koydu.

Edebiyat ve STK çalışmaları

İlk öyküsü “Keklik” 1972’de Yeni A dergisinde yayımlandı. İlk çocuk kitabı “Gülibik” 1975’te yayımlandı. Kitap Almancaya çevrildi, okullarda ders kitabı olarak okutuldu. Sonra Alman Devlet Televizyonu (ZDF) ve TRT ortak yapımı olarak filme çekildi.

“Gülibik” sonradan diğer kitaplarıyla birlikte Can Yayınları tarafından yayımlandı: “Dağlara Yazılıdır” (roman), “Şu Bizim Çerkesler” (araştırma) ile gençlik ve çocuk kitapları: “Mavi Kuşu Gören Var mı?”, “Portakal”, “Kargalar Kara Değildi”, “Piyango”, “Çevre ve Çocuk”.

Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, P.E.N. Yazarlar Derneği, Tiyatro Yazarları Derneği, Tiyatro İşçileri Sendikası, Türk-Yunan Dostluk Derneği, Anadolu Gazeteciler Federasyonu, TRT Prodüktörler Derneği, TRT Yayıncıları Derneği, KAFDER ve TÜRSAK kuruluşlarında üye olarak görev yaptı.

Bir ömre bunca emeği, bunca yapıtı sığdırdıktan, bunca çileyi omuzladıktan sonra Çetin şimdi yıllanmış dostları Sermet Çağan, Erdal Öz, Güner Sümer, Asaf Çiğiltepe’yle buluşmaya gitti. Giderek onlar buradaki bizlerden daha kalabalık oluyorlar.

Sunuş yazısı

Çetin, Can Yayınları’ndaki “Gülibik”e bir sunuş yazısı yazmıştı. Ben de onun bu “merhabasıyla” uğurluyorum dostumuzu. “Tahtadan atları, kurşundan askerleri, lastikten topları, plastikten arabaları, kısacası, parayla satın alınabilen hiçbir oyuncağı olmamış yoksul bir çocuğun öyküsüdür bu öykü. O’nun çocukluğu boyunca bir tek oyuncağı oldu: Bir horoz, gülibikli bir horoz! Gülibik, o yoksul çocuk için oyuncak olmaktan da öte bir şeydi: Bir dost, bir arkadaş, bir umuttu. Öyleyse bu öykü, o yoksul çocukla Gülibik’in sevinçlerini, acılarını, umutlarını, arkadaşlıklarını da anlatır. O yoksul çocuk artık büyümüştür. Birçok okulda okumuş, birçok işe girmiş çıkmış, gerekli gereksiz bir yığın bilgiyi, çarpım tablosunu bile öğrenmiş, ama unutmuştur. Bir tek Gülibik’i unutamamıştır yıllardan beri. Bu öykünün yazarı, öyküsünü, Gülibik’in anısına saygısından, o horozla o yoksul çocuğa, yeryüzündeki tüm horozlarla yeryüzündeki tüm yoksul çocuklara armağan etmektedir.

Merhaba!

Çetin Öner”

NE DEDİLER?

“Bir tiyatro çınarıydı”
Altan Erkekli (oyuncu)

Ankara Sanat’ın kurucu kadrosunda yer almış, bu tiyatroya uzun yıllar emeği geçmiş, dünya tiyatrolar tarihinde tek örnek olan tiyatro grevinin simge isimlerinden biriydi Çetin Öner. Tiyatrodan sonra televizyonda yaptığı çalışmalarla, senaryoları, ödül almış öyküleriyle, hayatın içinde her zaman örnek davranışlarıyla kalbimizde hiçbir zaman değerini kaybetmeyecek bir tiyatro çınarını alkışlarla sonsuzluğa uğurladık. Işıklar içinde uyusun.

“11 numara adamdı”
Can Öz (yayıncı)

Hevesle beni salona çağırır, “Açık mavinin tersi ne?” diye sorardı, kapalı mavi dediğimde babama döner, patlatırdı kahkahayı. “11 numara adam olacak bu, gel lan yanıma” der, mutlaka bir masal veya uydurma anı anlatırdı. Belki 6, belki 7 yaşındaydım. Yıllar sonra babamı kaybettik. 26, 27 yaşlarındaydım artık. Çetin abinin kitap yazacağına dair söz vermesinin hemen hemen hep o uydurma anılar gibi palavra olduğunu öğrenmiştim. Yine de bayılırdım o sohbete. Öyle hevesle anlatırdi ki: “Sana yazacağım en iyi romanı getiriyorum Can, yakında biter, müthiş bir şey olacak.” Beklemez miyim abim, yayınevini durdururum sen kitap getirirsen gibi bir şeyler söylediğimde de yanıtı aynı olurdu. Sanki doğru söylemediğini bilip onu bozmadığım için teşekkür eder gibi: “Lan Can, 11 numara adamsın bak, 11” der, bir kahkaha patlatırdı. Çetin abim benim, 11 numara adamdın be.
___________________
http://www.milliyet.com.tr, 17 Eylül 2016
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      262 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
chi-cdp






ozgur fm
adigebze I-II
Nükte!

BİZE BENZEYİP BİZDEN OLMAYANLAR...

Kurt, büyümekte olan yavrusuna hayatı öğretiyormuş. Bir tepeye çıkmışlar. Aşağıda yayılan koyun sürüsünü göstermiş ve anlatmış;

- Bak yavrum şu gördüklerin koyundur. Etleri çok lezzetlidir. Yakalaması da kolaydır.

Yavru kurt lafa girmiş ve çobanı göstererek, onun kim olduğunu ve ne yaptığını sormuş. Kurt, çobandan uzak durmasını, elindeki değneğin çok can yaktığını sıkı sıkı tembihlemiş.

Bu sırada yavru kurdun dikkatini sürünün köpeği çekmiş.

- Şu bize benzeyen bir şey var orada, o ne yapıyor?

Kurt, derin bir of çekmiş ve anlatmış:

- Ah yavrum, bizi asıl perişan eden işte o bize benzeyip de bizden olmayandır...
             ***
Bu fıkra neden icab etti?
RF Çerkes Örgütleri Koordinasyon Kurulu, Suriyeli Çerkesler için uluslararası toplantı yapılması isteğinden DÇB ve KAFFED'in baskıları sonucu vazgeçmiş de…

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi