
Faruk Arslandok
arslandok@gmail.com
Demokratik ve Doğal Haklarımız
26/04/2012
Bu ülkede yaşayan Çerkesler, hızla ilerleyen bir asimilasyon süreci ile karşı karşıya olduklarını, bu sürecin dillerini ve kültürlerini kaybetmekle sonuçlanacağını düşünüyorlar mı? Çerkes toplumunun büyük bir çoğunluğunun bu soruya vereceği cevabın, ‘’Böyle giderse evet’’ olacağı kolayca tahmin edilebilir. Bilindiği gibi, demokratik toplumlarda (hatta demokratik olmayanlar da bile) toplum kesimlerini endişelendiren, rahatsız eden durumlara karşı koymanın en belirgin yöntemi örgütlenmek ve kendi çıkarlarını koruma yönünde irade ortaya koymaktır. Çerkes halkı, soykırıma uğratılıp sürüldükten sonra yerleştikleri bu toprakları yurt bilmiş, bu ülkenin son 150 yıllık tarihindeki bütün mücadelelerin içinde ve en ön saflarında bulunmuştur. Talepkar olmayı ayıp sayan kültürel özellikleri nedeniyle, uzunca bir zaman kendileri için kayda değer bir talepleri de olmamıştır. Kentleşmenin hızlanmasıyla dillerini ve kültürlerini kaybetme riski ile karşı karşıya kalıp endişe duymaya başladıklarında ise, o günün politik koşullarının el verdiği tek örgütlenme biçimi olan kültür derneklerini kurmuşlar ve son aşamada da bu dernekleri birleştiren federasyonlarını oluşturmuşlardır. Maddi olanaksızlıklar nedeniyle bu derneklerdeki çalışmalar toplumdaki az sayıda idealist insanın özverileri ile yürütülmüştür. Bu dernekler, pek çok köy ve hemşeri derneğinin maddi olanaklarına bile sahip olamamışlardır. Devletin kayda değer bir desteğini görmedikleri gibi, ancak izin verilen kısıtlı faaliyetleri yürütebilmişlerdir. Bilinen nedenlerden dolayı yeterli olamayan ancak çok değerli bu faaliyetler, kimlik bilincimizi ve kültürel farkındalığımızı dinç tutmuştur. Ülkenin muhtelif bölgelerinde dağınık olarak yaşayan halkımızın etkileşimini ve birlikteliğini önemli ölçüde bu örgütlere ve faaliyetlerine borçluyuz. Çerkes halkı için mücadele eden insanların büyük bir kısmı da bu derneklerden geçerek gelmişlerdir. Dünyada gelişen konjonktürün de etkisiyle, ülkemizde göreceli olarak demokratik hak taleplerinin dile getirilmesinın önündeki engellerin azalması, baskıcı, hak ve özgürlükleri engelleyici 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesinin gündeme gelmesi, diğer toplum kesimleri gibi Çerkesler için de ümit verici bir ortam yaratmıştır. Dünyanın en demokratik toplumlarında bile toplum kesimlerinin kendi sorunlarına sahip çıkması esas olup, kendi sorunlarına sahip çıkma iradesini göstermeyen topluluklar kolaylıkla göz ardı edilebilmektedir. Erol Karayel’in 08.04.2012 tarihli yazısında son derece çarpıcı bir biçimde özetlediği Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tanımlamasındaki ‘’azınlık bilincine sahip olma’’ şartı da bunu doğrulamaktadır. Çerkes toplumu tükenişle sonuçlanacağını düşündükleri süreci engellemenin bir yolu olarak, yıllarca ülkenin temsil ve yönetim organlarında yeterince temsil edilmedikleri yakınmasını dile getirmişler ancak, bu konuda da kayda değer bir sonuç ortaya koyamamışlardır. Ülkenin en yüksek temsil organı olan parlamentoda Çerkesler’in de sorunları olduğu bir cümle ile dahi ifade edilmemiştir. Toplumun sürekli desteğini ve iradesini arkasına koyamadığı herhangi bir hareketin veya politik aktörlerin başarılı olması da beklenmemelidir. Sonuç alınabilmesi, toplumun kendi sorunlarına sahip çıkması, bunları görünür kılması, barışçı yöntemlerle demokratik hak taleplerini kesintisiz bir şekilde dile getirmesiyle mümkün olacaktır. Çerkeslerin kendi kendilerine yakınmaları, Çetin Altan’ın deyimiyle (Türk’e Türk Propogandası Yapmak) Çerkes’e Çerkes propagandası yapmak yerine, sorunlarını demokratik bütün yöntemleri kullanarak gündemde tutmaları doğru bir metod olsa gerekir. Bu durum aynı zamanda ülkemizdeki demokrasinin gelişmesine de katkıda bulunacaktır. Bu ülkenin çalışan, üreten, vergi veren eşit vatandaşları olan Çerkeslerin, dillerini, kültürlerini koruyup geliştirme ve kendi kimlikleri ile var olma hakkı en doğal, en demokratik haklarıdır. Bu haklar hiçbir şekilde başkalarının lütfedecekleri bir şey olmadığı gibi, istenmesini yadırgama hakkına da sahip değildirler. Hak taleplerinin görünürlüğünü ortaya koymak bakımından kitlesel gösteri ve mitingler yadsınamayacak bir öneme sahiptir. 29 Nisandaki Kayseri Mitingi halkımızın kendi taleplerini ortaya koyma ve sahip çıkma iradesinin bir göstergesi olacaktır. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| 21 Mayıslar Devam Ediyorsa Biz Ne Yapıyoruz? - 25/05/2013 |
| DÇB’nin almış olduğu bu kararların Çerkesler için somut ve kabul edilebilir sonuçlar yaratıp yaratmayacağı konusunda ikna edici bir açıklama yapmasının zamanı gelmemiş midir? |
| Talepler Ve Siyaset - 12/11/2012 |
| Dile getirilmeyen veya dile getirilip arkasında istikrarlı bir şekilde durulamayan talep ve istekler ülke yönetiminde temsil olanağı bulamayacaktır. |
| Tehditle sonuç alınır mı? - 12/06/2012 |
| Adalet arayan, haklı bir davanın savunucularını tehditlerle sindirmeye çalışmanın umulan sonucu yaratmayacağı bilinmelidir. Çerkes halkı tehditler karşısında sağduyusunu yitirmeden haklı davasını savunmaya devam edecektir. |