• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam96
Toplam Ziyaret686822
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.26107.2901
Euro8.58788.6223
Semerkew
Dindarlar ve 'Kürtlerin ıstırabı'

Kürt sorunu bugün hâlâ çözülemediyse bunun sorumlusu elbette ki dindarlar değil.

Sorunun da çözümsüzlüğün de kaynağı 'homojen bir millet tasavvuru'na dayanan 'kurucu ulus-devlet felsefesi'. İnkâr, asimilasyon ve baskı politikaları hep bu 'felsefe'ye atfen meşrulaştırıldı.

Devlet dönüştükçe çözüme yaklaşıyoruz. Hem devletin dönüşümünde hem de çözüm için gelişen imkânlarda dindarların katkılarını yadsıyamayız. Ancak bütün bunlar dindarların 'geçmişte' Kürt meselesine ilgisiz kaldıkları gerçeğini değiştirmez.

Hafta başında verdiği bir röportajda Cemal Uşşak, bu konuda bir 'özeleştiri' yapıyor; 'Biz dindarlar Kürtlerin ıstırabını hissetmedik.' diyor. Tespitleri yerinde, eleştirileri yol gösterici, itirafları samimi...

Sistemle başı zaten dertte olan dindarların bir başka 'sistem dışı' muhalefet olarak görülen Kürtlere muhabbet göstermesi zordu kuşkusuz. Ama mesele sadece bu 'zorluk' değildi elbette. Dindarları da etkisi altına alan 'milliyetçi-devletçi refleksler' empati kanallarını tıkıyordu.

'Caiz olduğu söylenen Kürtçenin özgürlüğünü savunmak lazımdı ama bu yapılmazdı. Çünkü dindarlar üzerinde de hegemonyasını sürdüren bir resmî söylem vardı.' diyor Cemal Uşşak. Dindarlar da biraz ulus-devletçi, epeyce Türk milliyetçisiydi.

Devlet, bir konuda dindarları, başka konuda Alevileri, ötekinde solcuları, berikinde sağcıları yanına çekmeyi başardı zaman zaman. Dolayısıyla, her kesimin 'devlet ve resmî söylem'le ilişkilerini bir özeleştiriden geçirmesi gerek. Cemal Uşşak, bunu 'kendi' adına yapıyor. Ve bakın neler diyor:

"Kürt sorunu dindar camiada uzun süre dışlandı... Burnumuzun dibindeki Kürtlerin anadillerini konuşamamasının ıstırabını hissetmedik... Kürt sorunu önemli ölçüde Kürt dili ve kimliğinin özgürlüğü sorunudur... Anadilin eğitim Kürtçe kurslarla telafi edilemez. Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı ülkenin her yerinde eğitim sisteminin içerisinde olması gerekir. Bir Kürt gidip, ben çocuğumun Kürtçe de öğrenmesini istiyorum dediğinde, Kürtçe sınıfımız var seçeneğini sunmak gerek..."

Ve en altı çizilesi söz; 'Kendine mümin diyen kişiler farklı dillerin ve kimliklerin özgürlüğünü kabul etmeli ve bu özgürlüğün temini için elinden geleni yapmalıdır'.

Geçmişte eksiklikler veya yanlışlıklar olması şöyle veya böyle açıklanabilir, ancak artık bu konuda 'mazeret' üretmenin doğru olmadığı kanaatinde Cemal Uşşak;

'10 sene öncesinde Türkiye'nin dindarları yoksullukla, mağduriyetle sınanmaktaydı. Bugün ise dindarlar daha varlıklı ve muktedirdir'. Yani artık sorumluluktan kaçmaları söz konusu olamaz. Bunu yaparken de 'İslam kardeşliği' sloganının ötesine geçmeleri, en azından bunun içini doldurmaları gerekiyor.

Çünkü mesele, 'müştereklerimizin' değil 'farklılıklarımızın' bilinmesi, tanınmasıdır. Soyut 'eşit vatandaşlık' ilkesi de, 'İslam kardeşliği' düsturu da farklılığı görmek, tanımak yerine 'benzerliği' öne çıkarır. Oysa mesele benzerliklerin, ortaklıkların olup olmadığı değildir; biliyoruz ki bunlar var, kimsenin inkâr edemeyeceği kadar gerçek.

Kuşkusuz din ortak bir değerdir paylaştığımız. Birlikte yaşama iradesini yeniden keşfetmekte ve üretmekte ortak değerler önemli. Ancak bu, ancak Kürt kimliğini meşru, doğal ve saygı değer kabul etmekle anlam kazanır. Farklılıklarımızı kabul etmeden ortak noktalarda buluşmamız, müştereklerimizi pekiştirmemiz mümkün değil. Ne adına olursa olsun, Kürtleri 'ortak kimliklerin' içinde erimeye davet ettiğinizde aslında Kemalistlerden farklı bir şey söylemiyorsunuzdur.

Aslında 'ulus'u veri almayan ve ulus-devletin homojenleştirici öncüllerini paylaşmayan İslami bir perspektif yeni açılımlar sunma potansiyeline sahip teorik olarak. Ama bu, İslami kesimlerin 'ulus-devlet paradigması'ndan kopmalarına bağlı. Dindarlık aynı zamanda 'milliyetçilik' olarak anlaşıldığı sürece dindarların Kürt meselesinde çözüm üretici kapasiteleri sınırlı kalacak.

Her durumda dindarların katkısı olmadan Kürt sorunu çözülemez. Katkının niteliğini, dindarların homojenleştirici 'ulus-devlet' modelinin ötesine geçerek post-nasyonel modeller geliştirebilmesi belirleyecek. Kürtlerle 'İslam kardeşliği'ni demokratik ve çoğulcu bir zeminde yeniden üretmek mümkün.

____________________

Zaman, 14 Ekim 2011

  
1916 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi