
Ştım Münteha Jan GÜLSU
jan@muntehajan.com
Ak Kuban
06/06/2012
13.02.2004: Çeçen lider Zelimhan Yandarbiyev, bir FSB operasyonu ile Katar'da öldürüldü. Operasyon, Katar mercilerinin bilgisi dahilinde yapıldı. 07.10.2006: Çeçenistan'daki insan hakları ihlallerini Novaya Gazeta'da dile getiren Rus gazeteci Anna Politkovskaya, kimliği belirsiz kişilerce evinin asansöründe öldürüldü. Politkovskaya, Beslan faciasını kaleme almak üzere Kuzey Osetya'ya giderken, uçakta başarısız bir girişimle zehirlenmeye çalışılmıştı. Gazetecinin, ölmeden önce çok defa tehdit aldığı biliniyordu. 15.01.2009: Rus insan hakları aktivisti Natalia Estemirova, kaçırılıp işkenceden geçirildikten sonra öldürüldü; cesedi bir yol kenarında bulundu. 09.08.2009: Çeçen çocuk hakları savunucuları Zarema Sadulayeva ve eşi Alik Dzabrailov, araçlarının içinde ölü bulundular. Kamuflaj kıyafetli keskin nişancılar tarafından öldürüldükleri iddia edildi. 14.03.2010: Çerkes gençlik lideri Aslan Jukov, Çerkesk'te, evinin bahçesinde, otomobilinin içinde ölü bulundu. Jukov'un bağımsızlık söylemlerini yükselttiği ve çevresinde gençleri organize ettiği biliniyordu. 29.12.2010: Ts'ıp'ıne Aslan öldürüldü. Aslan, Çerkes gençleri üzerindeki etkisi fazla olan bir dil ve kültür adamı idi. Kabardey - Balkar'da Çerkes kültürünün canlandırılması için uğraşı veriyordu. 04.10.2011: Çerkes aktivist Suadin Pşukov, evinin yakınlarında kimliği belirsiz kişilerce öldürüldü. Pşukov, 21 Mayıs törenlerinde sürgün ve soykırım söylemini dile getirmesi ile tanınıyordu. 18.09.2011: Bir hafta içerisinde üç Çeçen direnişçi öldürüldü; cinayetler Türkiye'nin en büyük şehrinde, İstanbul'da işlendi... Kaçırılanlar, işkenceden geçirilenler, ülkeden kovulanlar, ortadan kaybolanlar... Kafkasya'daki şüpheli bombalamalar, Beslan hadisesi, Moskova'daki tiyatro baskını, 2010 yılındaki Moskova metrosu saldırısı, ırkçı kışkırtmalar... Rusya'da derin devlet oyunlarının, faili meçhullerin ve insan hakları ihlallerinin sonu gelmiyor. Rusya, halkının boğazını sıkan demir yumruğunun gevşetilmesi ihtimalini minimuma indirmek için, üniversite tuvaletlerine dahi dinleme cihazı yerleştirmekten kaçınmıyor. 72 milleti bir arada tutup onlara eziyet etme konusunda ahdetmiş bulunan Rus devleti, aynadaki aksinden bile şüphe ediyor Alimallah. Kafkasya'nın hiçbir köşesinde bağımsızlıktan bahsedemiyorsunuz; insanlar özel arabalarının içinde bile dut yemiş bülbül kesiliyor özgürlük konusu açıldığında; ürkek bakışlarla "Sus!" işareti çakıp size, başlarını öne eğiveriyorlar... FSB'yi 2000 yılında çıkardığı bir kanunla doğrudan kendi idaresine bağlayan ve eski KGB ajanı olma titrini göğsünde gururla taşıyan Putin amca, ajanlıktan kalma vesveselerini, tecrübesini ve karakterini yansıtıyor imparatorluğunda yaşayan etnik grupların üzerine... Rus devlet psikolojisinin o meşhur paranoyalarını KGB sosuyla süsleyip piyasaya sürüyor. Örneğin amcamızın, 2009 yılında "Onları fare deliğine girseler bulun ve öldürün!" talimatıyla 30 katilini Türkiye'ye saldığını biliyoruz; Çeçen komutanları kastederek... O katillerden onlarcasının başka başka ülkelerde, muhalif insanların peşinde olduğunu biliyoruz. Rusya'da işine gelmeyen tüm gazetecileri, işadamlarını, televizyoncuları, aydınları, aktivistleri -bir şekilde- susturduğunu biliyoruz. Özellikle küçük cumhuriyetlerin her biriminin tek tek dinlendiğini; ibadethanelere, ilkokul sınıflarına ve hatta herhangi bir şeyden dolayı azıcık da olsa şüphe çeken (mesela diasporadaki akrabaları ile sık görüşen) insanların evlerine kadar teknik takip yapıldığını biliyoruz. İstikrara kavuşmasında sakınca gördüğü "kırmızı boyalı" bölgeleri aşırı dincilik kozuyla istikrarsızlaştırdığını, sağa sola bombalar saklayıp üstüne "Abi beni Kafkasyalılar koydu." etiketi kondurduğunu... Biliyoruz da biliyoruz azizim. "Bu kadar işin arasında, Çerkes diasporasının çıkardığı o cılızcık sesin ne önemi olabilir ki FSB için?" diye düşünenlere, ilginç bir detay aktaralım: FSB bu yıl Rus Devleti'nden, internet üzerinden haberleşmenin yasaklanmasını istemiş. Gerekçe, "aşırı dinci ve ayrılıkçı grupların internet üzerinden haberleştikleri, yurt dışı bağlantıları ile görüşmeyi internet üzerinden sağladıkları"... Yani Çerkes diasporasına yönelik doğrudan bir endişe... Özellikle "May21" ve "No Sochi 2014" hareketleri ile artan, bizim mavişleri gece uyutmayan bir endişe... *** Birkaç gün önce yukarıda anlatılanlarla benzeşen bir hikaye okuduk. Aktivist arkadaşımız Kuban Kural tehdit ediliyor... "Bu kadar olamaz!" dedim duyduğum an. Ama olabileceğini biliyorum. Konu üzerine analizler ya da tahminler yapmayacağım. Dümdüz bir şeyler yazmak istiyorum. İçimden geldiği, aklımdan geçtiği gibi... Bu üzücü, ürkütücü, sinir bozucu haber üzerine bizim meşhuuuuur diasporamızın o çok çeşitli, çok eğlenceli, çok garip, çok saf, çok naif, çok kaliteli, çok iyi niyetli, çok kötü kalpli, çok işkilli, çok adamsende'ci, çok çok çok ama hakikaten o "çok" yorumlarını da duydum, gördüm, okudum..."Kaşınmasaydı, oh olmuş!" diyenler var. "Forum zaten provakatördü, MİT'in işi bu... Ortaya zarf attılar, zarfı yutan safları fişleyecekler şimdi." diyenler var. "Rus kılığına girmiş Gürcü ajanlar onlar." diyenler var. Hayal gücümüzü seviyorum. Son beş yıldır özellikle, Rusya'nın dikkatini çeken bir diaspora hareketi var, yukarıda da bahsettik. Rusya önceleri kendi vatandaşlarının peşinde iken, sağolsun bizleri de kanından canından saymış olsa gerek ki, vatandaki kardeşlerimizden ayırt etmemiş, bizim de peşimize ajanlar takmaya başlamış. Olumlu düşünmek lazım. FSB'nin kendi ülkesi dışında da teknik takip ve dinleme yapabildiği herkesçe malum; kimseden yardım almaya ihtiyaçları yok bu insanların. Bu konuyla ilgili özel birimlerinin adı FAPSI, araştırabilirsiniz... Sesini yükselten de zaten çok kişi değiliz... Dolayısıyla, hiç zorlanmadan, hiç hissettirmeden... İstedikleri gibi at koşturabilirler, her birimizi istedikleri an şıp diye bulabilirler. Çocuk oyuncağı... Türkiye ise susar. "O benim vatandaşım arkadaşım!" demez. Diyemez. Savcılığa verilen dilekçeyi sümenaltı eder. Zira günün birinde o da Rusya'ya avuç uzatıp, -mesela- Adıgey'deki Abdullah Öcalan'ın yakalanma yıldönümünü protesto eden, PKK yandaşı Kürt nüfusun bir kısmının uluslararası ceza hukuku kapsamında iadesini talep edebilir; bu ihtimali gözetmek zorunda... Hepimiz birilerinin teröristi değil miyiz neticede? Kuban'a yöneltilen tehdit, onların işi olabilir. Olmaya da bilir. Ama düşük bir ihtimalle... Hatırlarsınız, 2010 yılında ırkçı saldırılar yapılmıştı Rus şehirlerinde yaşayan etnik azınlıklara ve özellikle Kafkasyalılara... Aslan Çerkesov hadisesi... Bu olayın ardından, yaşanan şiddeti kınayan mailler atmıştık bazılarımız Rus Konsolosluğu'na, ben de dahil... O hafta telefonum hiç susmamıştı. Tanıdığım-tanımadığım bir çok insan karakola çağrıldığını, ifadesinin alındığını, polislerin evine geldiğini söylüyordu. Korkuyorlardı. "Bir daha tövbe!" diyordu bir çoğu... "Ne olacak şimdi, ceza alır mıyım?" diye soruyorlardı... Putin amca "Bunlar çok olacak!" diye düşünmüş olmalı, burnumuzu sürtmeye kalkmıştı karakol duvarlarına... Olayın özeti buydu. Kimseye bir şey olmadı neticede; kimse yargılanmadı. Ama bir çok insan sindirildi. Bir daha asla seslerini çıkarmamaya karar verdiler, bir suçlu gibi karakola götürülmemek için... Anlatılan ve yaşananların özeti ancak şu olabilir: Rusya soykırımın üzerini örtmek için her yolu deneyecek; bu "her yol"un içinde, diasporaya yönelik baskılar da var şüphesiz. Bilincin giderek yükseldiği, soykırım söylemlerinin daha yüksek sesle dillendirildiği, 21 Mayıs eylemlerine katılımın her yıl daha çok olduğu bir dönemdeyiz. Karakollara, adliyelere, gözaltılara taşımalılar bizi ki, "tepki gösterme"nin kötü bir şey olduğuna inanalım. Korkalım. Çekinelim. Susalım. Artık çok geç Rusya. Şu saatten sonra yapacağın her baskı, ancak ve ancak daha çok dirilmeye hizmet edecek. Yine de sen bilirsin... Putin Amca'ya minik bir notla bitirmek istiyorum bu çok dağınık yazımı: Amcacığım ya da zat-ı şahanelerinin pek kıymettar üçüncü gözü, Sen bu satırları okurken ben çok da uzaklarda olmayacağım. Ben ve her birimiz bir yerlerde olacağız. Ve her birimizin yüzü, kendi vatanımıza dönük olacak. 150 yıldır olduğu gibi... Hani şu elimizden aldığın, hani şu sömürdüğün, hani şu uyuttuğun, hani şu yok ettiğin vatanımıza... Küçük katillerin her birimizi öldürebilirler. Dedelerimizi de öldürmüşlerdi... Bir milyon insanını Karadeniz'e gömen, iki yönlü asimilasyon politikalarınızla yerle bir ettiğiniz, aldığı iki damla nefesi boğazına dizdiğiniz bu halkı, artık ne ile korkutabilirsin ki? Öperim ellerinden, k.i.b. Ve Kuban'a: "Gümüş kama gibi alnı ak Kuban, Aldırma bentlere, yine ak Kuban." Yanın(ız)dayız! |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| O'cu, Bu'cu, Şu'cu - 09/02/2012 |
| Derneklerimizin ve federasyonumuzun, halkın siyasi organı haline gelmesini bekleyemeyiz. Dolayısıyla siyasi organlarımız dernek ve federasyon dışında oluşturulmalıdır. |