• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret559635
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.32205.3433
Euro6.05296.0772
Semerkew
Aydın Candemir
aydincandemir@gmail.com
Seçimler ve Çerkesler
12/03/2014

Bulunduğum yörede Çerkeslerin büyük çoğunluğu1946 ve 50 seçimlerinde Demokrat Parti’ye, 27 Mayıs darbesinden sonra da bu partinin devamı olan AP ‘ye  oy vermişlerdi. CHP’lilerin oranı ise yüzde 10’lar civarındaydı.

CHP 1940’lı yıllarda yol vergisi, savaş sonrası yoksulluk, tarafgirlik, kayırmacılık ve Türkçe ezan gibi sebeplerle halkı kendinden uzaklaştırıyordu.

DP’nin kurulmasıyla halkın çoğunluğu bu partiyi hemen benimsedi. Menderes iktidara gelir gelmez yol vergisini, buğdaydan alınan öşür vergisini kaldırdı. Ezan tekrar Arapça okundu. Yollar insan gücü yerine greyderlerle yapılmaya başlandı. Lastik ayakkabıların yapılmasıyla köylü çarık giymekten kurtuldu.

Bu gibi uygulamalar halkın DP’ ye olan sevgisini artırdı. DP’ li büyüklerimizin kulağımızdan eksik etmediği cümleler şunlardı: ”Bunlar Menderes’i astırdı. Menderes’in asılmasında ise en büyük rolü Degu (İsmet İnönü) ile Alparslan Türkeş oynadı. Ezan 18 yıl Türkçe okundu. Bunlar zamanında çok yoksulluk, çok eziyet çektik. Çaydaki kumu yola dökmeyi bilmiyorlardı. Yollara döşemek için bizlere yıllarca taş kırdırdılar. Vatandaş Türkçe konuş kampanyası başlatarak bizleri sindirdiler.”

CHP’li büyüklerimiz de Menderes’e kin ve nefret duyuyorlardı. Onlar da DP iktidarında ocak, bucak teşkilatlarıyla, kanunsuz, hukuksuz işler yapıldığını; Vatan Cephesi adında halkın arasına nifak sokulduğunu; ocak, bucak teşkilatlarının devlet görevlilerini takmadığını, ayrıca Menderes hükümetinin hazineyi zarara uğrattığını dile getiriyorlardı.

Bütün bu olan bitenlerden sonra DP’lilerle CHP’ liler birbirlerinden pek hoşlanmazdı. İlişkiler, komşuluk ve akrabalık nedeniyle normal seyrinde gözükse de işin gerçeği böyle değildi. Milletin arasına ikilik girmişti. Kahvehaneler bile ayrılmıştı. Demokrasiye geçmek kolay değildi elbette. Demokrasi kültürü hemen kazanılmıyordu.

Demokrasi aslında pek iyi değilse de ondan iyisi bulunamamıştı.

Adnan Menderes başlarda ABD yanlısıydı. Ama ABD’ den pek bir fayda görmemişti. Sanayileşmek için istenilen 300 milyon doları alamayınca Rusya ile irtibata geçti. ABD Türkiye’nin sanayileşmesini istemiyor, tarım toplumu olarak kalmasından yanaydı.

Menderes’in Rusya ile yakınlaşması ABD ile ilişkileri  kopma noktasına getirmişti. ABD Menderes’i gözden çıkarmıştı. Darbe Amerika’nın onayıyla yapılmıştı.

Menderes ve ekibi ABD’nin bir şekilde kendilerinden intikam alacağını hesaplayamadılar. Yoksa ABD istemeden darbe yapılabilir miydi?  Güdümlü ve uyduruk mahkemeler  sudan sebeplerle idam kararı verdi. İdamlar DP yanlılarını çok üzdü. DP’liler o yıllarda doğan çocuklarına Menderes, Adnan, Fatin, Adalet, Aydın gibi isimler taktılar. Yıllarca bunun ezikliği ile yaşadılar. İdamlar Türkiye’nin sosyal dokusunu bozmuştu.

Darbenin yapıldığı gün “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kabul edildi. Dört resmi bayram az gelmiş olacak ki beşinci resmi bayrama da kavuşmuştuk.

Her 27 Mayıs Bayramında halkın yaklaşık yüzde 70’ inin yüreği kan ağlardı.

Artık o yıllar geride kaldı. Daha sonra birçok darbeler gördük. Bu darbeler de bizlerin iyiliği(!) içindi. Büyüklerimiz, paşalarımız bizleri bizlerden çok düşünürdü. Darbelerin akabinde öyle anayasalar yaptırırlardı ki, kim iktidara gelirse gelsin darbecilerin borusu öterdi.

Türkiye son yıllara kadar kim iktidara gelirse gelsin devletin başındakiler CHP’li ve Kemalist zihniyetteki insanlardı. Başbakanların, hükümetlerin pek bir yetkisi yoktu. Anayasa Mahkemesi’nden alın Danıştay, Yargıtay,YÖK, medya, sermaye malum zihniyetlerin egemenliğindeydi. Tayyip Erdoğan bu düzene çomak sokarak ustaca Kemalistleri ekarte etti. Sağ ve sol Kemalistlerin en büyük rahatsızlığı budur. Şimdiye kadar asker desteğiyle, darbe anayasasıyla devlette yapılanan bu kesim, gelinen noktayı bir türlü hazmedemiyor.

Sistemin el değiştirmesi sorunları çözmüyor. Muhalefetteyken demokrasi havarisi kesilenler iktidarda dediklerinin tersini yapıyorlar.

Azınlıkta kalanların da hakkını gözeten çoğulcu, katılımcı demokrasiye ihtiyaç her geçen gün kendini hissettiriyor. Halk, dört genel başkanın gösterdiği kimseleri seçmeye mahkum olmayı istemiyor.

Ne yazık ki ülkemizde kimin sesi daha çok çıkarsa, kimin ekonomik gücü varsa, kim dağa çıkıp terör estirirse onların talepleri dikkate alınıyor.

Yüz binlerce kişinin yürümesi iktidarlar ve basın tarafından kaale alınmazken TUSİAD üyesi birinin üç cümlelik açıklama yapması ülkenin gündemini bir anda değiştirebiliyor.

Peki, bizler neden dikkate alınmıyoruz?

İktidar da muhalefet de, bizden devlete, millete, vatana, bayrağa zerre kadar zarar gelmeyeceğini çok iyi bildiğinden olsa gerek.

Ne kadar  da “Bizler iyi niyetliyiz, bizler kültürümüzün, dilimizin yaşamasını istiyoruz; bir kültür kaybolmasın” diyorsak da -öyle kabul ediliyorsak da- iktidarlar siyasal ve sayısal gücünü ortaya koyamayanları itibara almıyor.

“Demokrasilerde bir oy bir oydur” derler. Sizler de bir- iki oyla seçim kazananları duymuşsunuzdur. ‘Oy’un kadar gücün var. ‘Oy’un çoksa bile örgütlü değilsen, oyunu bir tarafa kanalize edemiyorsan zavallı durumdasın.

Gerçi bu sıralar ne başbakanın, ne de hükümetin bunları düşünmeye vakti var. Mücadelemizin büyüyerek devam etmesi ve demokrasinin gelişmesi tek umudumuz.

Bundan 5-10 yıl önce  Avrupa ülkelerindeki siyasetçiler Türkleri hiç dikkate almazlardı. Yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığına geçenlerin sayısındaki artış neticesinde Alman siyasetçiler Türkleri hatırladılar. Artık basında Almanya, Belçika ve Hollanda’da Türk kökenli  milletvekillerini görebiliyor, onlarla gurur duyabiliyorsunuz.  O milletvekillerinden  kimse  Türklüğünü, Gürcülüğünü,  Çerkesliğini saklama gereğini duymuyor.

Bizde, başbakanlık makamına gelen  biri sıkıysa “Ben Gürcü kökenliyim veya Çerkes kökenliyim” desin bakalım. Avrupa ülkelerindeki Türk milletvekilinden, belediye başkanından gurur duyan TC ünvanlı gençlerimiz sosyal medya üzerinden  saldırıya geçerler. O kişiye dünyayı dar ederler. Avrupa ile aramızdaki mantalite ve demokrasi farkı bu.

*          *           *

     Tecrübeli kurnaz politikacılar bizleri manipüle etme konusunda oldukça ustadırlar. İki taraf için de söylüyorum; bir tarafta Ak Parti, öbür tarafta CHP, MHP ve Cemaatçiler.

Baykal’ın, MHP’lilerin ve komutanların kasetleri çıkarken sevinenler, bugün üzülüyor. O zamanlar üzülenler de bugün ellerini ovuşturuyor. İlkesizlik hepimizin ruhuna işlemiş.

Sevmediklerimizin bir kaseti çıksa balıklama dalıyoruz. İnsanları gizli dinlemenin, gizli hallerini araştırmanın ve bunları ifşa etmenin yanlış olduğunu, insanlığa da aykırı olduğunu herkes söylüyor ama yine de kızdığı birinin kasetini dört gözle bekliyor. Baykal’ın kaseti çıktığında “Ben başkalarının gizli hallerini izleyecek kadar alçalmadım” diyen kaç kişiye rastladınız.

Bu sıralar kahvehanelerde, evlerde, meclislerde konuşulan mevzular bunlar.

Akrabaları veya arkadaşları arasında CHP’li, MHP’li, AKP’li, Fetullahçı olmayan azdır sanırım. İnsanlar şu veya bu sebeple bir araya geldiğinde tartışma çıkmamasına imkan yok.

Tartışma kültüründen yoksun insanlarla konuşarak doğruyu bulamıyorsunuz. Zaten tartışmanın galibi olmaz. Bazen ideolojik kalıplardan kurtulamayanlar kaba sözlerden medet umuyor. Guşeaqe zımış’erer bjımıge mawo. Seçimler bitecek bizler yine yüz yüze bakacağız.

80’ li yıllarda, asker arkadaşı ve çok samimi oldukları söylenen iki Çerkes’in, Erbakan ve Demirel yüzünden tartışarak birbirlerinin kafasını gözünü yardıklarını duyduğumuzda hem gülmüş, hem de üzülmüştük.

İnsanlar medyadan duyduğu yalan yanlış haberler yüzünden birbirleriyle sürekli didişiyor. Bu yüzden akrabalıklar, arkadaşlıklar zarar görüyor.

K. Jabağı arkadaşlarına “Yalan ile gerçek arasındaki mesafe ne kadar?” diye sorar, doğru cevabı alamaz. Sonunda dört parmağını gözü ile kulağı arasına koyarak “Yalan ile gerçek arasındaki mesafe dört parmak. Duyduğuna değil, gördüğüne inan” der. Rahmetli babam “Cale yaoreps’tewur şıpkep” derdi. Hele siyasiler diyorsa…



Paylaş | | Yorum Yaz
2020 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çoğulcu Demokrasi Hareketi Başarılı Olabilir mi? - 05/07/2014
Şehirlerde yaşayan duyarlı hemşerilerimiz Kafkas Dernekleri yoluyla tükenişe karşı koymuş, asimilasyona karşı canla başla mücadele etmiştir. Kültürel faaliyetlerle halkımıza kimlik bilinci kazandırılmaya çalışılmıştır.
Var Olma Mücadelemiz Devam Edecek! - 09/01/2014
Haydi hep birlikte zoru değiştirmeye talip olalım. Sorumluluğu belirli insanlara yıkmayalım. Kısır çekişmeleri bırakalım. Umutsuzluğa ise hiç kapılmayalım. Bizim yapamadığımızı yapanlara kara çalmayalım.
Andımız Türkiye’ye Ne Kazandırdı? - 24/10/2013
Atatürk Türklerin atası demek, bir milletin atasını sevmesi gerekiyorsa, Çerkesler Türk olmadığına göre, sevmeleri gereken atalarını elbette ki Türkiye'de değil, Kafkasya'da bulacaklardır.
Ulusalcılar ve Çerkesler - 27/07/2013
Özellikle ulusalcılara destek veren Çerkesleri anlamak gerçekten zor. Çerkeslerin ne çıkarı olacak söyleseler de, biz de sesimizi kessek.
“Arnavutum”, “Çerkesim”, “Boşnakım” Demek Suç mu? - 26/02/2013
Türklük kadar diğer soylar da şereflidir. Sen Türk olmaktan nasıl gurur duyuyorsan, öteki de aynı şekilde kendi soyundan gurur duyamaz mı?
Dilimiz Konusunda Özeleştiri - 21/01/2013
Oynamaya gelince gençlerimizin maşallahı var. Bu konuda atalarını bile geçmiş durumdalar. Ama dile gelince hiç hevesleri yok. Evet büyükler olarak bizler suçluyuz. Ama yo onların gayretsizliği? Haftada ya da ayda üç-beş kelime öğrenmek çok mu zor?
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi