• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam684
Toplam Ziyaret1275612
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar43.058243.2307
Euro49.999550.1999
Semerkew
Ali İhsan Aksamaz
aksamaz@gmail.com
[Lazca- Türkçe Masallar-11]: “Haram yemeyen adam”
18/01/2026

  

Bir zamanlar bir köyde bir adam yaşıyormuş. Bu adam hiç haram bir şey yemiyormuş. Haram yemeyen bu adamın oğlu bir gün akıp giden derede bir elmayı görüp almış. Sonra da o elmayı götürüp babasına göstermiş.

Babası sormuş:

--Bu elmayı nerede buldun?

--Dere, elmayı denize doğru sürüklüyordu. Dereden kapıp aldım.

--Evladım, sen benim başıma nasıl bir çocuk oldun böyle! Sen de çok iyi biliyorsun ki ben yabancıların hiçbir şeyini yemiyorum!

Adam, oğlundan o elmayı alıp dere tepe dolaşmış. Elmanın sahibini arıyormuş. Elmayı sahibine iade edecekmiş.

Bir derenin üst taraflarındaki bir arazide elma ağaçları görmüş. Gidip o elma ağaçlarının sahibine sormuş:

--Selam, emmi! Elimdeki elma gibi, senin de böyle elmaların var mı? Sen de böyle elmalar yetiştiriyor musun?

--Benim ağaçlarımda senin elindekine benzer elma yetişmiyor!

Adam, elindeki elmayla yine sağa sola bakınıp yürümeye başlamış. Derken bir ağanın evine ulaşmış:

--Selâm, ağam! Elimdeki elma gibi senin de elmaların var mı? Sen de böyle elmalar yetiştiriyor musun?

Ağanın arazisinde o cins elma yetişmiyormuş.

Ağa, içinden şöyle geçirmiş:

 --Bu akıl alacak gibi bir şey değil!

Sonra da haram yemeyen adama şöyle demiş:

--Bu cins elmanın yetiştiği ağaçtan bende bir tane değil, yirmi tane var! Niye bana soruyorsun ki? Ne yapacaksın?

--Dere, bu elmayı sürükleyip denize götürüyormuş. Oğlum da bu elmayı kapıp almış. Onun için ben de bu elmayı alıp sana geldim. Ben, haram bir şeyi asla yemem!

-- Sen bana bir yaklaş hele! Sana bir şey söyleyeceğim! Madem haram yemeyen bir adamsın, benim yanımda üç yıl çalış! Üç yıl sonra sana üç kıssa anlatacağım!

Haram yemeyen adam, “bana üç kıssa anlatacak” diye sevinmiş. Üç yıl boyunca o ağanın yanında canla başla çalışmış.

Üç yıl sonra da ağaya şöyle demiş:

--Ağam, üç yıl boyunca sana çalıştım. Şimdi bana o üç kıssayı anlat!

Ağa, anlatmaya başlamış:

--Birinci kıssa: “Dere kıyısında uyuma!” İkinci kıssa: “Gönlünden nasıl geçiyorsa, öyle yap!”  Üçüncü kıssa: “Gözünle görmedikçe, kulağınla işitmedikçe başkasının lâfıyla iş yapma!”

Ağanın anlattığı bu kıssalar, haram yemeyen adamın pek hoşuna gitmiş.

Ağayla helalleşmişler. Haram yemeyen adam, oradan ayrılıp köyüne gitmek üzere yolu koyulmuş.

Uzunca bir süre yürümüş. Yolda birden eşkıyalarla karşılaşmış. Vakit de tam da akşam olmak üzereymiş. Eşkıyalar, haram yemeyen adamı da yanlarına almışlar.

Eşkıyalar, geceyi dere kıyısında geçirmek için hazırlanıyorlarmış. Bunu gören haram yemeyen adam, yanında üç yıl çalıştığı ağanın kendisine söylediği kıssayı hatırlamış:

-- Dere kıyısında uyuma!

 Sonra da eşkıyalara şöyle demiş:

--Aman, eşkıyalar! Ben bir kıssayı öğrenebilmek için tam bir yıl boyunca çalıştım. Ben üç kıssa biliyorum; size söyleyeyim! Birinci kıssa: “Dere kıyısında uyuma!” İkinci kıssa: “Gönlünden nasıl geçiyorsa, öyle yap!”  Üçüncü kıssa: “Gözünle görmedikçe, kulağınla işitmedikçe başkasının lâfıyla iş yapma!” Ben, bu üç kıssayı öğrenebilmek için tam üç yıl bir ağanın yanında çalıştım. Ama sizden on para para almadan bu üç kıssayı sizinle paylaştım! Onun için size yalvarıyorum; böyle bir yerde uyumayalım!

Eşkıyalar, haram yemeyen adamın bu söylediklerine kulak asmışlar. Sonra da hep beraber ormanın üst taraflarındaki tepeliklere çıkmışlar. Orada geceleyeceklermiş.

Eşkıyaların atları çok susamış. Eşkıyalar Sormuş:

--Acaba buralarda bir yerlerde su var mıdır?

Biri, suyun bulunduğu yeri tarif etmiş:

--Ötede, üst taraftaki yayla yolunu geçince oyuk bir yer var. İşte orada su var. Gel gör ki oraya giden geri dönemez!

Haram yemeyen adam, iki kova alıp o yere su getirmeye gitmiş.  Tarif edilen yere varınca oradaki girintili yere girmiş. Bakınırken bir odanın kapısı açılmış. Odada elinde hançer olan bir delikanlı duruyormuş. Bu delikanlının önünde de bir kurbağa ile bir genç kız duruyormuş. Delikanlı sormuş:

--Sen olsan, bunlardan hangisini alırdın, bu kızı mı, bu kurbağayı mı?

--Gönlünden nasıl geçiyorsa, öyle yap! Böyle işler başkasına sorulmaz! Herkes istediğini alır, kimi kurbağayı seçer, kimi de kızı! Ne bileyim ben!

Meğerse oraya su almaya giden hiç kimse geri dönemiyormuş. Ne var ki haram yemeyen adam, iki kova suyla eşkıyaların yanına dönebilmiş. Çünkü delikanlı, “Bu kurbağa mı daha iyi, yoksa bu kız mı?” diye sorduğunda, o güne kadar “kız iyi, kurbağayı ne yapacaksın ki?” diye cevap verenlerin hepsinin kafasını kesmiş.  Oysa haram yemeyen adam, delikanlıya “gönlünden nasıl geçiyorsa, öyle yap!” dediği için öldürülmekten kurtulmuş. Üstelik delikanlı, iki kova su doldurup dönmesine de izin vermiş.

Sabah olmuş. Ertesi sabah baktıklarında, dün gece eşkıyaların durup uyumak istedikleri yerleri sel basıp götürmüş. Bunu gören eşkıyaların reisi, haram yemeyen adama şöyle demiş:

--Sen dün akşam bizimle karşılaşmamış olsaydın, biz dere yatağında konaklayacaktık. Sonra da sele kapılıp ölecektik. Atlarımız, altınlarımızla birlikte yok olacaktık. Bize kıssanla verdiğin akıl, gösterdiğin yol için, ben de sana üç at yükü altın ile üç at vereceğim. Yükleyip hemen evine gitmek üzere yola koyul! Yolun açık olsun! Bundan sonra ailenle beraber güzel günler yaşa!

Eşkıyalar, haram yemeyen adama üç at yükü alın vermişler.

Haram yemeyen adam köydeki evine gitmek üzere atlara yüklü altınlarla yola koyulmuş.

Köyüne vardığında eskiden evinin bulunduğu yeri bir türü bulamamış. Eski komşularına sormuş:

--Falanca adamın evi nerede?

Eski komşusu, haram yemeyen adamı tanıyamamış:

--O adamın karısı o evden çıkıp söktü. Evi aşağı tarafa kurdu. Eskisiyle kıyaslanmaz.

Meğerse haram yemeyen adamın karısı bir yerden çok para kazanmış. Daha aşağıda yeni bir ev yaptırmış.

Eskiden evinin olduğu yere gitmiş ama o evi olduğu yerde yokmuş; aşağısına indiğinde orada bir ev görmüş.

Yavaş yavaş yeni eve yaklaşmış. Sakına sakına evin penceresinden içeriye bakmış. Karısının, yatağın üstüne uzanmış bir adamın saçındaki bitleri ayıkladığını görmüş. Şöyle düşünmüş:

--Ben, bu kadını hemen öldüreyim!

Ölçüp biçmiş sonra da öğrendiği o kıssayı hatırlamış:

--Yahu ben, bir kıssa için tam bir yıl çalıştım. O kıssa şöyleydi: “Gözünle görmedikçe, kulağınla işitmedikçe başkasının lâfıyla iş yapma!” Böyle işleri inceden inceye anlamak lazım!

 Haram yemeyen adam, evin kapını tıklamış. Kapı açılınca karısına sormuş:

--Yatağın üzerinde başındaki bitleri ayıkladığın o adam kim?

--O adam benim oğlum!

Böylece haram yemeyen adam meselenin aslını kavramış.  Kadın da kocasını tanımış.

Ondan sonra da haram yemeyen adam, karısı ve oğlu mutlu mesut yaşamaya başlamışlar.  Hâlâ da güzel güzel yaşıyorlarmış.

Haram yemeyen adam, o üç kıssa için üç yıl boyunca çalışmış. O üç kıssa da kendisini belâlardan korumuş.

*******

 

“Xarami-Na Var İpxors K̆̆oçi”

Xarami-na var ipxors, k̆̆oçişi berek a’ndğas ğalişen ar uşkurik eliğu do uşkuri baba muşis koǯiru. Baba muşik uǯu-ki:

--Ha uşkuri so žiri?

Berek uǯu-ki:

--Ğalik gelimet̆u-şi, ma bicubali.

Baba muşik uǯu-ki:

--Skiri, si muperi bere ma mavi, var oxoboǯonam! Si k̆̆ai xeşa kogiçkin-ki, ma xark̆̆epeşi mutu var bibxor!

Ha k̆̆oçik uşkuri kezdu do ğali-ğali dido amayonu. Ğali-jin, so-ti uşkuri yodgit̆u-te k̆̆onari, he oxormaceşe idu do k̆itxomt̆u:

--Ma-na miğun uşkuri’steri si gegidgin-i?

Oxormancek uǯu-ki:

--Heşo uşkuri var miğun!

Ha k̆̆oçik xolo-ti oxtimus kogyoç̆k̆̆u do ar ağaşi oxoşa mendaxt̆u. Ağas k̆̆itxu-ki:

--Hasteri uşkuri gegidgin-i?

Ağas var gyudgit̆u, ama “haya ğnosişi’mk̆̆ali şeri var ren”-ya do uǯu-ki:

--Haşo uşkuri ar var, ma eçi kogemidgin! Muşeni mk̆̆itxum? Mu ğodare?

Xarami-na var ipxort̆u, k̆̆oçi ağas uǯu-ki:

--Bere çkimik, ğalik uşkuri gelimet̆u-şi, arteği kožirudoren. Hemuşeni ma ha uşkuri dokaçeri skanda mobti. Ma xark̆işi xarami var bibxor.

Hemindos ağak, xarami-na var ipxort̆u k̆oçis uǯu-ki:

--Oki heşo ren, si hak memanç̆i, muntxani giǯvare. Oki, si xarami-na var ipxo k̆̆oçi re, sum ǯanas ma miçalişi do si sum nena giǯvare.

Xarami-na var ipxort̆u k̆̆oçik sum ǯanas duçalişu ağas. Sum nena miǯva-şen-ya-do. Sum ǯana-ş-k̆ule ağaşa, xarami-na var ipxort̆u, k̆oçi mendaxt̆u do uǯu:

--Ağa, sum ǯanas dogiçalişi, haǯi sum nena kodomoguri!

Ağak uǯu-ki:

--Ğalişi ak̆̆ras mo incir! Majurani: guris-na giğun’steri, heşo vi! Masumani: Toli do uci skanite var ogna, var žira-şakis dulya mot ikom xark̆işi nenate.

Ağak ha nenape, xarami-na var ipxort̆u k̆̆oçis uǯu. Ha k̆̆oçis dido k̆̆ai daǯonu do igzalu. Xarami-na var ipxort̆u k̆oçi dido gzas idu-şi, hamus çalandarepe konages do hem-ti dolumcudort̆un. Ağak hamus-na uǯudort̆u nena kogaşinu- “ğalişi ak̆̆ras mot incira” do –hemindoras çalandarepes uǯu-ki:

--Ç̆e, çalandarepe! Ma ar nena şeni ar ǯanas biçalişi, sum nena komiçkin. Maartani: Ğalişi ak̆ras mot incira! Majurani: guris na giğun’steri, heşo vi! Masumani: Toli do uci skanite var žira do var ogna-şakis xark̆işi nenapete dulya mot ikom! Ha sum nenaşeni ma sum ǯanas biçalişi do tkvan upareli koxogoǯonapit, hemuşeni haǯi ma dido goxveǯamt, hasteri hak mot bincirt̆at!

Çalandarepek ha k̆̆oçis konuruces do germaşi jin rak̆̆anişa keşaxt̆es. Ʒxenepes p̆at̆i ǯk̆̆ari  arumines do goyk̆itxes-ki:

--Hak so-ti ǯk̆̆ari koyeni p̆ea?

Ar mitxanik hatepes uǯu-ki:

--Hek jin gola gza mek̆̆ila-şi, ar dolok̆̆lant̆a sva ren. Hek ǯk̆̆ari koren, ama na idasen k̆̆oçi var malen!

Xarami-na var ipxort̆u k̆̆oçi jur vedre ezdu do ǯk̆̆arişa igzalu. İdu-şi,ar meşak̆̆lamt̆a svas komeşaxt̆u do doloxe ar mskva oda kogoynǯku. Hek ar biç̆i xes didi xençeri dokaçeri kodgit̆u do he biç̆işi ǯoxle ar mari do ar çkva bozo kogoǯudgit̆u. Hemindoras ha biç̆ik xarami-na var ipxort̆u k̆oçis k̆itxu:

--Si namu-na ren, eç̆opumt̆u, bozo vana mari?

Xarami-na var ipxort̆u k̆̆oçik uǯu-ki:

--Namu mogǯondasen, heya eç̆opi! Haşo dulyaşeni mitişa ik̆̆itxinen. İris-na unon’steri, heşo ikoms-ki, mik mari eç̆opums-ki, mik- bozo!

He ǯk̆̆arişa na idat̆u k̆̆oçi var malet̆u, ama ha k̆̆oçi komoxtu, hemuşeni-ki ǯk̆̆arişe-na idat̆u k̆̆oçis he biç̆i k̆itxomt̆u: “Mari k̆ai en-i, va-na bozo?” Na idat̆u k̆oçi uǯumert̆u-ki: “Bozo k̆ai ren, mari mu ğodare”,- heşo-na tkvat̆u k̆oçis ti nok̆̆vatamt̆u. Xarami-na var ipxort̆u k̆oçik “guris-na giğun’steri, heşo vi”-a uǯu do hemuşeni mutu var ağodu. Hemuk-ti ǯk̆ari ezdu do igzalu. Ç̆umen ç̆umandele mendaǯk̆ede-ş-k̆ule, ğoma-na t̆es svapes do onciru guris-na uğut̆es, svapes ğvarala gextudoren do kodokaçudoren. Hemindoras çalandarişi tigemçalek xarami-na var ipxort̆u k̆oçis uǯu-ki:

--Ğoman si vart̆ik̆̆onari, çkun hak̆̆o ʒxenepe okro do k̆̆oçepe-ti gomdunut̆it, hemuşeni haǯi si mekçare sum ʒxenişi oğmalu okro do sum çkva ʒxeni, mok̆idi do skani oxoşa idi do k̆ai-k̆ai skidi!

Xarami-na var ipxort̆u k̆̆oçis çalandarepek sum ʒxeni oğmalu muşite komeçu do k̆̆oçi oput̆e muşişe mendaxt̆u, ama oxori muşi-na dgit̆u sva var yaʒxunu do martepe muşis k̆itxu:

--Hasteri k̆̆oçişi oxori so ren-ya?

Mcveşi marte muşik uǯu-ki:

--He k̆̆oçişi oxorca kogamaxtu, oxori ǯk̆̆u do ǯalendo k̆̆eleşi kogelak̆̆odu. Mcveşi var gorişinams.

Xarami-na var ipxort̆u k̆̆oçişi oxorcak dido para mogu do ǯalendo k̆̆eleşi ağne oxori dok̆odapudoren. Xarami-na var ipxort̆u k̆oçi oxo muşişa-na dgit̆u svaşa mendaxt̆u, ama he svas oxori var dgit̆u. Ǯalendo k̆ele gelaxtu-şi, hak ar oxori kodgit̆u. Haya not̆k̆obu do pencereşen noxosaru-şi, oxorca muşik ar k̆oçis ti ut̆işinamt̆u oncires elancireri do ha k̆oçik nifik̆iru ki: “Ma ha oxorca dop̆ila”, ama a’çkva nixesabu-ki: “Ma ar ǯanas biçalişi do ar nena-na miǯvesdort̆un, he neta hasteri t̆u: Toli skanite var žira-şakis do uci skanite var ogna-şakis, çkvalepeşi nenate dulya mo ikom!” Haşo dulyape mteli xolo mç̆ipaşaşi koxoǯonu-şi, oxorca muşis nek̆na nuk̆ank̆u do amaxtu-şi k̆itxu:

--Ha k̆̆oçi minoren-ya?

Oxorcak uǯu-ki:

--Haya bere çkimi ren”-ya!

Haşopete komolik iri xolo koxoǯonu do oxorcak-ti içinu komoli muşi do, hemindora-ş-k̆̆ule k̆ai-k̆ai oskedinus kogyoç̆k̆es do k̆ai skidunan. Sum ǯanas sum nenaşeni-na içalişu, he sum nena daxmaru.

----------------------------

  

[Kaynak kitap: Sergi Jğent̆i, “Ç̆anuri T̆ekst̆ebi/ Arkabuli K̆ilok̆avi”, S S R K̆ Meʒnierebata Ak̆ademiis Sakartvelos Piliali, Ak̆ad N. Maris Sax. Enis, İst̆oriasa da Mat̆er. K̆ult̆uris İnst̆it̆ut̆i, T̆pilisi, 1938, (Gürcü Alfabesinden Latin Alfabesine çevriyazı, düzenleme ve Lazcadan Türkçeye çeviri: Ali İhsan Aksamaz, İstanbul, 1999)]

aksamaz@gmail.com



47 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

[Lazca- Türkçe Masallar-10]: “Dev” - 10/01/2026
Eski zamanlarda köyde yaşayan bir adamın üç erkek çocuğu varmış. Ölüm yatağındayken büyük oğlunu çağırmış.
[Lazca- Türkçe Masallar-9]: “İki kardeş; biri akıllı, diğeri deli” - 04/01/2026
Bir zamanlar bir köyde iki erkek kardeş yaşıyormuş. Bu kardeşlerden biri akıllı, diğeri tam deliymiş. Hayvan sürüleri varmış. O sürülerinden elde ettikleri kazançla geçiniyorlarmış.
[Lazca- Türkçe Masallar-8]: “İki Arkadaş” - 29/12/2025
Çok eski zamanlarda bir köyde iki genç çok yakın arkadaşmış. Bir gün birbirlerine şöyle demişler: --Kötü hâldeyiz; paramız yok! Biz en iyisi gurbete gidip çalışalım! Orada biraz para kazanalım!
[Lazca-Türkçe Masal- 7]: “Kötü Niyet” - 20/12/2025
Bir gün iki kardeş bir araya gelip ormana ava gitmiş. Öğlene kadar çok dolaşmalarına rağmen, bir türlü hiçbir şey avlayamamışlar. Dinlenmek için bir gürgen ağacının altında oturmuşlar. Nereden çıkıp gelmişse, bir ihtiyar adam gelmiş.
[Lazca-Türkçe Masallar-6] - 13/12/2025
Bir zamanlar adamın biri dağlık bir yerde ateş yakmış. Ateş, etrafa da yayılmış. Derken ateş bir ağacı da sarmış. O ağacın üstünde bir yılan oturuyormuş. Yılan, yanan ağaçtan kaçamamış. Orada sıkışıp kalmış. Haykırmaya başlamış.
[Lazca-Türkçe Masallar-5] - 06/12/2025
Mulava Emmi, o yıl Budiati adlı yerde yeni bir tarla açmış. Bu yeni açılmış tarlada çok iyi de mısır yetişiyormuş. Gel gör ki mısırların körpe zamanında tarlaya ayı ve domuz dadanmış.
[Lazca-Türkçe Masallar-4] - 29/11/2025
Bir varmış, bir yokmuş, bir dev varmış. Bu dev, köy halkının dereden su almasına izin vermiyormuş. Su almak için illa her gün bir genç kızı o deve verecekmişsin, işte o zaman dereye gitmene izin veriyormuş.
[Lazca-Türkçe masallar- 3] - 23/11/2025
Kader, Akıl ile karşılaşıp sormuş: --Sen mi daha iyisin, yoksa ben mi? Akıl şöyle demiş: --İnsanoğluna sor, o sana söyler. Kader, bütün dünyayı dolaşmış. İnsanlara kulak vermiş; kimin bu konuda ne düşündüğünü anlamak istiyormuş.
[Lazca-Türkçe masallar-2] - 08/11/2025
Bir eşkıya çok günah işlemiş. Doksan dokuz kişiyi öldürmüş. Bir gece yatmadan önce Allah’a dua etmiş: --Ne olur Allah’ım, bu günahlarımdan nasıl kurtulacağımı bana rüyamda göster!
 Devamı
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi