• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam47
Toplam Ziyaret1290668
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar43.423843.5978
Euro51.207851.4130
Semerkew
Ali İhsan Aksamaz
aksamaz@gmail.com
[Lazca- Türkçe Masallar-14]: “Üç erkek kardeş ile bir kız kardeş”
08/02/2026


Bir zamanlar bir köyde bir adam yaşıyormuş. Bu adamın üç erkek bir de kız çocuğu varmış. Zavallı adam gece gündüz çalışıp çocuklarına ekmek götürüyormuş. Çocukları büyümüş ama o da ihtiyarlayıp yataklara düşmüş. Ölüm erkenden kapısını çalmış. Adam ölürken çocuklarını çağırıp onlara şöyle demiş:

 --Belli ki ben artık ölüyorum. Ama siz yaşayacaksınız. Birbirinize her zaman yardım edin! Büyük küçüğünü, küçük de büyüğünü bilsin! Kimseyi kandırmayın, kimse de sizi kandırmasın! Kız kardeşinizi bir kenara itmeyin! Beni de ele güne rezil rüsva etmeyin! Yılda bir defa mezarıma gelin, ben başka bir şey istemem!

Zavallı adam bu sözleri söyledikten kısa bir süre sonra da vefat etmiş. Çocukları, zamanının Laz adetlerine yakışır bir şekilde toprağa vermişler. Kırkı dolunca yine adetlerine göre ne gerekiyorsa, onları da yerine getirmişler.

Bir yıl sonra kız kardeş, ağabeylerine şöyle demiş:

--Babamızın mezarına gidelim!

Ağabeyleri hiç oralı olmamışlar:

--Bu yağmurda, bu rüzgârda mezara mı gidilirmiş?

Kız kardeş, ağabeylerine hiçbir şey söylemeden harekete geçip yalnız başına babasının mezarına gitmiş. Uzun zaman mezar başında kalmış. Çok ağlamış, çok gözyaşı dökmüş. Gün ağarmaya başlarken de evlerine gitmek için ayağa kalkmış. Ayağa kalkınca da elbisesinden yere altın beşibiryerdeler dökülmüş. Genç kız çok şaşırmış. O anda babasının sesi de kulağına çalınmış:

--Evladım, o altınlar senin gözyaşın; toplayıp artık evine dön!

Genç kız, yerdeki altınları toplayıp mezarın yanına gömmüş. Sonra da evlerine gitmiş. Eve döndüğünde ağabeyleri bağırıp zavallı kızı ağlatmışlar:

--Bu gece nerelerde sürtüyordun, ha?

Aradan bir yıl daha geçmiş. Yine babalarının mezarını ziyaret etmeleri gereken zaman gelmiş. Genç kız, mezarı ziyaret etmek istemiş ama ağabeyleri ona yine kötü davranmışlar:

--Hiçbir yere gitmeyeceksin!

Böyle söylemekle kalmayıp zavallı kızı, odasına hapsetmişler. Bir de kapısını kilitlemişler. Ağabeyleri uyuyorken genç kız gece yarısı kalkmış. Pencereden çıkıp kaçmış. Doğruca babasının mezarına gitmiş. Mezarın başında oturmuş. Ağlamış, ağlamış. Sonra evlerine gitmek için ayağa kalktığında elbisesinin üstünden yere yine altınlar dökülmüş. Genç kız, bu altınları da toplayıp mezarın yanına gömmüş.

Eve döndüğünde ağabeyleri onu ellerinde kızılcık sopasıyla bekliyorlarmış. Genç kızı yakalayıp dövmüşler. Zavallı hiç sesini çıkarmamış.

Tam da o günlerde büyük bir muharebe çıkmış. Kral, seferberlik ilân etmiş. O genç kızın ağabeyleri de askere çağırılmış. Gel gör ki o ağabeyler, askerlik hizmetinden kaçmışlar. Gidip korkak çakallar gibi ormanda saklanmışlar. O zamanki Lazların askeri sayıca çok azmış. Gel gör ki düşman askeri Lazistan’a karınca gibi üşüşmüş. Yavaş yavaş da Trabzon’a yaklaşıyorlarmış.

Ülkesinin başına gelenler ve ağabeylerinin korkaklığı genç kızı çok üzmüş. Babasının mezarına gidip içini dökmek istemiş.

Mezar başında ağlaya ağlaya şunları söylemiş:

--Baba, sen giderken evin erkeksiz kalmayacağını zannediyordun ama zannettiğin gibi çıkmadı! Ağabeylerim kaçıp ormanda saklandılar. Korkak oldular. Vatanımız elden gidiyor. Ben neden erkek doğmadım? Pantolon giymek bana neden yasak?

Genç kız, bunları söyler söylemez bir yerlerden üç tane at gelip yanında durmuş. Bu üç atın eyerlerinde kama ile tüfekler asılıymış.

Genç kız yine babasının sesini duymuş:

--Evladım, bu üç at da senindir! Beyaz olan at, havada kuştan hızlı uçar. Siyah olan at, karada geyikten daha hızlı koşar. Boz renkli at, suda balıktan hızlı yüzer. Eğer yüreğin varsa, kama kuşanıp düşmanının anasını ağlat!

Genç kız, bir solukta beyaz atın eyerinde asılı duran beyaz elbiseyi giymiş, kamayı kuşanmış. Sonra da atını mahmuzlayıp Trabzon’a gitmek üzere şimşek gibi yola çıkmış.

Genç kız, yakıp yıkmaya başlayınca, düşman askeri kaçana kadar analarını ağlatmış.  Ondan sonra da siyah elbiselerini giyip siyah atına atlamış. Akşama kadar düşman askerlerine yetişip onları ot gibi biçmiş. Hayatta kalabilen düşman askerleri canlarını kurtarabilmek için kalyon ve sandallarına binip denize açılmaya başlamış. Genç kız, o zaman da boz rengi elbisesini giyip, boz rengi atına atlayıp kaçan düşman askerine yetişmiş. Boz atın, çifte vurmasıyla düşman gemisi batmış. Sağ kalan düşman askerlerini kafalarını da genç kız, kamasıyla uçurmuş. Bir tek düşman askeri bile sağ kalmamış hepsi Karadeniz’in sularındaki balıklara yem olmuş.

Genç kız, daha sonra sahile çıkmış. Beyaz elbisesini giyip atına atlamış. Atını mahmuzlayıp doğru babasının mezarına gitmek üzere yola çıkmış. Mezarlığa varınca beyaz elbiselerini çıkarıp her zamanki gündelik köylü kızı elbiselerini giymiş.

Babasının sesi sormuş:

--Ne yaptın, evladım, askerimize yardım edebildin mi?

--Evet, baba, yardım edebildiğim kadar yardım ettim. Bizimkiler, düşman askerini yenip kaçırdılar, denize döktüler. Bundan sonra Lazistan’a bir daha ayak basamazlar.

Genç kız, bunları söyleyip babasının mezarından ayrılmış. Daha sonra da o üç atını serbest bırakıp evlerine gitmiş.

Genç kız evlerine varınca ağabeyleri onu görmemişler bile. Çünkü konuştukları şey gördükleri insanlar ve atlarmış.

Büyük ağabey şöyle diyormuş:

--Bizim de öyle atlarımız olsaydı, biz de düşmanın anasını ağlatırdık! Ama nereden bulacaksın ki öyle atları!

Genç kız, evden dışarı çıkıp o üç atı çağırmış. Atlar gelince de ağabeylerini evden çağırıp şöyle demiş:

--İşte, sözünü ettiğiniz o atlar! Bunlara binip Trabzon’a gidin! Asker firarisi olduğunuzu diğer insanlar bilmesin!

Üç ağabeyi, o atlara binip Trabzon’a gitmek üzere yola koyulmuşlar.

Trabzon’a vardıklarında halk, kendilerini sevinç gösterileri ve çiçeklerle karşılamış.  Onlar da hâllerinden çok memnun bıyıklarını buruyorlarmış. Sonra kralın sarayına gitmişler. Sarayda yemişler, içmişler, şarkılar söylemişler, horona durmuşlar.

Düşman, Trabzon’a çullandığında beyaz atla gelip kendilerine yardım eden kahraman adamı bir süre sonra hayal meyal hatırlamış kral. Kendi kendine şöyle demiş:

--O kahraman adamın sakalı yoktu. Bu üçünün çalı süpürgesi gibi sakalı ve bıyığı var! Bu işte bir iş var!

Kral, üç erkek kardeşe sormuş:

--Hele bir söyleyin! Düşmanın anasını ağlatmaya nerede başlamıştınız?

Bu üç erkek kardeş, ormandan muharebeyi yalnızca seyrettikleri için gerçeği söyleyememiş. Kral, bu üçünü hemen muhafızlarına yakalatmış. Birkaç tokattan sonra, bu üç asker firarisi erkek kardeş hemen çözülmüş. Bülbül gibi tüm gerçeği anlatmaya başlamışlar.

Gerçeği öğrenen kral, adamlarını gönderip genç kızı saraya getirtmiş. Genç kız, bütün gerçeği olduğu gibi krala anlatmış. Kral, gerçeği tüm çıplaklığıyla öğrendiği için son derece memnun olmuş. Kızı öve öve yere yurda koyamamış. Sonra da genç kızı, oğluyla baş göz etmiş.

Düğünleri tam yedi gün, yedi gece sürmüş. Düğün günleri bittikten bir süre sonra düşman yine Lazistan kapılarına dayanmış. Genç kız, prens kocasına yalvarmış:

--Ne olur, ağabeylerimi kalenin zindanından tahliye et de bari muharebeye şimdi gitsinler!

Prens kocası, karısının gönlünü yapmak için o asker firarisi erkek kardeşleri zindandan tahliye etmiş. Genç kızın utançtan kahrolan bu üç erkek kardeşi muharebenin yaşandığı en kötü yere asker olarak gitmiş. “Ölüm, isteyene hemen gelmez” diye bir söz vardır; boşuna söylememişler. Bundan sonra bu üç erkek kardeş düşmana karşı büyük yararlılıklar göstermişler. Sırtlarından korkaklıklarını atmaya çalışıp başkalarının gözünde itibar kazanmışlar. Düşmanı tamamen topraklarından attıktan sonra cepheye tekrar dönmeyip evlere gitmek üzere yola koyulmuşlar. Evlerine yakın bir yerde babalarının mezarıyla karşılaşmışlar. Üç erkek kardeş, atlarından inip babalarının mezarının başında oturmuşlar. Seller gibi göz yaşı dökmüşler. “Anne- babanın yüreği her zaman çocuklarıyla beraberdir” diye bir söz vardır! Bu üç erkek kardeşin döktüğü gözyaşları da altına dönüşmüş. Onlar da babalarının sesini duymuşlar:

--Bundan sonra yalnızca kendiniz için yaşamayın, adam olun, milletinize hizmet edin!

Üç erkek kardeş, gözyaşlarından düşen o altınları toplamışlar. Daha önce kız kardeşlerinin gömdüğü altınları da bulup evlerine gitmişler. Bütün o paralarla köprüler, yollar, isale hatları, okullar, hastaneler inşa etmişler ama yine de yüreklerinden o utancın ağırlığını atamamışlar. Başkaları unutsa da kendileri, ormanda saklandıkları günleri unutmuyormuş. “İnsanı rezil etmeyen tek şey ölümdür!” diye bir söz vardır! Bu üç erkek kardeş de o utanca artık dayanamayıp bir gün çok yüksek bir kayalığa çıkmışlar. Oradan kendilerini atıp hayatlarına son vermişler. Düştükleri yerlerde üç ayrı pınar ortaya çıkmış. O pınarlardan birincisinden su içen hemen güzelleşiyormuş. İkinci pınarın suyundan içenin aklı hemen gelişiyormuş. Üçüncü pınarın suyunda içen hemen cesur hâle geliyormuş.

Üç ağabeyinin utançlarından canlarına kıydığını duyan genç kız, o pınarların olduğu yere adamlarını göndermiş. O pınarlara isale hatları inşa ettirmiş. Sonraki yıllarda genç kız, her sonbaharda o pınarların bulunduğu yere gidip gözyaşı dökmüş. Allah’ın canını alması için hep dua etmiş. Bir keresinde o kadar çok yakarmış ki Allah, genç kızın hâline çok üzülüp onu ayakta olduğu gibi taşa çevirip o ızdırabından kurtarmış. Ama o taştan, tam da genç kızın gözlerinin olduğu yerden, sular akmaya başlamış. Bu taşı gören, genç kızın hâlâ ağabeylerine ağladığını zannediyormuş. Bir gözünden akan suyu içen hasta hemen iyileşiyormuş, diğerini içen ise ölüyormuş

[Üç erkek kardeş ile bir kız kardeşin masalı böyle bitiyor; bitmiyorsa da ben sonrasını bilmiyorum.]

*******

 

 “Sum cuma do ar da”

 

Ar k̆oçis uonut̆udoren sum biç̆i bere do ar bozo. Zavali k̆oçik seri- ndğaleri içalişomt̆u do berepe- muşis gyari mumet̆u. Berepe dirdes, ama muk dibadu do ordo ğurati komuxtu. Ğurut̆uşi, ducoxu berepe- muşis do hasteri nenape uʒ̆u:

“Ma bğuru do tkva doskidaten. Artikartis nuşvelit, didiş ç̆ut̆aşi do ç̆ut̆as didişi giçkit̆an. Mo moğerdinamt miti do tkvati var moğerdut. Da- tkvani mo met̆k̆omet, mo gemipxasinamt ti- çkimi. Ǯanas arte moxtit mezare-çkimişa do çkva ma mutu var minonya!”- tku do doğuru.

Berepe- muşik Lazuy adetis na nomskut̆ustey kodoxves baba- mutepeşi. Jurneçi ndğa oypşuşi, heti duxenes do ok̆ule çkva goç̆k̆ondes iri xolo.

Ǯana oypşuşi, bozok uʒ̆u cumalepe- muşis:

“Babaş mezareşa mendaptatya!”

Ama cumalepe- muşik:

“Haʒ̆ineri mç̆ima do ixis mezareşa mendilineniya?” uʒ̆ves.

Bozok mutu va uʒ̆u, ama goynk̆anu do xvala- xvala mendaxtu. Dido ibgaru, dido çilambrepe dobu. Mʒika gotanuşkule: “Oxoriş bidareya”, do eyseluşi, p̆orcaşen altunişi beşluğepe kodabğu. Bozo goyç̆imoşu. 

Hemindos baba- muşişi sersi kogyasu:

“Heya çilambrepe- skani ren, bere- çkimi, dok̆orobi do igzali oxor-skanişa!”

Bozokti dok̆orobu altunepe, mezarek̆ala kodoxu do oxorişa komoxtu.

Cumalepe- muşik: “Ham seris so goytoaput̆ia?” do k̆ai duğarğales do obgarines zavali bozo.

Ar çkva ʒ̆ana golilu. Xolo mezareşa oxtimoni ora komoxtu, ama cumalepe- muşik: “Soti var idareya!” do odas komoloxunes do gyunk̆oles. Seriş gverdis, cumalepe- muşi cant̆esşi, gamak̆ap̆u pencereşen do imt̆u. Mezareşa moxtuşi, doxedu do ibgaru. “Oxorişa bidareya”, do eyseluşi, xolo altunepe kodabğu p̆orcaşen. Bozok xoloti dok̆orobu altunepe, kodoxu do oxorişa komoxtu. Moxtuşi, cumalepe- muşik çumet̆es haya, ç̆opes do ç̆epxeten dobaxes. Bozok hiç nena var eşiğu.

Hem ndğalepes didi muharebe kogeyç̆k̆u. K̆iralik ha bozoşi cumalepesti askerişa koducoxu. Ama hamtepe imt̆es, girmas meşiles tutula mk̆yapupesteri. Lazepeşi askeri ç̆ut̆a t̆u, ama duşmanik dumç̆k̆usteri kodolobğu Lazistanis askeri- muşi do ntamo- ntamo T̆amt̆ras konaxolu.

Hemindos xolo idu baba- muşiş mezareşa do bgarineri hasteri nenape tku:

“Baba- çkimi, si igzalt̆işi, oxoris komolepe dobut̆alamya, giçkit̆u, ama cumalepe- çkimi girmas  t̆k̆obunan, mşkurinacepes golobunan, dobadona- çkuni na geykten. Muşeni ma biç̆i va dobibadi, muşeni şarvali yasaği ren çkimişeni?”

 Hamtepe tku, va tku, sontxanişen sum nʒxeni komoxtu, sumisti eyeris jin k̆ama do t̆ufeğepe mok̆ideri. Hem oras bozok xoloti kognu baba- muşiş sersi:

“Skiri- çkimi, ha ʒxenepe skani ren. Kçe- na- ren putxun k̆inçişen ordo, uça- na- ren let̆as gulun mskverişen k̆ai do bresti- na- ren ʒ̆k̆aris imçvirs nçxomişen k̆ay. Guri kogiğun- na, k̆ama dikaçi do duşmanepe ç̆k̆ori!”

Bozok a şvacis kodolikunu kçe nʒxenis na mobut̆u dolokunu, k̆ama kelik̆idu, goç̆k̆idu nʒxenis do T̆amt̆ras dot̆k̆vaʒu. Oç̆umales na gyoç̆k̆u, ondğeşakis duşmanepe ç̆k̆orumt̆u, omt̆inus va meçesşakis. Hemuas bozok uça dolokunu kodolikunu do uça nʒxenis kogexedu. Lumcişakis ç̆işut̆u do ç̆k̆orumt̆u duşmanepe tipisteri. Na doskidespe gexedes gemi do k̆aravapes do zuğaşa kogamaxtes. Hemuas bozok bresti dolokunu kodolikunu, bresti nʒxenis gexedu do meç̆işu hamtepes. Nʒxenik ar k̆uçxena geçat̆uten k̆aravi moktamt̆u, bozokti k̆amaten duşmanepes tipe uk̆vatamt̆u. Hiç ar duşmani va doskidu, iri xolo nçxomepeşi gyari divu.

Bozo kogamaxtu zuğa- p̆icişa, kodolikunu kçe dolokunu, goç̆k̆idu nʒxenis do baba- muşiş mezareşa komoxtu, komoyʒ̆k̆u kçe dolokunu do na dolokunt̆upe kodolikunu. Baba- muşiş sersik k̆itxu hamus:

“Mu vi, skiri- çkimi, komegaşvelui?”

Bozokti hasteri coğabi meçu:

“Ho, baba- çkimi, na memaşvelet̆uk̆onay komebuşveli. Çkunepek duşmani omt̆ines, zuğas kodoloğes. Haʒ̆işkule çkva var malenan Lazistanişaya”,- tku.

Nʒxenepes oxuşku do igzalu.

Oxorişa moxtuşi, cumalepe- muşik varti žires haya, hemuşeni- ki op̆aramitu- mutepeşi he- na žires k̆oçepeşi do nʒxenepeşi t̆u.

Didi- na- tuk:

“Hemk̆ata nʒxenepe çku komiyonut̆es- k̆onay, çkuti duşmanis nana but̆aik̆omt̆it! Ama so žirom he nʒxenepe!”

Bozok gamaxtu do koducoxu nʒxenepes. Nʒxenepe komoxtesşi, uʒ̆u cumalepe- muşis:

“Aha, ezdit ha nʒxenepe do T̆amt̆raşa idit. Mt̆ineri na t̆it, k̆oçepes mo uçkit̆anya!”

Dido oxveʒ̆inu va unt̆u. Hamtepe gexedes nʒxenepes do T̆amt̆raşa igzales. T̆amt̆raşa Moxtesşi, T̆amt̆ruepek pukurepeten nages. Hamtepekti buyuğepe ç̆imoşeri gamaxtes k̆iraliş oxorişa, şves, ç̆k̆omes do ibires.

Mʒika çkvatişkule k̆iralis kogaşinu izmocesteri, duşmanepe T̆amt̆ras amibğet̆esşi, kçe nʒxeniten na moxtu k̆oçi, do muşebua zop̆ons:

“Hem k̆oçis pimpili var uğut̆u. Hamtepes buyuği do pimpilepe nçalasteri uğunan. Hak muntxa korenya!” do k̆itxu hamtepes: “Hele, mik solen gyoç̆k̆u duşmanepeşi ok̆vatuya?”- şa, hamtepes mtini var atkves- ki, sontxanişen girmaşen muharebes na oʒ̆k̆ert̆esşeni. K̆iralik sumiti xolo koç̆opapu. A- jur k̆amç̆i gudgesşi, hamtepek iri xolo nat̆ustey duʒ̆ves. Mtini ognuşi, k̆iralik oşku k̆oçepe- muşi do bozo komuyones.

Bozok irinat̆ustey duʒ̆u. Dido k̆ai daʒ̆onu k̆iralis, dido omʒku he bozo do ok̆ule biç̆i muşis komeçu. Şkit ndğas, şkit seriş duğuni mutepeşi t̆u.

Ç̆andaş ndğalepe diçoduşi, xolo mintxa duşmani Lazistanis kondgitu. Bozok oxveʒ̆u komol- muşis:

“Kogamoşkvi cumalepe- çkimi zindanişen do iristeri idan murabeşa!”

Komol- muşik guy duxenu do oxuşku hemtepes. Oncğoreten hemtepek ğura gores, henni p̆at̆i yerepeş ides, ama ğurati, gint̆aşi, va ižirenya, xoş mʒudi tkvey va ren! Sum cuma na ižirat̆u yeriş duşmanepe şa imt̆et̆es do goşibğet̆es. Duşmanepe omt̆inesşi, hamtepe çkva var goyktes, igzales oxori- mutepeşişa. Oxoriş ulut̆esşi, baba- mutepeşişi mezares konacoxes. Doxedes do xorşak̆ali k̆oy çilambrepe dolobğes. Zop̆onan xoş, nana- babaş guri iyya berepe- muşik̆ala renya! Na dobes çilambrepe altuni divu do ognes hamtepek baba- mutepeşişi sersi:

“Haʒ̆işkule xvala ti- tkvanişeni mo skidut, k̆oçi ivit!”

Hamtepek dok̆orobes altunepe, bozok na şinaxudort̆unti kožires do oxoriş komoxtes. He parapeşi xincep do gzalepe dok̆odes, ʒ̆k̆arepes koguʒ̆k̆ondes, ama xoloti gurepe va araxat̆es. “Ğurak xvala rezil va ʒ̆opxums k̆oçiya!” do ar ndğas extes didi rak̆anis do it̆k̆oçes hekolen. Na meles yerepeşen sum ʒ̆k̆ariş toli kogamaxtu. He ʒ̆k̆arişen aris oşu- na, k̆oçi imskvanen, majuras oşu- na, ğnosi manžinen, masumas oşu- na, guri k̆ap̆et̆i aven.

Da- mutepeşikti haya ognuşi, oşku k̆oçepe, he ʒ̆k̆arepes k̆ay koguʒ̆k̆ondes do hemuşkule k̆at̆a ʒ̆anas Stvelişk̆ele he ʒ̆k̆arepeşa ulut̆u do ibgart̆u do Ğormotis ğura oxveʒ̆ut̆u. Arte heşo yodgit̆u do ibgart̆uşi, Ğormotis guris naç̆u haya do heşo na dgit̆ustey mkva doʒ̆opxu do muşletinu. Ama he mkvasti tolepeş yerişen ʒ̆k̆ari daben, giçkin- ki, bozok xoloti gyabgars cumalepe- muşis. Arişen oşu- na, zabuni k̆oçi ik̆aren, majuaşi oşu- na mitik, ğurun.

[Haşo içoden sum cuma do ar daşi meseli. Va içoden- na- ti, ma çkva va miçkin.] 

------------------------------ 

[Kaynak kişi:Ǯate Baʒ̆aşi, Tbilisi, 1976, (Kaynak kitap: Guram K̆art̆ozia, “Lazuri T̆ekst̆ebi- II”, Gamomʒemloba “Meʒninereba”, Tbilisi, 1993), (Gürcü Alfabesinden Latin Alfabesine çevriyazı, düzenleme ve Türkçeye çeviri: Ali İhsan Aksamaz, İstanbul, 1999)]

aksamaz@gmail.com



76 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

[Lazca- Türkçe Masallar-13]: “Kolkh Medea’” - 02/02/2026
Argonotlar, Kolkhlardan Altın Post’u çalmışlar. Sonra da dere kenarındaki gemiye binmişler. Dereyi aşıp Karadeniz’e ulaşacaklarmış. Böylece denize doğru yolculuklarına başlamışlar.
[Lazca- Türkçe Masallar-12] “Kral ile Çoban” - 27/01/2026
Bir zamanlar bir ülkede bir kral varmış. Bir gün büyük bir toplantı yapıp milletine şöyle demiş: --Ben konuşarak değil, el işaretleriyle bir şeyler anlatacağım. Kim el işaretiyle anlatacaklarımı anlayıp bana doğru cevap vereni vezirim yapacağım.
[Lazca- Türkçe Masallar-11]: “Haram yemeyen adam” - 18/01/2026
Bir zamanlar bir köyde bir adam yaşıyormuş. Bu adam hiç haram bir şey yemiyormuş. Haram yemeyen bu adamın oğlu bir gün akıp giden derede bir elmayı görüp almış. Sonra da o elmayı götürüp babasına göstermiş.
[Lazca- Türkçe Masallar-10]: “Dev” - 10/01/2026
Eski zamanlarda köyde yaşayan bir adamın üç erkek çocuğu varmış. Ölüm yatağındayken büyük oğlunu çağırmış.
[Lazca- Türkçe Masallar-9]: “İki kardeş; biri akıllı, diğeri deli” - 04/01/2026
Bir zamanlar bir köyde iki erkek kardeş yaşıyormuş. Bu kardeşlerden biri akıllı, diğeri tam deliymiş. Hayvan sürüleri varmış. O sürülerinden elde ettikleri kazançla geçiniyorlarmış.
[Lazca- Türkçe Masallar-8]: “İki Arkadaş” - 29/12/2025
Çok eski zamanlarda bir köyde iki genç çok yakın arkadaşmış. Bir gün birbirlerine şöyle demişler: --Kötü hâldeyiz; paramız yok! Biz en iyisi gurbete gidip çalışalım! Orada biraz para kazanalım!
[Lazca-Türkçe Masal- 7]: “Kötü Niyet” - 20/12/2025
Bir gün iki kardeş bir araya gelip ormana ava gitmiş. Öğlene kadar çok dolaşmalarına rağmen, bir türlü hiçbir şey avlayamamışlar. Dinlenmek için bir gürgen ağacının altında oturmuşlar. Nereden çıkıp gelmişse, bir ihtiyar adam gelmiş.
[Lazca-Türkçe Masallar-6] - 13/12/2025
Bir zamanlar adamın biri dağlık bir yerde ateş yakmış. Ateş, etrafa da yayılmış. Derken ateş bir ağacı da sarmış. O ağacın üstünde bir yılan oturuyormuş. Yılan, yanan ağaçtan kaçamamış. Orada sıkışıp kalmış. Haykırmaya başlamış.
[Lazca-Türkçe Masallar-5] - 06/12/2025
Mulava Emmi, o yıl Budiati adlı yerde yeni bir tarla açmış. Bu yeni açılmış tarlada çok iyi de mısır yetişiyormuş. Gel gör ki mısırların körpe zamanında tarlaya ayı ve domuz dadanmış.
 Devamı
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi