• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam182
Toplam Ziyaret1226430
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar42.325042.4946
Euro48.977149.1733
Semerkew
Ali İhsan Aksamaz
aksamaz@gmail.com
[Lazca-Türkçe Masallar-4]
29/11/2025


[Lazca-Türkçe Masallar-4]: “Kardeşin Kardeşe Ettiği Kötülük”

 

Bir varmış, bir yokmuş, bir dev varmış. Bu dev, köy halkının dereden su almasına izin vermiyormuş. Su almak için illa her gün bir genç kızı o deve verecekmişsin, işte o zaman dereye gitmene izin veriyormuş.

Bir gün genç bir kız ağlaya ağlaya yolda gidiyormuş. Üç erkek kardeş, bu genç kızla  karşılaşmış.

Sormuşlar:

--Sen neden böyle ağlıyorsun?!

--Bugün beni deve verecekler de onun için ağlıyorum!

- O dev nerede ki?!

 --Falanca yerdeki kuyunun dibinde oturuyor!

--Sen hiç ağlama! Biz gidip onu öldürürüz!

Üç erkek kardeş o kuyuya gitmişler.

En büyük erkek kardeş şöyle demiş:

--Ben iple kuyuya iniyorum. Siz, ipin ucunu kavrayın! Olur da ruhum darlanırsa, bağırırım, beni yukarı çekersiniz!

En büyük erkek kardeş, kuyunun yarısına kadar inmiş. Ruhu darlanmış. Kardeşlerine bağırmış. Yukarıya çekmişler.

Ortanca kardeş:

--Kuyuya ben ineyim!

O da ipin ucunu kavrayıp kuyuya inmeye başlamış. İnmiş, inmiş ama onun da ruhu darlanmış. Bağırmış. Onu da yukarıya çekmişler.

En küçük erkek kardeş:

--Kuyuya ben ineceğim. Ruhum daralsa da, bağırsam da beni sakın geri çekmeyin!

Kuyuya inerken onun da ruhu daralmış. Birkaç defa ağabeylerine bağırdıysa da kulak asmamışlar. Onu yukarıya çekmemişler.

Delikanlı nihayetinde kuyunun dibine inmiş.

Etrafa bakınmış. Kuyunun dibindeki bir odada üç genç kız oturuyormuş. Delikanlıyı gören genç kızlar gülüp boynuna sarılmışlar.

Delikanlı, kızlardan birini odadan çıkarıp ipe bağlamış. Kuyu başındaki büyük ağabeyine göndermiş. Sonra odadaki diğer kızı da o odadan çıkarmış. Onu da kuyu başındaki ortanca ağabeyine göndermiş. Odadaki son kızı da çıkarmış. Onu da ipe bağlayıp kendisi için yukarıya göndermiş. 

O arada dev birden ortaya çıkmış. Ama delikanlı, devi sonunda öldürmüş. O kadar büyük bir devmiş ki ölürken yerde yuvarlanırken başı oradaki bir evi devirmiş.

Delikanlı, ağabeyinin yukarıdan kuyunun içine saldığı ipe bir taş bağlamıştı.

Delikanlı kendi kendine şöyle demiş:

--Hele ağabeyim taşı ipten çözsün!

Ama ağabeyi, ipin ucunu yukarıdan bırakmış. İp kuyunun ta dibine düşmüş.

Delikanlı kendi kendine şöyle demiş:

--Eğer taşın yerinde ipe ben bağlı olsaydım demek ben de böyle kuyunun dibine  düşecekmişim!

Ağabeyleri, yanlarına o genç kızları da alıp kuyunun başından ayrılıp evlerine gitmiş.

Şimdi delikanlı kuyunun dibinde tek başına kalakalmış. Ağlamaya başlamış.

Derken oradan geçen bir kartal delikanlıyı görüp sormuş:

--Neden ağlıyorsun?!

--Nişanlım yukarıda kaldı. Ben kuyunun dibinde kaldım. Ağabeylerim bana kalleşlik ettiler. Onun için ağlıyorum.

Kartal, delikanlıya şöyle demiş:

--Sen ağlama! Ben seni gideceğin yere götürürüm. Ancak bana yol için dört kilo et gerekiyor.

Delikanlı oradaki bir yerlerden dört kilo et bulup almış. Sonra da kartalın kanadına binmiş. Kartal ile delikanlı, beş gün beş gece yol gitmişler. Delikanlı, yol boyunca kartalı o etle besliyormuş. Gel gör ki o et yarı yolda bitmiş.

Delikanlı kendi kendine:

--Şimdi ne yapayım?!

Kalçasından bir parça et kesip kartalı beslemeye devam etmiş. Kartal, eti almış ama yemeyip ağzının içinde saklamış. Yola devam etmiş.

Gidecekleri yere varınca kartal, delikanlının topalladığını görmüş. Kendisine yedirmeye çalıştığı kalçasından kestiği eti delikanlıya geri vermiş:

-Bunu yerine yapıştır!

Sonra kartal uçup gözden kaybolmuş.

Delikanlı yolda genç bir kızla karşılaşmış. Genç kız, delikanlıya şöyle demiş:

--Ben, Şahinaz’ın düğününe gidiyorum.

Delikanlının nişanlısının adı Şahinazmış:

--Şahinaz benim nişanlım!

--Nasıl senin nişanlın?! Ağabeyin, Şahihaz’ı kendine aldı!

--Ben şimdi düğüne yetişirim!

--Oraya girmek üç saatlik yol! Atın olmayınca düğüne yetişemezsin!

-- Atım yok ki, ne yapayım?!

--Ben sana bir at bulurum.

 Genç kız, delikanlıyı evine götürmüş. Babasının atını vermiş. Delikanlı da genç kıza mendilini vermiş. Delikanlı, ata binmiş. O genç kızı da ata bindirmiş.

Şahinaz’ın düğününe ulaşmışlar. Tam da o sırada erkek tarafı Şahinaz’ı evden çıkarmak  üzereymiş. Gel göl ki Şahinaz üzgünmüş; ağlıyormuş.

Delikanlı uzaktan Şahinaz’a şöyle demiş:

--Şahinaz, neden ağlıyorsun?!

Gelinlik giydirilmiş Şahinaz, delikanlının sesini tanımamış:

--Nişanlım kuyunun dibinde kaldı. Üstelik ağabeyi de beni kendisine gelin etti. İşte onun için ağlıyorum.

Delikanlı şöyle demiş:

--Hele duvağını bir kaldır, Şahinaz! Ben seni tanıdım!

--Sen beni tanıdın, ben de seni!

Şahinaz bunları söyledikten sonra delikanlının boynuna sarılmış.

Ortalık birden karışmış.

Ağabeyi, delikanlıyı arıyormuş.

--Nerede o çocuk?!

Delikanlı meydana çıkmış:

--Buradayım! Beni kuyuya atan, nişanlımı elimden alan sendin!

Delikanlı, kılıcını çekip ağabeyinin kafasını uçurmuş. Sonra da Şahinaz’ı evine götürmüş.

 

“Nuyeşi Hekyae”

 

T̆een, va t̆een, ar divi kort̆een. Mileti ʒ̆k̆aişa va oçkumet̆een. İlla ar dğas ar k̆ulani

meçagint̆een, ʒ̆k̆aişa goçkumet̆een. Ek̆ule, ar dğas ar k̆ulani mgainei-mgainei nulun.

Ek̆ule, sum cuma konageenan.

“Si mot imgar?”-ia, k̆ulanis uʒ̆veenan.

“Emuşeni vimgar, ki andğa ma divis memçasinonan”.

“So yen-ia divi?”-a.

Ea sum cumak uʒ̆veen.

“Artei yeis, k̆uis doloxen”.

“Si mo imgar! Çkin vulut emuşa do dop̆ilupt!”

Aya sum cuma ek igzaleenan k̆uişa.

Hem didi cumak tkveen ki:

“Ma tok̆iten gevulu do tkvan tok̆iş qucis gyak̆nit-ya! Şui memadvas-şi, doiqur do gei keşamiqonit!”-ya.

Aya gextu gverdi gzaşa, şui nadu do diquu. Gei kyonç’es (kişiqones).

Aʒ̆i ortani cumak:

“Ma gepta”-ya.

Amukti tok̆i kogyak̆nu. Gextu, gextu, amus-ti şuri nadu. Geisi gei keşaxtu.

Aʒ̆i ç̆it̆a cumak:

“Ma geptaminon-ia, şuri memadvas-ti na, var eşamiqonat!”-ya.

Amukti a-ju fara kodiquu. Hamma var eşoçkves. Kodoloxtu. Aʒ̆i komextu.

Sum k̆ulani ar odas komolaxenan. Aya na žies, aya biç̆i, ižiʒes do amus

kodolvak̆it̆es. Ek̆ule arteği k̆ulani na yen, kagamiqonu amuk. Tok̆is konuk̆iu. Hen didi cuma

-muşis kişuncğonu. Ek̆ule majua k̆ulani ortanca cuma- muşis kişuncğonu. Ar çkva k̆ulani

-muşişeni tok̆is konuk̆iu do keşoçku. Ek̆ule ia divi doqvilu muk. Ek̆o didi divi t̆u, ki emuş

titen, e-na ingibonu, ar oxoi mindiğu. Aya tok̆is kva konuk̆iu, “hele cuma- çkimik naşkvas-ya aya tok̆is!”

Naşku aya tok̆is do melu.

“Ma yet̆ik̆onti na, aşo meblamint̆een”.

Aʒ̆i aya tude kodoskidu. A arʒ̆ivi kožiu. Biç̆ik imgart̆u. Arʒ̆ivik uʒ̆u ki:

“Mot imgar?”-ya.

“Mot vimgar do noğamisa çkimi- jin kodomoskidu. Cumalepe- çkimik ma puşluği moğodes”.

“Si mo imgar-ya, uʒ̆u arʒ̆ivik, -ma mendagiqonop-ia. Hama otxo k̆ilo xorʒi minon-ia gzas”. Amuk otxo k̆ilo xorʒi kezdu do arʒ̆ivişi msvas kogexedu. Xut dğa, xut seis nit̆u. Gverdi gzaşa na idu, aya xorʒi dvaçodu. Amuk “aʒ̆i mu p̆a!”-ya, tku. Butis kiliç̆k̆iyu xorʒi. Arʒ̆ivik aya xorʒi kaguʒ̆umes do p̆iciş doloxe koşinaxeps. Ek̆ule mindulvan. Ek̆ule gexta-ş-k̆ule, k̆oçik itopals do komeçaps arʒ̆ivik, “koninʒaxi!”-a. İa k̆oçis ar k̆ulani konageen. İa k̆ulani uʒ̆veen ki-a biç̆is:

“Şainaziş dugunişa vulu”-ya.

(Şainazi coxont̆u k̆ulanis).

“Şainazi çkimi oxorca t̆u,” -uʒ̆veen biç̆ik.

“Skani muç̆o t̆u?! Skani cumak dogou”-ya.

“Ma aʒ̆i memaç̆işinen!”-ya.

“Sum saat̆işi gza yen-ia, k̆ulanik uʒ̆,- ʒxeni va rt̆a-şi, va megaç̆işinen”-ia.

“Ma na ʒxeni va miqonun, mu p̆a”-ya?

“Ma kogižiop si ar ʒxeni”-a, uʒ̆u k̆ulanik.

 İqonu muşi oxoişa. Baba-muşişi ʒxeni komeçu. Biç̆ik-ti ia k̆ulanis muşi mendili komeçu. Aya ʒxenis kogexedu biç̆i. İa k̆ulani-ti muşi geide ʒxenis kogioxunu. İgzales ia Şainaziş dugunişa. Ağne gamiqonopan oxoişen noğamisa. Şainazik imgas. Muk k̆itxu, ki “Şainazi, mot imga?”-ya.

“Mot vimgar do ma çkimi kimoli k̆uiş doloxe kodolomiskidu, edo vimgar. Cuma-muşik domgoru do emuşeni vimgar”.

“Hele muiʒ̆k̆i perde- uʒ̆u biç̆ik,-Şainazi, giçini”-a uʒ̆veen biç̆ik.

“Si miçini-a, man-ti giçini”-a, uʒ̆veen biç̆is do biç̆is kodolvak̆it̆een.

“So en biç̆i?”-a do goeleen cuma muşik.

“Ma voe!”-ya.

Kamoşaxteen cuma muşik:

“Si rt̆i ma-na k̆uis dolomt̆k̆oçi, oxorca- çkimi gori!”

İliʒ̆k̆en k̆ilici do cuma- muşis ti kanoç̆k̆ireleen do Şainazi muk mindiqonu. [Xat̆ice Çakir-oğli,

Eçidovitojur[32] ʒ̆aneri.] 


[Kaynak kişi: Xace Narak̆ižisa, 28.VII.1946, Sarpi Köyü, (Kaynak kitap: İrine Asatiani, “Ç̆anuri (Lazuri) T̆ekst̆ebi, I. Xopuri K̆ilok̆avi”/ Sakartvelos SSR Meʒnierebata Ak̆ademia Enatmeʒnierebis İnst̆it̆ut̆i/ Masalebi Kartvelur Enata Şesʒ̆avlisatvis, VI/ Gamomʒemloba “Meʒniereba”, Tbilisi, 1974), (Gürcü Alfabesinden Latin Alfabesine çevriyazı, düzenleme ve Lazcadan Türkçeye çeviri: Ali İhsan Aksamaz, İstanbul, 1997)]

aksamaz@gmail.com



90 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

[Lazca-Türkçe masallar- 3] - 23/11/2025
Kader, Akıl ile karşılaşıp sormuş: --Sen mi daha iyisin, yoksa ben mi? Akıl şöyle demiş: --İnsanoğluna sor, o sana söyler. Kader, bütün dünyayı dolaşmış. İnsanlara kulak vermiş; kimin bu konuda ne düşündüğünü anlamak istiyormuş.
[Lazca-Türkçe masallar-2] - 08/11/2025
Bir eşkıya çok günah işlemiş. Doksan dokuz kişiyi öldürmüş. Bir gece yatmadan önce Allah’a dua etmiş: --Ne olur Allah’ım, bu günahlarımdan nasıl kurtulacağımı bana rüyamda göster!
[Lazca-Türkçe masallar-1] - 25/10/2025
Bir padişah, milletinin bazı konulardaki fikirlerini anlamak için tebdîli kıyafetle köyleri dolaşıyordu. Aynı gün diğer bir köye giderken gece yarısı oldu. Fakat padişah hâlâ yoluna devam etti. Yolda üç adamla karşılaşıp sordu: --Siz kimsiniz?
LÂZCA-TÜRKÇE SÖZLÜ TARİH -15 - 22/09/2025
--Adın ne? --Ğalibi. --Nerede doğdun? --1910 yılında Arhavi’de doğdum. --Anne ve baban var mı? --Hayır, onlar 1917 yılında Ünye’de vefat ettiler ...
LÂZCA-TÜRKÇE SÖZLÜ TARİH -14 - 17/09/2025
Cihan Harbi sırasında bu çocuk beş yaşındaydı. Ailesiyle beraber [Arhavi] Çarmati köyünden muhacir çıkıp [Atina/] Pazar kentine gitti.
LÂZCA-TÜRKÇE SÖZLÜ TARİH -13 - 09/09/2025
Şimdi, evimi nasıl inşa ettiğimi anlatacağım! Uzun zamandır bir ev inşa etmek istiyordum. Evi inşa etmek için lazım olan bütün ahşap malzemeye biz kereste diyoruz. Keresteyi de âdet olduğu üzere dağdan temin edecektim.
LÂZCA-TÜRKÇE SÖZLÜ TARİH -12 - 31/08/2025
Hopa küçük bir şehir. Dört uzun sokağı var. Şehirde fırın var, bakkal var, çeşit çeşit mallar satan dükkânlar var, demirciler var, kalaycılar var. Sahan, tava, güğüm, kazan, tepsi, kepçe yapıp satan bakırcılar var...
LÂZCA-TÜRKÇE SÖZLÜ TARİH -11 - 25/08/2025
Dedem harp sırasında askermiş. Harpte Şehit olmuş. Askere alındıktan sonra nereye gittiğine, kendisine ne olduğuna ilişkin hiç bir bilgi yok. Hiç kimse dedemin akıbetine ilişkin bir şey bilmiyor.
LÂZCA-TÜRKÇE SÖZLÜ TARİH -10 - 17/08/2025
Düşman, bize bir şey yapmadı. Rus askeri bize iyi davrandı, namusumuza el uzatmadı. Yiyeceğimiz bitmişti. Kafkasya’dan Müslümanlar ve Gürcüler bize iane gönderdiler, para dağıttılar.
 Devamı
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi