
Ali İhsan Aksamaz
aksamaz@gmail.com
[Lazca- Türkçe Anılar/ Anlatımlar- 5]: “Evlilik âdetleri ve düğün-2”
13/06/2026
Kız tarafı aralarında konuşuyorlardı. Görmüş geçirmiş aile büyüğünün sözü kanundu: --Biz oğlan tarafına elçi gönderip bu işi sulh ile sonlandıracağız. Aksi hâlde iki aile arasında silah devreye girecekti; kan akacaktı. Oğlan tarafına elçiler gidiyordu. Oğlan tarafı da bir araya geliyor ve iki aile arasında çıkan bu tatsızlığı çözmeye çalışıyordu. Oğlana meselenin esasını soruyorlardı. Oğlan da şöyle diyordu: -- Kızı seviyordum, onun için öyle davrandım. Bu tür olaylarda kız tarafı bazen ayak diriyordu bazen de iki aile arasında önceden düşmanlık varsa kızlarını o oğlanla baş göz etmeye rıza göstermiyorlardı. İşte bu hâlde de silah devreye giriyordu. Her iki tarafta da birbirlerini öldürmeye başlıyordu. Taraflar arasındaki bu davayı sonlandırmak için o köyün aklı başında aksakallı insanları bir araya gelip birbirleriyle çatışan bu iki aileyi bir şekilde barıştırıyorlardı. Tabii artık günümüzde evlilikler öyle olmuyor. Günümüzde kız ve oğlan büyüyüp serpildiklerinde birbirlerini görüp beğenip, konuşup, seviyorlar veya oğlanın anne ve babası bir kızı görüp beğendiklerinde oğullarına o kızı durmadan o kadar övüyorlar ki nihayetinde oğullarını o kıza âşık ediyorlar! Oğlan, kıza âşık olduğunda da kız evine illaki bir veya üç tane elçi gider. Âdete göre elçi sayısı illaki çift sayıda değil tek sayıda olacaktı. Kızevine önce oğlan tarafının kadınları gidiyordu; konuşup söz kesiyorlardı. Kızevine daha sonra da oğlan tarafının erkekleri gidiyorlardı; illaki Perşembe günü gidiyorlardı. Tabii kızevine bir defa gitmeyle bu iş nihayete ermiyordu. Bir sonraki Perşembe tekrar gidecektiler. Kızevine elçiler illaki en az iki defa gidecekti. Nihayetinde de söz kesiliyordu. Kızın parmağına yüzük takılıyorlardı. Kız ve oğlan sözleniyorlardı. Kayınvalidesi damadına zamanın lüks yiyecekleri olan kavrulmuş fındık, şekerleme, helva ve bunun gibi tatlı yiyecekler ikram ediyordu. Kız, oğlan tarafını gördüğünde yüzünü yemenisiyle örtüp saklıyordu. Oğlanın akrabalarına yüzünü göstermiyordu. Şimdi de düğüne geldik. Düğün illaki gece oluyordu. Düğün Perşembe gecesi oluyordu. Kızı damadın evine götürmelerinden önce damadın akrabaları kız evinde zamanın âdetlerine göre yedirilip içiriliyordu. Kızı, baba evinden damat tarafı götürürken, kızın akrabalarından bazı gençler kapının ötesine berisine bıçak saplıyorlardı. Bahşiş bekliyorlardı. Verilen bahşiş az olduğunda da kapıya sapladıkları bıçakları çekmiyor, gelinin evden çıkmasına izin vermiyorlardı. Eğer verilen bahşişten memnun olduysalar, sapladıkları bıçaklarını kapıdan çekip gelinin evden çıkmasına izin veriyorlardı. Oğlan tarafı kızı evden çıkarıp da yola koyulduğunda, işte o zaman kızın akrabaları âdet olduğu üzere çeşitle bahanelerle gelin alayının yürüyüşünü durdurmaya çalışmak için bahaneler arıyordu: --Yolun bu tarafı çok bozuk, gelin kızımız buradan geçemez ki! Tabii bu durumda yine âdet olduğu üzere yolun o tarafını sözde düzeltiyorlardı. Kız tarafının âdet olan bu isteklerini yerine getirilince gelin alayı dağ tepe aşıp damadın evine ulaşıyordu. Kız tarafı bu sefer de yine durup ineği ahırdan dışarı çıkarttırıyorlardı: --Eğer ineğiniz yoksa gelin kızımızı geriye götürürüz. Tabii âdet olduğu üzere erkek tarafı ineği ahırdan çıkarıp kız tarafına gösteriyorlardı. Bundan sonra sıra tavuklara geliyordu. Kız tarafı illa tavukları da görecekti. Âdet böyleydi; kız tarafının yürekleri hoş tutulacaktı. Tabii bütün bunlar eğlenmek, hoş zaman geçirmek için yapılıyordu. Gelin kız, damat evine girerken önce kapı önünde bir sandalyeye oturtuluyordu. Sonra da kucağına bir erkek veriliyordu. Gelin kız için şöyle dua ediyorlardı: --Birçok erkek çocuğu olsun! Bütün bunlardan sonra, işte o zaman damat evinde misafirlere tepsilerle baklava, börek, pilav ikramında bulunuyorlardı. Oradaki herkese bir güzel yemek yediriyorlardı. Tabii o zamanlar harp, seferberlik, fakirlik ve kıtlık yılları olduğu için pirinç az bulunuyordu. O sebeple de herkesin payına pilav düşmüyordu. Yalnızca seçilmiş kişilere pilav ikram ediliyordu. Derken pilava kaşık saplıyorlardı. Bunu görünce kız tarafı artık pilava elini dokunmuyordu. Erkek tarafı, kız tarafının bu davranışlarının sebebini çok iyi biliyordu ama yine de eğlence âdeti böyle olduğu için soruyordu: --Pilavı niçin beğenmediniz ki? --Dört -beş tavuk dolması getirmezseniz pilava elimizi sürmeyiz! Böylece âdet olan eğlence için pazarlık burada başlıyordu. Damadın bir akrabası: --Üç tavuk kestirdiniz. Gelin tarafı ısrar ediyordu: --İllaki beş tavuk gelecek, yoksa pilava el sürmeyiz. Bu da sizin ayıbınız olur. Damat tarafı da şöyle diyordu: --Canım, siz de bizim eve hoş düşman olarak gelmediniz. Üç tavuğa razı oluverin! Nihayetinde de erkek tarafı razı olup sofraya beş tavuk getiriyordu. Bütün bunlar hâl edildikten sonra, artık şarkılar, şiirler, destanlar başlıyordu; horon başlıyordu; oyun oynamalar başlıyordu. Böylece de güle oynaya sabahlıyordular. Ertesi gece “damadın oturması” âdeti yerine getiriliyordu: Köyün seçilmiş delikanlıları ve genç kızları damadın evine gidip birkaç şarkı, şiir söyleyip tatlılar yiyorlardı. Böyle üç- dört saat geçiyordu. Sonra da artık kim ne kadarını verebildiyse geline bahşiş olarak para, altın veriyorlardı. Gelin de delikanlılara ve genç kızlara çorap, havlu, mendil, şekerleme, helva gibi hediyeler veriyordu. Bir de, kendilerine göre iyi kişileri seçip onlara okkalı bahşiş veriyorlardı. Bazı zavallıcıklara ise az bahşiş düşüyordu. Onlar da bakıp zamanı gelince şimdi kendilerine az bahşiş verenlere öyle bahşiş veriyorlardı. ******* “Zamanuri Duguni” Aǯi zamanuri do andğaneri dugunişi ambaepe giǯvaminon. Ǯoxlenei duguni aşo t̆u. Biç̆is k̆ulani na moǯondat̆u, em oras k̆ulanişi nana- babas eger va unt̆es-na, varya, do ambai numçinapt̆es. Biç̆is gui muxtep̆t̆u, qoopa uğut̆u k̆ulanişi, edo furset̆i (moment̆i) na žiat̆u, em oras zoi unk̆ap̆ut̆u k̆ulanişa do tişen yazma (xase) kamoǯk̆ip̆t̆u. Aya aşo ambai yen ki, k̆ulani diçiluya, ikimocunya do çkva emuşa elçi va nat̆u. Ak ok̆ok̆idinuti iqven, şerigebati iqven, diʒxiri diben bazikerem. K̆ulaniş p̆art̆iak uk̆uiğağalt̆es- gemçanuşi nena k̆anoni t̆u: Çkin elçi voçkvaminonan biç̆iş p̆art̆iaşa, edo vibaişaminonan. Yana t̆ofeğik dulya muşi qvasinon. Mindulvan elçepe biç̆iş p̆art̆iaşa, biçiş p̆art̆iati kuk̆uibgenan. Ek dulya kameç̆k̆vidupan, biç̆is k̆itxupan, biç̆iti zop̆ons: -- Qoopt̆i, edo emuşeni p̆ia. K̆ulanişi p̆art̆ia bazikere innaçi iqvet̆u, yanada, ǯoxlenei duşmanoba aqvet̆es, edo emuşeni razi va iqvet̆u meçamu. Ak t̆ofeğişi dulya iqvet̆u. Ekole- akole iqvilet̆es. Aya k̆abğas kyoişi nosi k̆oçepe uk̆uibğet̆es da aya jur semti dobaişapt̆es. Aǯi aşo ren zaten: K̆ulani do biç̆i meidenişa na gamaxtan, ek žiopan artmajvaas, edo dvaqoopenan, yada biç̆iş nana- babas k̆ulani moǯondanşi, biç̆is eko umʒkvapan ki, k̆ulanişa dvaqoopenapan. Biç̆i dvaqoopat̆uşi, konit̆es elçepe, illa ya ar, ya sum. K̆ent̆i rt̆asint̆u, çift̆i va rt̆asint̆u. Ǯoxle oxorcalepe konit̆es, nena kagamimet̆es. Ek̆ule k̆oçepe konit̆es k̆ulaniş oxoişa, illa umkesei konit̆es. Ar mextimuten dulya va meç̆k̆odut̆u, majua umkeseis xolo mextasint̆es. İlla ki jur faa oçkvasint̆es, k̆ulani yokaçapt̆es. Soni dulya kameç̆k̆odut̆u. K̆ulanis maǯk̆indi modumert̆es do pei dikipt̆es. “Pei” uǯumelan danişvna. Biç̆is damteek txii k̆aumeli, şekerleme, xalva do amk̆atalepe loqa şeepe uxvenup̆t̆u sicas. K̆ulanik biç̆işi p̆art̆ia na žiat̆u, xase aşo nunk̆us guǯitumert̆u, nunk̆u ot̆k̆obinapt̆u. Biç̆işi ak̆rabas nunk̆u va oǯiapt̆u. Dugunişa komobtit: Duguni illa sei iqvet̆u, umkesei seis iqvet̆u duguni. Noğamisaş gamaqonapaşa gyai, ǯk̆ai koçapt̆es biç̆iş ak̆rabas. Noğamisa na gamiqonopt̆esk̆onşi, k̆ulanişi ak̆rabak nek̆nas akole- ekole xami konoʒipt̆u. Para goupt̆es. Paa na ç̆it̆a meçap̆t̆es, xami va meǯk̆ip̆t̆es. Razi na iqvat̆es, noğamisaş gamxtimuş izni meçap̆t̆es. Noğamisa na niqonopt̆es em vakitis, em oras, k̆ulaniş ak̆rabak gzaepes maanape goupt̆es: Ak noğamisas va mek̆valenya, edo gzaepe oduzanapapt̆es. Aşoten mindit̆es biç̆iş oxoişa. Ek kododgitut̆es, puci gamoqonopapt̆es. Puci va giqoun-na, noğamisa gei mei qonopt. Kožiupt̆es. Aǯi kotume komendaǯk̆et̆es, adeti t̆u. Gui razi dvaqvet̆es. K̆ulani oxoişa na amaxtat̆u, nek̆nas ǯoxle kodoxunapt̆es, p̆odias biç̆i- bee kogiluxunapt̆es, edo gexvamupt̆es: Didi biç̆i-bee gaqvasya. Aya ambaepe na kameç̆k̆odat̆u, em oras t̆epsepeten bak̆lava, bureği, mak̆aina do pilavi kagamimet̆es- mtelis gyai koçapt̆es. Pilavi mtelis va anç̆et̆u, ʒxunei k̆oçepes meçapt̆es pilai. Pilais k̆izi kogyoʒigapt̆es. Aǯi, aya žiat̆u, k̆ulaniş p̆art̆iak xe var mentxip̆t̆u. Kitxup̆t̆es: Pilai mot va mogǯondesya (biç̆iş p̆art̆ias kuçkit̆u, gyai mot va imxort̆es hama mexsusu k̆itxup̆t̆es). Otxo- xut kotume (dolma uǯumert̆es emus) va muqonatşa, pilais xe va meptxip̆tya. Ak diç̆k̆et̆u alişveoba. Sum kotume kagyuk̆vatit, uǯumert̆u biç̆iş ak̆raba. K̆ulaniş p̆art̆ia k̆uçxes konobažgep̆t̆u: İlla xut kotume moxtasion, vana aya pilais xe va meptxip̆t do tkvani oncğore iqven. Biç̆iş p̆art̆iak: Canum, tkvan xoş duşmanepe va moxtit, sum kotumeşa razi diqvitya. Soni razi diqvet̆es do komuqonopt̆es xut kotume. Aya k̆ulanişi yakini ak̆rabas meçap̆t̆es. Aya ambaepe na kameç̆k̆odat̆u, çkva şairepe giç̆k̆et̆u, oxoronu giç̆k̆et̆u, ostiamu giç̆k̆et̆u do aşoten dotanapt̆es. Majua sei iqvet̆u “noğamesaş goǯaxunu”: Kyoişi ʒxunei biç̆epe, k̆ulanepe konit̆es noğamesaş oxoişa (sicaş), mʒika ibirt̆es, şairepe zop̆ont̆es, loqape koimxot̆es. Aşo sum- otxo saat̆i iqvet̆es.Ek̆ule k̆ulanis baxçişi- paa komeçapt̆es, altuni komeçaptes, mis muk̆o amet̆et̆uk̆on. K̆ulanikti, noğamisakti, ia biç̆epe- k̆ulanepes baxçişi meçap̆t̆u: Ǯinek̆i, peşkiri, mendili, şekerleme, xalva. Arti, ʒxunup̆t̆es k̆ailepes, ʒxunei k̆oçepes k̆ai baxçişi meçap̆t̆es, zavali k̆oçis ç̆it̆a anç̆et̆u (mutepeti oǯk̆ert̆es, mus dodvandes, edo emuşi oğagyua meçap̆t̆es).
[Kaynak kişi: Avtandil Alis že Abulaže, 1931 doğumlu, Sarpi köyü, (kaynak kitap: Tea Ǩalandia, “Lazuri Ťeksťebi”, Gamomʒemloba Arťanuci”, Tbilisi, 2008), (Tablo: Hasan Helimişi), (Gürcü Alfabesinden Latin Alfabesine çevriyazı, düzenleme ve Lazcadan Türkçeye çeviri: Ali İhsan Aksamaz, İstanbul, 2017)] |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| [Lazca- Türkçe Anılar / Anlatımlar- 4]: “Evlilik âdetleri ve düğün-1” - 31/05/2026 |
| Evlilik çağına gelmiş genç kızın ninesine veya halasına, sözü geçen kimi varsa yaşını başını almış bir kadınımızı göndeririz.O da “bu iş şöyle şöyle olsaydı, iyi olmaz mıydı?” gibilerinden evlilik çağına gelmiş genç kızın o aile büyüğüne konuyu açar. |
| [Lazca- Türkçe Anılar/ Anlatımlar- 3]: "Erkek Çocuğun Evlendirilmesi" - 16/05/2026 |
| Erkek çocuğunu evlendirmek isteyen anne, âdet olduğu üzere elbise veya hırkasını ters giyip gelin namzeti kızın evine gider. |
| [Lazca- Türkçe Anılar/ Anlatımlar-2]: “Dedeme yüz bir yıl hapis cezası vermişler” - 02/05/2026 |
| Dedem, yani annemin babası, çok aksi bir adammış. Bir gün Hemşinli bir çoban, koyunlarını ormandaki otlağa salmış otlatıyormuş. Dedem, Hemşinli çobana tembih etmiş: --Artık burada koyunlarını otlatma! |
| [Lazca- Türkçe Anılar/ Anlatımlar-1]: “Nodar Dumbadze Sarpi Köyünde” - 16/04/2026 |
| Hangi yıl olduğunu hatırlamıyorum. Ünlü yazar Nodar Dumbadze [1928-1984], yöredeki Sovyet askerlerinin günlük hayatlarını kayıt altına almak için Sarpi köyüne geldi. |
| [Lazca-Türkçe Masallar-20]: “Genç kız ile delikanlı” - 30/03/2026 |
| Zengin bir adam bir gün vefat etmiş. Bütün malı mülkü tek çocuğuna kalmış. Babası öldüğünde çocuk çok küçük yaştaymış. Delikanlı olunca amcalarına şöyle demiş: -Beni evlendirin! |
| [Lazca-Türkçe Masallar-19]: “Padişahın oğlu” - 19/03/2026 |
| Eski zamanlarda padişahlar, çocuklarını kendileri büyütmüyor, başkalarına büyüttürüyormuş. Bir gün bir padişahın çocuğu doğmuş. Büyütmesi için çocuğu bir kadına vermiş. O kadın, o çocuğu on, on iki yaşına kadar büyütmüş. |
| [Lazca- Türkçe Masallar-18]: “Üç erkek kardeş” - 09/03/2026 |
| Bir zamanlar bir köyde üç erkek kardeş yaşıyormuş. O kadar fakirlermiş ki temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorlarmış. Bir gün bu kardeşler şöyle demiş: --En iyisi biz para kazanmak için gurbete gidelim! Köylerinden ayrılmışlar. |
| [Lazca-Türkçe Masallar-17]: “Kedi ile çakal” - 02/03/2026 |
| Bir zamanlar bir kedi ile bir çakal arkadaş olmuş. Çakal şöyle demiş: -Sen hep evde kal! Ben aşırıp aşırıp eve tavuk getiririm. Sen de bir güzel pişirirsin! Sonra oturup afiyetle beraber yeriz! |
| [Lazca-Türkçe Masallar-16]: “Çoban” - 21/02/2026 |
| Ağanın birkaç da çobanı varmış. Bir gün çobanlarından biri ağanın evine gelmiş. Ağa da keçi sürülerinden birini bu çobana teslim etmiş. Çoban, keçi sürüsünü önüne katıp otlamaya götürmüş. |
Devamı |