
Erol Karayel
erolkarayel26@gmail.com
ÇDP’nin SİYASİ YAKLAŞIMLARI ve BATI AKADEMİSİ
02/01/2026 Çoğulcu Demokrasi Partisi (ÇDP)kurulalı 11 sene oldu. Bu süre zarfında parti mensupları, Çerkes diasporasının varoluşsal sorunlarına çözüm üretmeye yönelik bir siyasal hat geliştirmeye çalışmıştır. Bu öncelikle eski siyasal ve ideolojik angajmanların terki ve kolektif bir düşünme ve üretme pratiğinin geliştirilmesini gerekli kılmıştır. 11 senedir hep birlikte düşündük, söyledik, yazdık. Neticede küçük bir entelektüel birikim oluştu. Peki, bu söylemlerimizin kabul görmüş entelektüel dünyada bir karşılığı var mı? Geleceğe kalacak sözlerimiz var mı? 2026’ya girerken bunun bir icmalini yapmak istedik. Bu bağlamda, eski yazılarımızı gözden geçirdik ve söylemlerimizin Batı akademyasında karşılıklarını araştırdık. Gördük ki yaklaşımlarımız Batı akademisinde uzun süredir tartışılan ve meşruiyeti kabul edilen teorik çerçevelerle büyük bir uyuşma içinde. Bunlardan tespit ettiğimiz bazı satırbaşlarını sizlerle paylaşmak istedik. Siyaset bilimci Ernest Gellner, modern ulus-devletin tabiatını "kültürel homojenizasyon projesi" olarak tanımlayarak, azınlıkların bu proje karşısındaki konumunu teorileştirmiştir. Gellner, endüstriyel toplumun eğitimli, standart bir kültür ve dil gerektirdiğini, bunun da merkezin kültürel kodlarını çevreye dayatmasıyla sonuçlandığını[1] söylüyor. Amerikalı sosyolog Michael Hechter ise bu süreci "dahili sömürgecilik" kavramıyla açıklıyor: Merkez, çevrenin kaynaklarını kullanırken kültürel olarak onu baskı altına alır ve asimile eder[2] diyor. Bu teorik çerçeveden baktığımızda, Çerkes diasporası aslında tipik bir "çevre" topluluğudur. Ancak Celal Sarıçam'ın Ürdün örneğinde tespit ettiği[3] gibi, diaspora Çerkesleri genel olarak "merkezin değerlerini savunma" paradoksu içinde debelenmektedir; yani kültürel olarak dezavantajlı konumda olan grup, bu dezavantajı üreten siyasal-kültürel yapıyı gönüllü biçimde meşrulaştırmaktadır. Sosyolog Pierre Bourdieu, bu durumu "simgesel şiddet"[4] kavramıyla açıklıyor: Baskı altındaki gruplar, baskıcı sistemin değerlerini ve hiyerarşilerini sindirerek kendi boyun eğişlerine rıza üretirler[5] diyor. İşte ÇDP'nin ortaya çıkışı, tam da bu “simgesel şiddet” sarmalını kırma ve kolektif bir "siyasal bilinç" inşa etme çabasına karşılık geliyor. Çerkes diasporasının 1908'deki Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti'nden günümüz federasyonlarına kadar uzanan sivil toplum geleneğini izlediğimizde "kamusal alan"da kısmi bir varlık göstermiş olsa da, "siyasal alan"a geçişi başaramadığını görüyoruz. Kolektif eylem teorisinde "siyasal fırsat yapıları" kavramını geliştiren siyaset bilimci Sidney Tarrow'a göre, gruplar ancak siyasal sistemin açtığı fırsat pencerelerinden yararlanabildiklerinde sivil toplumdan siyasal topluma geçiş yapabilirler.[6] 2009 Demokratik Açılım Süreci, bizler için tam da böyle bir "siyasal fırsat penceresi" oluşturmuş ve ÇDP bu bağlamda kurulmuştur. Fakat mahalle fanatizmi ve şişkin egolar gerçekleri perdeleyebiliyor. Belli takıntıları aşamayan bazı kesimler "etnik parti olmaz" argümanına yapışarak ÇDP’nin çıkışını değersizleştirmeye çalıştılar. Halbuki bu tabansız iddia siyaset literatüründe başta Amerikalı profesör Arend Lijphart olmak üzere pek çok ilim adamının üzerinde çalıştığı "çoğunlukçu demokrasi" ile "çoğulcu demokrasi" ayrımı bağlamında tamamen boşa çıkarılmıştı ama bizim -tarihsel değil, lügat manasıyla- “nasyonal sosyalistlerimiz” bunun farkında bile değillerdi. Lijphart’ın, derinden bölünmüş toplumlarda, etnik/dini grupların kendi partileri aracılığıyla temsil edildiği çoğulcu sistemlerin daha istikrarlı ve demokratik olduğunu savunarak[7] tuttuğu ışık ve sağladığı moral motivasyon onlar nezdinde kabul görmedi. İngiltere'deki Cornish Nationalist Party, İspanya'daki Katalan ve Bask partileri, Belçika'daki Flaman ve Valon partileri, Lijphart'in teorilerini doğrulayan örneklerdir. Bu partiler "misyon partileri" olarak sınıflandırılır ve demokratik sistemlerin meşru aktörleridir. Alman siyaset bilimci Klaus von Beyme de, dokuza ayırdığı siyasi partiler skalasında "etnik-özerklik partilerini" açıkça tanımlar ve bunların çok-etnili demokrasilerde oynadığı etkin rolü vurgular.[8] Bu bağlamda ÇDP'yi "etnik parti" diye reddedenler, bu uluslararası literatürü ve demokratik pratiği de görmezden gelmektedir. Bu kaynaklarla yetinmeyecek olanlara sosyolog Rogers Brubaker’ın "etnisite ve milliyetçilik" çalışmalarını da gözden geçirmelerini tavsiye edebiliriz. Brubaker devletlerin "ulusal azınlık" kategorilerini tanımayı reddetmesinin, aslında bir iktidar ve kontrol stratejisi olduğunu açıkça yazar.[9] ÇDP'nin temelini oluşturan ve "varoluş ideolojisi" olarak nitelendirdiğimiz klasik sağ–sol ekseninin ötesinde, kolektif kimliğin tanınması ve siyasal özne olarak var olma iradesini ifade eden yaklaşım, siyaset teorisyeni Charles Taylor'ın "tanınma politikası" kavramıyla doğrudan örtüşmektedir. Taylor modern birey ve toplulukların kimliklerinin tanınmamasını, insan onuruna zarar veren bir adaletsizlik olarak nitelendirmektedir.[10] Bir diğer sosyolog Alberto Melucci, yeni sosyal hareketler teorisinde "kolektif kimlik inşası" kavramını geliştirmiştir. Melucci'ye göre, azınlık hareketleri sadece somut talepler için değil, aynı zamanda "kim olduğumuz" sorusuna kolektif bir cevap oluşturmak için de mücadele ederler.[11] İşte, ÇDP'nin 11 yıllık mücadelesi, bu "kolektif kimlik inşası" sürecinin siyasal ifadesidir. Bir başka uzman, Fransız düşünür Etienne Balibar, "vatandaşlık" kavramını eleştirel bir şekilde yeniden düşünürken, "ulusal" vatandaşlık ile "demokratik vatandaşlık” arasındaki gerilime dikkat çeker. Balibar'a göre, gerçek demokrasi, tüm farklılıkların eşit vatandaşlar olarak katılımını gerektirir.[12] ÇDP'nin çoğulcu vatandaşlık talepleri, Balibar'ın bu teorik çerçevesiyle örtüşme içindedir. İtalyan Marksist düşünür Antonio Gramsci geliştirdiği "hegemonya" kavramıyla, iktidarın sadece zorla değil, aynı zamanda “rıza üretimiyle” nasıl sürdürüldüğünü de ortaya koyar. Gramsci'ye göre, ezilen sınıflar (veya gruplar), "sağduyu" düzeyinde egemen sınıfın değerlerini içselleştirirler. Siyasal mücadele ise bu "sağduyu"yu parçalayacak bir "karşı-hegemonya" inşa etmeyi gerektirir.[13] Diaspora Çerkeslerindeki siyasal pasifizasyon ve "merkezin değerlerini savunma" paradoksu, Gramsci'nin hegemonya teorisiyle mükemmel şekilde açıklanmaktadır. ÇDP'nin mücadelesi, bu hegemonyayı kırmaya ve "anti-hegemonyacı" bir tutum inşa etmeye yöneliktir. Bu yönüyle parti, yalnızca temsil talep eden değil, siyasal bilinç dönüştürmeyi de amaçlayan bir aktördür. ÇDP: BİR DEMOKRASİ LABORATUVARI Çoğulcu Demokrasi Partisi, diaspora Çerkeslerinin siyasallaşma mücadelesini temsil ederken, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik çoğulculuk kapasitesini test eden bir siyasal laboratuvar işlevi görmektedir. ÇDP, Jean-Jacques Rousseau’nun "Toplum Sözleşmesi" ile 18. yy’da felsefi temellerini oluşturduğu katılımcı demokrasi yaklaşımını temsiline soyunduğu kesimler üzerinden hayata geçirme girişimidir. Çünkü tanımlara göre gerçek demokrasi, tüm grupların eşit katılım koşullarına sahip olmasını gerektirir. Egemenlere bunu sık sık ve etkili bir şekilde hatırlatmak gereklidir. On bir yıllık mücadelesi ile ÇDP, sadece bir siyasi parti görevi değil, aynı zamanda demokratik teori ve pratiğin kesiştiği bir "laboratuvardır." Partinin geleceği, hem Çerkes diasporasının siyasal olgunluğunun, hem de Türkiye demokrasisinin çoğulculuk kapasitesinin göstergesi olacaktır. REFERANSLAR: [1] Ernest Gellner, Uluslar ve Ulusçuluk, Çeviri: Büşra Ersanlı Behar, Günay Göksu Özdoğan, İstanbul-1992 [2] Uğur Pektaş, Hechter'in İç Sömürgecilik Kuramı ve Bangladeş'in Bağımsızlık Süreci: Çevre'nin Ulusal Kimlik İnşası, The Turkish Yearbook of International Relations, Yıl: 2018, sayı: 49 (Michael Hechter, Internal Colonialism the Celtic Fringe in British National Development 1536-1966, Los Angeles: University of California Press, 1975, ss. 17-19’dan aktarım) [3] Celal Sarıçam, Ürdün Çerkesleri, İstanbul-1998 [4] Pierre Bourdieu’nun simgesel şiddet kavramı, belirli bir sosyal düzenin içerisine yedirilmiş, toplumun her kesimindeki insanlar için rol ve görev olarak biçilmiş ve sorgulama olmaksızın rıza gösterilen şiddettir. Bu durum aslında herhangi bir fiziksel güce başvurulmadan yaşanılmaktadır. [5] Selda Ersözlü, Pierre Bourdieu’nün Sembolik Şiddet Kuramı Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme, İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları, 2024, sayı:28, s. 1–19 [6] Ayşem Sezer, Bir Aktivist Olarak Aydın Ve Toplumsal Hareketlerdeki Rolü, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Y.L.T.,İzmir-2012 (Sidney Tarrow, Charles Tilly And The Practice Of Contentious Politics. Social Movement Studies, (2008), 3(7): 225-246’den nakil) [7] - Hilal Turan & Tuğrul Korkmaz, Arend Lijphart’ın Kriterleri Bağlamında Türkiye’de Demokrasi, Akademik Hassasiyetler, 2019, Cilt:6 Sayı:11 - Mehmet Salih Uzun, Siyasi Partiler Ve Seçim Hukuku Kısıtları İçerisinde Türkiye’de Seçim İttifakları Ve Alternatif Seçim İttifakı Modelleri, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Doktora Tezi-2018 [8] Murat Erdoğan, Seçim Sistemleri ile Siyasi Partiler Arasındaki İlişkiler, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Y.L.T., Ankara-2013 [9] Keisuke Wakızaka, Rogers Brubaker’in Diaspora-Anayurt-Konuk Eden Ülke İlişkileri Teorisi Çerçevesinde Gürcistan’daki Osetler, Abhazlar ve Çeçen-Kistleri Yorumlamak, TRAD - Türkiye Rusya Araştırmaları Dergisi, yıl: 2020: sayı: 3 [10] - Kamil Demirhan, Charles Taylor: Tanınma Politikası ve Çok Kültürcülük, Doğu-Batı Dergisi, - Selçuk Erincik, Kimlik Ve Çokkültürcülük Sorunu, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2011, sayı: 52 [11] Çağrı Kaderoğlu Bulut, Yeni Toplumsal Hareketler Teorisi: Kurucu Fikirler, İçerik ve Eleştiriler Bağlamında Bir İnceleme, The Turkish Online Journal of Design, Art and Communication – TOJDAC, Ocak-2021, yıl:11, sayı: 1 [12] Etienne Balibar, Yurttaslık, Çeviren: Murat Erşen, (“Demokrasi ve Yurttaşlık: Çelişkili Bir İlişki” bölümü), İstanbul-2016 [13] Antonio Gramsci, ,Hapishane Defterleri, Cilt 4, s:147, Çeviri: Barış Baysal, İstanbul-2014 |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| “DİPLOMASİNİN” DEĞİL, “KAMUOYU BASKISININ” ZAFERİ veya “SELDEN KÜTÜK KAPMAK”… - 28/04/2024 |
| “DİPLOMASİNİN” DEĞİL, “KAMUOYU BASKISININ” ZAFERİ veya “SELDEN KÜTÜK KAPMAK”… |
| SEÇİM SONUÇLARI NE ANLATIYOR? - 03/04/2024 |
| Gözden kaçırılmaması gereken husus, partilerin seçmenlerini kemikleştirmek ve dinamik tutmak için toplumu özellikle kutuplaştırdıkları, siyasi bir öfke ve nefreti bile isteye arttırdıklarıdır. |
| VERECEĞİMİZ OYUN HALKIMIZA BİR YARARI OLSUN! - 26/03/2024 |
| Partimiz insanlarımızın mevcut siyaseten parçalanmışlığını dikkate alarak bu bataklığa girmeyecek; dikey değil yatay siyaset yapacaktır. |
| SEÇİMLER BİZİM İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR? - 14/02/2024 |
| Sivil toplumumuzun yanında, iyi çalışan bir siyasal toplumumuzun da olması gerektiğini herkesin anlaması ve bu süreçlere samimiyetle destek vermesi gerekir. |
| ADALET DUYGUSU KÖRELMİŞ BİR UKRAYNALI VEKİL - 02/10/2022 |
| Goncherenko ile iş tutacak dostlara hatırlatmak isterim: Kendi adalet duygunuzdan taviz vermeden, adalet duygusu körelmiş biriyle işbirliği yapamazsınız. |
| POLİTİK BİLİNÇ - 29/01/2022 |
| Sorunu olan toplum kesimlerinin, örgütlenerek sorunlarını siyasi platforma taşıyıp, devlet yönetimini bu sorunları çözme yönünde etkileyecek güç oluşturmaları demokratik bir haktır. ÇDP işte bu hakkı kullanmak istiyor. |
| AZINLIK TOPLULUKLAR İÇİN ‘SİYASAL KÜLTÜR’ NİÇİN ÖNEMLİDİR? - 30/08/2021 |
| “Varlık mücadelesini devletin meselesi haline getirecek olan siyasal toplumun embriyosunu içinde barındırıyor olmasından dolayı “siyasal kültür” oluşturmak çok ama çok önemlidir” |
| PUTİN’İN YENİ ANAYASASI “RUSLAR EFENDİ, DİĞERLERİ KÖLE” DİYOR - 26/04/2020 |
| Putin son derece sinsi bir politika uyguluyor. Gerçek amacını gizliyor ve günü geldiğinde hızla icra ediyor. |
| ETNİSİTE, SİYASET, ÇDP, V.S. - 19/07/2019 |
| ÇDP’ye “etnik parti olmaz” argümanıyla karşı çıkanların “etnik derneklerde” icra-i faaliyette bulunuyor olması da tam bir kara mizah örneğidir. |
Devamı |