• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam647
Toplam Ziyaret1363391
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar45.355945.5377
Euro52.774352.9857
Semerkew
Erol Karayel
erolkarayel26@gmail.com
TOPLUMSAL-POLİTİK MÜCADELEDE FİKRİ ALTYAPININ VAROLUŞSALLIĞI
15/05/2026

Atilla Yayla’nın bugünkü gazete yazısı, içinde bulunduğumuz toplumsal-politik tıkanmaya ışık tutar mahiyetteydi. “Siyasette fikirlerin önemli bir yeri var” diyen Yayla, yazısına şu can alıcı tespitle giriyor:

“Siyasetin günlük akışı içinde nispeten az farkına varılsa bile fikirler siyasete istikamet verir. Canlı ve verimli bir fikir hayatı siyasetçilerin istifade edebileceği, bir programa dönüştürerek geniş kitlelere aktarabileceği ve diğer partilerle yarışa sokabileceği görüşlerin ve yaklaşımların ortaya çıkmasını sağlar.”

Bu tespit, Çerkes toplumunun siyasal varoluş mücadelesinde bugüne kadar yeterince kavranamamış olan hayati damarı işaret etmektedir.

Çerkeslerin kendi kimlik meselelerini doğrudan siyasal zemine taşıma iradesi göstererek kurumsal bir parti çatısı (ÇDP) altında örgütlenmesi, tarihsel önemde bir kırılmadır. Ancak bu gemiyi limandan çıkaran irade, “göç yolda düzülür” anlayışıyla hareket ederken maalesef entelektüel limanların desteğinden büyük ölçüde mahrum kalmıştır.

***

Siyasal bir hareketin kalıcı olabilmesi için güçlü bir fikri zemine dayanması gerektiğini en başından beri elbette biliyorduk. Beklentimiz; akademisyenlerin, yazarların ve genç entelektüellerin bu yürüyüşe katılması, onu fikri olarak beslemesi ve derinleştirmesiydi.

Fakat diasporanın yerleşik alışkanlıkları, siyasetten ürkek duran geleneksel refleksleri ve fikir dünyasıyla hemhal insan sayısının azlığı, hareketin ihtiyaç duyduğu o “düşünce mutfağının” oluşmasına imkân vermedi.

Peki bu neden bu kadar önemliydi?

Çünkü siyaset; yalnızca seçim hesaplarından, gündelik polemiklerden veya dönemsel çıkışlardan ibaret değildir. Eğer bir hareketin arkasında sistematik bir düşünce üretimi yoksa, savunduğunuz siyaseti geniş toplumsal kesimlere anlatamazsınız. İnsanlar sizi, sizin inşa ettiğiniz siyasal çerçeveyle değil; kendi zihinsel birikimleri, önyargıları ve korkuları üzerinden yorumlamaya başlar.

Walter Lippmann’ın da işaret ettiği gibi; kamuoyu ancak uzmanların ve aydınların ham gerçekliği işleyip “anlaşılır haritalar” haline getirmesiyle sağlıklı bir yön tayin edebilir.

Nitekim biz bunu yapamadık.

Partimizin doğrudan iktidarı hedefleyen klasik bir yapı olmadığını; asıl amacının halkımızı konsolide ederek siyasal bir güç merkezi oluşturmak olduğunu anlatmakta yetersiz kaldık. Bunun, taleplerimizin dikkate alınabilmesi açısından neden varoluşsal önemde olduğunu yeterince görünür kılamadık.

Kendi gerçekliğimizi “anlaşılır haritalara” dönüştüremediğimiz için, çoğu zaman zanlarla çizilmiş rotaların içinde debelenmek durumunda kaldık.

***

Antonio Gramsci, meşhur Hapishane Defterleri’nde siyasal mücadelenin önce kültürel ve düşünsel alanda kazanıldığını söyler. Gramsci’ye göre iktidar yalnızca sandıkla değil, toplumun rızasını üreten “kültürel hegemonya” ile kurulur.

Bizim meselemiz de tam olarak budur:

Toplumumuzun zihninde ortak bir siyasal bilinç inşa etmeden, ne sandıkta ne de kamusal alanda kalıcı bir başarı elde etmek mümkündür.

Bugün Çerkes siyasetinin ihtiyaç duyduğu şey;

- genç kuşaklardaki aidiyet kırılmasını analiz eden ekipler,

- diaspora sosyolojisi üzerine çalışan araştırma merkezleri,

- kimlik haklarını uluslararası hukuk zeminine taşıyacak hukuk kurulları,

- veri üreten saha araştırmaları,

- düşünceyi topluma taşıyacak yayın ve medya organlarıdır.

Çünkü düşünce üretmeyen toplumlar, başkalarının ürettiği düşüncelerin tüketicisi; irade ortaya koyamayanlar ise başkalarının kurguladığı siyasetin figüranı haline gelir.

***

Son dönemde Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) tarafından organize edilen “Siyaset Akademisi” çalışmalarını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Siyasetin başlı başına bir tartışma alanı haline getirilmesi elbette değerlidir. Hatta gecikmiş de olsa önemli bir adımdır. Ancak bildiğimiz kadarıyla yarın sona erecek program sonrasında cevaplanması gereken temel bir soru var:

Çerkeslerin on yıllık kurumsal bir siyasi parti tecrübesi (ÇDP) ortadayken, bu deneyim neden görmezden gelinmekte ve akademik meraka konu edilmemektedir?

Bugüne kadar düzen partilerinde siyaset yapan, ancak Çerkes kimliğini siyasal zemine taşıma cesareti gösterememiş isimlerle tam olarak “hangi Çerkes siyaseti” konuşulmaktadır?

Bu isimler;

- asimilasyona karşı hangi politik mücadeleyi yürütmüştür?

- kolektif haklar konusunda devletin önüne hangi siyasal programı koymuştur?

- dil politikaları hakkında hangi stratejik yaklaşımı geliştirmiştir?

- Çerkeslerin siyasal görünürlüğü konusunda hangi kurumsal mücadeleyi vermiştir?

Daha da önemlisi şudur:

Çerkeslerin kimlik ekseninde partileşmesine mesafeli duran bir anlayışın düzenlediği bir “Siyaset Akademisi”, en fazla mevcut sistem içinde bireysel kariyer yollarını tarif edebilir.

Oysa bizim ihtiyacımız olan şey; bireysel kariyer planlaması değil, halkın geleceğine dair kolektif bir siyasal irade ortaya koyabilmektir.

PUSULAYI YENİDEN AYARLAMALIYIZ

Çerkes varlığını koruma arzumuz, artık kültürel faaliyetlerin dar alanına sıkışmış yapısını aşmak zorundadır.

Çünkü siyaset; toplumun meselelerini merkeze alan, fikir üreten, kadro yetiştiren ve bunu kurumsal bir akla dönüştüren uzun soluklu bir yürüyüştür.

Atilla Yayla’nın işaret ettiği o “fikir pusulası” olmadan, bu yürüyüşte yönümüzü bulmamız mümkün değildir.

Toplumu selamete çıkaracak yolun taşlarını döşeyecek olanlar; entelektüel üretim içinde bulunan insanlar ve onların siyasal zemindeki temsilcileridir.

Dolayısıyla her bir aydının bu 'siyasal pusulaya' bir parça yön vermesi tarihsel bir sorumluluktur.

Ve asıl soru artık şudur:

Halkımızın geleceğini kişisel konforlara, küçük hesaplara ve örgütsel egolara kurban etmekten ne zaman vazgeçeceğiz?

----------------------

Kaynakça:

- Atilla Yayla, Siyasette Fikir ve SETA, Türkiye Gazetesi, 15/05/2026.

- Walter Lippmann, Kamuoyu, Kabalcı Yayınevi, İstanbul-2020, s. 60

- Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri, Cilt 4, (Çev. Barış Baysal), İstanbul, 2014, s. 147


80 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BİR GÜNDE İKİ ÇINARIN GÖLGESİNDEN MAHRUM KALMAK... - 16/04/2026
Değerli yol arkadaşlarım Faruk ve Kenan kardeşlerimin ve ailelerinin acısı, hepimizin acısıdır. Rabbimden her iki annemize de gani gani rahmet; kederli ailelerine, evlatlarına ve camiamıza sabr-ı cemil niyaz ediyorum.
ÇDP’nin SİYASİ YAKLAŞIMLARI ve BATI AKADEMİSİ - 02/01/2026
2026’ya girerken bunun bir icmalini yapmak istedik. Bu bağlamda, eski yazılarımızı gözden geçirdik ve söylemlerimizin Batı akademyasında karşılıklarını araştırdık.
“DİPLOMASİNİN” DEĞİL, “KAMUOYU BASKISININ” ZAFERİ veya “SELDEN KÜTÜK KAPMAK”… - 28/04/2024
“DİPLOMASİNİN” DEĞİL, “KAMUOYU BASKISININ” ZAFERİ veya “SELDEN KÜTÜK KAPMAK”…
SEÇİM SONUÇLARI NE ANLATIYOR? - 03/04/2024
Gözden kaçırılmaması gereken husus, partilerin seçmenlerini kemikleştirmek ve dinamik tutmak için toplumu özellikle kutuplaştırdıkları, siyasi bir öfke ve nefreti bile isteye arttırdıklarıdır.
VERECEĞİMİZ OYUN HALKIMIZA BİR YARARI OLSUN! - 26/03/2024
Partimiz insanlarımızın mevcut siyaseten parçalanmışlığını dikkate alarak bu bataklığa girmeyecek; dikey değil yatay siyaset yapacaktır.
SEÇİMLER BİZİM İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR? - 14/02/2024
Sivil toplumumuzun yanında, iyi çalışan bir siyasal toplumumuzun da olması gerektiğini herkesin anlaması ve bu süreçlere samimiyetle destek vermesi gerekir.
ADALET DUYGUSU KÖRELMİŞ BİR UKRAYNALI VEKİL - 02/10/2022
Goncherenko ile iş tutacak dostlara hatırlatmak isterim: Kendi adalet duygunuzdan taviz vermeden, adalet duygusu körelmiş biriyle işbirliği yapamazsınız.
POLİTİK BİLİNÇ - 29/01/2022
Sorunu olan toplum kesimlerinin, örgütlenerek sorunlarını siyasi platforma taşıyıp, devlet yönetimini bu sorunları çözme yönünde etkileyecek güç oluşturmaları demokratik bir haktır. ÇDP işte bu hakkı kullanmak istiyor.
AZINLIK TOPLULUKLAR İÇİN ‘SİYASAL KÜLTÜR’ NİÇİN ÖNEMLİDİR? - 30/08/2021
“Varlık mücadelesini devletin meselesi haline getirecek olan siyasal toplumun embriyosunu içinde barındırıyor olmasından dolayı “siyasal kültür” oluşturmak çok ama çok önemlidir”
 Devamı
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi