• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam44
Toplam Ziyaret559637
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.32205.3433
Euro6.05296.0772
Semerkew
Erol Karayel
erolkarayel26@gmail.com
Azınlık Kavramı ve Çerkesler
27/08/2011
Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri azınlık kavramını Lozan'a refere ederek kullanmayı yeğliyor.
Bilindiği gibi 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın “Azınlıkların Korunması” bölümünde sadece Rum, Ermeni ve Yahudiler azınlık olarak kabul ediliyor. (Daha sonra 1925 yılında yapılan “Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması”nda Bulgar unsurlar da azınlık olarak kabul edilmiştir.)

Cumhuriyet tarihi boyunca, bu adını saydığımız gayrimüslim unsurlar dışında kalan bütün vatandaşlar Türk olarak kabul edilmiş, zor ve yasaklar kullanılarak Türkleştirilmeye çalışılmıştır.

Türkiye'nin Lozan'ı esas alarak kullandığı azınlık tanımı ilmî değil, inkarcı ve asimilasyoncu resmi ideolojin bir uygulaması olarak siyasidir.

***

Azınlık terimi Türkiye toplumunda pozitif çağrışımlar yapmıyor. Bunun da iki sebebi var:

Birincisi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde azınlık karşılığı kullanılan kavram “ekalliyet” idi ve sadece Ermeni, Rum ve Yahudi gayrı müslimleri ifade ediyordu. (Diğer gayrı müslim gruplar bu etnisitelerden birine dahil olarak anılırdı.) Ekalliyetler devlete ayrıca vergi verir, askere alınmazlar, v.s. idi. Yani statü itibarıyla düşük zümreden sayılıyorlardı. (Ancak “Millet Sistemi” gereği, Osmanlı'da gayrimüslimler ikinci sınıf vatandaş iseler de, her türlü dinsel, dilsel ve etnik vb. gruplar için kültürel haklar serbestti. Devlet kimin ne konuşup yazdığına ve öğrettiğine, ne tür bir dinsel uygulama yaptığına karışmazdı.)

İkincisi, Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak azınlıkta olan halklar üzerinde ağır baskılar uygulanmıştı. Mensubiyetlerinden utandırma kampanyaları yapılmış, dilleri yasaklanmış, köyleri sürülmüş,... v.b. uygulamalarla halklar köklerinden koparılmaya çalışılmıştı.

Cumhuriyetin kurucu kadrosu içerisinde yer alan, 1924-1930 yılları arasında Mustafa Kemal döneminde Adalet Bakanlığı yapmış olan Mahmut Esat Bozkurt'un bir konuşmasında sarfettiği, "Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler" şeklindeki sözleri o dönemin zihniyetini ve yaklaşımlarını özetleyen önemli bir örnektir.

Dolayısıyla, “azınlık” nitelendirmesi Osmanlı dönemindeki manası ve Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren uygulanan inkar ve aşağılama politikalarının meydana getirdiği çağrışımla halâ “ikinci sınıf vatandaşlığı” anımsatmakta; bu yüzden kimse “azınlık” potası içine girmek istememektedir.

Halbuki köprünün altında çok sular akmış ve günümüzde “azınlık” kavramının anlamı tamamen değişmiştir.

AZINLIK HAKLARINI TANIMLAYAN BELGELER

1990 yılına kadar, azınlık haklarına insan hakları çerçevesinde yaklaşılmış, “eşitlik ve ayrım gözetmeme” ilkeleri çerçevesinde politikalar geliştirilmiştir.

Bu tarihe kadar azınlık sorunlarını ekonomik tedbirlerle çözebileceğine inanan Avrupa Birliği, azınlık hakları konusunda özellikle Doğu Bloku’nun çöküşünün ardından yaşanan gelişmelerden büyük oranda etkilenmiş ve azınlıklara yönelik uygulanacak politika konusunda bir yeniden değerlendirme süreci içerisine girmiştir.

Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen “Bölge ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı (1992)” ile “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi (1995)” de günümüz azınlık hakları rejimini oluşturan temel belgeler olarak ortaya çıkmıştır.

***

Azınlık olmanın ana kriterleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu'nca yapılan tanımlamada, ülke nüfusuna kıyasla

- Farklılık (etnik,dilsel, dinsel...),

- Sayısal yönden az olma,

- Dominant (Başat) olmama,

- Vatandaş olma ve

- Azınlık bilincine sahip olma

olarak verilmektedir.

Bir ülkede bu koşulların tümünü taşıyan bireyler varsa, o ülkede azınlığın da olduğu kabul edilmekte; ülke devletinin bu gerçeği kabul etmesi veya inkar etmesi hiç bir şeyi değiştirmemektedir.

AB, TÜRKİYE ve AZINLIKLAR

22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi'nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği'ne adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleride belirtmiştir. Siyasi kriterler bölümünde, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün, insan haklarının ve azınlıkların korunmasının gözetilmesini ve bunlara saygıyı güvence altına alan kurumların istikrara kavuşturulmasını öngörmektedir.

Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde de oybirliği ile Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul ve ilan edildi.

Yukarıda belirttiğimiz Kopenhag kriterlerine göre, AB, adaylarla üyelik müzakerelerine başlamak için, bu ülkelerin öncelikle BM Örgütü, Avrupa Konseyi ve AGİK/AGİT sürecinde azınlık hakları konusunda oluşturu­lan sözleşme ve belgelerin tümünü imzalamalarını, iç hukuklarında bunlara uy­gun düzenlemeler yapmalarını ve bu düzenlemelerin işler vaziyette olmasını istemektedir.

Türkiye'nin, 1954’te onayladığı 1950 AİHS, 1995'te onayladığı 1989 BM Çocuk Hakları Sözleşmesi (Türkiye Anadilde eğitim hakkıyla ilgili maddelere çekince koymuştur), çalışmalarına katıldığı 1992 BM Ulusal veya Etnik, Dinsel, Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi, özellikle de 2003’te onayladığı BM 1966 İkiz Sözleşmeleri gibi uluslararası metinler azınlık hakları konusunda yeterince hukuki bağlayıcılık sahibidir.

AİHS, azınlık haklarından söz etmemekle birlikte, azınlık haklarının bir parçası olduğu insan haklarını uygulama bakımından Türkiye'nin denetçisi durumundadır.

***

Türkiye, 1999 yılında Avrupa Birliği’ne aday ülke olmasından sonra geniş kapsamlı bir reform süreci içerisine girmiş ve bu çerçevede azınlıkları ve haklarını konu alan önemli açılımlar gerçekleştirmiştir. Ancak azınlık kavramı ve azınlık hakları konusundaki hukuki ve siyasi tutumu, gerek iç, gerekse dış politika çerçevesinde büyük bir tekdüzelik sergilemektedir.

Yanısıra 1999 - 2004 yılları arasında gerçekleştirdiği reformları da hala uygulamaya geçirememiştir.

EVET, ÇERKESLER, AB ÖLÇÜTLERİNE GÖRE AZINLIKTIR!

Uluslararası objektif kriterler Türkiye'deki Çerkesler'in “azınlık” olduğunu söylemektedir. Bu kötü değil, bilakis iyi bir şeydir.

Çerkes kimliğinin kendini geleceğe taşıyabilmesi için bu statüye, bu statünün kazandıracağı haklara ihtiyacı vardır. Gerek Çerkesler, gerek benzer diğer gruplar için kendilerini ifade etmelerini önleyen yasakların kaldırılması (negatif koruma) varlıklarını devam ettirmeleri için yeterli değildir; azınlık kimliğinin bir bütün olarak kendisini idame ettirebilmesi için yeter şartların sağlanması gerekmektedir (pozitif koruma).

Bunları istemenin ülkenin bölünmesini istemekle bir alakası da yoktur. Gerek Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve Sözleşmesi’nde, gerekse Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı’nın 5. maddesinde açıkça “ülke bütünlüğüne” ve “ulusal egemenliğe” saygı ifade edilmiştir.

Bu sözleşmeler esas olarak azınlık kültürlerini ve özellikle de dillerini korumayı amaçlamaktadır. Sözleşmelerde azınlık dillerinin sadece negatif anlamda korunması değil, devletçe yaşatılması yükümlülüğü de öngörülmüştür.

Bu detayları daha sonraki müstakil yazılarımızda tek tek ele alacağız.

 

ÇHİ MİTİNGLERİ ÇOK ÖNEMLİ BİR MİSYON İCRA EDİYOR!

Azınlık olmanın ana ögeleri olarak belirtilen beş şarttan dördü -farklılık(etnik, dilsel, dinsel), sayısal açıdan az olma, dominant olmama, vatandaş olma- azınlık olmanın objektif şartlarıdır; beşinci şart (azınlık bilinci) ise azınlık olmanın subjektif şartıdır.

Objektif şartların tamamının mevcut bulunması durumunda bile, önemli olan subjektif şart, yani azınlık bilincidir. Eğer azınlık bilinci yoksa, azınlık da yok demektir. Bu son husus, 1991’de gerçekleştirilen AGİK Cenevre Azınlık Uzmanları Toplantısı’ndan başlayarak uluslararası arenada gittikçe daha çok kabul görmektedir.

ÇHİ'nin yaptığı ve yapmayı planladığı mitinglerin önemi işte burada ortaya çıkmaktadır. Bu mitingler Çerkeslerin kimliklerine sahip çıkma bilincini görünür kılmakta, aranan beşinci şartı muğlaklıktan kurtarıp somutlamakta, objektif şartların yanısıra subjektif şartların da mevcut olduğunu ortaya koymaktadır.

Mitingler, Çerkeslerin azınlık sayılması için yeter şartlara sahip olduğunun en somut belgesi haline gelmektedir.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ULUS DEVLETTEN DEMOKRATİK DEVLETE GEÇİŞ YAPMALI

Türkiye kendi özgür iradesiyle AB'ye üye olmak için baş­vuruda bulunmuş ve üyelik için gerekli koşulları yerine getireceği­ni taahhüt etmiştir. Katılım Ortaklığı Belgesi hazırlanırken Türkiye'nin bu gerçekleri yok sayarak kendi devlet anlayışı ve toplum modeliyle AB'ye girmekte direnmesinin mantığı yoktur. Türkiye ya Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirecek; ya da AB üyeliğinden vazgeçecektir.

Devletin, dil, din veya etnisitesine bakmaksızın bütün grupları azınlık ve eşit vatandaş olarak kabul etmemesi ülkenin önündeki en büyük engeldir.

Türkiye artık ne mevcut yasalarla, ne de taraf olunan uluslararası sözleşmelere konan çekincelerle Türkiye'deki farklı kimliklerin inkarı anlamına gelecek tavırlar içinde olmamalıdır.

Türkiye Lozan Antlaşması'nı gerekçe yaparak temel insan haklarına, evrensel hukuk kurallarına ve reel politiğe aykırı uygulamalara artık bir son vermelidir.

Devlet, Avrupa’da gelişen azınlık hakları anlayışını içselleştirmelidir.

Ve yeni anayasa yapım süreci fırsat bilinerek demokratikleşmenin önünü tıkayan bütün yasalar değiştirilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, demokrasiyi ülkeye hakim kılmak ve AB ile bü­tünleşmek istiyorlarsa, öncelikle azınlık tanımı için kullandıkları argümanların artık geçerli olmadığını kabul etmeli ve evrensel normlara uygun bir azınlık politikası benimsemeliler. Herkesi Türk olmaya zorlayan çağdışı politikalar yeri­ne, çok kültürlülüğü benimseyen çağdaş politikaları tercih etmeliler.

KAYNAKÇA:

- Avrupa Birliği ve Türkiye Perspektifinden Azınlık Hakları Sorunu,Hakan TAŞDEMİR, Murat SARAÇLI, Uluslararası Hukuk ve Politika Cilt 2, No: 8

- Avrupa Komisyonu Türkiye 2007 İlerleme Raporu, 6 Kasım 2007

- Türkiye'deki Azınlıkların Hukuki Statüsü ve AB'nin Azınlıklara Genel Yaklaşımı,pr.atilim.edu.tr/yayinlar/AZINLIK_SORUNLARI_1.doc,

- Baskın Oran, Türkiye’de Azınlıklar, İletişim Yayınları, İstanbul-2010

- Aslıhan Tekin, Demokrasiler ve azınlık hakları, www.turkiyeavrupavakfi.org

-Mustafa Erdoğan, Azınlık Sorunları, Dünden Bugüne Tercüman, 21.10.2004



Paylaş | | Yorum Yaz
2147 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

20 Senedir Nasıl Adam Olunacağını Öğrenemeyen Zavallı! - 07/12/2018
“En eksik tarafını” tamamlamak için 20 senedir didiniyor, hergün “Ne zaman adam oluruz?” diye soruyorsun tuttuğun köşede. Baştan belirtelim, sen artık umutsuz bir vakasın, hiçbir zaman adam olamayacaksın.
RF Eğitim Yasası, ‘Yeni Rus Ulusu’nun Eritme Kazanı Olacak - 29/06/2018
Kremlin'in yüzyıllardır değişmeyen hedefi, işgal ettiği toprakları yerli nüfusundan arındırmak, "Rus kültürü içinde eritip, yok etmektir."
Asimilasyon Asalet Dinlemiyor - 07/08/2017
Ana sorunumuz Asimilasyondur. Artık her şeyi bir kenara bırakıp, bütün imkanlarımızı, bütün beyin gücümüzü bu sorunun çözümüne odaklamamız lazım.
Şehid Erol Olçok - 24/07/2016
Ama hep dillendirdiği bir sıkıntısı vardı; ona göre Çerkeslerin yetkin, kendini davaya adamış, sonuna kadar fedakar kadroları yoktu ve bu büyük eksiklikti. “Büyük işleri güvenerek teslim edebileceğimiz kimse yok ortada” diyordu kendi zaviyesinden.
'Ermeni Soykırımı' ve Çerkesler - 14/06/2016
onrad Adenouer uzmanları tarafından hazırlanacak “Çerkesleri Ermeni soykırımı yapmakla itham eden” belgeli bir dosyayı kitaplaştırıp burnumuza dayayacakları günün çok uzak olmadığından hiç şüpheniz olmasın.
Ali İhsan - 04/04/2016
Ali İhsan Aksamaz’ı tanır mısınız? Tanımayanlara kısaca “kararlı, çalışkan ve samimiyet abidesi” olarak tanıtabilirim.
Kurumsallaşmanın Önemi - 18/12/2015
Diaspora topluluklarımızın “bilinç ve mensubiyet duygusu” düzeyinde bir varoluşu dahi sürdürebilmeleri için hemen bugün çok güçlü diasporik kurumsal yapılar oluşturmaları gerekmektedir.
Bir Seçim Değerlendirmesi veya Merkezden Çevreye Akış - 21/07/2015
ÇDP bu çıkışıyla ve siyaset için verdiği yeni adresle merkezdekileri (özellikle Çerkes kökenlileri) ciddi şekilde rahatsız etti ve diyebiliriz ki sarstı. Ama bu kısa sürede yanına çekemedi. Bunun için epeyce bir zaman lazım.
Nalçık Cezaevi’nde Yalnız Bir Adam… - 26/12/2014
Bir zamanlar Kabardey-Balkar’a dönenler içinde isminden en çok bahsedilen, çevresi en kalabalık olan, Çerkeslerin(!) uluslararası örgütü olan DÇB’ye en önemli desteği veren Sabancıoğlu o kalabalıklar içinde meğer ne kadar yalnızmış.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi