• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam114
Toplam Ziyaret696897
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.65167.6823
Euro8.95278.9886
Semerkew
Kuşha Faruk Özden
farukozden35@hotmail.com
Çerkeslere Pozitif Ayırımcılık Uygulanması İnsanlık Gereğidir
02/03/2013

Pozitif ayırımcılığı ”Dezavantajlı guruplara mensup bireylere verilen ekstra haklar” olarak tanımlayabiliriz. Pozitif ayırımcılık fazladan verilen haklar olarak nitelenemez. Sadece “herkesle gerçekten eşit olunabilmesinin garanti altına alınması olarak” özetlenebilir.

Vikipedia’dan aktardığım tanımlamayı biraz daha açmak gerekir...

Pozitif ayırımcılık bir insanlık sorunudur. Kendi sorununu dile getiremeyen veya böyle bir sorununun olduğunun bilincinde olmayanlara tanınan bir hak ve bu hakkı öne çıkartmak da bir insanlık görevidir.

Pozitif ayırımcılık demokrasi uygulamaları ile ilintili olarak ortaya çıkar. Eğer o ülkede, o devlette demokrasi varsa, pozitif ayırımcılığa uygulama alanı doğar. Pozitif ayırımcılığın öne çıktığı ülkeler özellikle demokrasinin geliştiği Kuzey Avrupa ülkeleridir. Ne hikmetse demokrasinin geliştiği bu ülkelerde hala krallıklar hüküm sürmektedir. Bildiğim kadarıyla o ülkelerin Cumhuriyet olmak gibi bir dertleri ve de “Cumhuriyetin kazanımları” gibi birilerinin dillerinden düşürmedikleri vesayetçi düzeni korumak için arkasına saklandıkları demokrasiden kaçış gerekçeleri yoktur.

Cumhuriyetin kazanımlarını cansiperane müdafaa edenlere sormak isterim: Meşruti Krallıkla yönetilen Kuzey Avrupa ülkelerinde halk için öncelik demokrasi değil de Cumhuriyet ve ne olduğu belirsiz kazanımları olsaydı, o ülkelerde bir asır önceden krallıkların yerinde yeller eserdi. Ne hikmetse 1930’lu yıllarda Faşizm daha çok Cumhuriyetle yönetilen Almanya gibi ülkelerde boy göstermiştir. Tabii ki son yıllarda kavradığımız “Türkiye gerçeği”, “Cumhuriyetin değerleri” derken eritme ve asimile politikalarını da içselleştirmiş tek parti diktası akla gelmektedir.

***

“Kaybolan dil 93 yıl sonra canlandırıldı” haberi bir ülkedeki 90 yıl içinde değişen değer ölçülerini gözler önüne seriyor. Haber Avustralya ile ilgidir. Avustralya yerlileri olan Aborjinlerin bir kabilesinin 93 yıl önce unutulan ve kaybolan dilinin, misyonerler tarafından tutulan kayıtlardan yararlanılarak nasıl yeniden canlandırıldığı anlatılmaktadır. Ki o Avustralya’ya sonradan yerleşen beyazlar 20 yy’ın başlarında Aborjinlere av hayvanı muamelesi yapıyordu. Bu dönemde Aborjinlerin nüfusunun kırkbinlere düştüğü söylenir.

Yıllar önce Avustralyalı yönetmen Philip Noyce’nin “Çit” filmini izlemiştim. İzleyenler hatırlar, 30’lu yıllarda Avustralya‘da Aborjinler’e bakış açısını ve beyazların genel tavırlarını gözler önüne seren bir eser. Bugün aynı Avustralya’da demokrasinin gelişmesi ile Aborjinlere önce toprak edinme hakkı verildi, koruma tedbirleri ile nüfusları arttırıldı, şimdi de kaybolan bir Aborjin dili yeniden canlandırılmaktadır.

Demokrasinin pek olmadığı bu topraklarda ise ulus inşa politikalarının bir sonucu olarak Kafkas Dillerinden Ubihçe kaybolmuştur. Anadolu’da kaybolan bir dili yeniden canlandırmaya Georges Dumezil’in İsveçli Asistanı öncülüğünde başlandığını duydum.

Çerkesçe’nin de ölü diller arasına katılmaması için öncelikle Türkiye, Rusya, Ürdün ve Suriye tarafından pozitif ayrımcılığa tabi tutularak gerekli tedbirlerin alınması gerekir. İşte burada pozitif ayrımcılık ve demokrasinin gelişmesinin paralelliği ortaya çıkmaktadır. Yani pozitif ayrımcılık uygulayacak ülkelerde demokrasinin gelişmişliği… Yukarıda saydığım ülkelerden sadece Türkiye demokraside biraz öne çıkmaktadır (ki oda son bir kaç yıl için söylenebilir. Geri kalanlarda ise demokrasinin adından söz etmek için epey aramak gerekir).

Rusya’da ise Sovyetlerin dağılmasından sonra demokrasideki göreceli gelişme Putin ile gerilemeye başlamış ve günümüzde de bizlere pek yabancı olmayan ulus inşa ve de inşa edilen ulus için her şeyin mubah olduğu bir yapı ortaya çıkmaktadır. Sovyetler zamanında kazanılmış kültürel haklar 70’li yıllardan itibaren birer birer geri alınmaya başlandı. Okullarda anadilde eğitim uygulamaları tırpanlanmaya adım adım devam edildi. Rusya Federasyonunca alınan son kararlarlarla “anadili eğitimi” yerini “seçmeli dil eğitimine” bırakmıştır.

Birleşmiş Milletler UNESCO teşkilatınca yapılan bir değerlendirmeye göre, hiç bir tedbir alınmazsa Türkiye’de 50 yıl, Rusya Federasyonu’nda ise 100 yıl sonra Çerkesçe ölü bir dil olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır.

Bugünkü şartlarda, yani eğitimi için öncelikli bir çalışma yapılmadığı taktirde istikbali ve ömrü şimdiden kestirilen bir değer için koruma önceliği vermek insanlık gereği değil midir?

Kendini savunamayan, yasal haklarının ne olduğunun bilincinde olmayan Çerkeslere pozitif ayırımcılık uygulanması bir demokrasi ve insanlık görevi olarak öne çıkmaktadır.



2781 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Kayseri Mitingi Ayıbı Hepimizin - 22/09/2018
Uzunyayla’da doğan ve o ortamdan gelen birisi olarak, yapılacak eylemi yaşlılara götürüp “Nahıj ohu” (yaşlılar işi) olarak meselenin formalitesine uygun yapılmamasını öncelikli hata olarak görüyorum.
Kayseri’de Omuz Omuza Verme Zamanı - 12/09/2018
Anavatanda anadilde eğitimin kısıtlanması nasıl ortak sorunumuzsa, TRT’de sürekli Çerkesçe yayın yapacak bir kanalın kurulması da halkımızın hayati bir ihtiyacıdır. Zaman kaybetmeden bunun sağlanmasını istemek hakkımızdır.
Bir Direniş Sembolü… - 24/10/2017
Bir tarafta Ğuaşo RUSLAN mücadelenin ve direnmenin sembolü olurken, bazıları da Ruslarla birleşmenin 460. yılı kutlamalarına katılır ve kimileri de onların peşinden koşar. Aynen fener alayında geçen askerlerin arkasından koşan çocuklar gibi.
Bütün Dünyada Milliyetçilik Yükselirken !? - 28/09/2017
Bütün dünyada milliyetçilik yükselirken bizim Çerkesler’de gerilemesinin nedenini araştırmak da başlı başına akademik tez konusu olur.
Asalet Kanda Değil, Duruş ve Davranıştadır - 17/08/2017
Siyasi kamplaşmanın en yoğun yaşandığı 80 öncesi dönemde Devrimci Çerkesler, Dindar Çerkesler ve Ülkücü Çerkesler olarak kamplaşmış olsak dahi “Çerkeslik” şemsiyesi altında bir araya gelebiliyorduk.
Türkiye Panoraması ve Biz Çerkesler - 24/07/2017
İttihat ve Terakki’nin günahlarını örtmek için Ermenilere uygulanan mezalimi bugün dahi inkâr etmenin nedenini iyi irdelemek gerekir. Acaba gasp edilen Ermeni malları ile bir alakası var mıdır? Menfaatlenenlerin dolduruşuna geliniyor olmasın?
Çerkesçe Tv İstemiyor muyuz Yoksa? - 20/05/2017
21 Mayıs’ı yılda bir gün hatırlayıp farklı günlerde farklı yerlerde etkinlik, anma veya nasıl yapacağını bilmeden bir güne sıkıştırma yerine “ÇERKES SOYKIRIM VE SÜRGÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ” çalışmalarına bir an önce başlanması dileğiyle.
Uzunyayla’da Kar Yolları Kapardı; Ya Şimdi? - 14/03/2017
Duyduk ki DÇB temsilcileri Kaffed ile barış yapmak için Ankara’ya elçiler göndermiş. Kaffed de yelkenler suya inmiş.Bu kadar çabuk pes edecektiniz de kopardığınız yaygara neyin nesiydi?
Kurbanlar ve Kurbanlıklar - 23/09/2016
Bereket ki halkın iradesini kırabilecek bir plan yapmayı becerecek kadar zeki değiller. Hepimize büyük geçmiş olsun.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi