• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret559764
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.27735.2985
Euro6.02466.0488
Semerkew
Balkar Selçuk
selcuk@ozgurcerkes.com
Fetullah Gülen Hareketi ve Çerkes Gençleri Hakkında
17/11/2011
İki yıl önce olsaydı bu yazıyı yazmaya gerek yoktu. Ancak Türkiye'de şartlar çok çabuk değişiyor ve artık eskiden bizi ilgilendirmezmiş gibi görünen şeylerin bizi daha çok ilgilendirdiğini görüyoruz.
Bu yazı değişen koşulların zorlaması nedeniyle kaleme alınmıştır.
***
Kadir İnanır'ın Tatar Ramazan adlı filminde çok meşhur bir repliği vardır. Son girdiği hapishanenin tefeci kabadayısını öldüren Tatar Ramazan elinde bıçak hasmının ölümünü beklerken koşuşan gardiyanların;
-Kim vurdu bunu? Sorusuna önce hiç cevap vermez. Etraftan insanlar bağrışırlar
-Ben vurdum!
-Ben vurdum! diye.
O esnada Tatar Ramazan bıçağını daha bir kavrayıp elini havaya kaldırır ve:
-Burada öldürülecek bir adam vardı onu da ben vurdum! der.

İşte bu yazı da böylesi bir yazıdır. Bir kahramanlık içermez ancak yazılması gereken gecikmiş bir yazı olması bakımından ben yazıyorum.


Gülen Hareketi

Benzerleri arasından hızla sıyrılan Gülen hareketi İzmir Kestanepazarı günlerinden bu yana bir dizi metamorfoz yaşamıştır. İlkin Soğuk Savaş'ın bitişini doğru okumuş ve Orta Asya'ya hızla açılmıştır. Okullar ve diğer kurumlar derken 90'larda başlayan Orta Asya'ya açılma süreci başarılı sonuçlara ulaşmıştır. Okullar, şirketler ve üniversiteler açılmış ve süreç içerisinde hareket Orta Asya'da kendi yerli kitlesini de bir şekilde yaratmıştır. Özbekistan dışında ciddi sorunlar yaşanmamıştır.
Sonrasında hareket eş zamanlı olarak ABD ve Afrika'ya ve diğer bölgelere açılmış ve hali hazırda 90'larda başlayan bu açılım birkaç istisna ülke dışında dünyada birçok ülkede faaliyete geçebilmiştir. Dolayısıyla hareket kıtalararasılaşmış ve bir anlamda merkezi ABD'ye kaymıştır.
Hareketin bu uluslararasılaşmasını Türkiye'de siyasal yapıdaki bir dizi değişiklik izlemiştir. Özellikle 2002 seçimlerinden sonra Çiller-Demirel-Yılmaz üçlüsünün sahneden çekilmesiyle sahneye AKP çıkmıştır. AKP ile Gülen Hareketi zamanla iç içe geçtiği izlenimini verse de aslında hareket bu iç içe ya da paralel görüntüsüne rağmen AKP'yi hiçbir zaman gözü kapalı bir şekilde desteklememiştir. Bunun en somut örneği Mavi Marmara olayında Gülen'in hükümeti desteklemeyen en azından araya mesafe koyan ve böylesi eylemleri desteklemediğini gösteren tavrı olmuştur.
Yinede AKP, Gülen hareketiyle benzer hassasiyetleri taşıyan bir tarihi geçmişe sahiptir ve onun iktidarı döneminde Türkiye'de yaşanan bir dizi olay Gülen hareketini 28 Şubat ve öncesine göre rahatlatmış ve bir anlamda legalize etmiştir. Tabi bunda demokratikleşmeyle birlikte yeni devletin Sünni-cemaatçi yapılarla uğraşmaktan vazgeçmesinin de etkisi büyük olmuştur.


Gülen Hareketi ve Küreselleşen Çağın Küresel Sünnileri

Bilginin bu kadar hızlı ve az maliyetle üretildiği ve taşındığı bu yeni dönemde insan para ve fikir hareketleri de hızlanmıştır. Buna koşut olarak dünya sisteminin mimarları ulus devletleri hantal bulmaya eleştirmeye ve onları sahip oldukları muazzam gücün büyük bir kısmını sivil toplum kuruluşlarına devretmeye çağırmışlardır. Bu bağlamdan olmak üzere sistem ulus devletlerin sırasıyla ekonomi, eğitim, kimlik, güvenlik ve sağlık gibi temel kalemlerde özelleştirmelere gitmelerini önermiş ya da dayatmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'ne de bu teklifi getiren dünya sistemi Türk Devletinden açıkça eğitim, sağlık, kimlik, güvenlik, ekonomi ve diğer alanlarda özelleştirmelere gitmesini istemiştir. Türk devletinin egemenleri bu teklifi kabul etmemiş ve çok hızlı bir şekilde tepki göstermiştir. Egemenler, hızla 1990'ların ilk yarısından itibaren kendi sivil olmayan Sivil Toplum Kuruluşlarını kurarak devredilecek otoriteyi bu sivil olmayan Sivil Toplum Kuruluşlarına devretmeyi denemiştir. Bu yeni dönemde Türk Devleti'nin askeri ve bürokratik egemenleri daha çok memur ideolojisi diyebileceğimiz Ulusalcılığı kurgulamış ve kendi beşinci kol faaliyetleri ile topluma benimsetmeye çalışmıştır. Buna bir tepki olarak dünya sistemi Türkiye'de küresel politikaları uygulayacak- neo-liberal AKP'nin önünü açmış ve onu desteklemiştir. AKP bir küreselleşme aygıtı olarak Türkiye'deki küreselleşme hamlelerini tamamlamış ya da ihaleye açmıştır. Bu ihalede en büyük payı yatırımını eğitimden sağlığa kadar birçok alana yapan Gülen Hareketi almıştır.


Küreselleşmenin Alt Başlıkları ve Gülen Hareketi

Yukarıda değindiğimiz küreselleşmenin ulus devlet ile girdiği pazarlıkta Sivil unsurlara devredilmesi istenen kalemlerden birçoğunda zaten Gülen hareketi çok güçlüydü. Böylece hareketin odaklandığı başta eğitim olmak üzere bir çok alanda AKP ile birlikte geliştirilen küreselleşme hamlelerinde iki yapı birbiriyle iç içe girdi ya da en azından Gülen hareketi AKP'yi bu hamlelerinde optimum derecede destekledi. Bu kalemler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Eğitim: Küreselleşmenin eğitim konusunda ulus devletten istediği eğitimin özelleşmesi ve paralı hale getirilmesiydi. Bu bağlamda özel üniversiteler özel okullar ülkede hızla açıldı ve bu alanda en çok yatırımı yapan Gülen cemaatinin örgütlü hamleleri her zaman dikkat çekici oldu.

Sağlık: Özel sağlık hastaneleri hızla açıldı ve devletin zayıf kontrolünde sisteme hızla entegre oldu.

Güvenlik: Güvenlik alanındaki devlet tekeli zayıfladı. İlk defa Türkiye'deki Özel Güvenlik kavramı oluştu ve şu anda içişlerine bağlı polisten daha fazla Özel Güvenlikçi paralı güvenlik sistemine entegre olmuş durumda.
Bu sistemdeki en büyük dönüşüm amatör bir yapıda görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin profesyonelleşeceğinin ilan edilmesi oldu. Bu alandaki tartışmalar hala sürüyor. Ancak Türk Ordusu'nun amatör bir eğitimle donattığı ER'lerin teröre karşı verdiği mücadele de büyük kayıplar vermesi bu alandaki özelleştirmeyi tetikledi...
Ayrıca Gülen hareketi diğer Nurcu hareketler gibi baştan beri bu alanda da örgütlüydü ve AKP, YAŞ kararlarıyla ordudan atılanlara mahkeme ve geri dönme kapısını açtığında bu en çok Gülen hareketini ve diğer Nurcu grupları bağlayıcı bir davranış oldu.

Ekonomi: Ekonomideki özelleşmede en önemli nokta Merkez Bankalarının özelleşmesi olmuştur. Ancak ekonomi alanında Türkiye'de elinde gücü bulunduran İstanbul grubu ve onun çıkarlarının koruyucusu olan TÜSİAD'a Anadolu'dan yeni rakipler çıktı. Gülen hareketi daha doksanların başında kendi SİAD'larını ve bankalarını kurmuştu. Dolayısıyla ekonomide İstanbul'un tekelini kıran ve Anadolu Beylerbeyliği-Rumeli Beylerbeyliği dikatomisini akla getiren bir denge ortaya çıkmıştır. Şimdi Anadolu kökenli modern-sünni iş adamları tarafından kurulmuş birçok ekonomik dayanışma örgütü varlığını arttırarak hissettirmektedir.
AKP'nin genel küreselleşmeci hamlelerinde devletin üzerinden alınan bu faaliyet alanlarını, Anadolu'da hızla Sünni-cemaatçi yapılar doldurdu ve bu alanların hepsinde en örgütlü olan yapı hiç şüphesiz Gülen hareketiydi.

Gülen Hareketi Yazılı Kültürden Beslenen Bir Yapıdır

Gülen hareketi düşünsel anlamda Said Nursi'nin Külliyatından beslenir. Bu nedenle de Anadolu'daki şifahi kültürden beslenen sözlü dinsel tarikat ve yapılardan ayrılır. Said Nursi'nin külliyatı diğer birçok ilahiyat konularını tartışmaya açmakla birlikte temelde pozitivizme karşı bir reddiyedir. Bu nedenle de dindışı-modern-pozitivist felsefi akımlara karşı Sünni bir eleştiridir.
Said Nursi'nin geniş külliyatı sürekli telkin ve okuma-okutma eylemiyle Gülen hareketindeki gençlere aktarılır. Tabi bunda Gülen'in kendi yaklaşımı baz alınır ve sonuçta Said Nursi'nin eserleri bir kanonik metin haline gelmiştir. Kanonik metinlerin doğası gereği de bir açıklayıcıya ve yorumlayıcıya ihtiyaç vardır. İşte Fetullah Gülen ve onun tarafından yetiştirilen kurmayları bu boşluğu doldurmuşlardır. Sonuç olarak ortaya çıkan yorum farkı, Hareketi diğer Nurcu ekollerden ayırmıştır. Şimdi, Gülen Hareketi, Said Nursi tarafından oluşturulan Külliyat dışında kendi sözlü ve yazılı külliyatını da oluşturmuştur. Dolayısıyla da hareketin içindeki gençlerin ya da kadroların bu yazılı kültürü içselleştirmeleri zaman alsa da ana metinlerin onlarca kez yorumlandığı yan metinler sayesinde kesintisiz bir okuma süreciyle süreç içerisinde devşirildikleri görülür.
Yine de bu hareket İslamcı gruplar içerisinde aslında en az entelektüel yetiştiren ve neredeyse hiç şair yetiştirmeyen ilginç bir görünüm arz etmektedir. (Bunun neden olarak Said Nursi'nin temelde Gazali çizgisinin bir devamı olması ve Sünni İslam'daki felsefeye olan soğukluğu yenilemesi gösterilebilir. Said Nursi Gazali'den sonra ikinci kez Anadolu'daki felsefe düşmanlığını tazelemiştir. Nur cemaatlerine yeni girmiş tıfılların bile daha ilk akşamdan İbni Sina, İbni Rüşt ya da Muhiddin Arabi'ye dudak bükmeleri Said Nursi'nin felesefe ve felsefecilere olan mesafeli duruşundan kaynaklanmaktadır.)
Kendi gazetesi ve televizyonundaki entelektüel sıkıntısını liberal ya da ülkücü kadrolarla doldurmaya çalışan yapı, Zaman gazetesi özelinde bu boşluğu doldursa da kendi televizyon kanalları özelliklede STV'de bunu başaramamıştır. STV İslamcı gruplar tarafından yönlendirilen entelektüel eşiği en düşük kanallardan birisidir. Nerdeyse tamamen kıssadan hisse mantığına dayanan kötü filmler, bol reklam, doğrudan Gülen hareketi propagandası dışında bu televizyon kanalı bir hayal kırıklığından öte bir şey değildir.. Öte yandan Zaman gazetesi AKP tarafından örgütlenen yeni devletin Hürriyet gazetesidir denebilir. Bu dönemde o kadar merkeze kaymıştır.

Taşra Çerkeslerinin Kentlileşmesi ve Gülen Hareketi:

Türkiye, Demokrat Parti dönemiyle yani 1954 yılından sonra bir kentlileşme dönemine girmiş ve bu süreç içerisinde en yoğun göçleri 70'ler ve 80'lerde vermiştir Köylerden kentlere gelen bu insanlar birincil ve yüz yüze yürütülen iletişim dünyasından ilişkilerin resmi ve çıkar gözetilerek yürütüldüğü kent ortamında kendi hemşericilik dayanışmalarını yaratma eğiliminde olmuşlardır. Bu durum Türkiye Çerkesleri içinde böyledir. Çerkesler önce yeni geldikleri kentin varoşlarına yerleşmişlerdir. Bu bölgelerde kendi köy kültürlerini ve yarı feodal geleneklerini yaşatmışlardır. Aile büyükleri kentten uzak bu yeni köy ortamında yaşarken çocuklarını okumaları için şehre yollamışlardır. Taşra Çerkesleri hızla kente akarken ve kentler kalabalıklaşırken Gülen hareketi de 80'sonrası ortamda insan devşirme kanallarını alabildiğince kentin her ortamına yaymaya çalışmıştır. İşte bu esnada Taşralı Çerkesler, kentte örgütlenmeye çalışan ve yazılı bir kültürden beslenen bu, kentin İslamcı yüzüyle tanışmışlardır. Bu tanışma bir önceki kuşakta Çerkeslerin 80 öncesi dönemde tanıştıkları Türk solu ve Türk sağı ile yaşanan tanışmaları akla getirse de sonuçları çok daha farklı olmuştur.


Çerkes Gençlerinin Gülen Hareketindeki Yeri ve Bir Asimilasyon Aracı Olarak Gülen Hareketi

Çerkes gençlerinin 80 öncesi dönemde Türk solu ve Türk sağı ile kurdukları ilişkiler temelde bu gençleri Çerkes ana toplumundan ve taşralı-köylü dokudan tam olarak koparamamıştır. Koparmış olsa bile bu kuşaklar kent ortamında yeniden örgütlenmiş ve şu bildiğimiz Kafkas Derneklerini kurmuşlardır. Sonuç olarak bu kuşaklar okumak için şehre inen ancak yazın gene köye gelen kişiler olmuşlardır. Köyde tüm gücüyle yaşayan Çerkes dili ve kültürü onları bir anlamda tamamen Türkleşmekten korumuştur. Buna karşılık bu Türk solu ve Türk sağını görmüş Çerkes gençleri köylerinde solculuk ya da sağcılık oynayamamışlardır. Köydeki güçlü kontrol sisteminden gözleri yılan bu gençler bir anlamda Çerkes köylerinde değneklerini saklayarak gezmişlerdir.
Ne var ki onlar diplomalarını alıp kentte memur olduklarında hızla Kafkas Derneklerini kurarak ve federasyonlaşmışlardır. Bu kez söz söyleme ve intikam alam sırası onlara geçmiştir. Bu kez onlar kendi köylerinden gelen ve okuyarak şehirde tutunmaya çalışan yeni kuşak Köylü Çerkes gençlerini Kafkas Derneklerine sokmamaya, derneklere girse bile orada söz sahibi etmemeye ve yıldırmaya çalışmışlardır. Böylece Çerkes köylerine ve kendi köylülerine duydukları ezikliğin intikamını almışlardır. İşte bu anda okumaya gelen fakir, toplumsal dayanışma araçlarından yoksun köylü Çerkes gençleri Gülen hareketiyle ve diğer İslamcı hareketlerle tanışmışlardır.
Gülen hareketinin daha önce yukarıda değindiğimiz Kanonik metinleri ve diğer ara okuma metinleri sayesinde hızla devşirdiği Çerkes gençleri zaten yerleşik ve göçebe olmayan bir kültür olan Çerkes kültürünün verdiği ‘Heryerde kurallara uy!' eğitimi sayesinde bu, kuralları ve problemleri belli, İslamcı hareketin içine akmaya başlamışlardır. Önce her köyden bir tane sonra birkaç tane sonrada düzinelerce aile okutmak için şehre gönderdiği çocuklarının Gülen hareketiyle tanıştığını görmüştür. Anne babalar ilk önce çocuklar anarşist olmadığına, ellerine silah tutuşturulmadığına göre sorun yok diye düşünmüştür. Bir önceki kuşaktaki Çerkes gençleri bu anarşiden çok çekmişti!
80'li yılların sonu ve 90'lı yılların başında Türkiye Çerkesleri okutmaya gönderdiği çocuklarının kentte tek başına ayakta kalmasını sağlayacak ekonomik güçten yoksundu. Dolayısıyla gençler hızla Gülen hareketinin yurtlarına doluştular. Ardından üniversite deneyimi ve hareket içi evlilikler derken aslında bu gençlerin 24 saatinin 24'nü de alan bir yapı içerisinde oldukları anlaşıldı.
Dolayısıyla Gülen Hareketi Çerkeslerin okutmaya gönderip geri alamadığı birçok Çerkes gencini içselleştirmiştir. Sonra onları kendi uzun indoktrinasyon sürecinden geçirmiş kendi istediği verileri yüklemiş ve kendi sisteminin çalışması için gereken noktalara yerleştirmiştir. Ve Çerkes halkından aldığı bu gençlerin çok azını geri vermiştir. Gülen hareketi ne kadar büyüdüyse içerisindeki Çerkes gençleri de o kadar Türkiye'deki ana Çerkes dokusundan uzaklaşmış ve yabancılaşmıştır.
Bu bağlamda Çerkes toplumunun en okumuş ve en dinamik bir parçasını içselleştiren Gülen hareketi bir kara delik gibidir. Gülen hareketi çok fazla Çerkes gencini devşirmiş olmasına rağmen henüz Türkiye Çerkeslerine, onların dilleri ve kültürlerine ve problemlerine dair hiçbir duyarlılık geliştirememiştir
Hatta Gülen hareketi Türkiye Çerkeslerinin, dilleri kültürleri ve problemleriyle hiçbir zaman ilgilenmemiş dahası kendi medya organlarında atıfta bile bulunmamıştır.
Bunun en tipik örneği hareketin Türkiye'de haftalık olarak çıkardığı Aksiyon adlı aktüel dergisidir. Bu dergi yılın 54 haftası boyunca her hafta bağımsız bir kapak konusu ile çıkıyor olmasına rağmen yıllardır tek bir kere Türkiye Çerkeslerini kapak konusu yapmamıştır. Türkiye Çerkeslerinin hemen hiçbir probleminden haberi olmayan ilginç bir aktüel dergidir Aksiyon. Birkaç ufak haber dışında Aksiyon dergisi şu uzun yayın süresince Türkiye Çerkeslerine hiç temas etmemiştir.

İkinci Bir Emre Kadar Gülen Hareketindeki Çerkes Gençleri Yerlerini Korusunlar!

Çünkü onları geri çağıracak bir yer yok. Daha önce Türk solu ve Türk sağına kaptırılan Çerkes gençlerini de kimse geri çağırmadı zaten! Onlar kendileri geldiler. Bir şekilde Kafkas Derneklerini ve Birleşik Kafkas Derneklerini kurdular ve işte kendi çatılarını kendileri çatıp kendi göbeklerini kendileri kestiler.
Ama Gülen hareketindeki Çerkes gençleri öyle değil. Onlar her geçen gün ana Çerkes dokusundan biraz daha uzaklaşıyorlar. Çoğunun epistemolojik donanımında Çerkes kültürü, Çerkes dili ve Çerkeslerin yaşadığı soykırımla ilgili hiçbir şey yok. Dahası Çerkes halkının hiçbir problemi onları uzaktan ya da yakından ilgilendirmiyor.
Gülen hareketindeki Çerkes gençleri Türkiye Çerkeslerinin bu güne kadar insan kaynaklarıyla beslediği Türk solu, Türk sağı ve İslamcı gruplar içerisindeki en duyarsız, en soğuk ve ana Çerkes dokusuna en uzak kitleyi oluşturmaktadırlar. Bunun nedenlerinden birisi ana dokuyu oluşturan Çerkeslerin elinde Kanonik bir metinin olmaması gösterilebilir. Bu okumuş kitlenin zekâlarını ve gayretlerini tetikleyecek bir dava da yok ortada. En azından öyle bol sevaplı ve Allah rızasını garanti edecek bir eylem pratiği önerilemiyor bu gençlere. Üstelik ana Çerkes dokusunun ekonomik geriliği de cabası.

Bu Kadar Lafa Ne Gerek Var ya da Sonuç

Daha önce küreselleşmenin ulus devletlere önerdiği bazı dönüşüm kalemlerini yazmış ancak bu kalemlerin en önemlisi olan Kimlik üst başlığına değinmemiştik. Şimdi bu başlığı açmak yerinde olacaktır.

Yeni Dönemde Kimlik: Bu yeni dönemde ulus devletten Kimlik tanımı yapmayı bırakması ve kimliğin tanımını o kimliğe ait gruba ve o grubun Sivil Toplum Kuruluşlarına devretmesi istenmektedir.
Bu şu demektir. Ey Türkiye Cumhuriyeti Devleti! Sen yeni dönemde Türkiye'de yaşayan etnik gruplara kimlik üretmeyi ve dayatmayı bırak! Bırak ta Türkiye'de yaşayan halklar, gruplar kendi kimliklerini, dillerini ve mezheplerini kısacası kendilerini kendileri tanımlasınlar. Sen bu işe karışma!
İşte dananın kuyruğunun koptuğu nokta Türkiye için burasıdır. Çünkü daha düne kadar askeri erkan, hepsi meslekten sosyolog gibiydiler ve ne zaman ellerine bir mikrofon geçse "-Efenm! Türkiye'de bir Türk kültürü vardır. Bu kültür bir üst kültürdür. Bu kültür şöyle güzel, böyle iyidir. İşte bir de onun alt kültürleri vardır. Dolayısıyla üst kültürle alt kültürü birbirine karıştırmayalım. Ona göre!" diye kendi mesleklerinin uzaktan yakından lakası olmayan konular da sosyolojik tahliller yaparlardı.
Ancak Türkiye'de kendi kimliğini kendisi tanımlamak isteyen Kürt ve Alevi kitlelerinin yanı sıra birde sürekli ve kesintisiz olarak kendi kendisine kazık atan Çerkes toplumu var. Bir manisi yoksa onlar da kendi kimliklerini tanımlamanın derdine düştüler. Çerkesler açısından Sosyolog kökenli Paşaların yaptığı üst kültür ve alt kültür tanımlamalarının hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü:
Çerkesler Anadolu kültür havzasının dışından Kafkasya'dan gelmiş, temelde göçebe olmayan, kendi dilleri ve kültürleri olan bir halktır. Ve onların sahip oldukları Çerkes kültürü ve dili Anadolu'da oluşmuş ya da gelişmiş bir kültür olmayıp bilakis Anadolu'da yok olan bir kültürdür. (Üstelik de yeni devletin kuruluşunda ve Osmanlının yıkılışında Çerkesler en az Türk unsurlar kadar faal olmuşlardır. Malum kurucu ulus meselesi!)
Aslında Çerkes dili 40 yıl önce bu üzerinde yaşadığımız Türkiye'de en son kültürel ürünlerini vermiş ve ölmüştür. Yani bilimsel olarak bu böyledir. Birçok kişi Ubıhça'nın Türkiye'de yok olduğunu bilir ancak şu bildiğimiz Çerkesçe'nin de fiilen öldüğünün farkına varmaz. Bir kültür kendi dilinde müzik üretmiyorsa ölmüş demektir. Şu anda Türkiye Çerkeslerinin çalıp söylediği en yeni müzik ürünü 40 yıl öncesine ait köy kültürünce üretilen müzik parçalarıdır...
Türkiye'de "kimlik" kadar can yakan ikinci bir konu yok gibidir. Nitekim Kürt ulusalcı grupları kendi kimliklerini tanınır kılmak ve giderek bağımsız bir Kürt Ülkesi kurmak için bir savaş vermektedirler. PKK elindeki son Kürt genci de ölene kadar Türk Ordusuyla savaşmak niyetinde olan bir örgüttür. Hal böyleyken bu çatışmanın yanı başındaki Çerkeslerin, kültürel ve dilsel olarak yaşadıkları asimilasyona karşı demokratik bir tepki vermeleri ve devlete "Beni Asimile Etme" demeleri hiç hoş karşılanmamaktadır. Devletlü refleksi Çerkesler'e AKP'nin şahsında -Asimile mi oldunuz? Eee! nolmuş yani? Demektedir.

Ağzımızdaki Bakla

Şimdi hem AKP hem de AKP merkezli hükümetin en büyük sivil müttefiki olan Gülen hareketi birer Kürtçe televizyon kanalı açmışlardır (TRT ŞEŞ ve Dünya TV).
Bundan bir önceki "Bu Anayasa Çerkesleri Göçebelikten Kurtarır mı?" üst başlığıyla yazdığımız yazıda AKP hükümetine getirdiğimiz eleştirilerin tamamı Gülen hareketi içinde geçerlidir. Yani TRT ŞEŞ'i yayına koyan AKP, Çerkesleri nasıl hiç umursamıyorsa; Dünya TV ile Kürtçe yayına başlayan Gülen hareketi de Türkiye Çerkesleri'ni hiç umursamamaktadır.
...Aslında Fetullah Gülen kişisel olarak Rus işgaline ve Rus mezalimine karşı duyarlıdır. Çünkü Erzurum Rus işgaline uğramış bir kenttir ve Gülen'in kendisi de Ruslara karşı verilen mücadeleyi ve Nene Hatun örneğini sıkça anlatır.
İşte Çerkesler Rus Çarlık ordusu Erzurum'a inmeden önceki yüzyıl boyunca bu işgal ordularıyla savaşmış, soykırıma uğramış ve dini ve siyasi müttefiki olan Osmanoğullarının ülkesine çekilmiş ve tekrar Çerkesya'yı alabilmek için Osmanlı ordusuna tüm insan kaynaklarını açmış ancak bir daha Çerkesya'ya dönememiş bir halktır. Dolayısıyla Gülen hareketi için Çerkesler ve Çerkesya ile ilgili farkındalık geliştirmek hala mümkündür. Ayrıca:
- Gülen hareketi için Orta Asya ne ise, Çerkesler için Çerkesya o dur.
- Geleneksel Türkçe Dünya Olimpiyatlarını yapan Gülen hareketi için Türkçe ne ise, Çerkesler için de Çerkesçe odur.
- On asır boyunca İslam dininin bayraktarlığını yapan ve İslam halifeliğini dört yüzyıl taşıyan Osmanlı devleti Gülen hareketi için ne ise, 125 yıl boyunca İslam Halifeliğini yapan ve Mekke ve Medine'yi koruyan Çerkes Memlük Devleti de Çerkesler için o dur.
- Çerkesler Osmanlı'nın torunları değildir ancak Çerkeslerin torunları olan çok fazla Osmanlı Padişahı olduğu gibi düpedüz Çerkes olan çok fazla Osmanlı sadrazamı da vardır.

Ve esas olan İslam'a hizmet etmek ise Türkiye Çerkesleri, din kardeşleri olan Oğuz Türklerinden çok önce İslam Halifeliğini almış ve İslam'a 125 yıl hizmet etmiş Memlük Çerkeslerini oluşturan ana kitlenin bir parçası- soydaşlarıdırlar. İşte bu Çerkesler yani Türkiye Çerkesleri kendi dilleri ve kültürleriyle var olmak isterken AKP ve Gülen hareketi tarafından asimile edilmekte en azından umursanmamaktadır.
***
Bu yazının başında Tatar Ramazan'ın repliğine gönderme yapmış ve
- Burada yazılması gereken bir şey vardı onu da ben yazdım demiştim!
Öyleyse bu zorunlu ve aslında yazılmaması gereken yazıyı Gülen hareketindeki Çerkes gençlerine bir kaç soru yönelterek bitirmek yerinde olacaktır?

- Siz, bu harekete gönül veren gönül erleri! Sizin tabi olduğunuz bu Hareket sizin bir diliniz, bir kültürünüz bir tarihiniz olduğunun farkın da mı?
- Eğer farkındaysa Afrika'nın zencilerine bile kendi dillerinde eğitim veren bu Hareket Türkiye'deki okullarında ve Üniversitelerinde Çerkesçe'ye de bir yer açacak mı?
- Dünya TV ile Kürtçe yayına başlayan bu hareket bu eylemiyle Çerkesçe için de sorumluluk altına girdiğini fark ediyor mu?
- Hayatınızı adadığınız bu hareket sizin dil ve kültürünüze de sahip çıkar mı? Yoksa emeklerinizin karşılığını ahirette almak sizin için yeterli mi?



Paylaş | | Yorum Yaz
4741 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

..     19/11/2011 18:17

Yazınız kapsamlı ve okunmaya değer. Ancak bazı çıkarsamalarınıza katılmak mümkün değil. Özellikle "Türkiye Çerkesleri kendi dilleri ve kültürleriyle var olmak isterken AKP ve Gülen hareketi tarafından asimile edilmekte " şeklindeki cümle yanıltıcıdır. Asimilasyon bir hükümete ait süreç değil ki. Türkiye Cumhuriyeti devletinin onlarca yıl sürdrüdüğü bir politika bu. son üç yıla kadar da etnik kimlikler yani milliyetler / halklar için hak talepleri dile bile getirilemiyordu . .Yani şimdi bütün suçu son hükümete yıkarsanız gene okurları kolaycılığa yönlendirmiş olursunuz. oysa tarihsel süreç öğrenilmeli, öğretilmeli. ve demokratik hak talepleri için sürekli mücadele vermek gereği de önce o halk tarafından benimsenmeli. ÇHİ toplam 2 miting yaptı. etkisi çok oldu. ama yeterli mi ? eğer yeterli deniyorsa istenen "hak "değil " ulufe " olur.
solmaz marşan

Yazarın diğer yazıları

Нарт Лъэпщ и Нэгъуджэр Лъэпщ и Тепщэгъуэмрэ и Гъуэгуанэмрэ - II - 17/12/2016
уэ 1уэхур нахри гъэщ1эгъуэн зыщ1ыр Азтэкхэми Маяхэми ямейуэ, гъэ мин аджэ ипэ ящ1ауэ, ауэ зыщ1ари дымыщ1э мывэ гуэрхэм ящ1ы1уми Кецалкоатл и сурэтыр къагъуэтахэщ, ахэми нэгъуджэ 1улъу ик1ий жьак1э тету. Нэгъуджэр уеблэмэ оптикым и щ1эныгъэр пасэ лъэх
Нарт Лъэпщ и Тепщэгъуэмрэ и Гъуэгуанэмрэ - I - 01/12/2016
Гъэщ1эгъуэнращи нобэ къасыху Кассит-Урарту-Хьаттихэм я Тещупк1э зэджэ тхьэпэлъытэр ди Нарт Сосрыкъуэу щытам зыми гу лъитакъым. Касситхэм Тещуп псалъэм крагъэк1ир Жьыбгъэ Кьезгъэпщэ жи1у аращ.
УСЭНШЭУ ДЫКЪАНЭМЭ! - 09/10/2016
Ди хэку дахэр, си уорейда ПщIэ имыIэу дгъэкIуэдай, ДызгъэкIуэдам, си уорейда КIуэдыкIейри къыхукIуэ.
Bugün Ben Mutlu Bir İnsanım! - 02/06/2015
Keşke Çerkes halkının yoğun olarak yaşadığı diğer illerden de adaylarımız olabilseydi. Ama o da olacak yakında. Buna eminim. Bu adı geçen illerde adaylarımızın Çerkes halkı tarafından benimsendiğini görmek beni herşeyden çok mutlu ediyor.
Heredot Cevdet, Recep Tayip Erdoğan ve Ahmet Duvutoğlu! - 22/05/2015
Cumhurbaşkanımız Putin'in Ermeni Soykırımını resmen tanıyor olmasına, “Putin'e darıldım!” diyerek karşılık vermişti. Demek ki cidden çok darılmış olacak ki daha kendisine gelememiş.
Gerekeni Gerektiği Zaman Yapmak; Ya da Labedeslerin Kaderi! - 12/05/2015
2015 Genel seçimlerine 25 gün falan kaldı. Bahaneler ve gerçekler arasındaki birçok Çerkes bu seçimde ÇDP’nin bağımsız Çerkes adaylarını mı destekleyecek; yoksa en rasyonal bahanenin arkasına mı saklanacak.
Uzunyayla'nın Son Klasik Kuşağı Hareketleniyor - 01/05/2015
Kendi kişisel kurtuluşunu elde etmekle yetinmeyen, halkına geri dönen bir kuşak bu kuşak. Köy köy gezen, kendi insanına şehirlerde kasabalarda ve ilçelerde ulaşmaya çalışan bu insanlar birlikte başarabilmenin imkanlarını arıyorlar.
Kronik bir Aydın Hastalığı Olarak : Sözlük ve Alfabe -I- - 26/04/2015
Sözlük ve alfabe hazırlamak ve bunun üzerinden kendini gerçekleştirmek Tanzimat döneminden kalma bir aydın saplantısıdır
Boyunun Ölçüsünü Vermekten Korkmak! - 20/04/2015
Orta yere çıkmak, boyunun ölçüsünü vermek ve alınan ölçüyü de bilmek zorunda olduğumuz bir yerdeyiz artık. Yani artık eskisi gibi iktidar ya da muhalefet partisinde es kazara bir iki Çerkes milletvekili var diye bu işten sıyrılmak mümkün değil.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi