• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret559765
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.27735.2985
Euro6.02466.0488
Semerkew
Balkar Selçuk
selcuk@ozgurcerkes.com
Kız Kardeşim İnsanlık!
05/01/2012

Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin aradan 88 yıl geçtikten sonra yeniden kurulduğunu ilk duyduğumda aklıma ilk bu cümle gelmişti. Bu sözün aslı galiba Nietzsche’ye ait “Kız kardeşim hayat” demiş üstad. Ama biz Çerkes olduğumuzdan bize göre bu sözün doğrusu “Kız kardeşim İnsanlık” olmalıdır. Çünkü atalarımız “Çerkeslik insanlıktır” demişler.

Türkiye Çerkeslerinin toplumsal çözülmesinde ve asimilasyonundaki en önemli faktör Çerkes kadınlarının Çerkes dili ve kültürüne sahip çıkmamalarıdır. Tabiî ki şu dernekleşme sürecinde bazı kadınlar öne çıkmış ve Çerkes kültürüne dair görev almışlardır. Ancak bu görev hiçbir zaman “mutfak işleri” ve “iğne oyası, dantel işlemesi” düzeyinden öteye geçmemiştir. Bunda soğuk savaş dernekçiliğinin her dernekte kurdurduğu “Kadın Kolları” gibi kadınları aşağılayıcı ve dışlayıcı tavrının da büyük etkisi olmuştur.

Oysa Türkiye Çerkesleri Türk Devletinin bize uyguladığı asimilasyon politikaları nedeniyle değil, Çerkes kadınları Çerkes dili ve kültürünü terk ettikleri için asimile olmuşlardır. Mesela Ankara merkezli federasyonlarımızın yani KAFFED ve BİRKAFFED’in ikisi de fazlasıyla “erkek”tirler. Temel sıkıntı da budur aslında.

KAFFED ve BİRKAFFED temelde “erkek” kulüpleri oldukları için sınıra ulaşmışlar ve öylece kalakalmışlardır. Onların üretecekleri ve bize katacakları bir şey kalmamıştır. Zaten yaptıkları iş her neyse onu en iyi onlar yapıyor. Kimse de bu iki federasyondan rol çalmaya kalkmasın!

Türkiye Çerkesleri göçebeleştikleri ve giderek erkek egemen oldukları için köksüzleşmekte ve yok olmaktadırlar…

Uzunyayla üzerine alan araştırmaları yaparken ilginç bir şey gözlemledim. Erkek ve kadın anlatıcılar ve anlattıkları arasında çok bariz bir fark vardı: Tüm erkek anlatıcılar aktardıkları anekdotlarda en fazla ortaçağa kadar giden veriler vermekteydiler. Savaşlar, kahramanlıklar, Çerkes-Rus savaşlarına ait anlatılar ve benzeri birçok şey derledim. Ancak kadın anlatıcıların aktardığı verilerin tamamına yakını asimetrik, zaman dışı ve masalsı anlatılardı. Uzun bir süre derlemeler erkek anlatıcılar üzerinden devam etti. Sonuçta erkek anlatıcılar Çerkes soykırımını ve Çerkes-Rus savaşlarını, ağıtları ve Gazavat türkülerini hala unutmamışlardı.

Sonra Ankara’ya döndüğüm bir günde Ber Hikmet ile buluştuk. Bu konuya dikkatimi ilk çeken o oldu.

  • Erkek anlatıcılarla yaptığın derlemeler yeterli birazda kadınlar yönelmelisin!” dedi.

    O zaman kadın anlatıcılardan oluşan yeni bir derleme daha yapmaya karar verdik. Bu deneyim benim için sarsıcı oldu diyebilirim. Çünkü kadınların bana aktardığı ana temaların büyük bir çoğunluğu 2-3 bin yıllık ilginç anlatılardı. Bu konuda rakamları abarttığımı sanmıyorum. Üstelik kadın anlatıcıların çoğu sanki Çerkes ortaçağı hiç olmamış ve Çerkes-Rus Savaşları hiç yaşanmamış gibi sürekli asimetrik ve zaman dışı hikâyeleri bana anlatıp durdular.

Detaylarına şimdi girmeyeceğim ama mesela, ilk yaptığım derlemelerden birisi “Ana Tanrıça” üzerineydi. Tabiî ben, bana aktarılan temaların Ana Tanrıça’ya ait olduğunu bir yıl sonra Sümer mitolojisini okurken fark ettim. Galiba, Khabardey yazar Nalo Zawur’un da derleyip bastırdığı bir masalın Uzunyayla versiyonu dikkatimi çekti.

Hikaye’nin adı “Yedi Kardeş ve Bir Kız Kardeşileriydi”. Bu masalın Pamuk Prenses ve Yedi Cücelerle aynı temada olduğu açıktı, zaten bu masalda ezoteriktir. (Bkz. Tanrının Eşekleri, Mehmet Saltık, Hermes Yayınları). Masalın anlatıcısı ilkokul 3'ten mezun, hayatının büyük bir kısmını Kayseri’de yaşamış bir ev kadınıydı, yaşı da 65’in üstündeydi. Sonra mitoloji okumalarımı ve Uzunyayla derlemelerimi karşılaştırınca fark ettim, Ana Tanrıçaya ait bu anlatı aynı anda hem Sümer, hem de eski Mısır versiyonlarıyla kayıt altına alınmıştı. Çoğu eski kil tabletlerden okunan bu masalın Uzunyayla’da Çerkesce olarak dönüşümde olması beni irkiltti diyebilirim.

Benim “Yedi Kardeş ve Bir Bacıları” adıyla Çerkesçe olarak derlediğim bu masalın Sümer mitolojisindeki tematik kardeşi Tanrıça İştar ve Temmuz arasında yaşanan ilişkiyi anlatmaktaydı. İlginç olanı ise iki tekstin yani Çerkes ve Sümer masallarının neredeyse birebir örtüşmesiydi. Araştırmaları ve derlemeleri yoğunlaştırdıkça aslında Uzunyayla’daki bu kadınların bana aktardığı masal ve hikayelerinin büyük bir kısmının aslında bir “Ölüler Kitabı” külliyatının parçaları olduğunu fark ettim.

Evet, Çerkes Nart mitolojisi aslında bir Ölüler Kitabı ve Külliyatıdır. Çünkü hem Sümer mitolojisinde hem de Çerkes Nart mitolojisindeki anlatılarda kahramanımız olan kadın karakter Ölüler Ülkesine seyahat etmektedir (Nart Sosrıko ve Nart Badinoko ve Nart Wezırmes’te sıkça Ölüler Ülkesine inerler!). Konuyu daha ilginç kılan ayrıntıyı ise Herodot okumaları esnasında fark ettim. Uzunyaylalı kadınların bana aktardığı bu tekstlerde bir “güvercin” vardı ve bu güvercin bir ağacın tepesinde konuşarak hikayenin kadın kahramanına yol gösteriyordu. Herodot eski Mısır üzerine birçok şey yazmış bir eski Yunan yazarıdır ve “Tarih’in Babası” olarak anılmıştır. O, bu konuşan güvercinler ile ilgili olarak şunu aktarmaktadır: Eski zamanda Mısır’dan üç siyah güvercin uçmuş ve bu güvercinler farklı ülkelere gitmiş. Birisi de Yunan ülkesindeki Defli tapınağının bulunduğu yerde bir ağaca konmuş. Sonra bu güvercin zamanla orada yaşayan insanların dilini öğrenmiş ve çeşitli kehanetlerde bulunmuş. Her üç güvercinin konduğu ülkede de bu güvercinler birer kehanet okulunun başlatıcısı olmuşlar. Herodot bu masalın aslında bir gerçek olduğunu ancak sembolik bir anlatı olduğunu söylemektedir. Ona göre bu güvercinler eski zamanın kâhin kadınlarının kendilerinden başka bir şey değillerdir. Bu kâhin kadınlar Eski Mısır’dan çıkmış ya da kaçırılmışlardır. Ve Eski Yunan ülkesine gelmiş ya da getirilmişlerdir. Güvercinlerin siyah olması, onların Mısırlı olduğu anlamına gelir (Mısır’ın adı Siyah Ülkedir. Eski Mısır çok ilginç bir ülkedir. Sicilyalı Diodoros Eski Mısır’ın Gorgon (Çerkes Nart Mitolojisindeki adıyla Gorgonıjj?) adında bir kabile tarafından istila edildiğinde Kafkasya’dan gelen bir Amazon Ordusunun bu halkı yenilgiye uğratıp Eski Mısır’ı işgalden kurtardığını yazar). Kadınlara “güvercin” denilmesinin nedeni bu kadınların ilk konuştukları dilin bir kuşdiline benzemesidir. Kadınların ilk konuştukları dil anlaşılamadığı için onlara bu benzetme yapılmış ve “güvercin” denilmiş olmalıdır. Ancak bu kâhin kadınlar zamanla geldikleri ülkenin dilini öğrendikleri için kuşdiline benzeyen kendi dillerini bırakmış ve o yörenin dilinde konuşmaya başlamışlardır. Zaten gelenekte Yunan ülkesine gelen güvercinlerin zaman sonra insan dilinde konuşmayı öğrendiklerini söylemektedir. Yani bu kahin kadınlar artık eski Yunanca konuşmaya başlamışlardır.

Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Merak edenler bir Herodot kitabı, bir Nalo Zaur (Masalın Çerkesçe adı: Zeşiblım Zı Şıphhu Zakwe) kitabı, bir de Sümer Mitolojisi (İştar ağırlıklı) edinip okumaya başlayabilirler…

Sonuç olarak ben kadın anlatıcıların ve kadın hafızasının ne kadar eskiye dair veri sakladığını bu Uzunyayla derlemeleri esnasında fark ettim. Şimdi eğer Çerkes kadınları Çerkes diline ve kültürüne sahip çıkmazlarsa bizim toplumsal hafızamızın kendi antikitesinden mahrum kalacağını ve ortaçağdan öteye geçemeyeceğini iddia ediyorum…

Cemil Meriç’in sıkça kullandığı bir sözü vardır,

- “Erkeğin işi yumurtayı döllemek, gerisi kadına kalmış!” der her zaman. Ancak biz Türkiye Çerkesleri bunun aksini yapmaya çalışıyoruz. Çerkes kadınları kendi doğurdukları çocuklara dili ve kültürü öğretmezken biz kurduğumuz “erkek” dernekleriyle çocuklarımıza dil ve kültür öğretmeye boşuna ve beyhude uğraşıyoruz. İşte tam da bu nedenle Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin yeniden kurulmasını önemsiyorum. İşte şimdi tam zamanıydı ve kuruldu. Şimdi “kimlik” ve “dil” üzerine odaklanmanın tam zamanıdır. Dilerim yönetimine ve anlayışına hiçbir “erkek” kişi ve söylem bulaşmadan bu cemiyet Çerkes çocuklarının dili ve kültürünü öğrenmeleri işini üstlenir ve örgütlenir. Çünkü biz erkekler kadınları anlamadığımız gibi onları istismar etmeyi iyi biliyoruz.

Türkiye’nin şu yakın döneminde erkekler siyasal ve kültürel her alanda kadınları aldatmış, onlara yalan söylemiş ve kullanmışlardır. Mesela İslamcı “erkekler” ilk fırsatta İslamcı kadınları satmış, yarı yolda bırakmış ve başörtüsü sorunu yok gibi yaşamaya başlamışlardır.

Mesela Kürtçü “erkekler” her fırsatta Kürt kadınını kullanmış ve ona acı dolu bir hayat ve bir ömür yetecek gözyaşı ve evlat acısı vermişlerdir. Şimdi Kürtçü “erkekler” tüm güçlerini bu Kürt kadınlarına borçludurlar. Tıpkı İslamcı “erkeklerin” sahip oldukları birçok şeyi Müslüman kadınlara borçlu olmaları gibi…Sonra biz bu ülkede,

- “Analar Mehmetçik doğurur ama Skorsky doğurmaz!” diyen Paşalar da tanıdık…

***

Çerkesçe’de bir söz vardır “Kız kardeşin yüreği erkek kardeşine bağlıdır da erkek kardeşin yüreği domuza bağlıdır!” diye. Biz erkekler birbirimize “domuzluk” yapmayı doğrusu iyi biliriz. Ama biz ne kadar “domuzluk” yaparsak yapalım kalbi bizim için ve bizim iyiliğimiz için çarpan bir kız kardeşimiz vardır hep.

İster kadın ve anne, ister kız kardeş olsunlar fark etmez, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin bizi asimilasyondan koruyacak asıl güç olduğunu düşünüyorum.

______________________

Not: Bir önceki yazımda Sabataycı grup tarafından İstanbul’da kurulan okulun adı Işık Okulları olarak yazılmıştı, aslında bu okulun adı Fevziye Mektepleridir.



Paylaş | | Yorum Yaz
2412 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Нарт Лъэпщ и Нэгъуджэр Лъэпщ и Тепщэгъуэмрэ и Гъуэгуанэмрэ - II - 17/12/2016
уэ 1уэхур нахри гъэщ1эгъуэн зыщ1ыр Азтэкхэми Маяхэми ямейуэ, гъэ мин аджэ ипэ ящ1ауэ, ауэ зыщ1ари дымыщ1э мывэ гуэрхэм ящ1ы1уми Кецалкоатл и сурэтыр къагъуэтахэщ, ахэми нэгъуджэ 1улъу ик1ий жьак1э тету. Нэгъуджэр уеблэмэ оптикым и щ1эныгъэр пасэ лъэх
Нарт Лъэпщ и Тепщэгъуэмрэ и Гъуэгуанэмрэ - I - 01/12/2016
Гъэщ1эгъуэнращи нобэ къасыху Кассит-Урарту-Хьаттихэм я Тещупк1э зэджэ тхьэпэлъытэр ди Нарт Сосрыкъуэу щытам зыми гу лъитакъым. Касситхэм Тещуп псалъэм крагъэк1ир Жьыбгъэ Кьезгъэпщэ жи1у аращ.
УСЭНШЭУ ДЫКЪАНЭМЭ! - 09/10/2016
Ди хэку дахэр, си уорейда ПщIэ имыIэу дгъэкIуэдай, ДызгъэкIуэдам, си уорейда КIуэдыкIейри къыхукIуэ.
Bugün Ben Mutlu Bir İnsanım! - 02/06/2015
Keşke Çerkes halkının yoğun olarak yaşadığı diğer illerden de adaylarımız olabilseydi. Ama o da olacak yakında. Buna eminim. Bu adı geçen illerde adaylarımızın Çerkes halkı tarafından benimsendiğini görmek beni herşeyden çok mutlu ediyor.
Heredot Cevdet, Recep Tayip Erdoğan ve Ahmet Duvutoğlu! - 22/05/2015
Cumhurbaşkanımız Putin'in Ermeni Soykırımını resmen tanıyor olmasına, “Putin'e darıldım!” diyerek karşılık vermişti. Demek ki cidden çok darılmış olacak ki daha kendisine gelememiş.
Gerekeni Gerektiği Zaman Yapmak; Ya da Labedeslerin Kaderi! - 12/05/2015
2015 Genel seçimlerine 25 gün falan kaldı. Bahaneler ve gerçekler arasındaki birçok Çerkes bu seçimde ÇDP’nin bağımsız Çerkes adaylarını mı destekleyecek; yoksa en rasyonal bahanenin arkasına mı saklanacak.
Uzunyayla'nın Son Klasik Kuşağı Hareketleniyor - 01/05/2015
Kendi kişisel kurtuluşunu elde etmekle yetinmeyen, halkına geri dönen bir kuşak bu kuşak. Köy köy gezen, kendi insanına şehirlerde kasabalarda ve ilçelerde ulaşmaya çalışan bu insanlar birlikte başarabilmenin imkanlarını arıyorlar.
Kronik bir Aydın Hastalığı Olarak : Sözlük ve Alfabe -I- - 26/04/2015
Sözlük ve alfabe hazırlamak ve bunun üzerinden kendini gerçekleştirmek Tanzimat döneminden kalma bir aydın saplantısıdır
Boyunun Ölçüsünü Vermekten Korkmak! - 20/04/2015
Orta yere çıkmak, boyunun ölçüsünü vermek ve alınan ölçüyü de bilmek zorunda olduğumuz bir yerdeyiz artık. Yani artık eskisi gibi iktidar ya da muhalefet partisinde es kazara bir iki Çerkes milletvekili var diye bu işten sıyrılmak mümkün değil.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi