• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam126
Toplam Ziyaret696705
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.61987.6503
Euro8.94908.9849
Semerkew
Mustafa Saadet
mustafa.saadet@yahoo.com
Demokratik Saltanatlar
19/11/2014

Saltanat Osmanlıca bir deyim olup, “babadan oğula geçen tahtın adı“ olarak tarif edilmektedir. Fakat, saltanat denince kastedilen şeyin herhalde iktidar olması gerekir.

Saltanatları 2 ana grupta toplamak mümkün: Mutlak saltanatlar ve demokratik saltanatlar.

Mutlak saltanatlık iktidarının sürdüğü ülkelerde, saltanat babadan oğula veya aileden birisine intikal eder. Bu sistem, gönümüzde çok az ülkede geçerli olup en bariz örnekleri, Kuzey Kore, Küba, Kamboçya, bir kısım körfez ülkeleridir. 

Demokratik saltanatlarda ise saltanatın babadan oğula geçmesi, kayıtsız şartsız bir şekilde olmamaktadır. Uygulamada seçimle iktidara gelmiş bir başkan veya başbakan ülkeyi yönetmektedir. Bu yöneticinin başarılı bir yönetim göstererek halkın saygısını ve sevgisini kazanması veya yönetimi sırasında halkın iradesi dışında yönetimden uzaklaştırılması veya haksız bir şekilde cezalandırılması sonucu karizmatik bir lider statüsü kazandırılarak, halk tarafından,  onun veya çocuğunun bazen de bir akrabasının tekrar işbaşına seçimle getirilmesi şeklinde tecelli etmektedir.

Gerçek demokrasinin bulunduğu ülkelerde bu iki şekildeki yönetimlere rastlanmamaktadır. 20. Yüzyılda uygulama alanı bulan demokratik saltanatlara örnek vermek gerekirse, ülkeler ve aileler olarak Arjantin’de Peronlar, Yunanistan’da Karamanlisler, Papandreular, Pakistan’da Buttolar, Hindistan’da Gandiler, Suriye’de Esedler, Azerbaycan’da Aliyevler, Türkiye’de İnönüler, Menderesler……. sıralanabilir. Orta Asya’daki Bağımsız ülkelerde de bu yönde yönetimlerin oluşması muhtemeldir fakat henüz ilk karizmatik liderler iktidardan uzaklaşmamışlardır.

Demokratik saltanatların bulunduğu ülkelerin bariz vasfı, geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler olmasıdır. Saltanatı sürdüren halefler, atalarının çizgisinden sapmadıkları için yeniliklere kapalı bir idare sürdürerek,  yönetimlerindeki ülke bir türlü sınıf atlayamamakta ve demokrasiye geçememektedir.

Devletin banisi durumundaki veya ülkesi için önemli işler yaptığına inanılan, yahut bir biçimde haksızlığa uğrayan liderler unutulmamakta ve onun ailesinden birisinin tekrar iktidara gelmesinden fayda umularak bir müddet sonra da seçilmektedirler.

Gerçek olan şu ki, değişik görüşlü kişilerin veya partilerin iktidar olduğu ülkelerde ilerleme kaydedilmekte ve gelişmişlik seviyesine ulaşılmaktadır.

Şöyle bir görüş ileri sürülebilir. Gelişmiş ülkelerin bir  kısmında  (İngiltere, İsveç, Hollanda, Belçika, İspanya, Japonya …gibi) krallıklar mevcuttur.  Bunlar dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer almaktadır. Ancak, bu ülkelerdeki krallık makamı sembolik olup yönetimde kralın etkisi ve yetkisi çok sınırlıdır. Bu ülkelerde adil biçimde yapılan seçimlerle iktidar iş başına gelmektedir.

Şüphesiz demokratik saltanatların oluşmasındaki etkenler ülkeden ülkeye değişmekte ve bu etkenlerin ülkeler itibariyle sebeplerini tespit etmek çok kapsamlı bir çalışmayı gerektirmekte olup bir makale ile izah edilebilecek bir konu değildir. Sadece böyle bir uygulamanın bulunduğu ifade etmekle yetineceğiz

Dünyadaki bu uygulamayı belirttikten sonra, henüz bağımsız bir ülke olamayan Çerkezlerdeki uygulama Köy seviyesinde oluşturulmuştur. Beyin çocuğu bey olarak kabul edilmek suretiyle mutlak saltanat şeklinde uzun süre devam ettirilmiştir. Ancak,  yenilgiyle sonuçlanan savaştan sonra yaşanan soykırım ve sürgünü müteakip,  gidilen ülkelerde yavaş yavaş terk edilmiş ise de sürdürmeye çalışanlar hâlâ vardır.

Dernek seviyesindeki kurumsallaşmayı takiben , federasyon seviyesinde yeni yapılaşmaya gidildikten sonra Kafkas Dernekleri Federasyonu (Kaffed) Çerkesler üzerinde demokratik saltanat uygulamasını devam ettirme gayreti içine girmiştir. Seçimle iş başına gelmiş olsalar da, bağlı olan dernekler üzerinde baskıcı yöntemlerle tek otoritenin kendileri olduğunu kabul ettirmeye çalışmakta, bağlı derneklere serbestilik tanımamaktadır.

Uygulamalarını o kadar gülünç konulara kadar taşımışlardır ki, bağlı derneklerinin de karşıt görüşlü konferanslara katılmalarına engel olmakta, bir ihtisas derneği olan Adığe Bze Xase’nın (Adiğe Dil Derneği)’nin  teknolojiye dayalı ve dünya ülkelerinin çoğunluğunun kullandığı Latin esaslı alfabe ile Çerkesce öğrenimine karşı çıkmaktadırlar. Kendilerinin düzenlediği konferansları Çerkesce yapamayıp başka dillerde yapan Kaffed Anadil öğrenimi konusunda ahkam kesmekte, yapanları da ağır biçimde suçlamaktadır.

Bilimselliğe dayanmayan itirazlarını defalarca ifade etmekte ve en son olarak 19.11.2014 tarihli Web sitelerindeki beyannameleri ile çarpıtıcı ve asılsız beyanlarını tekrarlayarak, Latin harfleri ile Çerkescenin yazılamayacağı gibi komik bir iddia ile ortaya çıkmış durumdadırlar.

Maksatları, Çerkesce konuşulan ülkelerde yaşayan ve dilimizin kaybolmaması için çaba harcayan saygın Çerkeslerin katılacağı Uluslaradası Dil Sempozyumunu etkisiz  hale getirmektir.

Adığe Bze Xase, anadil için çalışan herkese ve kuruma saygı duyar ve teşvik eder.  Hiç kimsenin çalışmasını kötülemek gibi bir gayesi yoktur. Birlikte çalışmanın bilincindedir.



1480 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

SAFLARI SIKLAŞTIRALIM MI? - 16/09/2020
Kanaatimce, bu ayrışmaların giderilmesi için bütün İslam ülkelerinin gerçek din bilginlerinden oluşturulacak bir kurul tarafından doğru İslamiyet esaslarının belirlenmesi yerinde olacaktır.
YENİ PARTİ KURMALAR VE BEKLENTİLER - 12/09/2020
Gösterilen bu bireysellik ve egoizim yapılmamış olmasaydı alınan 17 bin oyun kat kat fazlası alınır, Türkiye’nin siyasi arenasında yerini alır ve partiler içinde ittifak yapılması gerekli parti konumunda olurdu.
ENERJİMİZİN VE POTANSİYELİMİZİN BİR NOKTAYA YÖNLENDİRİLMESİ GEREKİYOR - 23/05/2020
Bu hususta çok tenkit edilmeme rağmen, “Sürgün Hükümeti” oluşturularak , konunun siyasi karaktere dönüştürülmesi halinde Uluslararası Kuruluşlar nezdinde (Bilhassa Birleşmiş Milletler) makes bulacağı kanaatindeyim.
CORONA VE EĞİTİM - 29/03/2020
Geldiğimiz noktada 65 yaş üstü oda hapsindedir ve diğer yaştakiler dışarıya mecbur kalmadıkça çıkmamaktadır. Bu durumun, ilgili kardeşlerimizin dilimizi öğrenmesine ve kaybolmamasına katkıda bulunacağı şüphesizdir.
BİR YAZI, BİR ANI - 02/12/2019
Temennim odur ki bu hemşerimizin, sahip olduğu altın damlatan kalemini Musa’nın asası gibi kullanması ve çıkartacağı harika yazılarla bizleri mahcup etmesidir.
OLUMLU GELİŞMELERDEN, SOMUT NETİCELERE VARMAK LÂZIM - 27/05/2019
Farklılıklarımızı bir kenara koyup birlikte hareketle, İstanbul’da 50.000, Türkiye genelinde 500.000 kadar oy potansiyeline ulaştığımızda, milletvekillerimizin mecliste sesi daha gür çıkacaktır.
ÇALIŞTAY (LEJEN XASE) İZLENİMLERİ - 18/03/2019
14-17 Mart 2019 tarihleri arasında Konya/Ilgın İhsaniye köyünde yapılan çalıştay hakkındaki izlenimlerimi aktarmayı görev sayarak bu yazıyı kaleme alıyorum.
Siyaset Bilincimizin 2. Test Tarihi: 31.03.2019 - 05/03/2019
Hangi parti sempatizanı olursak olalım İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Doğan Duman’ı tercih edelim.
Adığe Bze Xase/ABX (Adığe Dil Derneği)’nin Büyüme Hızı - 30/11/2018
Adığe Bze Xase; 1864 yılından beri dumura uğrayan yeni icatları isimlendiremeyen Çerkes Dilinin geliştiricisi ve koruyucusu olmaya devam edecektir.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi