• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam62
Toplam Ziyaret560289
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956
Semerkew
Mustafa Saadet
mustafa.saadet@yahoo.com
Değişmeyen Zihniyet
23/01/2015

Sayın Bardakçı,

Gazeteniz’de Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin kuruluşunu vesile ederek Çerkesler hakkında bir nefret yazısı kaleme aldınız. Haber Türk TV’de 2011 yılında Fatih Altay’lı ile birlikte yaptığınız Teke tek adlı programda  da “(…) Çerkeslerin Çarlık Rusya’sının kılıç artıkları olduklarını ve Osmanlıya sığındıklarını şimdi herhangi bir hak talep etmelerinin gülünç olduğunu (…)” söylemiş, daha sonraki programlarınızda da benzer sataşmalarınızı sürdürmüştünüz.

Acaba bu yaklaşımı esas alırsak, Kayı ırkı ve diğer Türk boylarına da Moğolların kılıç artığı diyebilir miyiz?

Öncelikle belirtmek isterim ki, sadece belge toplayarak ve bazı kişilerin 2. 3. derece akrabaları ile yapılan görüşmelere istinaden her şeyi bilen tarihçi olunması mümkün değildir. Kaldı ki, hiçbir hatıratta veya açıklamada kimse kendi hatalarını ve çelişkilerini aktarmaz ve söylemez. Devletler bile kendi milli tarihlerini bu görüş doğrultusunda tek taraflı yazar ve öğretirler. Bu duruma hak vermek bir bakıma da yerinde görülebilir.

Hukukumuzda, anayasanın 38. maddesi gereğince: Hiç kimse kendi aleyhinde belge sunmaya ve söz söylemeye zorlanamaz.

Çerkeslerin, Osmanlı topraklarına geliş sebepleri hakkında kısa açıklamada bulunmak istiyorum. Bilindiği gibi, Osmanlı’nın 15. asrın başlarından itibaren askeri gücünün Yeniçeri askerlerinden teşekkül ettiği, Yeniçerilerin Müslüman olmayan ailelerin çocuklarından devşirme suretiyle yetiştirilerek ordunun muharip askerlerinin oluşturulduğu yadsınamaz. Yeniçerilerin, daha ziyade Balkan kökenli Hıristiyan ailelerin çocuklarından seçilmesi, bu ırkın iri yapılı gözü pek ve savaşçı olmasından kaynaklanmaktadır.

İmparatorluk sınırları içindeki diğer yerlerden (Arap ülkeleri) hiçbir zaman asker temin edilememiştir. Daha sonraki uygulamalarda, Celali isyanları nedeniyle ovada yaşayan Türklerden asker toplamanın imkansız hale gelmesi ve gerçek Türk kabileleri olan Yörük ve Türkmenlerin dağınık ve ormanlık alanlarda yaşaması nedeniyle askerliğe alınmalarının mümkün olmaması sebebiyle bu yola gidildiği de tarihi bir gerçektir.

1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine oluşturulan Nizamı Cedit, Sekbanı Cedit ve Asakiri Mansurei Muhammediyye harpleri kaybetmiştir. Kanıtları, 1829 Mora isyanı bastırılamamış, Kavalalı M. Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa Kütahya‘ya kadar gelmiş, Navarin’de donanma yakılmış, Sinop’ta Karadeniz Filosu imha edilmiş ve Kırım Harbi İngilizlerin ve Piyomente Krallığı’nın yardımları ile kazanılabilmiştir.

1850’li yıllarda Balkanlardaki arazilerin çoğu kaybedildiğinden artık buradan asker temin imkanı da ortadan kalkmıştır. Tanzimat ve Islahat fermalarından sonra Müslüman olmayan vatandaşlar da askerlikten muaf tutulduğundan, yukarıda belirtilen sebeplerle Türk asıllı vatandaşlardan ordu teşekkül ettirmek uzun süreli ve zor bir hal almıştır.

Bu esnada bir imkan doğmuş ve Rusya’nın ileri teknolojik ordusuna fazla dayanamayan Çerkesler mağlup olmuşlardır. Bu muharip ırktan askeri açıdan faydalanmak isteyen Osmanlı Devleti Ruslarla yaptığı gizli anlaşmalar neticesi, Çerkesleri ülkesine davet etmiş ve ilk aşamada imparatorluğun sorunlu bölgelerinde iskan etmiştir. Çerkeslerin Müslüman oluşu ve Halifeye olan bağımlılıkları da bu konuda etkili olmuştur.

Şunu kabul etmek gerekir ki, nüfus hareketleri gidilen ülkede sıkıntı yaratmakta ve ekonomik bir yük getirmektedir. 1993 yılında 400 bin kadar Kürt mültecinin Türkiye’yi ekonomik olarak zorladığı hatırlardadır. Osmanlı devletinin hiçbir çıkar gözetmeden Çerkesleri kabul etmesi düşünülemez.

Nitekim, 1860’lardan itibaren Çerkes çocukları ailelerinden alınarak okutulmuş, bunların bir kısmı da İstiklal Harbi’nde önemli görevlerde bulunduğu gibi, Yunan işgaline karşı ilk silahı Çerkeslerin patlatmasına kadar kimsenin sesi çıkmamıştır.

(…)

Çerkes göçmenler, gönüllü olarak 93 Harbi’ne katılmış ve zayiat verdikleri gibi ordunun iaşe ve ibatesi için ellerinden gelen fedakarlığı yapmışlardır. (Geceleri Tuna’yı geçip Hıristiyan halkın koyun, inek ve manda sürülerini kaçırarak askerlere yiyecek olarak sunmak gibi.)

Daha sonra Balkan, 1. Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı’nda da canları ve başları ile savaşmışlar ve büyük zayiatlar vermişlerdir. (Bu olaylardan detaylı bahsetmek bu yazının çerçevesine sığmayacak kadar uzun ve trajiktir.)

Ben, hiç kimsenin gerçek tarihçi olup olmadığına hüküm veremem. Ancak, her şeyi ben bilirim diye iddiada bulunanların tarihçiliğine de şüphe ile bakarım. Zira, sayın Bardakçı, yine bir programda bir konuğun görüşüne itiraz ederek “Manilik” hakkında bir şeyler okumuştur. Fakat okuduğu şeylerin aynen “Google”dan aktarıldığını tespit ettim. Bu tür davranışlar kişilerin inandırıcılığına gölge düşürmektedir.

Önemle belirtmek istediğim husus şudur. Çerkesler “kılıç artığı bir sığınmacı” değildir. Osmanlı topraklarına davet edilmişlerdir. Bunun bedelini de çok ağır biçimde kanları ve canları ile ödemişlerdir.

Bu can ve kanların acaba sayın Bardakçı’nın bugün hayatta olmasında bir katkısı yok mudur?

93 Harbi’nde büyük dedesi Hacı Süleyman’ı, Sarıkamış harbinde büyük amcası Abdülmecit’i, doğum yerim olan Bozüyük-Poyra Köyü’nün 1. ve 2. İnönü savaşlarının yapıldığı yerde olması nedeniyle, çakar-almaz çiftesiyle “Yunan’a vurucam” deyip Yunan ordusuna saldıran 62 yaşındaki büyük dayısı Basri efendiyi ancak hemen orada şehit olarak kaybeden, maalesef aynı yerde bulunan İnönü şehitliğinde her yıl yapılan anma törenlerinde devlet erkanı tarafından “Hain Çerkesler” şeklinde itham edildiklerine defalarca şahit olan, ilkokula başladığı zaman Türkçe bilmediği için öğretmen Beraat Sarp’tan tokat yiyen, okulun bahçesinde bile Türkçe konuşun diye defalarca ikaz edilen ve azarlanan, Türkçe bilmediği için orta okulda tarih dersi Necati Öndikmen tarafından Türkçen iyi değil denilerek notu kırılan ve sırf bu nedenle haksızlığa uğrayan, Balkan Harbi’nde sol ayağından yaralanan ve Çanakkale Harbi’nde 19. fırka çavuşlarından Mustafa Kemal ile birlikte savaşıp bir gözünü kaybeden Gazi Hamit Saadet’in torunu ve Çerkes asıllı bir Türk vatandaşı olarak ben; “Kılıç artığı, sığınmacı” yakıştırmasının ne kadar gerçekçi olduğunu yeniden değerlendirmeniz gerektiğine inanıyorum.

Dedem, Çanakkale ve Balkan Harbi Gazisi Hamit Saadet’in, kendisine arkadan “Kör Hamit” diyenlere, “Ben bu gözümü kimler için kaybettim” diyerek ağladığına defalarca şahit olmuşumdur.

Canını ve kanını esirgemeyen bu fedakar ırkın bu tür suçlamalarla küçük görülmesi affedilecek bir davranış değildir.

Konunun, salt etnisite açısından değil, insan hakları açısından da değerlendirilmesinin gerektiği malumdur.

                                                 Mustafa Saadet



Paylaş | | Yorum Yaz
1885 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Adığe Bze Xase/ABX (Adığe Dil Derneği)’nin Büyüme Hızı - 30/11/2018
Adığe Bze Xase; 1864 yılından beri dumura uğrayan yeni icatları isimlendiremeyen Çerkes Dilinin geliştiricisi ve koruyucusu olmaya devam edecektir.
Hilafet Makamının Fiili, Şer-i ve Hukuki Durumu - 27/08/2018
Günümüzde hilafetin bir Müslüman ülke başkanının veya kralının uhdesinde bulundurulması imkansızdır. Zira, diğer iki semavi din, Musevilik ve Hıristiyanlığın yoğun çabaları ile Müslüman ulusların milliyetçilik duyguları ön plana çıkmıştır.
Hudeybiye Anlaşması ve Bir Hadis Hükmünün Yorumu - 19/08/2018
O kadar ki, Hz. Muhammed, Allah’ın resulü olduğunu belirten ibarenin anlaşma metninden çıkarılması isteğine dahi rıza göstermiştir.
Şark-ı Karip Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin Bildirgesinin 97 Yıl Sonra Yorumu - 12/07/2018
Bugüne geldiğimizde, 24 Haziran 2018 genel seçimleri neticesinde TBMM’de Çerkes etnisitesinden bahsedecek temsilcimiz yoktur. Netice itibariyle ismimizi zikredecek siyasetçimiz olmadığı için fiilen siyaset arenasında da olamayacağız.
Örneklerden , Düşünceye - 26/06/2018
Bireysel kahramanlarımız çok fedakarlıklarda bulunmuşlar ve çoğu canlarını esirgememiştir. Fakat, etkinlikleri bireysel kaldığından toplumsal bir başarıya ulaşılamamıştır.
Üzüntümüz Katlanıyor - 24/01/2018
Şehitlerimizin ana dilleri ile radyoda, televizyonda baş sağlığı mesajları yayınlamak, o dili bilenlerin daha istekli ve vefakarca vatanlarını savunmalarını özendirmez mi?
Adığe Bze Xase’nin (ABX) Bayrağı Göndere Çekildi - 27/10/2017
Kültür evi inşası Türkiye’deki Çerkes diasporasının 153 senede yaptığı en önemli ve netice alıcı iştir.
Kehanet Dediler Fakat Gerçekleşiyor - 03/10/2017
Ön görüsü kehanetle yaftalanan fakat her geçen gün gerçekleşen söylem, Boutros Ghali’nin “ 100 yıl içerisinde dünyadaki bağımsız devlet sayısı 2.000’e ulaşacak “ sözüdür.
21 Mayıs’tan Sonra da Devam… - 18/05/2017
Dileğimiz, 21 Mayıs’ta RF İstanbul Konsolosluğu önünde yapılacak etkinliklere bütün kuruluşlarımızın katılarak birlikte olduğumuzun kanıtlanmasıdır.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi