• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam66
Toplam Ziyaret781086
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Semerkew
Erol Kılıç Kutelia
erolkutalia@hotmail.com
Kuzey Kafkasya Halklarının Manifestosu Şekillenirken
25/06/2014

Binlerce yıllık anavatanlarından zorla sürülen Kuzey Kafkasya'nın otohton halkı Çerkesler, bugün başta Türkiye olmak üzere 51 ülkede diasporik yaşamlarına sadık ve güvenilir vatandaşlar olarak devam etmekte.

Kafkas-Rus savaşları ve 1877/1878 Osmanlı -Rus savaşları sonrası anavatanlarından sürgün edilen bu halkların Osmanlı imparatorluğuna gelip yerleşmesine, imparatorluğun izlediği demografik politikalar da etkin olmuş, Osmanlı sürgünü adeta teşvik etmiştir.

Rus Çarlarının yeni topraklara ve sıcak denizlere ihtiyacı vardı.

Osmanlı İmparatorluğunun da savaşacak askere ve imparatorluğun geniş arazilerini ekip- biçecek insanlara ihtiyacı vardı.

Rus Çarlığının baskısı, Osmanlı imparatorluğunun teşviki ve Sultan'a akraba olan bir takım feodallerin işbirliği ile Kuzey Kafkasya coğrafyası Çerkesler’den arındırıldı.

Yurtlarından sürgün edilen ama yurt sevgisini bir an dahi kalplerinden çıkarmayan bu mazlum ve mağdur halk, sürgün yollarında yüz binlerce insanını kaybetti.

Osmanlı coğrafyasına gelen bu insanlar bir dizi savaşla karşılaşmış, cepheden cepheye koşmak zorunda kalarak, geride yetim çocuklar, gözü yaşlı anne ve babalar bırakmıştır.

Anadolu topraklarında uygulanan iskan politikaları ile Çerkes halkı ülkenin her tarafına dağıtılarak bölünmüş ve orada yaşayan yerli halklarla karşı karşıya getirilmiştir.

Bugün Türkiye'de Çerkes halkının yoğun bir demografyası olmasına rağmen, bu böl ve dağıt politikası nedeni ile toplu bir coğrafyası yoktur.

Bir demografyanın; sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal bir güç olabilmesi için bu demografyanın bir coğrafyası olması gerekir. İşte  Çerkesler burada tarihi bir dezavantaj ile karşı karşıyadır.

Çerkes halkı sadece Osmanlı imparatorluğuna sürgünle gelmiştir. İmparatorluk yıkılıp dağılınca yirmiden fazla yeni devlet oluşmuş, araya sınırlar konulmuş ve katı rejimlerle bu sınırlar korunmuş, Çerkes halkı sınırların ötesinde kalan akraba ve kardeşlerini görmekten mahrum bırakılmıştır.

Çokdilli, çok kültürlü, çok inançlı Osmanlı imparatorluğu yıkılıp yerine kurulan ve İmparatorluğun mirasını kabul eden Türkiye Cumhuriyeti devletinde ise 1924 yılından itibaren tek dilli, tek kültürlü, tek inançlı, homojen toplumlu, bir ulus devlet yaratmak amacı ile sistemli programlı bir asimilasyon politikası uygulamıştır. Bu asimilasyon metodları ile Çerkes halkı ve bu ülkede yaşayan diğer kardeş halklar büyük bir erozyona uğratılmıştır.

1934 yılında soyadı kanunu uygulaması ile Çerkesler binlerce yıllık tarihi soyadlarını almaları engellenmiş, uyduruk Türkçe soy adlar almaya zorlanmıştır. Aynı soydan gelenler ayrı ayrı Türkçe soyadlar ile birbirlerinden koparılmaya çalışılmıştır.

“Vatandaş Türkçe konuş, konuşmayanı ikaz et” sloganı ile anadillerin konuşulması yasaklanmış adeta anadilini konuşanlara hedefteki av gözü ile bakılmış, vatan haini olarak lanse edilmişlerdir.

Kemalistler, Osmanlının mirasını kabul etmelerine rağmen Türkçe dışında diğer anadillere tahammül edememiş, diğer anadillere yaşam hakkı tanımamıştır.

Türkiye'nin ulusal kurtuluş savaşında başta Atatürk olmak üzere bütün kurmay heyet “Kafkas kalpağı” giyerken, savaş sonrası çıkartılan şapka kanunu ile Kafkas Kalpağı da yasaklanmış, kalpak giyen Çerkesler nezarethanelere ve cezaevlerine gönderilmişlerdir.

Askeri orta-liseler ile harb okulunda okuyan gençler sırf Çerkes olduklarından bu okullardan atılmışlardır.

Gönen ve Manyas'ta yaşayan Çerkes halkı sürgün ve asimilasyon politikalarına maruz bırakılmıştır.

Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurmuş olduğu, sosyal, kültürel, eğitsel kurumların kapatılması cihetine gidilmiştir.

Gerek politik asimilasyon, gerek doğal asimilasyona  karşı artık Türkiye diasporasında yaşayan Çerkes halkı, kentlerde, kasabalarda hatta köylerde örgütlenmeye gitmekte, kendi sivil toplum kuruluşlarını kurmaktadırlar...

Bugün Çerkes halkının içinden çıkan aydınlar, dernek, klüp, vakıf, federasyon gibi sivil toplum kuruluşlarının işlevleri yanında yeni bir arayış içindeler. Çerkes halkı gibi asimilasyon politikalarının hedefi olmuş, nüfusları milyonlarla ifade edilen mazlum ve mağdur kardeş halklarla beraber, sessiz çoğunluğun sesi olmak için siyasi bir organizasyon oluşturma çalışmaları içindeler. Bu toprak üzerinde yaşayan, asimilasyon politikaları ile mağdur edilmiş tüm kardeş halkları kucaklayacak bir siyasi parti kuruluşu için emek harcanmaktadır.

Bugüne kadar köylerde yaşayıp kendi ulusal kimliklerini az da olsa koruyan Kuzey Kafkas halkı, kentleşme süreci ile beraber doğal asimilasyonla da karşı karşıya kalmıştır. Bu arada karma evlilikler de doğal asimilasyonu tetiklemiştir.

Anadilde eğitim alamayan, kendi kültür ve kültür unsurlarını işleyemeyen Çerkes halkları “UBIH” dilini Anadolu topraklarına gömünce, daha objektif düşünmeye başladı. Yeni bir anadilin ölmemesi için arayışa girdiler.

Anadilleri Abhazca, Abazaca, Adigece, Kabartayca, Çeçençe, İnguşça, Osetçe, Avarça, Lezgice, Lakca, Kumukça, Karaçayça, Balkarca Anadolu topraklarında kaybolma tehlikesi içindedir. Nitekim Birleşmiş Milletler’in hazırladığı raporlarda  bu diller “Tehlike altındaki diller” grubunda gösterilmektedir.

Bütün bu olumsuzluklara karşı Kuzey Kafkasya halkları örgütlenip kendi manifestolarını şekillendirmeye başladılar.

Manifesto sözcüğü, günümüzde toplumsal gerekçelerle, toplumsal talepler olarak  tanımlanmaktadır.

Bugün Kuzey Kafkas halklarının manifestosu kalın çizgilerle ortaya çıkmaya başlamıştır.

Buna göre ;

- Ana okulunda başlayan anadilde eğitim hakkı,

- Anadilde kesintisiz gün boyu televizyon-radyo yayın hakkı,

- Tarihsel Çerkes soyadlarını kullanma hakkı,

- Çerkeslerce kurulup adı değiştirilen köylerin Çerkesce eski adların konmasını

- Abhazya Cumhuriyetine uygulanan ambargoların kaldırılarak direkt seyahat hakkı.

-Devlet tarafından uygulanmaya devam edilen çifte standartların kaldırılması, halklara ve kültürlere eşit yaklaşım istiyoruz.

Bu toplumsal  gerekçeler, somut olarak ispatlanabilinir, objektif gerekçelerdir.

Bu toplumsal taleplerimiz de;

- İnsan haklarından

- Vatandaşlık haklarından

- Çağımızın demokrasi haklarından kaynaklanmaktadır.

Bu haklarımız, vazgeçilemez, devredilemez, bekletilemez doğal haklarımızdır.

Birileri istese de, istemese de talep ediyoruz, talep etmeye de devam edeceğiz.



2549 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

DÜĞÜNLERİMİZ SİLAH ATILAN POLİGON DEĞİLDİR! - 26/08/2021
Köy düğünlerinde silah atan magandalar artık kentlere de ulaşmış bulunmakta, hergün yeni bir yaralanma, ölüm haberi almaktayız.
AFGANİSTAN’DA ÖLEN ABHAZLAR VE MEGRELLER - 17/08/2021
Gürcistan çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı bir ülke olmasına rağmen Kartvel kozunu sürekli oynayıp, homojen bir Gürcistan yaratma, diğer halkları pasifize etme peşinde.
DİASPORALARIN GÜCÜ - 01/05/2021
Abhazya'nın özgürlük ve bağımsızlık savaşında Türkiye diasporasında yaşayan 5 milyondan fazla Kuzey Kafkasyalı birlik ve beraberlik içinde hareket ettiler.
SUNİ DEVLET SINIRLARI SAVAŞ DAVETİYESİ DEĞİL Mİ? - 10/10/2020
Pergel ve cetvelle ülkelere suni sınırlar çizen emperyal devletlerin faşist yöneticileri, günümüz demokrasi ve insan hakları anlayışına göre savaş suçlusudur.
ABAZA KİMLİĞİ - ABAZALAR / ABHAZLAR: TEK MİLLET, ÜÇ DİYALEKT, İKİ AYRI ALFABE - 06/08/2020
Habze ve Apsuara’da kadınlar için söylenen bazı yaklaşımlar şöyledir. - Kadın evin kan damarıdır. - Evi ev, akrabayı akraba yapan kadındır. - Kadının olduğu yerde bıçak çekilmez
GÜRCİSTAN'DA DİASPORİK HALK OLMAK - 08/07/2020
Barış, size de, bize de, Kafkasyamıza da, dünyamıza da gerekli. Homojen bir Gürcistan hayalinizden vazgeçin! Halkların kardeşliğinden korkmayın. Kafkasya size de bize de yeter.
İki benzer ülke, iki benzer halk: ABHAZYA VE ABHAZLAR; KORSİKA VE KORSİKALILAR - 14/06/2020
Abhazçada sülale (AJÜLA) çift anlamlıdır. Sülale ve halk. Ülke ve devlet söz konusu olunca HALK ortak paydamız olmalı ve ön plana çıkmalıdır…
LİBERAL EKONOMİNİN ÖNCÜSÜ ABHAZ PRENS SABAHADDİN KOZBA - 02/02/2020
Prens Sabahaddin İsviçre'de bir grup sosyolog tarafından oluşturulan ''LE PLAY'' sosyolojik ekolünü benimsemiş, bu ekolün büyük bir savunucusu olmuş, Osmanlı coğrafyasının en büyük, en ünlü sosyoloğu haline gelmişti.
2020 YILI, ÖNCE DOĞA, SONRA İNSANLIK YILI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2019
2020 yılının önce doğayı, sonra insanlığı öne çıkaran bir yıl olması dileklerimle. Herkesin, her kesimin yeni yılını kutlar, saygı ve sevgiler sunarım.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi