• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret985798
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar32.432432.5624
Euro34.631634.7704
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Hapishanesi Olmayan Ülkeden, Hapishaneleşen Ülkeye
20/10/2016

Sizin hiç ülkenin havasından boğulup kendinizi zindanda hissettiğiniz zamanlarınız oldu mu?

Benim oldu.

Benim bu sürecim tam dört yıl sürdü. Bu süreci ve yaşadığım ruh halini sizlerle paylaştıktan sonra, anavatanımızda psikolojik baskı yöntemleriyle sindirilmeye çalışılan Khuade Adnan'la empati kurmaya çalışacağım.

Boğulma hallerimi anlatabilmek için 36 yıl öncesine gideceğim. 12 Eylül 1980 öncesini ve sonrasını anlatarak, yaşadığım psikolojik travmayı sizlerle paylaşacağım. Bu arada 12 Eylül darbesini hatırlayabilenlerin sayısı da hızla azalıyor. 12 Eylül 1980 tarihinde doğmuş olanlar bugün 36 yaşına gelmiş bulunuyor. Bugün 12 Eylül’ü yaşamış ve hatırlayabilenler 50 yaşın üzerinde olanlardır. Zaman zaman o günlere dönmemin nedeni hatıralarımı anlatmak değil, tecrübe aktarma derdidir.

Türkiye Devleti 12 Mart 1971 askeri muhtırası ile Türkiye'de kabaran gençliğin, işçilerin, köylülerin taleplerinin önünü kesememişti. 1960 Anayasası ile elde edilmiş haklarını kullanmak isteyen kitleleri ezip susturabilmek için yeni bir askeri darbeye ihtiyacı vardı. Hızla kitleselleşen sol kesimlere karşı, sağ cenahta ülkücüler konumlandırılmıştı. Ülke kendini solcu-sağcı savaşının içinde bulmuştu. Bu dönemde tam beşbin genç hayatını kaybetti. Okullar, kahveler, mahalleler hatta şehirler bölünmüştü. Halk yaşanan bu terörden illallah diyor ve bir kurtarıcı bekliyordu. Beklenen kurtarıcı Türk Ordusu oldu ve 12 Eylül 1980 tarihinde bir darbe ile iktidara el koydu. Altıyüzellibin kişi gözaltına alınarak işkenceden geçirildi. İdamlar, yargısız infazlar, kayıplar ve her türlü hukuksuzluk birbirini izledi.

12 Eylül öncesinde Türkiye'deki en yaygın gençlik örgütlenmelerinden birinin içinde bulunuyordum. 23 yaşında İstanbul Bağlarbaşı Derneği yönetimine girmiş, 24 yaşında "Ulusal Sorun ve Çerkeslerin Konumu" isimli kitabı yayınlamış ve hakkında bölücülükten dava açılmış biriydim. 1980 yılının başında yayına başlayan "Nıbceğü Kültürel Dergi"nin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü idim.

Tam da 12 Eylül 1980 tarihinde ülkeyi ele geçirmiş olan zihniyetin, bölücü ve yıkıcı diye kafasını ezmek istediği kişilerden biriydim aslında. Ama bu süreçte cezaevine dört yıl sonra girdim ve bir yıl hapis yatarak çıktım. Dışardan bakınca bu süreci ucuz atlattığımı söylenebilir. Ama kazın ayağı hiç de öyle değil. Çünkü ülkenin tamamı bir hapishaneye dönüşmüştü. Ülkenin % 92'sinin cuntayı destekleyip anayasasına evet oy verdiği ve cunta yönetiminin her işaret ettiğine saldırmaya hazır bir sürü haline dönüştürülmüştü halk.

Sıradan bir dernek üyesinin, polisin yaptığı işkence sonucu "o da vardı" dediğinde gittiniz demekti. Muhbirliğin en üst seviyeye ulaştığı o dönemde, bir muhbir vatandaşın, sizi örgüt üyesi diye ihbar etmesi,yıllarca hapiste kalmanıza ve günlerce işkence görmenize neden olabilirdi. Hergün televizyonda kitap, dergi ve silahların yanına dizilmiş saçı, sakalı uzamış, yüzü gözü morarmış tanıdıklarını, örgüt üyesi diye görmen sıradan bir şeydi.

O koşullarda sıranın sana ne zaman geleceğini beklemek ve hiçbir şey yapamamak insanı kahreden ve bitiren bir şeydi. Özgürlüğünü kaybetme ihtimali, esaretten daha fazla acı veren birşeydir. Sokakta sizi tanıyan, ya da tanıma ihtimali olan biriyle karşılaşmak istemezsiniz. Karşılaşırsanız "a, siz içerde değil misiniz ?" diye sorması sizi yerin dibine sokar. Arkanızı dönüp ayrıldığınızda, size bu soruyu soran kişinin "bu niye dışarda, yoksa MİT elemanı mı?" diye düşündüğünü hissedersiniz. Sanki dışarıda olmak suçmuş gibi bir hisse kapılırsınız.

İşte bu koşullarda bile, yeni mücadele alanları bulabilmek ve içindeki boşluğu doldurabilmek sizi hayata bağlar. Ben de o zaman Migros çalışanlarının sendikasının mücadelesinin içinde yer alarak yeniden hayata tutunmuştum. Yaptığımız çalışmayla, sendika için açılmış davada, en az elli kişinin hapse girmesini önleyerek, müthiş bir iş başarmıştık.

Bir de hapse girdiğimde çok üzüleceğini zannettiğim rahmetli Annem müthiş bir çıkış yapmıştı. "Oraya erkek adamlar giriyor. Sakın korkma. Korkarsan hakkımı helal etmem." diyerek müthiş bir moral destek verdi. Artık içerde olmak, dışarda olmaktan daha fazla huzur veren bir yer haline gelmişti.

Tesadüfen "Barış Derneği Davası" tutukluları ile bir arada hapis yatarak, Türkiye'nin en önemli aydın ve sanatçıları ile tanıştım. Daha aydınlanmış, daha bilinçlenmiş, daha kararlı bir insan olarak cezaevinden çıktım.

Artık beni cezaevi ile korkutabilmeleri mümkün değildi.

***

2011 yılının Eylül ayında anavatanımla buluşma ve kucaklaşma imkanına kavuşabildim. Bu ziyaretimiz esnasında, birçok sivil toplum önderi, yazar, sanatçı ve soydaşımızla bir araya gelme mutluluğuna eriştim. Ama bu buluşmamızda bize en fazla ilgi gösterenler, Türkiye'den anavatana yerleşmiş olan soydaşlarımızdı.

Anavatanı ziyaret ettiğimizde Türkiye'de, ÇHİ (Çerkes Hakları İnsiyatifi) öncülüğünde iki miting gerçekleştirmiş, anavatanda ve diasporalarda bir umut kıvılcımı çakmıştık. 12 Mart 2011 Ankara Mitigi’nden sonra Cherkessia-net sitesi ile yollarımızı ayırmış ve yazılarımı başka mecrada devam ettirmeye başlamıştım. Ama bu ayrılık Khuade Adnan'la aramıza bir soğukluk girmesine neden olmamıştı. Anavatanda bizi karşılayıp ağırlama konusunda en samimi davrananlardan biri de Khuade Adnan'dı.

Khuade Adnan'a İstanbul'da tanışıp, özel olarak uzun bir konuşma yaptığımız Murat Berzeg ile de görüşmek istediğimi ilettim. Ancak Khuade Adnan "Görüşmesen iyi olur, o artık psikolojik problemleri olan biri. Görüşüp de canını sıkma" demişti.

O anda Çerkeslerin "Hapishanesi omayan ülke" diye övündükleri vatanımızın, tamamının bir hapishane olduğunu anlamıştım. Kafkasevi web sitesinde 13 bölüm olarak anlattığım anavatan gezi notlarımda bu konuya hiç değinmedim. Çünkü "gelir gelmez anavatanımızı kötülemeye başladı" diye yapılacak tezviratların önüne geçmem mümkün olmayacaktı.

Burada Murat Berzeg ile ilgili bir parantez açmak istiyorum.Murat Berzeg, DÇB (Dünya Çerkes Birliği) Rusya’nın kontrolüne girdiği iki binli yıllarda, Çerkes Soykırımını dünya gündemine taşımak için önemli çalışmalar yapmış, Maykop "Çerkes Kongresi"nin başkanı idi. Rusların yaptığı baskılardan dolayı, Amerikaya yaptığı iltica başvurusu kabul edilmişti. Amerika'ya gitmeden önce İstanbul'da Şamil Vakfı'nda yaptığı söyleşide çok önemli tespitler yapmıştı.

Ama Amerika'da birkaç ay kaldıktan sonra geri dönmüştü. Anavatana dönmeden bir gün önce, Murat Berzeg ile İstanbul’da üç saate yakın bir özel görüşme yapmıştık.Bu görüşmede Amerikalıların kendine neler söylediklerini, neyin pazarlığını yaptıklarını anlatmıştı. Amerikalılarla anlaşamamış ve ata toprağına geri dönüyordu. Onun için endişeliydik. Geriye döndüğünde başına neler geleceğini bilemiyorduk. Anavatana dönüşünde havaalanında bir problem yaşamadan evine yerleştiğinin haberini almış çok şükür demiştik. Ancak kendisinden bir daha haber alamamıştık.

Bu görüşmemizden yaklaşık bir yıl sonra anavatana gidince Murat Berzeg'den aldığım haber "o artık psikolojik problemleri olan biri. Görüşmesen iyi olur" şeklindeydi. Murat Berzeg nasıl bir baskı ve tehdit altında kaldı ki, son derece sağlıklı, kararlı ve inançlı tavrından, psikolojik problemleri olan birine dönüşüp, yaşayan bir ölü haline gelmişti?

***

Sevgili Khuade Adnan,

Anavatana dönmüş bazıları gibi, sende bol miktarda votka içip Rusya'nın sağlığına ve esenliğine dua etseydin bunlar başına gelmezdi.

Elbette 21 Mayıslarda megafonu eline alıp, Rusya Konsolosluğu önünde Rusya'yı protesto ettiğinde bu işlerin başına gelebileceğini de hesaplamışsındır. Çünkü "Özgürlük savaşçıları" her şeyi kaybetmeyi göze alarak yola çıkarlar.

Bütün ülke ekonomisinin rüşvete dayalı olarak döndüğü bir ülkede, polise rüşvet verme teşebbüsünden dava açılıp hapse atılma saçmalığının, senin taşıdığın siyasi kimliğinden dolayı olduğunu bilip, dik durma ve onurundan taviz vermeme kararlılığında olman gerekiyor.

Keşke seni ev hapsine çıkarmasalardı. Hapishane duvarları arkasında olmak bazen daha güvenlidir. Çünkü senin evinin ve dükkanının çevresine FSB elemanları dışında kimse yaklaşmaya cesaret edemeyecek. Bu yalnızlık duygusu ile seni bitirmek isteyenlere asla teslim olma.

Seni ziyarete gelmekten çekinen eşine ve dostuna karşıda anlayışlı ol. Nasıl Murat Berzeg'e sen dahil hiç kimse yardımcı olamadıysa, sana da şu aşamada senden başka yardımcı olabilecek kimse yok.

İsmi "Adıgey Özerk Cumhuriyeti" olan bir ülkede, Çerkes Milliyetçiliği ve Çerkes Yurtseverliği en ağır extremist bir suç olarak ağır kovuşturmalara uğruyorsa, kimse kusura bakmasın o ülkenin tamamı bizim için bir hapishanedir. Kimse Çerkes ülkesinde hapishane yoktu diye övünmesin sakın.

Sevgili Khuade Adnan,

Sahip olduklarını ve özgürlüğünü kaybetme korkusu, esaretin kendisinden daha acıdır. Zaten bizler özgür değil, esaret altında olan bir halkız. "Esaret altında olan bir halkın, özgürlük savaşçısı" olmayı göze alırsan bu süreç sana vız gelir.

Çerkes Halkının da asalet, nezaket, kahramanlık, cart curt laflarından vazgeçip, esir düştüğünü, esaret altında olduğunu kabul edip özgürlük savaşına girmesi gerekir.

Çıkış yolumuz budur!



3338 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ŞARK-I KARİB, ÇERKES TEAVÜN ÇEKİŞMESİNE BİR BELGE DAHA - 13/04/2024
Çok net şekilde Şark-i Karibcilerin bunak paşalar diye suçladığı Çerkes Teavün Cemiyeti’nin, istisnalar hariç, Çerkeslik için hiç bir gelecek tasavvurunun olmadığını görüyoruz.
ŞARK-I KARİB, ÇERKES TEAVÜN ÇEKİŞMESİ - 07/04/2024
Osmanlı döneminde Çerkesler iki önemli Cemiyet oluşturdular. Bunlardan birincisi 1908 yılında Çerkes Osmanlı paşaları tarafından kurulmuş olan “Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti”dir. İkincisi 1921'de“Şark-ı Karib Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti"dir.
SİYASİ KİMLİĞİ, ÇERKESLİĞİNİN ÖNÜNDE OLANLAR. - 23/03/2024
Tarih, yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla bizleri yargılayacak. Çerkes kimliğinin görünür kılınması ve Çerkes kimlik bilincinin yükselmesi adına, İshak Akbay’a oy vermek tarihsel bir sorumluluktur.
ARTIK ÇERKESLER DE DAMGALARINI VURMAYA BAŞLADI - 05/12/2023
Ankara’dan Saim Tuc, İstanbul’dan Mustafa Bakıcı ve Londra’dan Muhittin İzzet Kandur’u sonsuzluğa uğurladık. Her biri “nev-i şahsına münhasır” dedikleri gibi çok değerli kişiliklerdi. Asla yerleri doldurulamayacak kimselerdir.
YENİ AÇILIMLAR YAPMAK GEREKİYOR - 07/10/2023
Biz de hem repertuarımızı genişletmek, hem de Çerkesce daha geniş kitlelere ulaşmak için, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Pop ve protest müziği parçalarını Çerkesce’ye çevirip Maksıme‘de icra edeceğiz.
ETHEM MESELESİNE ÇERKESLER NASIL BAKMALIDIR? - 12/09/2023
Türk Tarih tezinin temel taşı olan Nutuk’ta Ethem Bey’le ilgili bu ifadeler durduğu sürece Ethem Beyin hainliğinin ortadan kalkması mümkün değildir.
“RUSYA’NIN DOSTLARI DÜŞMANIMIZ, DÜŞMANLARI DOSTUMUZDUR” - 23/07/2023
Kim ki Rusya’nın dostudur, bilin ki Çerkes Halkının düşmanıdır. Bunun Çerkes, Türk, Abhaz, Oset, Çeçen olması fark etmez.
WAGNER, RUSYA’YA AYNA TUTTU - 27/06/2023
Ancak görülen manzara, yirmi beş bin kişilik bir askeri gücün Rusya’yı teslim alma kapasitesinin olduğunu ortaya çıkarmıştır.
ÇERKESLER DEMOKRASİDEN YANA OLMAYA MECBURDUR! - 23/04/2023
Türkiye’de iç dinamizmle hiç bir şey gerçekleşmemektedir. Her gelişme dışarıdan empoze edilerek gelişmektedir. Türkiye’de de demokrasi yolunda bir gelişme olabilmesi için Avrupa Birliği dışında bir yol görülmemektedir.
 Devamı
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi