• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam251
Toplam Ziyaret1309468
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar43.862444.0382
Euro50.958351.1625
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
RUSYA VE MUHİBLERİ
05/03/2026

Değerli Okuyucularım,

Benim dünyaya geldiğim 1955 yılında Çerkes Sürgünü ve soykırımının üzerinden 91 yıl geçmişti. Çerkeslerin sürgünde geçirdiği 70 yılın gözlemcisi olarak Rusya’nın elinin nasıl içimizde olduğunu ve bizi nasıl manüple ettiğini yaşadıklarım üzerinden anlatmak istiyorum.

Osmanlı’ya sürüldüğümüzde,Osmanlı batmakta olan bir gemi gibiydi.1864 yılında Çerkeslerin Eniştesi Sultan Abdülaziz tahtta oturuyordu. Ancak enişteleri de onların son derece dağınık ve problemli bölgelere yerleştirilmesini uygun gördü. Anadolu’da Samsun Filistin hattı Ermenilere karşı bir tampon olarak Çerkes iskanı gerçekleştirildi. En sorunlu bölge olan kaynayan kazan Balkanlar’a Romanya ve Bulgaristan’a dörtyüzbin kişi atıldı. Sürgünden on iki yıl sonra çıkan doksan üç harbinden sonra dörtyüz bin Çerkesin ikinci büyük sürgünü Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya gerçekleşti.

Osmanlı’nın tamamen ortadan kalktığı 1923 yılına kadar geçen süre 59 yıldır. Bu sürenin son 15 yılı Çerkes Diasporasının altın çağı sayılır.1908’de ilan edilen meşrûtiyetin sağladığı örgütlenme özgürlüğü Çerkes İttihat Teavün Cemiyeti, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti, Şimali Kafkas Siyasi Cemiyeti, Çerkes Numune Mektebi gibi kurumlar kuruldu, Ğuaze, Diyane gibi dergiler yayınlandı.1921 yılında İzmir’de beyanname yayınlayarak azınlık haklarını talep eden “Şark-İ Karib Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti“ ile “Çerkes Teavün Cemiyeti” arasında sert tartışmalar yaşandı. Ancak yeni kurulan Cumhuriyet rejimi bütün azınlıklarla birlikte Çerkesler’in de üzerinden silindir gibi geçerek asimilasyon politikalarını başlattı.

***

Rusya soykırımının travmasını atlatamamış Çerkesler, çok daha acımasız “inkar, imha ve asimilasyon” politikaları uygulayan Kültürel soykırımcı Kemalist rejimin baskısıyla sindirildiler. Kemalist rejim zorla ve kanunlar yoluyla herkesi Türk yapmak istiyordu. Türkçeden başka dil konuşanlara cezalar veriliyor, Çerkes mızıkaları toplanıp Samsun Meydanında yakılıyor, Çerkes Düğünü yapmak isteyenlerin mızıkaları jandarma tarafından süngülenip “Burası Rusya değil, Çerkes düğünü yapacaksanız Rusya’ya“ denilerek Çerkes düğünlerinin yerini davullu zurnalı içkili düğünlerin alması sağlanıyordu. Kılık kıyafet kanunu ile Çerkes milli kıyafeti, şapka kanunu ile kalpak yok ediliyordu.

Gönen-Manyas Çerkes sürgünü, Türkiye’nin her tarafındaki Çerkeslerde “bizi de mi sürerler” korkusu yaratıyordu. Mevcut Çerkes Kurumlarının kapatılıp yöneticilerinin cezalandırılmış olması, okumuş kesimlerin daha fazla kimliğini gizlemesini beraberinde getiriyordu.

Tek parti denilen bu 27 yıllık süreç dünya konjonktürünün zorlamasıyla çok partili dönemi beraberinde getirdi.

***

Çok partili hayat denen 1950 Demokrat Parti döneminde toplum bir nefes almış ve kısmi örgütlenme özgürlüğü doğmuştu. 1951 ve 1952’de kurulan derneklerin ardından yayınlarda başlamıştı. Çerkes Teavün Cemiyetinde yetişmiş Dr. Vasfi Güsar’ın yayınını başlattığı Kafkas ve Yeni Kafkas Dergileri 1953 yılından 1962 yılına kadar anti-komünist bir çizgide sürmüştü. Türkiye’nin içinde yer aldığı NATO ittifakı böyle bir yerde durmayı gerektiriyordu.

27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası anayasanın getirdiği özgürlük ortamında 1960 ve 1970’li yıllarda onlarca Kafkas Derneği kuruldu.1964 yılında İzzet Aydemir’in yayını çevresinde bir Çerkes bilinçlenme kuşağı oluşmaya başladı. Ben de kendimi İzzet Aydemir ekolüne mensup sayıyorum.1970 yılında Gönen’in Üçpınar Köyüne ulaşan “Kafkasya Kültürel Dergi” 15 yaşında benim bilinçlenmemin kıvılcımını yakmıştı. O günden sonra Çerkes Davasının bir neferi olarak 55 yıldır çalışmalarımı sürdürüyorum.

***

Değerli Okuyucularım 15 yaşında Çerkes davasının bir neferi olarak Çalıştığım 40 yılda öğrendiğimin yüz katını son 15 yılda öğrendiğimi sanıyorum.

Kırk yıl boyunca Çerkes davasının her kademesinde çalıştım. Çerkes bölücüsü olarak 12 Eylül döneminde hapis yattım. Ama Rusya’nın elinin bu kadar içimizde olduğunu fark edememiştim. Çerkes Diasporasındaki uyanışı Rusya’nın devlet aklının görmemesi mümkün değildi. Rusya ilk operasyonunu dönüşçüler üzerinden çekmiş ve bunda da propaganda anlamında başarılı olmuştu. Anavatanımızda dilimiz, kültürümüz yaşıyor, okullarımız, yazarlarımız, tiyatrolarımız, radyolarımız var diyerek sosyalizm propogandası yapılıyordu. Her şeyini kaybetmiş bir millet için bu kadarcık şeyler bile mutlu olmaya yetiyordu. Çerkeslerin kaybettikleri vatanları yanında, verilmiş olanlar hiç bir şeydi. Ama mazlumu kandırmak kolaydı. Anavatandan gelen herkesi bir aziz olarak görüyor, onlardan bazılarının bir KGB ajanı olabilecekleri aklımızın ucundan bile geçirmiyorduk.

 

2010 yılında Cherkessia-Net sitesinde yazmaya başladığımda devletten daha fazla devletçi olan kurumlarımızın yöneticilerinin ördüğü duvarlara çarpıyorduk. Jineps Gazetesi Çerkes Kurumlarına sokulmuyor, Kafkaya Forumu ve Çerkesya Yurtseverleri Çerkeslerin en büyük kuruluşu Kaffed ile çatışıyordu. Kaffed 2000 yılında Rusya’nın bir devlet dairesi haline getirilmiş DÇB ile uyumlu politikalar izliyordu.

Türkiye’de Avrupa Birliği yolunda ilerliyor ve Kopenhag Kriterleri şartlarını yerine getirmeye çalışıyordu. İşleyen bir demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve azınlıklarının korunması yönünde adımlar atıyordu. Kürt, Alevi, Roman çalıştayları yapılmış ve Devlet Kürtçe yayın yapan televizyon açmıştı.

İstanbul Kadıköy’de küçük bir sahaf dükkanı açarak yaşanan sürece müdahale edecek bir merkez oluşturduk. Çünkü hem Türkiye, hem de Rusya ile sıkı bağları olan Çerkes STK’larının bütün ısrarlarımıza rağmen sürece dahil olmayacaklarını anlamıştık.

O dönemde Türkiye’nin en köklü inşaat firmalarından biri olan ve Rusya ile büyük ihale bağlantıları olan Yüksel Inşaat’ın CEO’su olan Cihan Candemir ve oluşturduğu ekip ÇHİ’nin yapacağı mitinglere katılınmaması konusunda bir kampanya başlatarak tarihe Çerkeslerin taleplerine Rusya’nın talepleri doğrultusunda karşı çıkan kurumlar olarak geçtiler. Ve biz o zaman Rusya’nın güçlü bir Çerkes diasporası oluşmasını istemediği ve bunun için büyük bir çaba harcadığını anlamış olduk.

Sadece Kaffed değil, anavatandaki bazı dönüşçüler de sürece dahil olarak baltalama girişimlerinde bulunmuşlardı. İstanbul Kadıköy Mitingine Kafkasya İnsan Hakları Derneği Başkanı Hatejuko Valeri’yi davet etmiştik.Necdet Hatam da davet etmediğimiz halde gelmiş ve konuşma talep etmişti. Bunun üzerine Hatejiko “eğer o satılmış hain konuşursa ben konuşmam “demişti. Nejdet Hatam o zamandan bu yana yaptığı paylaşımlarla Rustan daha Rusçu olduğunu gösterdi.

Yine o dönemde Nalçık’ta burslu olarak radyo televizyon stajı yapmakta olan sunucu-sanatçımız İshak Akbay gelip Ankara mitingimizi sunmuştu. Ancak İstanbul Kadıköy mitingi için, Nalçık’taki yetkililer tarafından sınır dışı etmekle tehdit edilerek İstanbul mitingine gelmesi engellenmişti. Kaffed’in ve bağlı kuruluşların İshak Akbay’a ambargosu yıllarca sürmüş ama o yüksek enerjisi ve insanlığıyla bariyerleri yıkmış, Türkiye çapında bir sunucu ve sanatçı olmayı başarmıştır.

ÇHİI Mitingleri ve süreci tarihi yazılacak belgeseli yapılacak diaspora Çerkes Tarihi açısından en önemli olaylardan biridir. Bu dönemde Rusya’nın Çerkes Diasporası üzerindeki etkisini teşhis ettik ve Rusya ile birlikte işbirlikçilerinin maskelerini indirmiştik.

***

Bir de “ÇHİ döneminin önemli aktörlerinin yanında görünürseniz başınız derde girer.” “Onlar tehlikeli insanlardır, Rusya ve Anavatan düşmanıdırlar”, “onların yaptıkları yüzünden anavatandakilerin başı derde giriyor.” “Anavatana gitmek istiyorsanız onlardan uzak durun” yalanlarını söyleyerek ambargo oluşturmaya çalışıyorlardı. Bunda başarılı oldukları söylenebilir.

Ancak unutulmasın ki bizlere paralel düşünenler, bizlere muhalefet edenlerden kat kat fazladır.

Bizler Hacı Kızbeç gibi Ruslarla siyasi mücadelemizi sürdürmeye; Nart Sosruko gibi ateşi ve ışığı halkımıza taşımaya devam edeceğiz.



65 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLERİN, “ÇERKES KALMA” DİYE BİR SORUNU VAR MI? - 15/02/2026
12 Eylül rejiminin sürek avı yaptığı yıllarda ben de sık sık ev değiştiriyordum. Çok sık olarak gittiğim ve kaldığım evlerden birinde bir misafirle tanıştım. O misafir Alman Kilisesine çalışan, İsveçli, mükemmel Çerkesçesi olan Levi Martinson’du.
PROF. DR. GÜNSEL ŞURDUM AVCI - 10/01/2026
1974 yılında üniversite sınavını kazanıp Istanbul’a gelince, kayıttan sonra ilk koştuğum yer Bağlarbaşı’ndaki Kafkas Derneği olmuştu. O zaman Dernek Başkanı Rahmetli Avukat Kazım Öztekin’di. Gençlik kolu Başkanı Kemal Tura idi.
“VARAN 3 LİTVANYA!” - 08/12/2025
Litvanya Parlamentosunun, Çerkes Soykırımını kabulü ile birlikte “Varan üç!” diyeceğiz. Ancak şunu belirtmek isterim ki mücadele yeni başlıyor. Daha yapacak çok işimiz var.
TURANCI OLMAYAN ETHEM, NASIL TURANCI YAPILDI? - 28/11/2025
Cemal Kutay, Türkçü ve Turancı olanın hain olamayacağı düşüncesini Ethem Beye monte ederek düşüncesini kuvvetlendirmek istemiş olmalı.
TÜRK ORDUSUNUN ETHEM’DEN KORKTUĞUNU M. KEMAL İTİRAF EDİYOR - 13/10/2025
Mustafa Kemal kendisine rakip olabilecek kişi ve kurumları yok etmek ve aşağılamak hususunda pek mahirdir. Refet Bele de Nutuk’ta payına düşeni almıştır. Ama Bele komutasındaki Türk Ordusunun Ethem Bey Kuvvetlerinden nasıl korktuğunu itiraf ederek.
TÜRKİYE BARIŞMAYA İSTİKLAL MAHKEMELERİ KARARLARINI GEÇERSİZ SAYARAK BAŞLAYABİLİR - 22/09/2025
Eğer Türkiye barışmak istiyorsa bir yerden başlamalı. Bu başlangıç Türkiye’deki tüm kesimlerin hala yarasını kanatmakta olan kararları almış ve infaz ettirmiş olan İstiklal Mahkemelerinin kararlarını TBMM kararıyla geçersiz sayarak olmalıdır.
ETHEM VE M. KEMAL ARASINDAKİ MÜCADELE İDEOLOJİKTİ - 31/08/2025
”Mustafa Kemal Diktatörlüğe gidiyor”diyerek 1924 Kasım ayında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (İlerici Cumhuriyet Partisi)’nı kuran, Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele, A.F. Cebesoy ve arkadaşları Mustafa Kemal’le ideolojik ayrılığa düşmüşlerdi
BALKAR SELÇUK’A MEKTUP - 10/08/2025
Tanzer Ünal ismindeki bir gazeteci çalıştayımızı eleştirirken, ”Yeni Bir İhanet Şebekesi” manşetini atmış isimlerimizi ve resimlerimizi de vererek bizi hainlikle suçlayarak hakaret etmişti. O zaman mahkeme bunu fikir özgürlüğü olarak kabul etmişti.
NEDEN BU HALDEYİZ, NE YAPMALIYIZ? - 23/07/2025
Eğer bizler Çerkes Milleti olarak bir vatan ve millet inşa etmeyi hayal ediyorsak, fikriyatımızın merkezinde “Çerkes Milliyetçiliği”nin olması gerektiğine inanıyoruz.
 Devamı
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi