• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam100
Toplam Ziyaret626834
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.74385.7669
Euro6.37606.4016
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Resmi Kolektif Hafıza
27/01/2018

Sevgili okuyucularım,

Bu yazım aslında uzun bir alıntıdan ibarettir. Alıntının üzerine birkaç cümle ilave ederek yazımı noktalayacağım.

"Türkiye yaşanmış aksi yöndeki tüm olaylara, tüm "temizlik" çabalarına rağmen, hala etnik, dinsel, kültürel bir mozaiktir. Aralarında büyük acılarla dolu olarak yaşanmış ortak bir geçmişte olan bu farklı toplulukların kolektif hafızaları, büyük ölçüde "kendilerine yapılan" haksızlıklarla "diğerine" karşı önyargılarla doludur. Yaşanmış tarih nedeniyle, birbirleri hakkında oluşmuş önyargılara sahip bu toplulukların bir arada yaşamaları, ancak yaşanmış acılar üzerine açıkça konuşmayı başarmalarıyla mümkündür. "Diğerinin acısını anlamanın", "yaşanmış acıları ortaklaştırmanın ve hepimizin acısı haline getirmenin", toplum olarak bir arada yaşamanın "ortak anlam üreticisi" olduğunun ve olacağının görülmesi gerekmektedir. İnsan hakları, bir devletin bünyesinde eşit ve eşdeğer vatandaşlar olarak birlikte yaşamamıza "ortak anlam" katacak, bizlere "ortak aidiyet" duygusu verecek çok önemli bir unsurdur.

Cumhuriyet tarihimizi bu gözle yeniden ele almamız gerekiyor. Bugün Alevi-Sünni, laik-antilaik, Türk-Kürt ekseninde yaşadığımız tüm sorunların ve çatışmaların insan hakları merkeze konarak yeniden gözden geçirilmesi hem bu sorunların yeni acılar anlamına gelen çatışmalar biçiminde yaşanıyor ve yaşanacak olmasının önüne geçebilecek, hem de ülkemizde demokratik yaşam tarzının egemen kılınmasını sağlayacak "kültürel iklim" değişimine temel oluşturacaktır.

Önerdiğimin aslında çok basit bir şey olduğunu düşünüyorum. Zannediyorum, bugün alevi-sünni, Türk-Kürt, gayrimüslim vb, var olan tüm kolektif grupların kendi tarihlerine ilişkin kolektif hafızaları ile "resmi" olarak dillendirdikleri arasında büyük bir uçurum olduğunu hepimiz kabul ederiz. Çeşitli gurupların, tarihe ve bugüne ilişkin davranışlarını esas olarak belirleyen, onların kolektif hafızalarında derin izler bırakmış yaşanmış olaylar bütünüdür. Bu kolektif hafıza daha çok, "ötekilerin" kendisine yaptıkları ile şekillenmiştir. Ve her grup kendisi açısından "büyük bir haksızlık" olarak ele aldığı bu tarihi, grubun en önemli "ortak anlam üreticisi" olarak görmekte ve kullanmaktadır. Grubun aidiyet duygusunu önemli ölçüde belirleyen budur. Ama hiçbir grup, kendi yaşadıkları üzerine oturttuğu tarihi ve bugünü kavrayışı  konusundaki kanaatini pek açık olarak dile getirmez. Yani bir anlamda toplumca, birbirimize karşı "takiyye" yaptığımızı iddia edersem çok abartmış olmayacağımı düşünüyorum.

Toplum olarak yaptığımız "takiyye" bir tek, kendi grubumuzun kolektif kimliğinin oluşumunda belirleyici olan ve "öteki" hakkında olumsuz kanaatlerle dolu olan bu düşüncelerin açıkça dile getirilmemesi ile sınırlı değildir. Resmi tarih olarak anlatılanlarla, gerçekler arasında büyük bir uçurum olduğunu bildiğimiz halde bu konuda da "takiyye" yapmayı tercih ediyoruz. Resmi olarak izin verilmiş olayların hatırlanması  üzerine oturmuş "resmi kolektif hafızamız" ile kendimize sakladığımız "özel hafızalarımız" oluşmuş bulunmaktadır. Kitabın konusu olan Ermeni Sorununu ele aldığımızda bu durum çok daha açık belli olur. Bugün bile, özellikle olayların yaşandığı bölgelerde bu konu üzerine yüzlerce anı, öykü vb. aktarılır. Resmi olarak anlatılanların doğru olmadığını bilir ama bunu kendi "resmi görüşümüz" olarak savunmaya devam ederiz. Kendi özel dünyalarımızda ise, katledilen veya dedelerimizce kurtarılan Ermenilerin hikayelerini anlatırız.

Bu önsözde ayrıntısı ile ele alamayacağım şizofrenik bir durumun varlığından söz ediyorum. Toplum alarak kişilik bölünmesi ile karşı karşıyayız. Toplumun  resmi kimliği ile gayr-ı resmi "özel" kimliği arasında büyük bir uçurum oluşmuştur. Özel dünyalarımızda bizi esas olarak belirleyen davranış, düşünme tarzlarımızı "kamusal" hale sokmadıkça, "özel" düşüncelerimizi dillendirmedikçe bu hastalıktan kurtulma şansımız yoktur. Görmemiz gereken şudur: oluşturduğumuz "resmi kolektif hafıza" ile kendi gerçek hafızalarımız arasında kendimizin yarattığı bu büyük uçurumu açıkça dile getirmedikçe ve aşmadıkça, özgür ve demokratik bir Türkiye'nin oluşma şansı çok zayıftır.

Önerdiğimiz tarih, kendimiz ve "öteki" hakkındaki gerçek kanaatlerimizin dillendirilmesidir. Resmi tarih ile grupların özel tarihleri; "resmi hafızamız" ile her bir gruba has "kolektif hafızalar" arasındaki uçurumların ortadan kaldırılmasıdır. Bunun da tarihe ve kendimize yönelik, insan haklarını merkezine alan bir bakışla geliştirilebileceğini düşünüyoruz. İnsan haklarının merkeze alınması ile tüm grupları birbirine bağlayacak "ortak bir aidiyet" duygusu yaratabileceğimizi iddia ediyoruz.

Bu çalışmanın, Kurtuluş Savaşı yıllarında, Ermeni sorunu ekseninde, "insanlık suçu" işlemiş olmak iddiasının, yani insan hakları sorununun ne denli önemli ve belirleyici olduğunu göstermeyi başarabileceğini ümit ediyoruz. Gerek "insanlık suçu" kavramı, gerekse bu suç nedeniyle bir devletin yöneticilerinin bireysel olarak sorumlu tutularak yargılanmaları gerektiği, insanlık tarihinde ilk defa biz "Türkler"in cezalandırılması bağlamında gündeme getirilmiş ve uluslararası hukukun sorunu olmuştur. Paris Barış görüşmelerinde gündeme gelen tartışmalar, daha sonra 2. Dünya savaşı sonrası Nazilere karşı yapılan yargılamalar için hukuki temel teşkil etmiştir. Bugün Yugoslavya, Ruanda gibi ülkelerde işlenmiş "insanlık suçlarının" yargılanması süreci, yani ulusal ve uluslararası hukuk alanında atılan adımların ve oluşturulan kurumların temelleri "Türkler" ekseninde yapılan tartışmalarda atılmıştır. Bu tarihi "unutmaya" çalışmanın fazlaca bir yarar getirmeyeceğini görmemiz gerekiyor." (Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, s:58-59-60, İmge Kitabevi Yayınları)

Soykırım araştırmaları konusunda takipçisi olduğum Taner Akçam da bir Çerkestir. Yaptığım alıntının noktasına virgülüne kadar her şeyine katılıyorum. "İnsanlık suçu" kavramı ve yargılamalarının Türkiye ve Türklerden başlatılmış olması tarihsel bir vakıadır. Ancak bu tarihsel yargılamaların başlangıç tarihinin daha eskiye götürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. İnsanlık suçları konusundaki yargılamanın, 1763-1864 tarihleri arasında vatanını savunmuş Çerkeslere karşı, insanlık suçu işleyerek soykırım uygulamış Rusya ve Ruslardan başlatılması gerektiğini düşünüyoruz.



2473 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KAFFED, ESKİ HAMAM, ESKİ TAS… - 25/11/2019
Türkiye'de faaliyet gösteren Çerkeslere ve Kuzey Kafkasyalılara ait 170 civarında kurum var. 53 derneği ile Kaffed bunun % 30'unu temsil ediyor.
ÇERKES DAVASI, RUSYA ve RUSYA VESAYETİ ALTINA GİRENLERİN AYAK OYUNLARINA FEDA EDİLEMEZ! - 13/11/2019
Abhazya'nın ve Abhazya adına konuşanların Rusya'nın vesayeti altında olduklarını düşünemeyenlerle bizim de yürüyecek yolumuz olamaz zaten.
"KAFFED DEĞİŞİM HAREKETİ" ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 04/11/2019
Kaffed bunun gibi onlarca Çerkeslerin aşağılandığı ve hak ihlaline uğradığı bir çok olayda ses çıkarmamış ve meseleleri ört bas etmeyi tercih etmiştir .
YANLIŞ TEŞHİSLE, DOĞRU TEDAVİ YAPILAMAZ - 28/10/2019
Yüz yıldan bu yana ortaya koyulan tekçi politikalarla toplum hasta edildi. Doğru olan, çoğulcu politikalarla toplumu barışa ve refaha kavuşturup tedavi etmektir.
SEÇİMSİZ ZAMANDA SİYASET ÜRETMEK - 29/09/2019
ÇDP bu seçimsiz döneme dair eğitim, kadro ve örgütlenme çalışmalarına yönelik programını açıklamalı ve halkımızı bu programa dahil etmenin yollarını bulmalıdır.
ZAZA PARTİSİ, DEZA-PAR ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 16/09/2019
"Adğeğer cifiğer eri- Çerkeslik insanlıktır" diyen Çerkes halkının çocukları, Türkiye'ye İnsanlık vadeden diğer halklarla buluşmalı ve güç birliği yapmalıdır.
‘TEYZEMİZ İTİBARLI VE NÜFUZLU BİRİYDİ HERHALDE?’ - 01/09/2019
Cumartesi Annelerine, Galatasaray meydanını çok gören, onlara gaz, cop ve tazyikli su ile her türlü eziyeti reva gören bugünün nüfuz ve iktidar sahiplerini de Kenan Evren'in akıbeti gibi bir son bekliyor.
HASAN SEYMEN VE ÇERKESLERE SİYASET DERSLERİ - 20/08/2019
Ancak ÇDP yönetimi kadrolarının da, kendilerini bir Çerkes Derneğinden farklı konumlandırarak, Çerkes Halkıyla birlikte, Tüm Türkiye Halklarını kucaklayacak bir enerji ve fikri açılım ortaya koymaları gerekmektedir..
GEÇMİŞTE YAŞAYANLAR, BUGÜNÜ GÖREMEZ, YARINI KURAMAZLAR - 12/08/2019
Halkımız için elini taşın altına sokan güzel insanlar; gelin geçmişte yaşamaktan vazgeçip, bugünü doğru yorumlayarak, yarını kuracak mücadele yöntemlerini hep birlikte bulalım
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi