• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam66
Toplam Ziyaret781086
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR?
08/11/2020
Yazının başlığında dile getirdiğimiz statü, makam mevki, mal mülk, şan şöhret gibi kişisel itibarı arttıran bir talebe ilişkin değildir.
Kastettiğimiz şey “siyasi statü “dür. Siyasi statü ile ilgili olarak insanlık alemi bu güne kadar şu aşamaları uygulamıştır.
1-  Ulusal azınlık haklarına sahip halklar
2- Özerkliği kabul edilmiş halklar.
3- Federasyon içerisinde eşit statüde halklar.
4- Bağımsızlığını kazanmış halklar.
Meseleye dünya halklarının kazanımları açısından bakacak olursak, Çerkesler bu denklemin hiç bir yerinde yoklar. Anavatandaki göstermelik özerklikler ve İsrail’deki ulusal azınlık haklarının kullanımı uygulaması istisnası dışında.
Meseleye Türkiye açısından baktığımızda, tam bir mayın tarlasına girdiğimizi görürüz. Türkiye’deki ırkçı anlayış yüz yıldan bu yana ülkede yaşayan halkları zorla Türkleştirme savaşı verdiğinden, siyasi statü talebi olanlar, bu tür konuları dillendirenler ve bunun için mücadele edenlere ağır bedeller ödetirler.
Bu durum, temel insan haklarına aykırıdır ve bir insanlık suçudur. Bütün dünyada gelişmekte olan çoğulcu demokrasiler insanlık dışı bu ırkçı anlayışları mahkum etmekte tarihin çöplüğüne göndermektedir. Ama bunun için yürekli bir biçimde mücadele edilmesi gerekmektedir.
***
Şimdi Türkiye’de Çerkeslerin neden bir siyasi statü talebi dile getiremedikleri meselesine biraz kafa yoralım.
Büyük sürgünle birlikte Osmanlı Devletine gelen Çerkeslerin önünde iki yol vardı. Birincisi askerlik, ikincisi ise çiftçilikti.
Toplum önderliği görevini ise okumuş olan askerler üstlenmişti. Osmanlı paşası olan Çerkeslerin önünde ise Osmanlıcı olmak dışında bir yol yoktu. Çünkü onlar giydikleri subay elbisesinin şeklini almak zorundaydılar. 1908 yılında kurulmuş olan Çerkes Teavün Cemiyeti’nin yönetim kurulu da Osmanlı Genelkurmay Karargahı gibi paşa ve subaylardan oluşuyordu.
1918 Ekim ayı sonunda imzalanmış Mondros Mütarekesi Osmanlı’nın sonunu getirmişti. Bu süreçten başlayıp 30 Ağustos 1922 yılına kadar geçen dört yıllık süreç aslında iktidarı kimin alacağının iç savaşıdır. Bu savaşta Yunanlılarla yapılan savaş en önemsiz kısmını teşkil etmektedir (Bu konuyu yazmakta olduğum Çerkes Ethem kitabında çok ayrıntılı olarak anlatacağım). Çerkesler ise kendilerini ülkesine kabul eden, toprak veren, makam ve mevki veren padişaha büyük bir şükran ve bağlılık duyuyorlardı. Onun için Kurtuluş Savaşı olarak bize okutulan Anadolu iç savaşında padişah tarafını tuttular. Bir kısmı da Ankara’nın yanında yer aldı. Ankara’nın yanında yer alanlar 1921 Ocak ayında Çerkes Ethem’le birlikte tasfiye edildiler. O saatten sonra Ankara nezdinde bütün Çerkesler haindiler ve bu damga bugün de devam etmektedir. 1921 Ocak ayından sonra Çerkesler nezdinde ne Ankara’nın, ne de İstanbul’un bir hükmü kalmamıştı.
1921 yılının Ekim ayında Çerkesler ilk defa bir siyasi statü talebinde bulundular. İzmir merkezli ve yirmi şubeli Şark-i Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti bir beyanname yayınlayarak Çerkesler için talepte bulundu.
Uzun giriş bölümünde İttihatçılığa ve Türk ırkçılığına ağır eleştiriler
getiren beyanname  dört madde dile getirerek sona eriyordu.
1- Ulaşılacak barışta, yakındoğuda azınlık halindeki milletlerin hukuk ve siyasi menfaatlerini kapsayacak madde kapsamında bütün Çerkesleri de  kapsaması.
2- Çerkeslerin Anadolu’da Rum unsuruyla eşit hukuk ilkeleriyle yazgı birliği çerçevesinde yaşayacağı.
3- Kayıplarıyla ilgili, barış anlaşması imzalayacak Türk hükümetinin tazminat ödemesinin sağlanması.
4- Sulh Konferansı’nda Çerkeslerin menfaatlerini savunacak yetkili delegelerin davet edilmesi.
Bu beyanname’de dile getirilen talepleri görmezden gelenler ve ihanet olarak niteleyen Çerkesler kendilerini Türklükle bütünleştirmiş olanlardır. Ankara’nın kılıcı olan Ethem ile Anzavur’un oğlu Kadir Türk ırkçılığına karşı birlikte mücadele etmişlerdir.
Diaspora Çerkes tarihinde İstanbul’da kurulmuş olan Çerkes Teavün Cemiyeti’nden övgüyle bahsedilir de, İzmir’de kurulmuş olan Şark-i Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti görmezden gelinir. Her ikisi de bizim tarihimizdir. Her ikisine de aynı duyarlılıkta sahip çıkmamız gerekmektedir.
Şark-ı Karibcilerin dile getirdiklerini ihanet olarak niteleyenler, kendini Türklükle bütünleştirmiş olanlardır. Onlardan tabi ki Çerkesler için siyasi statü talebi dile getirmelerini beklemek saflık olur. Onlardan Çerkesler için de bir şey beklemek mümkün değildir.
Şark-i Karibcilere ne mi oldu?
Şark-i Karib’in Gönen Şubesi yönetici ve üyelerinin sekiz tanesinin bir gecede yargısız idam edildiğini biliyoruz. 19 tanesinin meşhur 150’likler listesine dahil edilerek Türkiye dışına sürüldüklerini biliyoruz.
Yani statü talebi dile getirebilmenin bu topraklardaki karşılığı, bedel  ödeyebilecek yürekli insanlarınızın olmasına bağlıdır.
Bu topraklarda, ilk defa Çerkesler için siyasi statü talebi dile getiren Şark-i Karib Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti mensuplarını rahmetle anıyorum.
***
Benim kişisel tarihimde Çerkeslerin statü talebi ile ilgili talepler yüzünden sık sık derde girmiştir. İstanbul’a geldiğim 1974-1975 eğitim döneminde duvarlara yazılmış “Halklara Özgürlük “ sloganı beni uçacak derecede heyecanlandırdı. Ancak bu sloganları yazanların ve atanların bu konuda hiç bir şey bilmediklerini gördük. Öncelikle Sosyalizmin ulusal soruna nasıl baktığını, ulusal azınlıkların haklarının ne olduğunu özetlediğimiz “Ulusal Sorun ve Çerkeslerin Konumu” isimli kitapçığımız sıkıyönetim başsavcısının gözünden kaçmamıştı. 1979 yılında “Çerkeslerinde anadillerinde radyo yayını yapabilmeleri, ulusal azınlık haklarından yararlanabilmeleri ve anavatandaki gibi özerk bölgelerinin olabileceği” cümlesini suç unsuru olarak iddianamesine yerleştiren askeri savcı, T.C.K. 142/3-6 maddelerinden (kısaca bölücülük) bir buçuk yıl hapis cezasına çarptırılmamızı sağladı ve o cezayı 12 Eylül döneminde yattık.
Yine 1988 yılının Aralık ayında İnsan Hakları Haftasında Ankara’da yaptığımız konuşma, o dönemde Ankara’da yayınlanan Kaf Dağı Dergisi’nde yayınlanmıştı. Dile getirdiğimiz Çerkeslerin de ulusal azınlık haklarından yararlanmaları gerektiği fikri, dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı’nın gözünden kaçmamış kendimizi mahkeme karşısında bulmuştuk. Yine T.C.K.’nın 142/3-6 maddesinden yargılanıyorduk. Duruşma devam ederken T.C.K. 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırıldığı için son anda hapse girmekten kurtulduk.
Türk ırkçılığını ideoloji olarak benimsemiş bu topraklarda, bir etnik topluluk için, statü talebi dile getirmenin ne belalı bir şey olduğunu yaşayarak öğrenmiş biriyim. Ama bu topraklara verdiklerimizin karşılığını alabilmek için de mutlaka bedel ödememiz gerektiğini biliyoruz.
Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine girdiği ikibinli yıllarda, AB’nin en önemli eşiklerinden olan Kopenhag Kriterleri “Ulusal azınlıkların korunması” maddesiydi. Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uyum için düzenlediği Kürt, Alevi, Roman Çalıştayları ve Kürt Televizyonu’nun açılması üzerine, biz de varız demiştik. Ankara, İstanbul, Kayseri ve Ahlat’dae düzenlediğimiz mitinglerde ve Çerkes Çalıştayı’nda Çerkeslerin de ulusal azınlık haklarından yararlanmaları gerektiğini dile getirmiştik.
Ancak bu taleplere karşı en büyük karşı çıkış Çerkes toplumundan ve kurumlarından gelmişti. O zaman birileri diyecek ki, “siz demek ki toplumu anlamamışsınız, toplum sizi dışladı”.
Normal şartlar altında, demokratik koşullarda ve evrensel anlamda bu dile getirilen taleplerin hiç birisi suç ve ceza konusu olamaz.
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir. Kendisini Türklükle, Araplıkla, Ruslukla bütünleştirmiş olanlar Çerkesler için siyasi statü talebi dile getirilmesinden korkarlar ve rahatsız olurlar. Tabi görevimiz onları da rehabilite etmek ve Çerkes davasına kazanmaktır.
Ama Çerkes Halkının siyasi statü talebini  dile getirecek ve siyasi mücadelesini verebilecek yiğit evlatlarının olduğunu biliyoruz ve onlara güveniyoruz.


563 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAUTİ VE ŞÜREKASI, RUSYA’YA HİZMETTE SINIR TANIMIYOR - 17/10/2021
DÇB (Dünya Çerkes Birliği) adını taşıyan bir kurum, biz “Kabrdeydik ve Kaberdey kalacağız” diyerek mikro milliyetçiliğe halkı saptırarak bölünmenin kitabını yazıyor.
DÜNYA ÇERKES KONGRESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 03/10/2021
Netleşmemekle birlikte, isminin “DÜNYA ÇERKES KONGRESİ” olması hususunda bir anlayış birliğinin olduğu söylenebilir.
ITC=CHP=DP=AP=MHP=MSP=AKP - 20/09/2021
Cumhuriyet tarihi içerisinde kurulmuş olan bütün düzen partileri İslam soslu Türk ırkçısıdırlar. Farklılıklara hoşgörüleri ve tahammülleri yoktur. Hiç birinin diğerinden farkı yoktur.
ÇERKES ETHEM, DERSİM, KILIÇDAROĞLU VE CHP ÜZERİNE - 12/09/2021
Oturduğu koltuk İçin, kendi soydaşları, akrabaları ve yakınları adına tek kelam edememiş Kılıçdaroğlu Çerkes Ethem ve Çerkesler adına tek kelime edemez.
ALİ SEYİT PAŞA KOLLEKTİF YALANINA İNANACAKMIYIZ? - 30/08/2021
Çerkeslere ağır baskıların startı verilip, askeri okullarda okuyan çocuklar atılırken, rütbesi ferikliğe (Korgeneral) yükseltilmiş bir kimsenin Çerkesler için kılını kıpırdatmış olması mümkün müdür?
ASLAN ARI ANISINA - 24/08/2021
Gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle mahkemede izleyeceğimiz tavrı konuşmak İçin bir araya geldiğimizde “sakın mahkemede korkup geri adım atmayasın” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam.
ÇERKES ETHEM KAZANSAYDI NASIL OLURDU? - 14/08/2021
Eğer Milli Mücadeledeki iç savaşı bir askeri bürokrat olan Mustafa Kemal değil de bir Bolşevik olan Çerkes Ethem kazansaydı, Türkiye Halkları bugün çok daha özgür, çok daha kardeş çok daha mutlu olurlardı.
MUSTAFA KEMAL DİKTATÖRLÜK TARTIŞMASININ NERESİNDEDİR ? - 01/08/2021
İstiklal Mahkemeleri de Kemalist yönetimin cellatlarıydı. Hiç bir üyesi hukukçu olmayan İstiklal Mahkemelerinde avukat ve savcı da yoktu. Mahkeme iddiaları sıralıyor ve hükmünü veriyordu. Mahkeme kararlarına itiraz da mümkün değildi.
İSMAİL CANBULAT, ETHEM’DEN DAHA BÜYÜK ZULÜM GÖRDÜ - 17/07/2021
Böylesine hukuksuz ve ahlak yoksunu yüzlerce kararla İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü pekiştirmişlerdi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi