• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret711097
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.79217.8233
Euro9.29239.3296
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
16 Nisanda Devlet ile Millet Karşı Karşıya
12/04/2017

12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra,1982 yılında yapılan anayasa ve cumhurbaşkanlığı seçimi referandumunda, askeri cuntanın kudretli lideri Kenan Evren "Hainler, bölücüler, anarşistler, kökü dışarıda mihraklar “hayır” diyor, öyleyse vatanını sevenler evet diyecek" diyordu.

1982 referandumunda da iki seçenek sunulmuş olmasına rağmen, hayır demek şiddetle yasaklanmış, hayır propagandası yapmak şöyle dursun, teşebbüs edenler bile şiddetle cezalandırılıyordu. Referandum oylamasında evet seçeneği beyaz pusulalarda, hayır seçeneği ise mavi pusulalardaydı. Bu yüzden gazetelerde mavi göz, mavi deniz, mavi gökyüzü gibi ifadelerin bile kullanılması yasaklanmıştı. Sandığa atılacak zarfların şeffaf olduğu, mavi pusulayı zarfa koyanların hemen orada tespit edilip tutuklanarak hapse atılacağının propogandası yapılıyordu bir taraftan. Sıkıyönetim koşullarında yapılmış olan 1982 anayasa referandumundan % 92 evet, %8 hayır çıkmıştı. Ben de o zaman hayır demiş olan % 8'in içinde olmanın gururunu taşıyorum.

% 92 ile kabul edilmiş olan 1982 anayasası, olağanüstü koşullarda gerçekleştiği için, ne Türkiye'de ne de dünyada hiçbir zaman meşru kabul edilmedi. Hep değiştirilmesi gündemde oldu, hep bir yerleri parça parça değiştirildi. Şimdi de 18 maddesi değiştirilmeye çalışılırken, Türkiye'nin 1930’lu yıllarında uyguladığı "Kuvvetler Birliği" ilkesini geri getirmeye çalışılarak otoriter bir rejimi referandum yoluyla tesis etmeye çalışmaları ne kadar ironik değil mi?

Türkiye'de şu anda yaşayan büyük bir kitle yaş olarak 1982’yi hatırlayamaz. Ama 12 Eylül askeri cuntasının lideri Kenan Evren'in sözleri ile, bugünkü cumhurbaşkanının sözlerinin birebir aynı olması tesadüf olabilir mi? Yoksa Türkiye'deki bütün sivil siyasetçilerin içlerinde bir Kenan Evren mi var?

Ama biz biliyoruz ki, bu halk devlet zırhını kuşanıp kendisini ezen diktatörleri bir biçimde hep alt etti. Tıpkı 1982 % 92 oy verdiği Kenan Evren'e, 1983te kurdurup, açıktan desteklediği "Milliyetçi Demokrasi Partisi"ni üçüncü parti yaparak dersini vermişti. Aynı seçimlerde Turgut Özal'ın Anavatan partisi iktidar, Necdet Calp'ın başında bulunduğu Halkçı Parti ana muhalefet partisi olmuştu.

Yani bu ülkede devletle, millet karşı karşıya geldiğinde, millet devleti alt etmiş, onu hizaya sokmasını bilmişti

Yazımız bunun tarihsel hikayesinden yola çıkarak, bu güne bir yolculuk yapacaktır.

***

1945 yılına gelindiğinde, Türkiye bir yol ayrımına gelmişti. İkinci Dünya Savaşı bitmiş ve Rusya Orta Avrupa'yı da sistemine katmıştı. Bir biçimde kendine yeten, içine kapanık bir biçimde yaşayan Türkiye, kuzeyinde beliren, kendisini yutmak isteyen bu düşmana karşı yeni müttefikler bulmak zorundaydı. Bunun için birleşmiş milletlere, Nato'ya üye olmak istiyordu. Bunun için çok partili hayata geçmesi zorunlu hale gelmişti.

Yıllardır tek başına iktidarını sürdüren CHP, karşısına çıkabilecek bir partinin kendisini alt edebileceğine ihtimal vermediği için, çok partili hayata geçişi mecburen kabul etti. Dört CHP milletvekilinin verdiği önergeden dolayı tarihe "Dörtlü Takrir" olarak geçen olaydan sonra, 7 Ocak 1946 kurulan Demokrat Parti, CHP'ye karşı muhalefet başlattı. Demokrat Parti tek parti rejiminden bıkmış ve yılmış tüm kesimler için bir umut ışığı oldu. Sağ, sol, islamcı, işçi, köylü, aydın tüm kesimlerin desteğini aldı. Devleti temsil eden CHP'ye karşı milleti temsil eden Demokrat Parti oldu. 1950 ve 1955 seçimlerini ezici çoğunlukla kazandı. Türkiye demokrasisine çok şey katabilecek olan Demokrat Parti, maalesef içinden çıktığı CHP'ye dönüşmekte gecikmedi. Partizanlık aldı yürüdü. Vatan Cephesi diye bir cephe oluşturup, üye olanları devletin yayın organı olan radyodan günlerce yayınladılar. Basını susturabilmek için her yöntemi denediler. 15 Demokrat Partili milletvekilinden oluşturulan "Tahkikat Komisyonu" hakim ve savcıların yetkilerini üstlenerek tutuklamalar yapmaya başlaması, hukuk düzeninin ortadan kaldırılması olarak kabul edildi ve bardağı taşıran son damla oldu.

Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 tarihinde bir askeri darbe ile devrildi. Keşke seçim yoluyla gönderilebilseydi. Keşke o idamlar olmasaydı. Ama 1961 Anayasası Türkiye Cumhuriyetinin bugüne kadar gördüğü en demokratik anayasa olarak tarihe geçti.

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Demokrat Partinin devamı olarak kurulmuş olan Adalet Partisi milletin temsilcisi olarak kabul edildi. Darbenin yanında olarak görülen ve devleti temsil eden CHP, Adalet Partisi karşısında hep kaybetti. 1960'lı yıllar Süleyman Demirel'in yıldızının ve iktidarının parladığı yıllar oldu. Demirel'de iktidar olur olmaz devletleşmekte gecikmedi. 1961 Anayasasının getirdiği demokratik hakları kullanmak isteyen, işçi, köylü ve gençlik muhalefetini bastırmak için her yöntemi denedi. 12 Mart 1971 askeri müdahelesi ile görevden uzaklaştırıldı.

1970'li yılların başından itibaren Bülent Ecevit'in yıldızı parlamaya başladı. CHP içindeki devletçiliğe karşı, sosyal demokrat bir çizgiyi savunan Bülent Ecevit, 1972 yılında İsmet İnönü’yü devirerek CHP Genel Başkanı olmuştu. Artık milletin temsilcisi Bülent Ecevit olmuştu. 1973 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CHP, MSP (Milli Selamet Partisi) ile koalisyon kurmuştu. 1974 Kıbrıs harekatı ile popülaritesi zirve yaptı. Koalisyonu bozup tek başına iktidar olmak isteyen Ecevit bunu başaramadı. İyi bir hatip, dürüst bir siyasetçi olan Ecevit, sol için yapamazlar, beceremezler anlayışının sembolü oldu adeta. 1970'li yıllardaki Ecevit-Demirel çekişmesi, Devrimci-Ülkücü çatışması 12 Eylül askeri cuntasının taşlarını döşedi.

12 Eylülden sonra sivilleşmeyi Turgut Özal ve Anavatan Partisi temsil etmişti. Ama Anavatan Partisi yosuzluklarla ve cunta rejiminin yasaklarını sürdürmekte kararlı bir çizgide devam etmeye başlayınca düşüşe geçmişti. 1987 yılında iç ve dış baskılar sonucu, kapatılan partilerin yöneticilerinin yasaklarının kaldırılması için yapılan referandumda ANAP ve Özal yasakları savunarak halkın karşısına geçmiş ve tarihin çöp sepetine gitmiştir.

***

1994 İstanbul Belediyesi seçimlerinde, çöp yığınları arasındaki İstanbul’u Nurettin Sözen’den alarak ayağa kaldıran, 2002 seçimlerinde batık bir ekonomiyi Bülent Ecevit'ten devralarak sistemi işletebilen Tayyip Erdoğan sonu nasıl biteceği belli olmayan bir başarı hikayesi gibidir. Yaşanan 15 yıllık iktidar döneminden sonra, Ak Parti ve Tayyip Erdoğan da maalesef devletleşmiş ve her şeyi yapabileceğini sanmaya başlamıştır.

Ak Parti ve Tayyip Erdoğan’la ilgili söylenecek  çok şey var. Ama biz burada 16 Nisan referandumu ile ilgili çok kısa bir tespit yaparak bu yazıyı bağlayacağız. Türkiye’nin geçirdiği bütün referandumları yaşamış biriyim. Ama bu referandum nedense bana birebir 1982 referandumunu hatırlatıyor. Devletin bütün mali, idari ve cezai gücü kullanılarak dayatılan anayasa değişikliği, ülkeyi 1930’lu yıllara götürmek istiyor. Nehirlerin akışını nasıl tersine çeviremezseniz, toplumların ilerleyişini de geriye çevirmeniz mümkün değildir.

Halktan kopup devletleşen iktidarlar, hep kaybetmişlerdir. Devletle millet karşı karşıya geldiğinde, hep millet kazanmıştır. Tarihin bize öğrettiği bu yalın gerçeğin ışığında, Ak Parti ve Tayyip Erdoğanın 16 Nisan’da kaybedeceğini çok net olarak biliyoruz artık.



1229 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi