• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret709915
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
‘TEYZEMİZ İTİBARLI VE NÜFUZLU BİRİYDİ HERHALDE?’
01/09/2019

Avcılar Ambarlı Hacı Osmanağa caminin musalla taşında yatan kadın, dokuz ay karnında taşıdığı, 26 yıl üzerine toz kondurmadığı oğlunu, devletin onu alıp koparmasından sonra 39 yıl aramıştı. Bu dünyada kavuşamadığı oğluna, öteki dünyada kavuşmuş, taşıdığı ağır yük de sona ermiştir artık.

26 yıl yaşamış gencecik oğlunu otuz dokuz yıl aramanın, bir anne için nasıl bir ağır yük olduğunu yazabilmek, bu kalemin anlatabileceği bir şey değildir. O, acısını, aynı acıyı yaşayan annelerle bir araya gelerek paylaşmıştı. Yükünü diğer annelerle paylaşırken, onların yükünün bir kısmını da üzerine almıştı. Acılarını, Türkiye'de ve dünyada bir daha böyle acılar yaşanmasın diye bir umut haline getirmişler ve tüm dünya ile paylaşmışlardı. Bu acıların yaşanmasından utananlar onların sesine kulak vermiş, seslerine ses olmuş ve onların sesini tüm dünyaya duyurmuştu. "Devlette devamlılık esastır, devlet asla suçlanamaz" yalanının arkasına sığınanlar, onların yediyüzüncü buluşmasında "siz de

çok oldunuz" diyerek gaza, copa, suya boğmuşlardı bu acılı insanları hiç utanmadan.

O acılı insanlara, Galatasaray meydanını çok görmüşlerdi. Beyoğlu’nun ara sokaklarında bulunan İHD'nin önüne sürmüşlerdi onları. Ama inanın onların sesi bugün dünkünden çok daha fazla dünyada duyuluyor ve yankılanıyor. Bu yasaklamayı getiren kendini nüfuzlu zannedenler, bunu anlayamayacak kadar zeka yoksunudurlar.

Hacı Osmanağa Camii’nin musalla taşında yatan Elmas Eren'in tabutunun üzerine örtülen beyaz tülbent, saflığın, masumiyetin, dürüstlüğün sembolüydü. Şili'den, Arjantin'den, İstanbul'dan, Diyarbakır'a çocukları devlet tarafından kaybedilmiş, işkenceye uğramış anneleri temsil ediyordu. O beyaz tülbent, adalet arayışının sembolü olurken, suçluları da telaşlandırıyordu.

Hacı Osmanağa Camii'nin musalla taşında yatan Elmas Eren 88 yıl önce Biga'nın bir Çerkes köyünde doğmuştu. Yine Bigalı bir Çerkes olan Kemalettin Erenle evlenmişti. Dört çocuk doğurmuş, büyütmüş, okutmuştu. Köylerdeki tarımda makineleşme süreci ile birlikte İstanbul'a göç etmek zorunda kalmışlardı. İstanbul'un gecekondu semtlerinden Hasköy'e yerleşmişlerdi. Kemalettin Eren, o dönemin efsane sendikacılarından Çerkes Rıza Kuas ile dost olmuştu. Meşhur lastik ayakkabı fabrikası Gıslaved grevini örgütlemişler ve hak almanın örgütlü mücadele ile olacağını öğrenmişlerdi. Bu koşullar altında yetişen Hayreddin Eren de dönemin koşullarından etkilendi. 1968 kuşağının estirdiği sol rüzgarın tesiriyle Türkiye'nin sosyalist devrimci mücadelesine katıldı. 1980 öncesinin sıcak silahlı çatışmalarının içinde buldu kendisini. Evleri silahla tarandı, çeşitli defalar gözaltına alındı Hayrettin Eren. Artık onlar da, Hasköy'de kendilerini yaşatmayacaklarına kanaat getirerek Avcılara taşındı. 1980 yılı 12 Eylül askeri darbesinden hemen sonra Hayrettin Eren'i, polisler babasının emekli ikramiyesi ile aldığı Murat marka araba ile aldılar ve bir daha kendisinden bugüne kadar bir haber alınamadı.

Hacı Osmanağa Camii’nin musalla taşında yatmakta olan Elmas Eren'i son yolculuğuna uğurlamak için gelenler cami avlusuna sığmamış, cami avlusunda bulunan kalabalıktan iki kat fazlası da Cami avlusu dışında bekliyordu. Onlar da Türkiye'nin vicdanı olan insanlardı. Her biri insan hakları mücadelesinin birer neferiydi. İsimlerini bilmesem de neredeyse hepsini tanıyordum. İçlerinde tanınmış gazeteciler, milletvekilleri, siyasetçiler vardı.

İkindi namazından sonra, kılınan cenaze namazının ardından, Hacı Osmanağa Camii’nin musalla taşından alınan Elmas Eren alkışlarla son yolculuğuna uğurlandı.

Caminin bir hayli uzağına park ettiğim arabama, yakamda Elmas Eren'in resmi ile yaklaştığımda dükkanından çıkan bir esnaf "rahmetli olan muhterem kişi kimdi acaba?" diye sordu. Ben de "yaşlı bir teyzemizdi" dedim. Esnaf "teyzemiz herhalde çok itibarlı ve nüfuzlu biriydi" dedi. Ben de esnafa "o bir cumartesi annesiydi" dedim.

Günlerdir bu itibar ve nüfuz kelimelerini yan yana kullanan esnafın cümlesini düşünüyorum. Elmas Eren itibarlı bir kişi idi ki, onu son yolculuğuna bu kadar çok kişi uğurlamıştı.

Onun ömrünün neredeyse yarısını insan hakları aktivistleri ile hem kendi oğlunu, hem de başka oğulları ve kızları arayan adalet mücadelesinden bir milim sapmadan sürdürdüğü hayat yolcululuğu,  itibarlı ve saygın yapıyordu.  Elmas annemiz hiç bir zaman nüfuzlu biri olmamıştı ama bu dünyadan son derece itibarlı, saygın ve temiz bir isim bırakarak göçmüştü. 

Hayrettin Eren'le birlikte binlerce gencin ölümüne neden olan, işkence görmesine vesile olan 12 Eylül darbesinin güçlü ve nüfuzlu generali Kenan Evren öldüğünde saygın ve itibarlı biri miydi?

Tarihsel bir paradoks olan 2010 referandumu ile Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanmasının yolu açılmıştı. Bu yargılama sonucunda halen sağ olan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya müebbet hapse mahkum edilmiş, rütbeleri sökülmüştü. 98 yaşında ölen Kenan Evren'e devlet töreni yapılmadı. Genelkurmay Karargahında yapılan basına kapalı törenden sonra camiye getirilen Evren'in cenaze törenine katılan 12 Eylül mağdurları "Hakkımızı helal etmiyoruz" diye bağırdılar. Bazı 12 Eylül mağdurları da Kenan Evren'in ölümünün ardından davul çalıp halay çekerek düğün yaptılar.

Cumartesi Annelerine, Galatasaray meydanını çok gören, onlara gaz, cop ve tazyikli su ile her türlü eziyeti reva gören bugünün nüfuz ve iktidar sahiplerini de Kenan Evren'in akıbeti gibi bir son bekliyor. 

     Hiç kimse nüfuz sahibi olmayı, itibarlı olmakla karıştırmasın.


1527 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi