• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam46
Toplam Ziyaret695881
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.52927.5593
Euro8.92328.9590
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Nazar Etme Ne Olur, Çalış Senin de Olur
25/03/2013

Geçen haftaki yazımda "Büyük resmi görmek" isimli yazı dizimize Özgür Çerkes sütunlarında devam edeceğimizi duyurmuştuk. Ancak “araya hayat girdi”. Bazı gelişmelere müdahil olup cevap vermek gerektiğinden, yazı dizimize bir sonraki makalemizden itibaren devam edeceğiz.

***

ÇHİ öncülüğünde "Her ayın 21’inde, saat 21’de…"eylemlerinin 7.’si büyük bir coşkuyla ve kararlılıkla gerçekleştirilirken, Ortadoğu coğrafyasında ise Newroz coşkusu yaşanıyordu. Diyarbakır Meydanı’nda toplanan 2,5 milyon insan Kürt Baharını getirirken, Türkiye’nin de Cumhuriyetin kuruluşu ile kurgulanmış tek tipleştirici yapısını değiştiriyordu.

Artık Türkiye’de hiçbir şeyin eskisi gibi olması mümkün değildir.

Gelişen bu durum karşısında Çerkesler doğru pozisyon alabilecekler mi?

Yoksa Türkiye diasporasında statükonun yanında mı yer alacaklar?

70'li yıllarda onlarca Kürt hareketi mevcuttu. Ancak yaşanan mücadele sürecinde onlarca Kürt siyasi hareketi ya tasfiye olmuş, ya da gerçek anlamda mücadele edenlere tabi olmuştu. 21 Mart’ta Diyarbakır meydanında toplanan 2,5 milyon insan bir olmanın yolunu buldukları için sonuca ulaştılar.

Çerkes Halkının da kendi iç hesaplaşmasını tamamlayıp, yolları teke indirip, soykırımcılarla ve asimilasyoncularla  hesaplaşması gerekiyor.

Ancak, öncelikle yapılması gereken, içimizdeki soykırımcıların ve asimilasyoncuların uzantılarıyla hesaplaşmamızdır.

***

ÇHİ somut hedefler ve eylem üzerine inşa ettiği stratejisini başarıyla sürdürüyor. Hem sokağın dilini, hem de diplomasinin dilini kullanarak somut kazanımlar ve gelenekler oluşturuyor. Çerkes Halkını tepki veren bir toplum haline getirirken, kaybettiklerini kazanmasının mümkün olduğunu gösteriyor. Art arda koyduğu eylemlerle Çerkes halkının mücadele iradesini çelikleştiriyor.

"Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti"nin kuruluşuna öncülük ederek, diaspora tarihinin Cumhuriyet dönemindeki ilk anaokulları projesini hayata geçirmeye çalışıyor.

Gerçekleştirilen "Çerkes Çalıştayı" ile Çerkes meselesini Türkiye aydınlarına tartıştırarak kamuoyuna mal ediyor, sonuç bildirgesini siyasi partilere iletilerek Çerkes Meselesine siyasetin gündeminde yer arıyor.

Diğer taraftan Anayasa sürecine müdahil olarak, Anayasa Hazırlık Komisyonu’nda söz alarak Çerkeslerin talepleri dillendiriliyor ve çalışma dosyasını sunuyor.

(…) v.d. çalışmalar…

Bütün bunlara rağmen, "hiçbir iyilik cezasız kalmaz" atasözünde olduğu gibi, en fazla taşlanan, karalanan, çelmelenen siyasi hareket de ÇHİ oluyor.

Ancak bu olumsuzlukları yapanlar, başkaları ile uğraşarak bir yere varabileceklerini düşünmesinler. Başkalarını karalayarak kendilerini tatmin edebilirler, ancak halkı asla kandıramazlar.

ÇHİ’nin zaman bulup yapamadığı tek şey sosyal medyada yer alıp ona buna laf yetiştirmektir. Ancak biz biliyoruz ki, iş yapıp ortaya eylem koyarsanız, gerçek medyada da, sosyal medyada da yapılan bu işler konuşulur ve yazılır. ÇHİ’nin yaptığı işler sosyal medyada sakız edilmektedir. Bundan sonra da ÇHİ ortaya eylem koyacak, sosyal medya ve gerçek medya bunları yazmaya ve konuşmaya devam edecektir.

***

Yaşadığımız bu süreçte Çerkes Halkı Suriye meselesi üzerinden çok ciddi bir sınav vermektedir. Savaşlar birçok altüst oluşu ve dramı içerir. Savaş, hiçbir aklı başında insanın isteyeceği bir şey değildir. Ancak insanlık tarihi binlerce savaşı ve acıyı yaşamak zorunda kalmıştır. Suriye iç savaşı da bunlardan biridir. Suriye savaşı Çerkeslerin savaşı değildir. Savaşlar insanların  en temel hakkı olan yaşam hakkını yok eder. Savaşta insanların birinci önceliği can güvenliğidir.

Bu savaşın Suriye Çerkesleri’nin anavatana dönmesine vesile olması için umutlandık. Ancak umutlarımızın çok çabuk suya düştüğünü gördük. Çünkü Rusya, Suriye Çerkeslerinin anavatana kitlesel dönüşünü kabul etmiyordu.

Peki bu durumda ne yapılabilirdi?

Arap Baharının Suriye’ye ulaşıp, olayların başlamasından itibaren Suriye’deki soydaşlarımızla iletişim halinde olmaya çalıştık. Bir istihbarat ve polis devleti olan Suriye’den sağlıklı haber almak kolay değildi. Suriye’deki Çerkes Derneği Esad rejiminin ajanlarının denetimindeydi.

Bu arada KAFFED'in Suriye Çerkesleri’ne destek için açmış olduğu yardım kampanyasına destek verdik. Ancak Suriye’de yaşanan olaylar para toplanarak geçiştirilebilecek bir mesele değildi.

Suriye’den feryatlar yükselmeye, canını kurtaranlar Kafkasya, Türkiye, Ürdün, Lübnan, Mısır ve dünyanın neresine olursa gitmeye başladıkları dönem geldi. Ölüm haberleri ve ölenlerin resimleri internet ortamında paylaşılmaya başlandı.

Yaşanan bu süreçte İstanbul Çerkes Derneği Suriye konulu bir toplantı isteyerek, 29 Ağustos 2012 Çarşamba günü akşamı Çerkeslerin bütün kurum ve oluşumlarını bu toplantıya davet etti. Bu toplantıya KAFFED, İstanbul Kafkas Kültür Derneği, Kafkas Vakfı,  G. Osmanpaşa Adığe Xase, Silivri Derneği, Kafkasya Forumu, Çerkesya Yurtseverleri ve ÇHİ katıldı. Toplantıya katılanların tamamı Suriye Çerkesleri ile ilgili bir dayanışma komitesi oluşturulması için fikir birliğine vardı. Ancak KAFFED yöneticisi ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği Başkanı 2 Eylül 2012 pazar günü KAFFED’in Bolu’da ortak akıl toplantısı olduğunu, böyle bir komitenin bu toplantıdan sonra oluşturulmasını istediler. Ve toplantı bir karar alınamadan dağıldı.

Ancak KAFFED her zaman olduğu gibi KAFFED’liğini yaptı, kendi başkan yardımcısının ve en büyük derneğinin başkanının İstanbul’da koyduğu iradeyi hiçe sayarak, İstanbuldaki diğer katılımcıları da dışlayarak 2 Eylül 2012 tarihinde tek başına kriz komitesini kurduğunu ilan etti.

Bunun üzerine 5 Eylül 2012  Çarşamba günü İstanbul Çerkes Derneği’nde yapılan ikinci toplantıda Suriye Çerkesleri ile ilgili bir dayanışma komitesi oluşturulmasına karar verildi. ÇHİ, İstanbul Çerkes Derneği ve Kafkasya Forumu’nun katılımcısı olduğu komitenin başkanlığına Dr. Nusret Baş seçildi. Komite iki aylık hazırlık sürecinde, başta Suriye Çerkesleri ile Dayanışma Komitesi olarak düşünülen ismini, (asıl tehlikenin Ürdün’de olduğu tespiti üzerine) yeni çıkabilecek krizleri de kapsaması amacıyla DÇDK (Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi) olarak değiştirdi ve ilk toplantısını 12 Kasım 2012 tarihinde Grand Cevahir Otel’de gerçekleştirdi. DÇDK örgütlenmesini, Suriye’de savaş sona erse bile, dünyanın neresinde olursa olsun dara düşen her Çerkese elini uzatabilecek şekilde yaptı.

Suriyeli soydaşlarımıza kim yardım elini uzatıyorsa bize göre teşekkürü hak eder. Buna KAFFED de, Reyhanlı Çerkes Derneği de, Maraş Derneği de, Düzce Derneği de, Antep Derneği de, Adana Derneği de, Gönen Derneği de, Çerkesya Yurtseverleri de, Kafkasya Forumu da, ÇHİ de dahildir. Eelbette burada emeği geçen fakat ismini saymadığım kurumlar ve kişiler de buna dahildir.

Ancak en az bunlar kadar DÇDK’da teşekkürü hak eder ve etmektedir. DÇDK kurulduğu günden bu yana "az laf, çok iş" şiarıyla arı gibi çalışmaktadır. Gerçekten ona buna laf yetiştirmeye zamanı yoktur.

Ancak, KAFFED Başkanı Vacit Kadıoğlu "yükümüze ortak oldunuz, teşekkür ederiz" diyeceğine, her ağzını açtıkça DÇDK’ya hakaret etmeyi bir marifet sanmaktadır. Bir atasözü var, "söz biliyorsan söyle ibret alsınlar; söz bilmiyorsan sus adam sansınlar." KAFFED sanki DÇDK'dan farklı bir şey yapabiliyormuş gibi boş boş konuşmanın ne alemi var?

Neymiş biz Suriyeli kardeşlerimizi Türkleştiriyormuşuz.

Düzce’nin aynı köyünde DÇDK ve KAFFED’in getirdiği soydaşlarımız birlikte yaşarken, nasıl oluyor da DÇDK’nın getirdiği konuklar Türkleşiyor da, KAFFED’in getirdikleri Türkleşmiyor?

Böyle saçma bir mantık olabilir mi?

Ama maalesef böyle saçma mantık kuranlar KAFFED’e başkan olabiliyor.

Vah benim Çerkes halkıma vah.

Vacit Kadıoğlu buyurmuşlar, "Suriyeli Çerkeslerin kurtuluşu ana vatanda" demişler. Buradan size açık çağrı, buyurun öncelikle misafir ettiğiniz yüzlerce Suriyeli Çerkesi Kafkasya’ya bir transfer edin.

Tamamının oturum müsaadelerini almaya, anavatana götürüp yerleştirmeye gücünüz varsa, biz kendi konuklarımızı da ikna etmeye ve uçak biletlerini almaya hazırız. Sizin misafirlerinizi de, bizim misafirlerimizi de buyurun Kafkasya’ya transfer edin.

Öyle karanlıkta göz kırpmakla olmaz, buyurun Halep oradaysa arşın burada.

Merak etmeyin, uyduruk gerekçeler icad ederek DÇDK’yı hedef haline getirmeye çalışmanızdaki amacın, halkın öfkesinin Rusya’ya yönelmesine mani olmaya çalışmak olduğunu gayet iyi biliyoruz.

***

Gelelim DÇDK'nın Suriyeli soydaşlarımız için oluşturmaya çalıştığı konteynır kent meselesine…

Hiçbir şey, insanın yaşam hakkından daha değerli değildir. Suriyeli soydaşlarımızın hangi zor şartlar altında yaşadıklarını biliyoruz. Ya bir kör kurşunla ölecekler, ya açlıktan ölecekler, ya soğuktan ölecekler, ya salgın hastalıktan ölecekler...

Çünkü Suriye’de artık hiç kimsenin can, mal ve namus güvenliği yok.
Suriye’de ekmek de yok, çünkü fırınlar çalıştırılamıyor.

Suriye’de elektrik yok, Suriye’de sular akmıyor. Hijyen sağlanamadığı için salgın hastalıklar kol geziyor.

Bu şartlarda yaşayan insanlara başını sokacağı bir çatı, üç öğün sıcak yemek ve Çerkeslerin bir arada yaşayacağı bir mekan oluşturuluyor. Ancak KAFFED, Reyhanlı Çerkes Derneği ve Çerkesya Yurtseverleri sorumsuz bir tavır takınarak bu projeyi başarısız kılmak için çalışıyorlar. DÇDK'nın Beyrut’ta yürüttüğü, yoksul, uçak parası olmayan, pasaportu olmayan soydaşlarımızı Türkiye’de barındırma çalışmalarına karşı yürütülen kara propaganda ilk birkaç gün kısmen başarılı da oldu. Arapça olarak yapılan menfi propagandalardan sonra müracaatların sayısı düşmüş, gelmekten vazgeçenler olmuştur. Ancak her şeye rağmen 200’e yakın soydaşımız çok yakında Türkiye’ye güvenli alanlara transfer edilecektir.

Ancak müracaat edip, olumsuz propagandalardan etkilenip gelmekten vazgeçenlerin listesini ise ibret-i alem için muhafaza edeceğiz. Türkiye’ye gelmekten vazgeçen soydaşlarımızdan biri yaşamını yitirirse, bunun sorumlusu bu kara propagandayı yapanlar olacaktır. Bunu da o gün bütün platformlarda ilan edeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

***

Suriye Savaşında çok şey yaparmış ve söylermiş gibi yapıp hiçbir şey yapmayan ve sınıfta kalan yapılanma Çerkesya Yurseverleri’dir.

KAFFED herkesi dışlayıp kendi komitesini kurduğu zaman, oluşturulan DÇDK'ya omuz verip emek sarf etseydi Yurtseverler de bir şey yapmış olacaklardı. Ancak, "biz anavatana yönlendirme dışında hiç bir oluşumun içinde olmayacağız" diyerek topu taca atmış ve hiçbir şey yapmamışlardır.

Çünkü Yurtseverler o cümleyi kurarken Rusya’nın Çerkesleri anavatana kabul etmediğini iyi biliyorlardı. Buna rağmen anavatana dönüş dışında her şeye hayır diyeceklerini ilan ettiler.
Peki ne oldu? Bugüne kadar kaç kişiyi anavatana götürebildiler Suriyeli soydaşlarımızdan? Hiç.

Türkiye’deki Suriyeli kaç soydaşımızı ziyaret edip derdine çare oldular? Hiç.

Kaç kuruş maddi yardım organize ettiler? Hiç.

Verecekleri birkaç tekil örnek bir şey yaptıklarının değil, hiç bir şey yapmadıklarının belgesi olacaktır.

Biz Suriyeli soydaşlarımızla ilgili uçan sinekten bile haberdarız. Suriyelilerle ilgili somut, dişe dokunur bir şey yaptıysalar buyursun açıklasınlar.

Bazı Yurtseverlerin Reyhanlıya yerleştirilen Suriyeli soydaşlarımızı kendi başarı hanelerine yazmaya çalıştıklarını görüyoruz. Reyhanlı düne kadar zaten Suriye toprağıydı. Reyhanlı’da yaşayan 3500 Çerkesin tamamının zaten Suriye’de yakın akrabaları var. Reyhanlı Çerkeslerinin yakın akrabalarına sahip çıkan refleksi, ne Yurtseverlere, ne de KAFFED’in başarı hanesine yazılabilir.

Yurtsever kardeşlerimize önerimiz; Suriyeli soydaşlarımız için bir şeyler yapmak istiyorlarsa gelip DÇDK'nın çalışmalarına omuz vermeleridir.

Yine eğer siyaset ve eylemin nasıl yapıldığını öğrenmek istiyorlarsa ÇHİ'nin eylemlerine omuz versinler.

Yok biz bunları yapamayız diyorlarsa -biraz kamyon arkası yazısı gibi olacak ama- onlara, "Nazar etmeyin ne olur, çalışın sizin de olur" demekten başka elimizden hiç bir şey gelmez.

***

Fitnenin, fesadın ve hasetin yok olduğu bir dünya için…



4028 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi