• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam62
Toplam Ziyaret680698
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.84716.8745
Euro7.72467.7556
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Kraldan Fazla Kralcı Çerkesler ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
27/07/2014

Çerkesler dünyanın en mazlum, en sahipsiz ve enerjisi  hızla tükenen bir halkıdır.

Uğramış oldukları sürgün ve soykırımın travmasını atlatamamış ve kendi kendilerini rehabilite edememişlerdir. Bu hastalıklı ruh hali, toplumsal tepkilerini sağlıklı olarak verememelerine neden olmaktadır.

Çerkes toplumu kendisi için toplumsal ve siyasi bir talep dile getirmek şöyle dursun, toplumsal talep dile getirenleri linç etmeye kalkmaktadırlar. Kendileri mazlum bir halk olmalarına rağmen, zalimlerin safında yer alabilmektedirler.

Türkiye tarihinde ilk defa cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken, Çerkes toplumu içinde yaşanan tartışmalar travmatik bir toplumun hezeyanlarını yansıtıyor. Kendi haklarını da dile getiren mazlumların, Türkiye halklarının yanında değil de, zalimlerin, asimilasyoncuların, Türk ırkçılarının ve ulusalcılarının yanında yer alabiliyor Çerkes Halkının bazı kesimleri.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP adayı Sayın Selahattin Demirtaş'a destek açıklaması yapan Çerkeslere sosyal medyada yapılan linç kampanyası bu hastalıklı ruh halinin yansımasıdır.

ÇHİ'nin yürütmüş olduğu Çerkes meslesini "Görünür kılma" ve "Çerkes kimliği" oluşturma politikasından sonra, Çerkesler her platformda varlıklarını ve kimliklerini göstermeye başlamıştır.

HDP'li Çerkeslerin gösterdiği yürekli tavrı destekliyor ve teşekkür ediyoruz. Aynı yürekli ve delikanlı tavrı AKP'li, CHP'li ve MHP'li Çerkeslerden de bekliyoruz. Mensup oldukları siyasi partilerin siyasi toplantılarında (AKP, CHP, MHP fark etmez) Çerkes Bayrağını açıp, Çerkeslerin sorunlarını partilerine taşımak zorundadırlar. HDP'nin göstermiş olduğu hoşgörüyü ve anlayışı göremeyecektir bu suçlamaları yapan arkadaşlar. Ama kendi yapamadıklarını başkalarının yapabiliyor olmasına da saygı göstermek zorundadırlar.

Delikanlı tavır Çerkes kimliğiyle siyaset yapabilme yürekliliğini gösterebilmektir.

Çerkes kimliğiyle siyaset yapanlara saldırarak, kendini var etmeye çalışmak namuslu bir tavır değildir.

Çerkeslerin gösterdiği bu sağlıksız tepkinin birçok boyutu vardır. Bunun en önemli nedeni devletin farklı kesimlere karşı yürüttüğü fiili ve psikolojik savaşın neticesidir tüm bu sağlıksız tepkiler.

Osmanlı döneminden başlayarak gelen ittihatçı zihniyet, Türk etnik kimliğini yüceltirken, diğer tüm etnik toplulukları inkar, aşağılama, imha ve asimilasyon politikaları azınlıklar üzerinde bir korku iklimi yaratmıştır.

Yaratılan bu korku iklimi her türlü kanlı katliamı, baskıları, sürgünleri, mal ve mülk gasplarını da kapsamaktadır.

1915 yılında bir buçuk milyon Ermeni, Anadolu topraklarından sürülerek yok edilmiş, kala kala İstanbul ve Anadolu da Yetmiş bin Ermeni kalmıştır. Ermeni toplumuna her türlü baskıyı sürdüren ittihatçı zihniyet en son Hrant Dink'i katlederek varlığını sürdürmeye devam ettiğini göstermiştir.

1923 yılında Gönen-Manyas Çerkesleri sürülmüştür. Gönen-Manyas bölgesinden 14 Çerkes köyü sürülmüş, 22 Çerkes köyünün malları sattırılmış, sürgün emri beklerken, Lozan barış anlaşmasındaki genel af hükmü nedeniyle sürgün cezaları da kalkmıştır.

1924 yılında Lozan Barış Anlaşması’na eklenen mübadele maddesi uyarınca bir milyon ikiyüz bin Rum ve hristiyan Anadolu’dan sürülürken, yerlerine Müslüman Selanikli, Giritli, Pomak ve Çingeneler getirilmiştir.

1924 yılından başlayarak, Şeyh Sait, Van, Ağrı, Hakkari, Reşkotan, Dersim gibi bilinen ve kamuoyunca bilinmeyen tam yirmi beş isyan bahane edilerek Kürtlere defalarca katliamlar uygulanmıştır. 1984 yılında Diyarbakır zindanında yapılan işkencelere tepki olarak PKK'nın başlattığı isyan otuz yıl bastırılamamış ve devlet Kürtlerle anlaşma masasına oturmak zorunda kalmıştır. Bu acımasız savaşta kırk bin Kürt genci öldürülmüş, onbin civarında Türk güvenlik gücü de ölmüştür. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşında kaybettiği asker sayısı dokuz bin yüz seksen bir kişidir. Türkiye devleti kendi vatandaşı olan Kürtlere karşı açtığı savaşta Kurtuluş Savaşı’ndan beş kez daha fazla kayıp vermiştir. Ama Kürtlerin yürüttüğü bu mücadele, Osmanlı döneminde olduğu gibi tüm etnik kimliklerin kabulünü sağlayarak, Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamıştır.

Cumhuriyet Tarihi boyunca Aleviler de her türlü katliama maruz kalmış ve aşağılanmışlardır. Çok yakın zamanlara kadar kendilerini gizleme zorunluluğu hissediyorlardı. Tüm demokratik açılım çabalarına rağmen, Cem evlerinin statüsü halledilememiş bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Gayr-i Müslimlere yapılan dini baskıların yanı sıra çıkarılan varlık vergileri ile ödeyemeyecekleri vergiler yazılmak suretiyle malları zorla ellerinden gasp edilmiş, vergilerini ödeyemeyenler Erzurum Aşkale'ye taşocaklarına taş kırmaya gönderilmişlerdir.

Düzmece nedenlerle yaratılan 6-7 Eylül olaylarında malları yağmalanmış ve kadınlarına tecavüz edilmiştir.

Sol kesimler ve dindarların da her türlü polis takibi, hapisler ve işkencelerle hayatları karartılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yapmış olduğu tüm bu uygulamalara, hukuki ve siyasi literatürde "Devlet Terörü" denilmektedir.

Devlet uygulamış olduğu bu terörden dolayı mağdur ettiği tüm kesimlerden özür dileyip, haklarını teslim etmediği sürece, Türkiye’nin huzur, barış ve refaha kavuşması mümkün değildir.

Yüzyıldır uygulanmış olan bu devlet terörü azınlıkları, Çerkesleri, Boşnakları, Pomakları, Arnavutları, Lazları inanılmaz derecede korkak ve kraldan fazla kralcı yapmıştır. Zaman zaman isyan bayrağını açmış olan Kürtlere, Solculara ve İslamcılara Türklerden ve devletten daha fazla saldırmalarını beraberinde getirmiştir.

Bu kişilik inkarı travmatik bir durumdur ve tedaviye muhtaçtır.

Bu durumu örnekleyelim isterseniz. Bugün en fanatik Türk Milliyetçisi ve İslamcı tavırlar Trabzon’da sergilenmektedir. Ancak Trabzon Rum-Pontus İmparatorluğunun merkezi idi. Trabzonlular sarışın, mavi gözlü ve uzun boylu olurlar. Klasik Türk tipi ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur Trabzonluların. Maçka'nın, Sürmene'nin, Of'un dağ köylerinde hala Rumca konuşulur. Yani Trabzonluların çok önemli bir bölümü Müslümanlaşmış Rumlardır. Rumu da insan olarak gören anlayış olabilseydi Türkiye’de,

Trabzonluların önemli bir bölümü biz Müslüman Rumlarız diyebilirdi. Ama devletin dayattığı zihniyeti kabul ederek, en Türk, en Müslüman ve en vatansever olmayı tercih ettiler.

Durumdan vazife çıkarılarak, Ermeni aydını Hrant Dink'in öldürülmesi Trabzon’da planlanmıştır. Hrant Dink'e silah çeken gencin soy ismi Samasttır. Samast Rumca Kilise Bekçisi demekmiş. Türkçe anlamını ise bulamadım.

Yine Trabzon’un Of ilçesi ise yetiştirdiği din adamları ile övünür. Mahmut Ustaosmanoğlu ve Cübbeli Ahmet Hoca Oflu’durlar.

Ama geçmiş yüzyıllarda en bağnaz, en gerici papazlar da Of'tan yetişirmiş.
Bu tavırların hiçbirisi normal kişisel ve toplumsal davranışlar değildir. Bu tavırlar Türkiye Halklarına karşı yürütülmüş psikolojik savaş sonucu oluşturulmuş toplumsal paranoya durumudur. Ve kesinlikle toplumsal rehabilitasyon gerektirmektedir.

Çerkeslerin bir kısmında görülen Kürt düşmanlığı ve kraldan fazla kralcı olma hali, psikolojik savaş sonucu oluşturulmuş hastalıklı ruh halidir. Bu kesimlerin kimlik bilinci olan Çerkesler nezdinde hiçbir kıymeti yoktur.

Çerkesler için belirleyici olan, Çerkes kimliği siyaseti yapanlar ve Çerkeslerin Demokratik haklarını talep edenlerdir.

Kimlik inkarcılarının Çerkes sayılması da mümkün değildir.

Bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hiçbir dönemde olmadığı kadar Çerkes oyu Selahattin Demirtaş'a yönelecektir.

Kişinin ayinesi iştir lafa bakılmaz. Çerkes soykırımı için TBMM'ye önerge veren parti HDP'dir. 21 Mayısta parti grup toplantısında Çerkeslere söz veren parti HDP' dir. Halklar ve inançlar komisyonunda Çerkeslerin de temsil edildiği tek parti HDP'dir. Soçi olimpiyatlarının protestosunda Çerkeslere destek veren Selahattin Demirtaş'dır. Soçi’ye giden Erdoğan'a seslenen Demirtaş "Başbakan Soçi'ye gitme, yurttaşlarının acılarına kulak ver" demiştir.

Cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan Tayyip Erdoğan Çerkeslerin taleplerini dile getirecekleri toplantı talebine ısrarla cevap vermemiştir. Çerkesleri ve diğer etnik toplulukları Demokratik açılım sürecinin dışında tutan Erdoğan, Çerkesler taleplerini dile getirmek için meydanlara çıkınca "Bakın şimdi de Çerkesler çıktı" demiştir. Ak Parti’nin ve hükümetin bütün kademelerine iletilen TRT-ÇERKES'in açılışına onay vermeyen Tayyip Erdoğan’dır. Roman kültürünün araştırılması için bütçeden otuz bir milyon kaynak ayrılırken, Çerkes Kültür ve Araştırma Merkezleri için bütçe vermeyen Tayyip Erdoğan’dır.

Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun kişisel olarak ne dediğinin ve yaptığının bir önemi yoktur. İhsanoğluna destek veren CHP ve MHP'ye bakmak gerekmektedir. Çerkes Çalıştayı sonuç bildirgesini ulaştırdığımız MHP bizi bölücülükle suçlamış ve eğer Çerkeslerin bu Çalıştay’dan haberi olsaydı, size bu çalıştayı yaptırmazlardı diyerek tehdit etmiştir. Çerkes Çalıştayı sonuç bildirgesini ilettiğimiz CHP’den ise anadil eğitimi gibi şeylerle uğraşmayın, İngilizce, matematik öğrenin bölücülük yapmayın nasihati gelmiştir.

Bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Çerkeslerin çok önemli bir bölümü gibi benim oyum da Selahattin Demirtaş'adır. Çünkü biz yaşadığımız süreçte kimin nasıl tavır aldığına bakarız. Bu süreçte Demirtaş'ın içinde bulunduğu siyasi gelenek dışındaki tüm siyasi partiler Çerkesler için sınıfta kalmıştır.

Bir hususun da altını çizmek istiyorum: Ben oyumu kime vereceğimi açıklamakla BDP'li, HDP'li, PKK'lı ya da Kürt olmak durumunda değilim. Ben Çerkes'im ve oyumu "Çerkes Kimliğimi kabul eden, acılarımızı paylaşan ve bize samimiyetle yaklaşanlara" vereceğim.

Bizler Çerkes siyasetini oluşturuyoruz.  Artık ezilenlerle ve zulme karşı mücadele edenlerle aynı saflarda olacağız.

Çerkeslerin öncülüğünde oluşturulan "ÇOĞULCU DEMOKRASİ PARTİSİ"nin ilkeleri doğrultusunda saflarımızı sıklaştıracağız.

Hepinizin Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.



2844 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
MİRALAY BEKİR SAMİ GÜNSAV ve BİR HAYAL KIRIKLIĞI - 09/03/2020
Miralay Bekir Sami'nin Müdafayi Milliye Vekili Köprülü Kazım Paşa’ya 11 Ağustosta yazdığı, kurtuluş savaşına katılmasını sağlayıp, şehit olan Çerkeslerin yakınlarının bu sürgünden muaf tutulmasını rica eden mektubu dışında bir karşı çıkış olmamıştır.
STRATEJİK ATAK: TBMM'YE ÇERKES SOYKIRIMININ TAŞINMASI - 02/03/2020
Bu metni TBMM'ye verilmiş herhangi bir dilekçe olmaktan çıkarıp, Çerkes soykırımın tanındığı bir yasa haline getirmek için hepimize çok görev ve sorumluluk düşmektedir.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi