• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam64
Toplam Ziyaret560102
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35745.3789
Euro6.09556.1199
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Coğrafya Kaderdir!
17/07/2014

Başlığımız İbn-i Haldun'a ait.

1332 yılında Tunus’ta doğup, 1406 yılında Kahire’de vefat eden İbn-i Haldun, ünlü Mukaddime isimli dev yapıtında dünyayı yedi iklim bölgesine ayırıyor.

Güneyden kuzeye doğru giden bu tasnifte, dördüncü bölgenin en mutedil ve mükemmel iklim bölgesi olduğunu belirtiyor.

İnsanların renklerinin ve karakterlerinin oluşumunda coğrafyanın ve iklimin adeta bir kader olduğunu tespit ediyor ibn-i Haldun, bundan tam altı yüzyıl önce…

Yine katıldığım bir pazarlama seminerinde, Prof. Nezih Neyzi'den dinlediğim coğrafya-insan ilişkisine ilişkin bir tespiti sizlerle paylaşmak isterim.

Yeryüzünde dört çeşit kara parçası vardır.

1- Dağlık alanlar.

2- Ovalık alanlar.

3- Deniz Kıyıları.

4- Adalar.

Dağlık alanlar engebelidir. İklimi sert ve karlıdır. Çok miktarda vahşi hayvan mevcuttur. Bu koşullardan dolayı nüfus yoğunluğu azdır. Mücadele edilmesi gereken dağın zorlu koşullarıdır. Dağlı insanlar az konuşurlar. Zor dost olurlar. Ama dost oldularmıydı da dostlukları bir ömür boyu sürer. Kolay kavga etmezler ama kavga ettiler mi, kavgaları ölümle sonuçlanır.

Ovalık alanlarda, iklim mutedil, toprak verimli ve nüfus fazladır. Ova insanı yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi ve gezmeyi sever. İlişkiler ve dostluklar günübirliktir. Menfaatler bittiğinde hiç kimse kimseyi hatırlamaz. Ova insanları kolay kolay da kavga etmez.

Sahil insanlarının mücadelesi denizledir. Hareketleri, dansları, yaşam biçimleri deniz gibi oynaktır adeta. Çok kolay kavga ederler ve çabuk barışırlar. Akdenizliler ve Karadenizliler birbirlerine çok benzerler. Aslında bütün sahil insanları birbirine benzer.

Ada insanlarının dünyası yaşadıkları ada ile sınırlıdır. Yabancılara karşı çok kuşkucudurlar. Yabancılardan ve korsanlardan hep zarar görmüşlerdir. Dedikodu yapmayı çok severler. Adalarından kurtulmayı hayal ederler.

 Bir kişiye nerelisin diye sorarsanız, vereceği cevaptan ve yaşadığı coğrafyadan yola çıkarak davranış biçimi ve karekteri hakkında bir fikir sahibi olursunuz.

Çerkeslerin coğrafyaları da kaderleri, hatta kadersizlikleri oldu. Çünkü yaşanılan coğrafyalar ve komşular insanlara ve milletlere kader oluyor.

Dünyanın en güzel ve en verimli coğrafyalarından birine sahip olan atalarımızın başına gelenler, biz torunlarının kaderi oldu.

Karadeniz’in doğusunu çevreleyen Kafkasya coğrafyasının kuzey kısmı olan Azak Denizi Tatarların, güneye doğru Şapsığların, Ubıxların ve Abhazların ülkesi idi.

Kuzeydeki komşu Rus Çarlığı ise denizlere sahip olmak istiyordu. Bu emperyalist yayılmacı siyasete karşı uzun yıllar savaşan Çerkesler ve Tatarlar ülkelerini kaybettiler. Coğrafyalarının şekillendirdiği karakterlerinden ötürü, Rusya’yla anlaşmayı başarıp vatanlarında kalabilmeyi başaramadılar.

Gemilerle Karadeniz limanlarına çıkarıldılar. Trabzon, Samsun, Sinop ile Varna ve Köstence Limanları varış yerleri oldu. 93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşına müdahil olmasalardı Çerkesler, bugün çok büyük bir Çerkes nüfusu Romanya ve Bulgaristan’da yaşıyor olacaktı.

Daha demokrat ve ırkçı yaklaşımları olmayan Romanya ve Bulgaristan’da Türkler nasıl asimile Olup yok olmadılarsa, Çerkesler de asimile olup yok olmayacaklardı.

Kaderin garip bir cilvesi olarak, sığındıkları Osmanlı yıkılmasaydı, bugün Çerkesler bu derece asimile olup yok olmazlardı. Çünkü Osmanlıdaki dini ve etnik topluluklara yaklaşım bugünkünden çok daha hoşgörülü idi.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla coğrafyamızda oluşan devletler Türk ve Arap ırkçısıydılar.

Osmanlı Devletinin en büyük mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti ise, hiç bir zaman cumhuriyet olamamış bir diktatörlüktür. Türkiye Cumhuriyetinin herkesi Türk, Müslüman ve Sünni yapma kavgası, bu ülkeyi farklılıklar için cehenneme çevirmiştir.

Farklılıkları inkar, imha ve asimilasyon politikalarından Çerkesler de paylarına düşeni fazlasıyla almışlardır. Çerkesler için asimilasyon ve yok oluş kaçınılmaz hale gelmiştir.

Ancak yaşadığımız coğrafya olan Türkiye’de, 2009 yılında bu coğrafyanın kaderini değiştirecek bir süreç başlamıştır. Bu süreç “Demokratik açılım süreci”dir. Bu süreç iç ve dış dinamiklerin etkisiyle oluşmuştur. İçerde Kürtler, İslamcılar ve Demokrasi güçlerinin mücadelesi; dışarıda ise Avrupa Birliği’nin müdahalesiyle oluşmuştur bu süreç.

Bu sürece Çerkeslerin de dahil edilmesi için yola çıkan ÇHİ, yaptığı mitingler, çalıştaylar, eylemler ve siyasi temaslarla, Çerkeslerin bir sorunu olduğunu Türkiye’ye ve Dünya’ya göstermiş ve Çerkes meselesini görünür kılmıştır.

Ancak ÇHİ 2013’ün son aylarından bu yana, sessiz sedasız bir çalışmayı daha neticelendirmeye çok yaklaşmış bulunmaktadır. Bu çalışma siyasi bir mesele olan Çerkes Meselesi’nin siyasi aracı olan “parti” çalışmasıdır.

2013 yılının Kasım ayında deklere ettiğimiz “ÇOĞULCU DEMOKRASİ HAREKETİ”nin “ÇOĞULCU DEMOKRASİ PARTİSİ”ne dönüşmesi an meselesi haline gelmiş ve son rötuşları yapılmaktadır.

İstanbul, Ankara, Çorum, Merzifon, Kayseri, Kahramanmaraş, Eskişehir ve Tokat’ta yapılan toplantılarda Çerkeslerin bir siyasi partisinin olması gerekliliği katılımcılar tarafından da teyid edilmiş, çok geç kalmış bir girişim olarak nitelendirilmiştir.

ÇHİ’nin oluşturulduğu dönemde, “her yapılana karşı çıkan mahfeller de” karşı çıkma cesaretini gösteremedi partileşme sürecine.

Çerkes meselesinin çözümünü, misyon olarak üstlenecek olan “Çoğulcu Demokrasi Partisi” kaderimizi değiştirmek için yola çıkmak üzeredir.

Coğrafyamızı ve kaderimizi değiştirmek için tüm onurlu ve vicdan sahibi Çerkesleri ve Çerkes dostlarını “Çoğulcu Demokrasi Partisi” saflarına bekliyoruz.



Paylaş | | Yorum Yaz
1806 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi