• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam88
Toplam Ziyaret559998
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Değer Yaratanlara Kıymayın Efendiler
25/03/2017
Sevgili Okuyucularım,
Çok yıllanmış eski bir dostumdan bir mail aldım. Tabbi her gelen maili buraya almıyoruz ama bu maili gönderen dostum Orhan Halman Türkiye'de ilk Çerkes Müzesini hayal edip, gerçekleştiren kişidir. Bu mail birçoğumuzun yaşadığı hayal kırıklıklarının ve gönül kırıklıklarının bir hülasasıdır adeta. "Belki bu yazım, kırılmış bir cam kavanoz gibi olan gönlünün yarasına bir nebze olsun ilaç olur" diyerek maile geçelim; düşüncelerimi ve bildiklerimi daha sonra paylaşacağım.
"Muratcığım merhaba,
Azıcık içimi dökeyim diye yazıyorum. Beni tanırsın, hani yazmıştın ya “Orhan hemen icraata geçer” diye; millet dalgalarla nasıl boğuştuğumuzu bilsin. Ben müze için karımla 4 sefer boşanma noktasına geldim. Çocuklarımla aram açıldı. Cebimden bir dünya para gitti. 5 sene neredeyse her hafta Düzce’ye gittim müzeyle ilgili. Buranın imarında eski muhtar CENGİZ COŞKUN çok önemli hizmet yaptı. Ben ne dediysem gerçekleştirdi. Hasta olduk, o sağlığını kaybetti. Ağzım varmıyor küfür etmeye, o zevatın hiçbiri bir kere bahçe kapısından içeri girmedi. Öyle olaylara muhatap kaldık ki, birileri geldi, köyde iki cami varken “bahçesine cami yapıcaz” dediler. Ben de “iki tane cami var, cemaat çıkmıyor. Benim cesedimi çiğnemeden yapamazsınız” dedim. Birileri geldi, “ilahiyat külliyesi yapıcaz” dedi. Birileri geldi üniversite gençlerine gençlik merkezi yapıcaz dedi. Biz oraya başlarken, köyün bugüne kadar peşkeş çekilmiş tarlalarına mısır ve çiğ hayvan yemi ektik. Oradan 30.000 tl elde edip, öyle başlandı.  Köyün 200.000 tl parası vardı valilik emrinde, kullandırtmadılar. Zorla yapıldı bazı giderler.
Ben sergi yaptığımda Büyükçekmece’de, bu müzeden bahsedince, Büyükçekmece Belediyesi Başkan Yardımcısı Ahmet bey, başkan adına odaların yer karolarını gönderdi. Kapılar için laf söylediler. Kapıcının parasının yarısını ödemediler ufak tefek eksikler için. Biliyorsun Kafkasya’da istişarelerde bulunduk bir sürü insanla, destek olmak istediler; şahitsin. Senden sonra 2 sefer daha gittim. Hep çıtayı yükselttim. Sanatçı olduk müze bahanesine. 12 tane sergi açtım dediler ki “Çerkes demir sanatı olmaz”. Ben de “yaptım oldu” dedim. Gayem kaybolan eşya, obje yerine, demirden bir şeyler üretip xabzeyle ilgili müzeyi zenginleştirmekti.
Onların sülalesi çıksa mezardan hayal bile edemezler. Ayrıca başlangıçta o okulu müze haline getirmek için kaç kişiyle istişare yaptım. Ben çıtayı burada mahsus yüksek tuttum ÇERKES MÜZESİ diyerek. Ben de biliyordum yapılma prosedürü ve zorluklarını. Yeni muhtar Sedat Özbek yeni seçildiğinde “abi köylü müze yapılmasını istemiyor” dedi. Ben de “sana bunları kimin söylettiğini biliyorum. Beş senedir neredeydiler? Niye bize bunu söylemediler?” dedim. En çok, Adığeğalık  peşinde koşan M. C.’ın üç kağıtçılığı beni üzdü. Benim eski arkadaşımdı. Severdim kendisini ama Orhan Halman’a değil AİDİYETE zarar verdiler. Ama orası er geç layık olduğu yere ulaşacak.
Geçen sayıda JİNEPS iki sayfa müzeyle ilgili yazı yazmış. Burada AHMET TURAN’ın has adamı ve komşusu olan YAŞAR GÜVEN yazıda -sanki biz bilmiyormuşuz gibi- kendilerini aklandıran, ballandıran yazı yazmışlar. Çok üzüldüm, bunları bilmeyenler de okudukları gibi anlayacaklar. Serap Canbek ve Zafer Süren’e bir mail gönderdim, özellikle bunu Yaşar Güven’e okutun diye.
İyi ki yapmışız, iyi ki mücadele etmişiz. Sergiler, kurslar açılıyor, köye hayat verdi. Ta nerelerden gelip haber yapıyorlar. Hani senin CEM TV çekiminde bahsediyor ya muhtar efendi, “xabzede en büyük ceza dışlamaktır” diyor bir de, nazire yapar gibi. Onlar neyi dışladıklarını bilmiyorlar. Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Yine beni köyden bazıları arıyor; dur bakalım ilerisi neye kadir." demiş Orhan Halman.
***
Orhan Halman'la yollarımızın kesişmesi 1970'li yıllara dayanır. Orhan’la birlikte birçok Düzce'li arakadaşımın Gönen'e gelmişliği, bizim de o yıllarda defalarca Düzce’ye gitmişliğimiz vardır. Neredeyse kırk yılın üzerinde bir zamandır tanışırız Orhan Halman’la. Onun Çukurova Holding’de çalıştığı günleri de, ticaret yaptığı günleri de bilirim. Şamil Özbek’le birlikte kurdukları Aze Makine’nın mali müşavirliğini de yapmıştım bir zamanlar.
Orhan Halman nev-i şahsına münhasır bir kişidir. İnandığı gibi yaşayan ve inandığı şeyin arkasından hiç düşünmeden gidebilen biridir. İnandığı ve ikna olduğu konuda son derece samimi olarak hareket eder.
Yılını tam olarak hatırlayamıyorum ama (2010 yılı olabilir) Orhan Halman, sanal dünyada "Çerkes Müzesi Kuralım" diye bir paylaşım yapmaya başladı. Böyle bir girişimin kamu kaynağı bulunmadan hayata geçirilmesinin mümkün olmayacağını düşünenlerdendim. Ama Arşimetin "bana bir dayanak verin, size dünyayı kaldırayım" dediği gibi, Orhan dayanağını bulmuştu. Düzcenin Köprübaşı köyüne, yıllarca Almanya'da çalışmış olan, kendi de Köprübaşılı, Avrupa Çerkes Dernekleri federasyonunda yöneticilik yapmış, son derece sağlam bir Çerkes duruşu olan Cengiz COŞKUN emekli olarak yerleşmiş ve muhtar seçilmişti. Cengiz Coşkun, Orhan Halman'ın projesine inandı. Köprübaşı köyünde, taşımalı eğitime geçilmesi nedeniyle terk edilmiş, sekiz sınıflı ilköğretim okulu metruk bir biçimde duruyordu.
Orhan Halman projenin yaratıcısı olarak, Cengiz Coşkun köyün idari amiri olarak el ele verdiler. Sekiz sınıflı metruk ilköğretim okulunu, köyün kaynakları ile boyayıp tamir ederek işe başladılar. Müzenin fiziki mekanı oluşunca, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden ve anavatandan yüzlerce obje akmış ve birçok sanatçı tablolarını bağışlamıştı. Çerkeslerin kültürünü yansıtan objelerin bir arada görülebileceği bir mekan yaratılmıştı. Bu projede Orhan Halman ve Cengiz Coşkun’un en büyük hatası, müzenin kültür bakanlığına tescilini yaptırmaması ve köy ortak mallarının kullanımı ile ilgili sağlam kontrat yapmamış olmalarıdır. Belki yapacaklardı ama zamanları yetmedi.
Muhtar seçilmiş olan Cengiz Coşkun Köprübaşı köyüne on numara büyük gelmişti. Çerkes Kültürünün yaşatılması için böylesine önemli bir çalışmayı hayata geçirmiş olan bir kişi yeniden muhtar seçilememişti. Düzce’nin Çerkesleri de, tıpkı Gönen-Manyas Çerkesleri gibi, Çerkes Ethem’den ve Türkiye Cumhuriyeti’nden yedikleri darbelerin travmasını üzerlerinden atamadıkları için, bu tür Çerkes meselesini öne çıkaran çalışmalardan “bölücü gibi algılanırız” diye çekinir ve korkarlar. Onun için Cengiz Coşkun seçimi kaybetti. Yeni seçilen muhtar Sedat Özbek, "Ağbi köylü müze yapılmasını istemiyor" derken bu köylü korkaklığını temsil ediyordu. Bu köylü korkaklığı büyük emekler sarf ederek böylesine önemli bir eseri ortaya çıkarmış olan Orhan Halman ve Cengiz Coşkun’u darılttı ve projeden uzaklaştırdı.
Ama eser orada dimdik durmaya devam ediyor.
2016 yılında televizyon yapımcısı ve sanatçı dostumuz Aynur Haşhaş arayıp "CEM TV için Çerkeslerle ilgili bir program yapmak istiyorum, bana yardımcı olur musun" diye aradığında, onu götürüp kültürümüzü derli toplu gösterebileceğimiz en önemli yerin, Düzce Köprübaşındaki Çerkes Müzesi olduğunu düşündüm. Düzceli dostumuz Ayşe Pişkin ile birlikte Düzcenin yolunu tuttuk. Çok da güzel bir program ortaya çıktı. İyi ki o müzeyi oraya yapmışsınız.
Program sırasında Aynur Haşhaş, "Burası Çerkeslere ait ilk ve tek müze mi?" diye sorduğunda,"Evet ilk ve tek Çerkes müzesi" derken, Muhtar Sedat Özbek'in "Müze demeyelim, kültür evi diyelim abi" derken, gözlerindeki o köylü korkaklığını gördüm.
Çerkes Halkı her türlü korkaklıkla birlikte, bu köylü korkaklığını yenip, orayı Çerkes müzesi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne tescil ettirecektir.
Sevgili Orhan,
Ne olur sen hayal etmeye ve hayal ettiklerinin peşinden gitmeye devam et. Toplumumuzda çekememezlik hastalığı olduğu kadar, takdir etme duygusu da vardır. Unutmaki "meyveli ağaç taşlanır" diye bir atasözü var. Demek sende meyve var ki taşlanıyorsun.
Sen büyük büyük atan Nart Tlepş gibi, demirleri bükerek Çerkes Demir Sanatını yaratmaya devam et. "Kıymetini balık bilmese de, hâlîk bilir."
Küsmek, gücenmek, darılmak kitabımızda yoktur ve olmamalıdır.
Ama "marifet iltifata tabidir" diye atasözümüz var.
Ne olur değer yaratan insanlarımızı kıymetlendirelim, "Onlara kıymayın efendiler, zira onlardan çok az var aramızda."
Not: Yazıda ismi geçenlerin cevap hakkı saklıdır.


Paylaş | | Yorum Yaz
273 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi