• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam57
Toplam Ziyaret680516
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.84196.8693
Euro7.73027.7611
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Taner Akçam Neden Ermeni Soykırımını Yazar?
17/05/2017

Müsaadenizle, yazıma geçen haftaki yazımdan bir alıntı ile başlamak istiyorum.

"Peki Çerkeslerin entellektüel bir sermayesi var mıdır ?

Entellektüel sermayenin birikebileceği kendine ait bir alan olmazsa entellektüel sermaye birikimini yapabilmek mümkün değildir. Çerkeslerin kendilerine ait bir devleti, çok büyük üniversiteleri, çok güçlü vakıfları, ya da halkını örgütleyebilmiş çok güçlü bir siyasi partisi olmadığı için entelektüel yaratacak iklim oluşamamıştır.

Entellektüel sermayesi olmayan Çerkeslerin, entellektüeli-aydını var mıdır ?

Çerkesler içinde bulundukları topluma göre okumuş ve eğitimli bir toplum sayılabilir. Ancak Türkiye'nin siyasi yapısı ve eğitim sistemi kimlik bilincini yok etmiştir. Kimlik bilincini kaybetmiş kimselerin kendi toplumları adına düşünce üretme ve toplumu dönüştürme misyonu üstlenebilmeleri imkansızdır. Bu imkansız olan durumdan Çerkeslerin kendi davalarını yaratacak aydınlar çıkarabilmeleri mümkün olmamıştır" demiştik.

Erol Karayel'in söylediği, benim de sık sık kullandığım, "Bizim aydın ve okumuşlarımız başkalarının kümesine yumurtlamakta pek mahirdir" sözünden yola çıkarak, yazımızın başlığında geçen Profesör ünvanlı Çerkes kökenli bir aydınımız olan Taner Akçam'ı sizlerle buluşturmak ve Çerkes Soykırımının tanınması ile ilgili yapılması gerekenleri anlatmak istiyorum.

Önce Taner Akçam'ın Hürriyet Gazetesinde Nuriye Akman'a verdiği röportajdan bir bölümü paylaşalım.

"Nuriye Akman : Şimdi keyfiniz ne olmak istiyor öyleyse ?

Taner Akçam : Herhangi ulusa dahil olup olmadığımı kendime sormuyorum. Herhalde günlük işlerimi örgütlerken Almanların pek çok kültürel değerini kapmışımdır. Ama Türkçe konuşan bir topluluğa dahilim ve muhtemel onlardan da çok şey kaptım. Ne kadar Türk değilim desem de, bu toplumun Türklerin egemenliğinde bir toplum olarak örgütlenmesinin yarattığı avantajlardan yararlanıyorum. Sülalemiz Çerkezlerden gelme. İstesem "Ben Çerkezim" diye de dolanabilirim. Önemli olan hangi ulusa ait olduğunuz değil, birey olarak nasıl istiyorsak öyle yaşamamız" demektedir Taner Akçam.

Bu röportajı paylaşmamın nedeni "o zaten Türk değil, Ermeni, vatan haini" diye yapılacak saldırılara peşin olarak cevap vermek içindir. Taner Akçam zaten Türk olmadığını kabul ediyor ve Çerkes olduğunun bilincinde. "İstesem 'ben Çerkezim' diye dolanabilirim" diyor. Kişi kendini nasıl kabul ediyorsa öyledir. O biyolojik Çerkes olmasına rağmen Çerkes olduğunun farkında bir dünya vatandaşı.

Eğitimci, yazar, gazeteci ve insan hakları aktivisti Dursun Akçam'ın oğlu olan Taner Akçam sol gelenekten gelen bir ailenin çocuğudur. 1953 yılında doğmuş olan Taner Akçam 1975 yılında ODTÜ İktisadi idari Bilimler fakültesini bitirmiş.1976 Mart’ında sorumlu yazı işleri müdürü olduğu Devrimci Gençlik dergisindeki yazıları nedeniyle tutuklanmış ve 9 yıl hapis cezasına çarptırılmış. 1977 yılında Ankara Merkez kapalı Cezaevinden firar etmiş ve 1978 yılında siyasi mülteci olarak Almanya'ya iltica etmiş. 1988’de Hamburg sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nde "şiddet kültürü ve insan hakları" konusunda çalışmaya başlamış. Taner Akçam 2002'den beri ABD'de Minnesota Üniversitesinde Tarih bölümünde Profesör öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

Ermeni Soykırımı konusunda en fazla yazı yazmış yazar olarak kabul edilen Profesör Taner Akçam'ın, Türkçe, İngilizce ve Almanca olmak üzere, Ermeni meselesinin çeşitli yönleriyle ilgili 18 kitabı bulunuyor.

Peki Taner Akçam "Ermeni Soykırımını" değil de "Çerkes soykırımını" yazabilir miydi?

Bu koşullarda yazmazdı.

Ama gerekli koşullar oluşturulsaydı yazar mıydı?

Bence yazardı. O kendini dünya vatandaşı kabul etse de, Çerkes olduğunun çok net olarak farkında. Onun için onu kazanabiliriz. Şartlarını oluşturduğumuzda Taner Akçam'la birlikte yüzlerce bilim adamının, sanatçının ve yazarın Çerkes soykırımını yazmasını ve işlemesini sağlayabiliriz.

***

Uğradıkları haksızlıkların, soykırım ve sürgünlerin hesabını sormak için örgütlenip kenetlenen halklar mutlaka bir gün başarılı olurlar. Tarih birçok defa mücadele edenlerin başarıya ulaştıklarına şahit olmuştur.

2014 yılında Ermeniler, Alman vatandaşı Türk asıllı, yeni sinema dahisi olarak lanse edilmiş Fatih Akın'a, Ermeni Soykırımının filmini yaptırdılar. The Cut (Kesik) filmi için bu genç Türk yönetmenin emrine 21 milyon dolarlık bir bütçe tahsis ettiler.

Oysa aynı yıllarda uluslararası tek Çerkes aydını ve sanatçısı olan Muhittin İzzet Qandur, Çerkes Ethem'in filmini çekmek için 6 milyon dolarlık bir bütçe aradı. Değerli sanatçımız bu konu ile ilgili olarak defalarca Türkiye'ye gitti geldi. Kültür bakanlığına projeler sunuldu. Ama gerekli finansman sağlanamadığı için bu proje rafa kaldırıldı.

Sessiz sedasız, uğradığı soykırımın yüzüncü yılında, soykırımı  sinema yoluyla da dünyaya duyurmak için, bir Türk yönetmene 21 milyon doları teslim eden Ermeniler mi, yoksa bir halt beceremeyip Muhittin İzzet Qandur'u, üzerinde yıllarca çalıştığı bir projesini rafa kaldırtan Çerkesler mi daha asildir?

Taner Akçam ve yüzlerce bilim adamı, yazar ve sanatçının Ermeni meselesini ve soykırımını yazmasının altındaki sır bu davranış biçiminin altında yatmaktadır.

Uğradığı haksızlığın göç mü, sürgün mü, soykırım mı olduğuna karar verememiş; her 21 Mayıs’ta yaptığının anma mı, protesto mu, kutlama mı olduğunu anlayamamış; Kefken’de mi,

Beşiktaş’ta mı, Samsun’da mı, Kartal’da mı, Taksim’de mi eylem yapacağını öğrenememiş; 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24 mayıstan hangisinde eylem yapacağını bilemeyen bir halka hoşuna gitmeyecek sorular sorarak canını sıktığımın farkındayım.

Ama ne yapalım bizim de işimiz bu: Soru sormak ve bir uyanışa vesile olmak için çabalamak.

Soykırım mücadelesine siyasi bir perspektif veren halkların yürüttükleri mücadele üç aşamalı bir yöntem üzerinden yürütülür. Çerkeslerin mücadelesi de bu yolu izlemek zorundadır.

1- Tanınma ve özür.

2- Tazminat talebi.

3- Toprak talebi ve özgürlük.

İleride daha ayrıntılı yazmak üzere bu üç aşama konusunda kısa bilgi vermek istiyorum.

1- Tanınma ve özür konusundaki mücadele üç alanda koordineli bir biçimde yürütülmek zorundadır.

a-) Kamuoyu Vicdanında : Türkiye’de ve dünyada hayatın her alanında demokratik eylemler düzenleyerek Çerkeslerin uğradığı soykırımın duyurulması gerekmektedir. Bunun için Çerkesler konforlu ve güvenli derneklerinden sokağa çıkmalı ve Çerkes meselesini görünür kılmalıdırlar.

b-) Bilim Dünyasında: Çerkes Soykırımı sözde değil, fiilen yaşanmış tarihsel vakıadır. Ancak bu olayın bilim adamları tarafından tespitinin yapılması gerekmektedir. Bu tespitleri yapabilecek bilim adamlarını bir araya getirecek "Çerkes Soykırımını Araştırma Enstitüsü" oluşumu sağlanmalıdır.

c-) Siyaset Dünyasında: Çerkes meselesi siyasi bir meseledir.Çözüm yolları da siyasi araçlarla olmak zorundadır. Bunun için, her biri siyasi birer organizasyon olan devlet parlamentoları nezdinde soykırımın kabulü sağlanarak, soykırımcı Rusya üzerinde baskı oluşturulmalıdır.

Bu aşamalarda yol alındıktan sonra, soykırımın muhatabı olan Rusya'nın suçunu kabul ve ikrar ederek, özür dilemesi sağlanmalıdır.

2-) Tazminat Talebi : Soykırım suçunu işlemiş olanlar, ülkemizde ve insanımızda yarattıkları tahribatı tazmin etmek zorundadırlar. 150 yıldır ülkemizden çaldıklarını ve sömürdüklerini geri iade etmek zorundadırlar. Rusya’nın ödemesi gereken maddi tazminat yüz milyarlarla ifade edilecek dolardır. Hiç kimse küçük hesapların pazarlığına girmesin, haklıyız  kazanacağız.

3-) Toprak Talebi ve Bağımsızlık : Soykırımcı Rusya, zorla gasp ettiği vatanımızı ve topraklarımızı geri iade etmek zorundadır. Bunu yapmaya onu mecbur edecek mekanizmaları kurmak zorundayız. Rusya vatanımızı bize teslim ettikten sonra, Bağımsız Federal Çerkesya'nın bağımsızlığını kabul edip, bizimle iyi komşu olmayı kabul ederse, o katil soykırımcı ülkeyi, yaptıklarını hiçbir zaman unutmadan affedebiliriz.

Ancak bu süreçleri yönetecek entelektüel sermayeyi, siyasi tecrübeyi, kültürel birikimi, mücadele geleneğini oluşturmak zorundayız. Soykırım mücadelesi elimizdeki kültür dernekleri ile götürülebilecek bir mücadele değildir. Bir siyasi partimizin varlığı çok önemlidir, ancak bu da yeterli değildir. Dünyadaki soykırıma uğramış bütün halkların yaptığı gibi mutlaka "Çerkes Soykırımını Araştırma Enstitüsü" kurulmalıdır. Bu enstitü bir üniversite bünyesinde kurulabileceği gibi, çok yüksek sermayeli bir vakıf bünyesinde de oluşturulabilir.

Çerkes soykırımının süreçlerini yönetecek ve adeta soykırımın sahibi olacak en az 1 milyon dolar sermayeli bu vakıf, bilim ve sanat dünyasının "Çerkes Soykırımına"  ilgi ve desteğini sağlayacaktır.

Şöyle Burs ve Destek ilanları verecektir : Çerkes Soykırımı konusunda doktora tezi yazacak olanlara beşbin dolar, Doçentlik tezi yazacak olanlara onbin dolar, Profsörlük tezi yazacak olanlara yirmi beş bin dolar verilecektir. Çerkes soykırımının izini sürecek belgesel filmcilere sponsor olunacaktır.

Bakın o zaman Taner Akçam da, onun gibi yüzlerce tarihçi, bilim adamı ve sanatçı Çerkes Soykırımını yazmak için nasıl sıraya girecektir.

Bir dava uğruna ölebilecek insanları varsa davadır.

Bir dava uğruna hapse girebilecek, özgürlüğünden vazgeçebilecek insanları varsa davadır.

  Bir dava maddi ve manevi fedakarlıklar yapabilecek insanları varsa davadır.

   Biz burada maddi ve manevi fedakarlıklar yaparak oluşturacağımız "Çerkes Soykırımını Araştırma Enstitüsü"nün Çerkes Soykırımının tanınması konusunda çok önemli bir kilometre taşı döşeyeceğimizi izah etmeye çalıştık. Bu oluşum entelektüel sermaye birikimimiz konusunda da çok önemli bir aşama olacaktır.



2499 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
MİRALAY BEKİR SAMİ GÜNSAV ve BİR HAYAL KIRIKLIĞI - 09/03/2020
Miralay Bekir Sami'nin Müdafayi Milliye Vekili Köprülü Kazım Paşa’ya 11 Ağustosta yazdığı, kurtuluş savaşına katılmasını sağlayıp, şehit olan Çerkeslerin yakınlarının bu sürgünden muaf tutulmasını rica eden mektubu dışında bir karşı çıkış olmamıştır.
STRATEJİK ATAK: TBMM'YE ÇERKES SOYKIRIMININ TAŞINMASI - 02/03/2020
Bu metni TBMM'ye verilmiş herhangi bir dilekçe olmaktan çıkarıp, Çerkes soykırımın tanındığı bir yasa haline getirmek için hepimize çok görev ve sorumluluk düşmektedir.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi