• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam67
Toplam Ziyaret560105
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35745.3789
Euro6.09556.1199
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkesler Neden Sağ Partilere Oy Verdiler? Şimdi Ne Olacak?
14/02/2014

Köyümüzde okul açıldığı zaman ben dört buçuk - beş yaş arası bir yerdeydim.

Ağabeyim de dokuz yaşında olmalıydı. Bugünkü gibi hatırlıyorum, abimin siyah önlüğü ve temiz pantonuyla okula uğurlanışını. Neden ben de okula gitmiyorum diye huysuzluk ve kıskançlık etmiştim.

Büyük bir merakla ve heyecanla abimin okuldan dönüşünü beklemiştik.

Abim okuldan gelir gelmez büyük bir bilmişlikle babama, "Hepimizin anası, hepimizin babası, büyük kurtarıcı, ulu önder kimdir?" diye sormuştu.

Babam önce abimin ne demek istediğini anlayamamış sonra ayağı suya ermişti. "He, neşür keveo" (He, körü diyorsun) demişti.

O gün abim okula gidince, öğretmen büyük çerçeveli bir resimle cami odasından bozma sınıfa girmiş ve bu resimdeki kişiyi tanıyor musunuz diye sormuştu. Ancak köydeki çocukların hiçbiri resimdeki kişiyi ne tanıyabilmiş, nede ismini duymuştu. Çerçeveli resimdeki kişi Atatürkmüş ve öğretmen bütün gün boyunca çocuklara onun kahramanlıklarını anlatmış.

Köyümüzde okulun açıldığı gün Atatürkle tanışmış olduk. Ancak onun adının bizim evimizde ve bütün Çerkes köylerinde neşu (kör), İnönü’nün adının da degu (sağır) olduğunu öğrenmiş olduk.

Çerkes Ethem’den de (Pşevuj) kötü pşov (Çerkesce soyadı) diye bahsederlerdi.

Okulda Atatürk ne kadar yüceltilerek anlatılsa da, evimizde neşu ile degunün yaptığı kötülükler anlatılırdı gizli gizli.

Çerkes Ethem’de köyümüzü üç kez yakmıştı ve sürülmemize sebep olmuştu. Ondanda nefretle bahsedilirdi.

***

1946’da kurulan Demirkırat parti (Çerkesler ve tüm kırsal kesimler Demokrat partiye böyle derdi) 1950’de ezici bir çoğunlukla iktidara gelmiş ve 1960’da askeri bir darbeyle devrilmiş ve Başbakan Menderes idam edilmişti.

Ben 1955 yılında Gönende doğdum. Anavatandan sürülüşümüzün 91 yıl; Cumhuriyetin kuruluşunun 32 yıl sonrasında doğmuşum.Çok partili hayata geçişimizin dokuzuncu yılına, Menderes iktidarının beşinci yılına denk geliyor doğum tarihim.

Menderes’in iktidara geldiği 1950 yılından bu yana 64 yıl geçmiş. Bu 64 yılda ittihatçı ve devletçi CHP’nin bir kez bile tek başına iktidar olması mümkün olmamıştır; olamazdı da.

Büyük kitle partileri sağ kesimlerden çıkmış ve Çerkesler de hep kitlesel olarak sağ partilere

oy vermişlerdir. Demokrat Partiden, Adalet Partisine, Anavatan Partisinden AK Parti’ye uzanan

pragmatik sağ partiler, Cumhuriyet döneminin üçte ikisinden fazlasına damgalarını vurmuşlardır.

Bunun nedenlerini doğru anlayabilmek için, tek parti dönemi uygulamalarına insani bir gözle bakmak yeterlidir.

***

Benim çocukluğum ve gençliğim o dönemi birebir yaşamış insanlarla ve onların anlatmaya bile korktukları acılarıyla birlikte geçti.

1963 yılında 115 yaşında kaybettiğimiz nur yüzlü Luv Dedemiz Kafkasya doğumluydu. Köyün

ve bölgenin veterineri ve hekimiydi. Onun iyileştiremediği hayvan, dilinden anlamadığı ot,

konuşup da şifa vermediği insan yoktu. Ancak o da meşhur yüz ellilikler listesine dahil edilmişti.

10 yıl Yunanistan’da sürgün yaşamış, Cumhuriyetin onuncu yılında çıkan afla evine geri dönebilmişti. Ama sürgünde soğuktan ayağı donmuş ve kesilmişti.

Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşının Anasır-ı İslamın (islam unsurlarının) birlikte savaşı olduğunu

söyleyerek Anadolu’da yaşayan tüm halkları kandırarak yanına çekmişti. 1921 Anayasanın

hiçbir yerinde Türk kelimesi geçmezken, 1924 Anayasası, içinde defalarca Türk kelimesi geçen

ve Türklüğün yüceltildiği bir metin olmuştu.

Cumhuriyetin tek parti dönemi, Türkiye Halklarının, etnik, dini, kültürel, siyasi ve ekonomik

yönden tam bir cehennem azabı yaşadığı dönemdir.

Osmanlı döneminin son etnik katliamını Ermenilere uygulayan ittihatçı zihniyet, Cumhuriyet döneminin ilk etnik temizliğini Çerkeslere uygulamıştır.

1922 yılının Aralık ayında Manyas’ın Mürvetler Çerkes Köyü sürülmüştü (daha T.C. kurulmamış ve dünyada hiçbir devlet tarafından tanınmamıştı).

Peşinden 1923 Haziranında 13 köy daha sürgüne tabi tutulmuş 22 köyün malları sattırılmış sürgüne hazır halde bekletiliyordu. Bu sürgünün tüm Marmara Bölgesi Çerkeslerine yönelik olarak genişlemesi planlanıyordu. Geçen yıl Amasya’da yüz yaşında kaybettiğimiz bir büyüğümüz de, Amasya’daki

Çerkeslerin sürülmelerini engellemek için aralarında para toplayarak Ankara’ya rüşvet olarak gönderdiklerini anlatmıştı.

***

5 Eylül 1923’te Beşiktaş’taki Çerkes Numune Mektebi kapatılıyor ve yöneticileri tutuklanıyordu.

1924’te imzalanan Lozan anlaşmasındaki mübadele maddesi gereği 1.200.000. Hristiyan ve Rum Yunanistan’a sürülürken, 300.000 Giritli, Selanikli, Pomak ve Çingene Anadolu’ya getiriliyordu. Böylelikle Anadolu’dan Hristiyanların kökü kazınıyordu.

Yine Lozan Anlaşmasındaki af kapsamı dışında bırakılan 150'likler listesinin çok önemli bir bölümü Çerkeslerden oluşturuluyordu. Bu operasyonda yürekli birçok Çerkes Kanaat önderi

yurtdışına sürülerek sindiriliyordu; Luv Dedemiz gibi…

Vatandaş Türkçe konuş kampanyalarında Türkçe bilmediği için, Çerkesce, Kürtçe, Lazca konuşan insanlara para cezaları kesiliyordu.

Yol vergilerini ödeyemeyen binlerce köylü ve yoksul insan, ya yol inşaatlarında zorla çalışmaya gönderiliyor ya da hapse atılıyorlardı.

Köylü kendi ürettiği tütünü bile kıyıp içemiyordu, ya da gizli gizli içiyordu. Çünkü tütün kolcuları köyleri basıyor ve kaçak tütün içenlere cezalar kesiyorlardı.

Şapka kanunu ve kılık kıyafet kanunu ile insanların kendi milli ve yöresel kıyafetlerini giymeleri engelleniyor ve asimilasyon başka bir boyuttan destekleniyordu.

Okullarda Çerkesce, Kürtçe, Lazca konuşan çocuklara dayaklar atılıyor ve aşağılanıyorlardı.

1942’de çıkarılan varlık vergisi ile müslüman olmayan vatandaşlarımıza varlıklarının çok üzerinde vergi cezaları kesiliyor, ödeyemeyenleri taş ocaklarına taş kırmaya gönderiyorlardı.

Jandarmanın, vergi memurlarının, ormancıların haksız yere dayaklar atmaları, haraçlar ve rüşvetler almaları, her türlü keyfi uygulamayı yapmaları halkı canından bezdirmişti.

Tüm bu baskılar ve katliamlar Kürtler, Türkler, Aleviler, dindarlar ve solcular üzerinde de tüm şiddetiyle devam etti tek parti iktidarı boyunca.

***

Halk, iktidarı oy vererek değiştirme imkanını ele geçirince, bir daha asla bu devletçi, ittihatçı, baskıcı ve katliamcı anlayışın iktidara gelmesine müsaade etmedi. Çünkü insanlar kendilerine yapılan iyilikleri de, kötülükleri de asla unutmuyorlar.

1950'de Demokrat Parti’yi, 1963'te Adalet Partisi’ni, 1983'te Anavatan Partisi’ni, 2002'de AK Partiyi iktidara getirdi halk. Çerkesler de bu dönemlerde pragmatik sağ partilere kitlesel olarak oy verdiler.

Çok partili hayata geçişimizden bu yana en fazla kesintisiz olarak iktidarda kalabilen parti AK Parti’dir. 2001 ekonomik krizine ve 28 Şubat darbesine tepki olarak iktidara gelen AK Parti Türkiye’nin dönüşümü anlamında çok önemli işlere imza atmıştır.

İttihatçı zihniyetin kurguladığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin genetik şifreleri değiştirilmiştir bu dönemde.

İktidardaki partiler yıpranıp oy kaybederleraslında ancak AK Parti her girdiği seçimde oyunu arttırmıştır.

Çünkü iktidarda olmasına rağmen sisteme muhalefetini sürdürmüştür. Orduya, bürokrasiye, hukuk sistemine, anayasaya, kurulu tıp sistemine muhalefet etmiş ve halk lehine kazanımlar elde etmiştir.

90 yıllık ittihatçı zihniyetin kurguladığı, faşist Türkçü anlayışın hakim olduğu bir devlette etnik kimliklerin tanınabilmesi hiç de kolay birşey değildir. Devlet imkanlarıyla TRT ŞEŞ 24 saat Kürtçe yayın yapıyor. Bunu örnek alan Çerkesler ve diğer etnik topluluklar anadilde televizyon yayını talep ediyor.

Etnik dillerde seçmeli ders eğitimi ve anadil eğitiminin özel okullarda veriliyor olması, çok önemli demokratik kazanımlardır. Ancak asla yeterli değildir.

Çerkes ismiyle derneklerimizi, federasyonlarımızı bu dönemde kurup kocaman tabelalarını asabildik. Daha önceki dönemlerde böyle bir şey yapmaya kalksaydık, Çerkes bölücüsü olarak hapse atılırdık.

Ancak 2011 seçimlerinde % 50 oy alan AK Parti demokrasinin sınırlarını daha fazla genişleteceğine, hızla tek parti döneminin CHP'sine dönüşmektedir. Artık bu dönemde Avrupa Birliği hedefinden, Şangay beşlisine dümen kırılmıştır. Otuz iki yıldan beri cunta anayasası ile yönetilen bir ülke olmanın ayıbından kurtulamamıştır Türkiye.

Özgürlükleri ve diyalogu arttıran bir iktidar güçlenir ve daha iyi yönetir ülkesini. 2011 seçimlerinden sonraki AK Parti iktidarı, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine karşı acımasız, medya üzerinde baskı kurarak özgürlükleri kısıtlayıcı, en son internet yasasıyla da dünyadaki otoriter rejimler arasındaki yerini almıştır.

 Çerkesce televizyon talebimize ısrarla kulaklarını tıkayan Başbakan, Çerkes Soykırımının sembolü olan Soçi'ye gitmekte bir beis görmemiştir.Ancak bundan böyle Başbakan da Balkar Selçuk'un deyişiyle "Nataşalar ve İgorlardan oy ister, Çerkes Halkından değil".

Bundan böyle Çerkes Halkı kendi çıkarları ve ulusal varlığını korumak için politika yapacaktır. Hangi siyasi kuruluş kendisine değer verir ve taleplerini dile getirirse onun yanında yerini alacaktır.

Nitekim ilişki kurduğumuz BDP yönetimi Çerkeslerin sesine kulak vermiş, ÇHİ, ÇDH ve Çerkes-Fed’in "Başbakan Soçiye gitme" çağrısını dile getirerek, Çerkeslerin gönlünde taht kurmuştur. Buradan sayın Selahattin Demirtaş’a Çerkes Halkı adına teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Bundan böyle Çerkesler Kürtlerin Demokrasiyi geliştiren haklı mücadelesinin yanında yerlerini alacaklardır. Süreçten dışlanan tüm etnik toplulukların sesi ve nefesi olacaklardır. Tüm dünyadaki ezilen ve yokolma tehdidi altında olan halklarla dayanışma içerisinde olacaktır Çerkes halkı.

Çerkes Halkını, Çerkes kimliği ile Çerkes Politikası yapan siyasi Çerkes kurumları temsil edecektir.

Bunu,

Putin de öğrenecek, Erdoğan da;

Dost da öğrenecek düşman da!



Paylaş | | Yorum Yaz
3330 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi