• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret780878
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Gündem, Türkiye'nin Seçimi ve Çerkeslerin Konumu
20/02/2015

Değerli Okuyucularım,

Haftada bir kez yazıyor olmak, birçok gündem maddesini kaçırmamıza neden oluyor. Şimdi siz de diyebilirsiniz ki "sende o zaman her gün yaz".

Ama bizler prefosyonel  yazarlar değiliz.

Yürütmek zorunda olduğumuz birçok göreve ilave olarak yazmaya ve davamıza hizmet etmeye çalışıyoruz.

Türkiye’nin gündemi adeta bir pingpong topu gibi gidip geliyor, izlemekte zorlanıyoruz. Toplum hızla bir şiddet sarmalına doğru evriliyor. Devlet ve onun işletmecisi olan hükümet, bu şekilde toplumu germeye devam ederse, gelecek toplumsal tepkilere de hazırlıklı olmak zorundadır.

Tabi hükümet de "iç güvenlik yasası" ile bu hazırlığı yaptığını zannediyor. Temel hak ve özgürlüklere yönelik yasalar, toplum tarafından yırtılıp tarihin çöp sepetine atılır. Ve bu yasaları çıkaranlar da, tarihte diktatörlerin safında yerlerini alırlar.

Devletin kullandığı, toplumu geren ve ötekileştiren dil ve psikoloji, peş peşe yüreğimizi dağlayan haberleri de beraberinde getiriyor. Daha birkaç gün önce, Özgecan kızımızı toprağa verdik.

Kartopu dükkanına isabet etti diye, gazeteci Nuh Köklü bıçaklanarak öldürüldü bir esnaf tarafından.

Mecliste milletvekilleri "iç güvenlik yasası" nedeniyle birbirlerinin boğazını sıkıp, kafasını kırıyor. Toplumun içine girdiği bu şiddet sarmalı çok tehlikeli bir boyuta doğru ilerliyor.

2009 yılından beri yürütülmekte olan "Demokratik Açılım Süreci" ciddi bir tıkanma noktasına doğru ilerliyor. Hükümet süreci "terörü bitirme süreci" olarak yürütüyor ve orta sahada top çevirerek beklentisi olan toplumsal kesimleri oyalıyor. 2009 yılının üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen, demokratikleşme anlamında atılmış somut hiçbir adım yoktur. "Pozitif ayrımcılık" anlamında farklı toplum kesimlerine ayrılmış hiçbir devlet kaynağı harekete geçirilmemiştir. Gerçek anlamda bir demokratikleşmeyi hiçbir zaman hedeflememiş olan devlet bu tıkanmanın yegane müsebbibidir.

KCK tarafından 15 Şubat itibariyle sürecin sona erdiği açıklanmıştır. Türkiye’nin yeniden silahlı çatışma zeminine çekilme riski hızla artmaktadır. 6-7 Ekim olaylarında PKK-KCK-HDP siyaseti neler yapmaya muktedir olduğunun demonstrasyonunu yapmıştır adeta. Taraflar hiçbir şey olmamış gibi yapmışlar ve süreç devam ediyor görüntüsü verilmişti. Ancak görünen o ki hükümetin, yaşanan olaylardan gerekli okumayı yapamadığını anlıyoruz.

Eğer yeniden silahlı çatışma zemini ortaya çıkarsa, Türkiye’nin demokrasisi de, 7 Haziran seçimleri de tehlikeye girebilir.

***

7 Haziran’da Türkiye Halkları bir kez daha sandığa giderek seçimlerini yapacaklar. Bu seçimler, kimin, neyi neden istediğini anlayamadığımız seçimler olarak tarihe geçecektir. Çünkü Türkiye bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanların ülkesidir. Kim daha çok bağırırsa onun haklı çıktığı bir ülkede yaşıyoruz. Fikrin hiçbir önemi yoktur. Haklı çıkmak istiyorsanız daha çok bağırın.

Muhalefet partileri, 12 Eylül Anayasasının şekillendirdiği, her şeyin merkezden yönetildiği bir parlamenter sistemi niye savunurlar anlayamıyorum. İktidar partisi ise nasıl bir başkanlık sistemi istediğini ısrarla anlatmıyor.

Başkanlık sisteminin en eski ve en başarılı uygulandığı A.B.D.'de ülke eyalet parlamentolarıyla yönetilir. Her şey ülkenin yerinden yönetimi üzerine planlanmıştır. Valiler, Belediye Başkanları, Şerifler seçimle işbaşına gelirler. Başkan tayin edeceği elçileri bile senatonun onayından geçirmek zorundadır. A.B.D.'ndeki başkanlık sisteminde Fren-denge mekanizmaları başkanın diktatörleşmesinin önündeki en büyük engeldir.

Ancak anlıyoruz ki, Türkiye’de istenen başkanlık sistemi, bütün yetkilerin tek kişide toplandığı Putin tipi başkanlık sisteminden bile daha sıkı bir başkanlık sistemidir. Bu tip başkanlık sistemlerinin adına diktatörlük diyorlar. Saddam'ın, Kaddafi'nin, Beşar Esad'ın başkanlıkları gibi bir başkanlıktır istenen iktidar tarafından. Ama onların sonunun da ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Türkiye Halkları 7 Haziran’da, maalesef 12 Eylül Anayasası değişmesin diye canını dişine takmış CHP ve MHP’yle, getirmeye çalıştığı başkanlık sistemi ile Türkiye'yi diktatörlüğe götürmek isteyen AKP arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor. HDP'nin barajı aşarak 55-60 milletvekili ile parlamentoya girmesi, her iki kanadın da oyununu bozacaktır.

Çerkesler açısından da, 7 Haziran seçimleri tarihi bir önem taşımaktadır. Çerkeslerin tarihinde bir ilk olan, "Çoğulcu Demokrasi Partisi"nin bağımsız adayları "Çerkes Kimliği" ile seçimlere katılarak "biz de varız" diyerek bir ilke daha imza atacaklardır.

***

Türkiye bundan önceki parlamento seçimlerini 12 Haziran 2011 tarihinde yapmıştı. 2011 yılı da Çerkesler açısından milat sayılan bir yıldır. 3 Şubat 2011 tarihinde Çerkeslerin onurlu evlatlarının oluşturduğu ÇHİ, Çerkes meselesini "görünür" kılarak,meydanlara çıktı ve Çerkes Meselesini siyasallaştırdı. Ulusal ve Uluslararası bazda, birçok eylem, etkinlik ve diplomatik temas yürüten ÇHİ, birçok bağımsız Çerkes Kurumunu da oluşturdu.

Oluşturulan bu kurumların en önemlisi 15 Ağustos 2014 tarihinde kurulan "Çoğulcu Demokrasi Partisi"dir. "Çoğulcu Demokrasi Partisi" Çerkeslerin tarihinde bir ilktir. Artık tüm dünya Çerkeslerinin ve Çerkes Meselesinin siyasi muhatabı ÇDP'dir.

2011Yılında ÇHİ Kadrolarına yapılan suçlamalardan biri de, "bunlar milletvekili olmak için piyasaya çıktılar" şeklindeydi. ÇHİ kadroları Çerkesler için yaptıkları çalışmanın çok daha azını, herhangi bir siyasi partide yapsalardı, çok rahatlıkla milletvekili olabilirlerdi.

Ama ÇHİ kadroları, Çerkeslerin siyasi partisini kurarak, partilerinin bağımsız adayları olarak seçime, "Çerkes Kimliği" ile giriyorlar.

ÇHİ'nin başlattığı Çerkes Meselesinin siyasallaştırılması bir çığır açmıştır. Bu seçimlerde gerek "Çoğulcu Demokrasi Partisi", gerekse başka partilerden "Çerkes Kimliği" ile milletvekili adayı olanların sayısı bir hayli fazladır.

Bu durum Çerkeslerin Türkiye'de "Çerkes Kimliği" ile "Siyasi Statü" kazanmalarının en önemli eşiklerinden biridir. Artık etnik kimliğimizle kendimizi ifade etmenin eşiğini çoktan aşmış bulunuyoruz, sıra "Siyasi Statü"nün elde edilmesine gelmiştir.

Haydi Çerkeslerle birlikte, tüm yok farz edilen kardeşlerimiz "ÇOĞULCU DEMOKRASİ PARTİSİ" saflarına!



2114 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAUTİ VE ŞÜREKASI, RUSYA’YA HİZMETTE SINIR TANIMIYOR - 17/10/2021
DÇB (Dünya Çerkes Birliği) adını taşıyan bir kurum, biz “Kabrdeydik ve Kaberdey kalacağız” diyerek mikro milliyetçiliğe halkı saptırarak bölünmenin kitabını yazıyor.
DÜNYA ÇERKES KONGRESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 03/10/2021
Netleşmemekle birlikte, isminin “DÜNYA ÇERKES KONGRESİ” olması hususunda bir anlayış birliğinin olduğu söylenebilir.
ITC=CHP=DP=AP=MHP=MSP=AKP - 20/09/2021
Cumhuriyet tarihi içerisinde kurulmuş olan bütün düzen partileri İslam soslu Türk ırkçısıdırlar. Farklılıklara hoşgörüleri ve tahammülleri yoktur. Hiç birinin diğerinden farkı yoktur.
ÇERKES ETHEM, DERSİM, KILIÇDAROĞLU VE CHP ÜZERİNE - 12/09/2021
Oturduğu koltuk İçin, kendi soydaşları, akrabaları ve yakınları adına tek kelam edememiş Kılıçdaroğlu Çerkes Ethem ve Çerkesler adına tek kelime edemez.
ALİ SEYİT PAŞA KOLLEKTİF YALANINA İNANACAKMIYIZ? - 30/08/2021
Çerkeslere ağır baskıların startı verilip, askeri okullarda okuyan çocuklar atılırken, rütbesi ferikliğe (Korgeneral) yükseltilmiş bir kimsenin Çerkesler için kılını kıpırdatmış olması mümkün müdür?
ASLAN ARI ANISINA - 24/08/2021
Gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle mahkemede izleyeceğimiz tavrı konuşmak İçin bir araya geldiğimizde “sakın mahkemede korkup geri adım atmayasın” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam.
ÇERKES ETHEM KAZANSAYDI NASIL OLURDU? - 14/08/2021
Eğer Milli Mücadeledeki iç savaşı bir askeri bürokrat olan Mustafa Kemal değil de bir Bolşevik olan Çerkes Ethem kazansaydı, Türkiye Halkları bugün çok daha özgür, çok daha kardeş çok daha mutlu olurlardı.
MUSTAFA KEMAL DİKTATÖRLÜK TARTIŞMASININ NERESİNDEDİR ? - 01/08/2021
İstiklal Mahkemeleri de Kemalist yönetimin cellatlarıydı. Hiç bir üyesi hukukçu olmayan İstiklal Mahkemelerinde avukat ve savcı da yoktu. Mahkeme iddiaları sıralıyor ve hükmünü veriyordu. Mahkeme kararlarına itiraz da mümkün değildi.
İSMAİL CANBULAT, ETHEM’DEN DAHA BÜYÜK ZULÜM GÖRDÜ - 17/07/2021
Böylesine hukuksuz ve ahlak yoksunu yüzlerce kararla İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü pekiştirmişlerdi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi