• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam59
Toplam Ziyaret780735
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.72949.7684
Euro11.320411.3657
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Anavatan Ve Diaspora Üzerine Düşünceler -2-
13/01/2016

Gönlümde yatan aslan, Çerkeslerin diasporası olmayan bir halk olarak, anavatanlarında, özgür, mutlu ve medeni bir halk ve bağımsız bir devlet olarak yaşıyor olmalarıdır. Ama kaderin bir tecellisi olarak ve kötü Rusya'nın soykırımı ve sürgünü ile % 90'ı sürgüne uğrayıp dünyanın dört bir yanına savrulurken, % 10'u ancak anavatanında kalabilmiş bir halk haline geldik.

Geçen yazımızda anavatandaki kazanımlarımız üzerine kısa bir kronolojik projeksiyon denemesi yapmıştık. Anavatanımızdaki kazanımlarımızın, siyasi anlayışla ve siyasi desteklerle, pozitif  ayrımcılık yapılarak maddi destek verilmesiyle ne kadar yakından ilintili olduğunun tespitini yapmıştık.

Yazımızın bu bölümünde diaspora üzerine kronolojik bir projeksiyon tutarak hangi  dönemlerde kayıplar verilmiş, hangi dönemlerde kazanımlar elde edilmiş, anlamaya çalışacağız.

***

Geçen yazımızda diasporayı 1864'ten 1923'e, 1923ten 2009'a, 2009dan günümüze gelen bir kronoloji içerisinde inceleyeceğimizi belirtmiştik.

Rusya yüzyıl süren acımasız bir savaş ve katliam sonucu Çerkeslerin vatanı Çerkesya'yı işgal etti. Bu katliam ve işgal tamamlandığında tarihler 21 Mayıs 1864'ü gösteriyordu. Çarlık Rusya’sı, katliamdan ölmeden kurtulmuş olan Çerkeslerin kayıtsız şartsız vatanlarını terk etmelerini emrediyordu. Bu konu ile ilgili olarak Osmanlı Devleti ile gerekli anlaşma sağlanmıştı. Rusya ile Osmanlının Çerkesleri kabulü anlaşmasında, Çerkeslerin Rusya’ya yakın bölgelere yerleştirilmemesi şartına uygun bir iskan politikası izlendi. Yugoslavya'dan Irak'a kadar dağınık bir biçimde Çerkesleri iskan eden Osmanlı, hem Çerkeslerin eriyerek yok olmasını; hem de kendisine bir tehlike teşkil etmemesinin önlemini alıyordu.

Büyük sürgün Samsun ve Trabzon Limanlarından Anadolu’ya, Varna ve Köstence Limanları üzerinden Balkanlara gerçekleşiyordu. Doksanüç harbi diye bilinen 1877 Osmanlı-Rus savaşında Balkanlara yerleştirilen Çerkesler Osmanlı’nın yanında savaşa katılıp, hem Rusya’ya; hem de Balkanlarda yaşayan Hıristiyan ahaliye büyük zararlar verince ikinci bir sürgün daha yaşadılar. 1878 yılında imzalanan Berlin Anlaşmasına konan özel bir madde ile Çerkeslere ikinci büyük bir sürgün daha yaşatıldı. Balkanlara yerleşmiş olan 450.000 Çerkes büyük sürgünden on beş yıl sonra Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya sürüldü.

Osmanlı topraklarında bir çok Çerkes en iyi bildikleri askerlik mesleğini seçerek, Osmanlı askeri bürokrasisinde yükseldi. Anadolu ve Ortadoğu’daki Çerkes köyleri birer kültür adası olarak varlıklarını uzun süre sürdürdü.

1908 yılı hem Osmanlı için, hem de Çerkeslerle birlikte tüm Osmanlı’da yaşayan etnik topluluklar için bir dönüm noktasıdır. 1908’de ilan edilen meşrutiyetle birlikte gelen örgütlenme özgürlüğüyle birlikte Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti kurulmuştur. Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti, asker ve sivil bürokrat Çerkesler tarafından kurulmuştur. Çerkeslerin eğitimini birinci sıraya koyan cemiyet 1910 yılında Çerkes Teavün Mektebini kurdurmuştur. (Bu okulun varlığından da, Erol Karayel arkadaşımızın yapılan bir araştırmayı camiamızın önüne taşımasıyla daha yeni haberdar olduk). Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti, Xızelt İbrahim, Tsağo Nuri, Yusuf  Suat Neğuç gibi eğitimcileri ve kitapları anavatana göndererek okullar açtırmıştır.

Osmanlı bürokrasisinde bir etkinlik sağlamış olan Çerkesler, Osmanlının yıkılış ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş döneminde önemli roller oynadılar. Asker ve Bürokrat Çerkes çevrelerinde bir kimlik bilinci oluşmaya ve siyasi mücadelenin önemi kavranmaya başlandı. Kafkasya’nın bağımsızlığı davasını savunmak için Şimali Kafkas Cemiyeti kuruldu. Savaş dolayısıyla kapanmış olan Çerkes İttihat Mektebi’nin yerine, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyetince "Çerkes Numune Mektebi" açıldı.

1921 yılında İzmir’de kurulmuş olan Şark-i Karib Çerkesleri Temini Hukuk Cemiyeti, Çerkes Diasporasında bugüne kadar dile getirilmiş en ileri düzeydeki talepleri dile getirmiş olan Çerkes yapılanmasıdır.

30 Ağustos 1922 yılında Anadolu’yu işgalle görevlendirilmiş olan Yunan Ordusu kesin yenilgiye uğratıldı. Daha dünyada kimsenin tanımadığı yeni Türk devleti ilk katliamını Çerkeslere uyguladı. 1923'ün Haziran ayında Gönen-Manyas Çerkesleri sürgüne gönderildi. Yine 1923'ün Eylül ayında "Çerkes Numune Mektebi" ile tüm Çerkes Kurumları kapatıldı ve yöneticileri cezalandırıldı.

Osmanlıdaki etnik kimliklere hoşgörü ile bakan anlayış cumhuriyetle birlikte terkedilmiş, tek millet yaratma adına tüm ülkede yaşayan etnik topluluklarla birlikte Çerkesler de "inkar, imha ve asimilasyon" politikalarına tabi tutulmuşlardır. Cumhuriyet Tarihinin tek parti döneminde, her türlü baskı ve yasaklamalarla tek millet yaratma politikası kesintisiz sürdürülmüştür.

Çok partili döneme geçişle birlikte, 1950’li yıllarda kurulan Kafkas Kültür Dernekleri günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yine bu dönemden başlayarak birçok yayın organı varlık mücadelemiz adına yayına girmiştir. 2009 yılından sonra birçok Kafkas Derneği isim değiştirerek Çerkes Derneği ismini almış ve Çerkes Dernekleri Federasyonu kurulmuştur.

2009 yılı Türkiye'nin tek tipleştirme konusunda ilk defa kırılma yaşadığı yıldır. İç ve dış baskılar sonucu etnik kimliklerin varlığı kabul edilmek zorunda kalınmıştır. Türkiye Devleti ilk defa Kürtçe yayın yapan televizyon açmıştır. Kürt, Alevi, Roman çalıştayları yapılmıştır. Çerkesce, Kürtçe, Lazca gibi diller seçmeli ders olarak müfredata girmiştir.

Bu sürece dahil edilmeyen Çerkesler, demokratik tepkilerini ortaya koymak için ÇHİ (Çerkes Hakları İnsiyatifi)’yi  oluşturarak meydanlara çıktılar. Anadil eğitimi, Çerkesce televizyon talebini dile getirdiler. Devletin yapmadığı "Çerkes Çalıştayı"nı gerçekleştirdiler.

Ancak Türkiye’de başlatılan Demokratik Açılım Süreci, azınlıklar lehine maddi kaynak ayrılarak gerçek anlamda bir pozitif ayrımcılık getirmemiştir. Ancak bu süreçle birlikte cin şişeden çıkmış olup, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olması mümkün değildir.

Türkiyede yaşayan Çerkesler de, demokratik mücadele veren kesimlerle birlikte mücadele ede ede, eşit yurttaşlar olacak ve ulusal varlıklarını sürdürmek için gerekli maddi kaynakları söke söke alacaklardır.

Gerek Rusya'nın, gerek Türkiye'nin, gerekse Çerkeslerin yaşadıkları diğer diaspora ülkelerinin demokratikleşmesi ve azınlıklar lehine kaynak ayırması Çerkesler için can simidi olacaktır. Anavatan, diaspora ayrımı yapmadan Çerkes Halkının tüm dünyadaki kazanımları bir bütün olarak savunulmalıdır.

Bu iki bölümlük yazı dizimizde, gerek anavatanda, gerek diasporalarda ulusal varlığımızın geliştiği dönemlerin, siyasi koşulların olumlu olduğu dönemlerde olduğu tespitinde birleştiğimizi umuyorum.

Nerede yaşarsak yaşayalım, ulusal kimlik bilincimizi geliştirmek ve yükselmek için mücadele ederken, tüm dünyaya siyasi kanallardan haykırmak ve Çerkes mücadelesini her alanda siyasallaştırmak zorundayız.



1431 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAUTİ VE ŞÜREKASI, RUSYA’YA HİZMETTE SINIR TANIMIYOR - 17/10/2021
DÇB (Dünya Çerkes Birliği) adını taşıyan bir kurum, biz “Kabrdeydik ve Kaberdey kalacağız” diyerek mikro milliyetçiliğe halkı saptırarak bölünmenin kitabını yazıyor.
DÜNYA ÇERKES KONGRESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 03/10/2021
Netleşmemekle birlikte, isminin “DÜNYA ÇERKES KONGRESİ” olması hususunda bir anlayış birliğinin olduğu söylenebilir.
ITC=CHP=DP=AP=MHP=MSP=AKP - 20/09/2021
Cumhuriyet tarihi içerisinde kurulmuş olan bütün düzen partileri İslam soslu Türk ırkçısıdırlar. Farklılıklara hoşgörüleri ve tahammülleri yoktur. Hiç birinin diğerinden farkı yoktur.
ÇERKES ETHEM, DERSİM, KILIÇDAROĞLU VE CHP ÜZERİNE - 12/09/2021
Oturduğu koltuk İçin, kendi soydaşları, akrabaları ve yakınları adına tek kelam edememiş Kılıçdaroğlu Çerkes Ethem ve Çerkesler adına tek kelime edemez.
ALİ SEYİT PAŞA KOLLEKTİF YALANINA İNANACAKMIYIZ? - 30/08/2021
Çerkeslere ağır baskıların startı verilip, askeri okullarda okuyan çocuklar atılırken, rütbesi ferikliğe (Korgeneral) yükseltilmiş bir kimsenin Çerkesler için kılını kıpırdatmış olması mümkün müdür?
ASLAN ARI ANISINA - 24/08/2021
Gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle mahkemede izleyeceğimiz tavrı konuşmak İçin bir araya geldiğimizde “sakın mahkemede korkup geri adım atmayasın” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam.
ÇERKES ETHEM KAZANSAYDI NASIL OLURDU? - 14/08/2021
Eğer Milli Mücadeledeki iç savaşı bir askeri bürokrat olan Mustafa Kemal değil de bir Bolşevik olan Çerkes Ethem kazansaydı, Türkiye Halkları bugün çok daha özgür, çok daha kardeş çok daha mutlu olurlardı.
MUSTAFA KEMAL DİKTATÖRLÜK TARTIŞMASININ NERESİNDEDİR ? - 01/08/2021
İstiklal Mahkemeleri de Kemalist yönetimin cellatlarıydı. Hiç bir üyesi hukukçu olmayan İstiklal Mahkemelerinde avukat ve savcı da yoktu. Mahkeme iddiaları sıralıyor ve hükmünü veriyordu. Mahkeme kararlarına itiraz da mümkün değildi.
İSMAİL CANBULAT, ETHEM’DEN DAHA BÜYÜK ZULÜM GÖRDÜ - 17/07/2021
Böylesine hukuksuz ve ahlak yoksunu yüzlerce kararla İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü pekiştirmişlerdi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi