• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam90
Toplam Ziyaret560000
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Yeni Çözüm: Bağımsız Çerkes Siyasetini Büyütmek!
10/05/2016

Bir halk, içerisinden yetiştirebildiği önderlerinin öngörüsü nispetinde yücelir ya da yok olur.

Tarih, halklarını mahvetmiş önderlerin resmigeçidi gibidir. Roma’yı yakan zalim Neron, sonunda intihar etmek zorunda kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nu 1. Dünya Savaşı’na sokan Enver Paşa, bir imparatorluğu yok ederken, adeta intihar eder gibi ölümün üstüne yürümüştür. 2. Dünya savaşını çıkararak elli milyon insanın ölümüne neden olan Hitler Alman tarihine ve insanlık tarihine bir utanç abidesi olarak geçmiştir.

Ama Liderler vardır, yıkıntıların, enkazların, acıların arasında umudu büyütüp halklarını parlayan bir yıldız gibi yükseltirler.

Mandela  gibi: Dünyanın son ırkçı kalesi Güney Afrika'da, yirmi beş yılını hapiste geçirerek büyük bir bedel ödemiştir. Ancak bütün dünyadan tecrit olan ırkçı Güney Afrika yönetimi onunla cezaevinde anlaşmak zorunda kalmıştır. Bugün Güney Afrika on bir resmi dilin olduğu ve devlet televizyonunun on bir dilde yayın yaptığı, üç ayrı başkenti olan, dünyanın en demokratik ülkesidir.

Yaser Arafat gibi: Mısır’da Filistinli bir sürgün ailenin çocuğu olarak doğmuş olan Yaser Arafat, ömrünü Filistin davasına adamıştır. Defalarca ölümden dönmüştür. Kurduğu örgüt El-Fetih Filistin davasını bir dünya meselesi haline getirmiştir. Bugün Filistin Devleti Birleşmiş Milletlere aday üye statüsünde bir devletse bunu büyük ölçüde Yaser Arafat'a borçludur.

Thedore Herzl gibi: Macaristan'da dünyaya gelmiş bir Yahudi olan Thedore Herzl, politik siyonizmin kurucusudur. Tevrat'ta vaat edilen topraklar olan Kudüs'te İsrail Devleti’ni kurmak için büyük çabalar harcamıştır. Bu konuda büyük maddi kaynakları seferber etmiş ve öncü Yahudilerin Filistin'e dönmesini sağlamıştır. David Ben Gurion, İsrail'in bağımsızlık bildirgesini Thedore Herzl'in resmi önünde okumuştur.

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi: Altı aylıkken Özbekistan'a sürülmüş bir Tatar ailenin çocuğudur Kırımoğlu. Öğrenim görme talebi Sovyetler Birliği'ne ihanet eden bir aileye mensup olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. İnsan hakları mücadelesi sürdürdüğü gerekçesiyle, sürgün olarak yaşadığı Özbekistan'dan defalarca sürgüne gönderilmiştir. 303 gün açlık grevi yaparak dünyada en uzun süre açlık grevi yapma rekoru kırmıştır. Ama bugün Kırım meselesi ve Tatar davası bir dünya meselesi haline gelmiştir.

İnsanlık tarihi zalim liderler gördüğü gibi sevilen liderler de görmüştür. Bu yazımızda örnek olarak seçtiğimiz halkları tarafından çok sevilen liderlerin hepsinin diasporik bir geçmişi var. Ve hepsinin ortaya çıkışı ve meselelerini bir dünya davası haline getirmeleri Çerkes Soykırımından sonradır.

Ve bu liderler ölüm dahil, her türlü bedel ödemeyi göze alıp bir örgütlenme yaratarak, meselelerini bir dünya davası haline getirmiş sonuca  ulaşmışlardır.

Maalesef Çerkesler, soykırım ve sürgünün üzerinden yüz elli yıl geçmiş olmasına rağmen, meselelerini bir dünya davası haline getirememişler, dünya çapında ses getirecek bir örgütlülük ve liderlik yaratamamışlardır.

Bunun nedenlerini bulabilmemiz için eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarını işletmek ve yeni bir yol bulmak gerekiyor.

***

Önce elde ne var, ona bir bakalım.

Çerkeslerin bugüne kadar tüm Kuzey Kafkasya Halkları ile birlikte çözüm olarak ürettiği üç klasik çizgi var.

1- Dönüşçülük

2- Bağımsız Kafkasyacılık

3- Demokratik mücadele çizgisi.

Şimdi bu üç çizgiye kısa birer projeksiyon tutalım.

Dönüşçülük: Dönüşün duayenleri dönüş hareketinin başlangıcını 1968'den başlatıyorlar. Yani milat olarak kendilerini alıyorlar. Ama bu doğru değil. Anavatanından sürülmüş bütün diasporik halklarda olduğu gibi, anavatan özlemi Çerkesler’de sürgünün ilk gününden başlamıştır. 1878 Osmanlı-Rus savaşına var güçleriyle katılan Çerkesler, Osmanlı’nın Rus'u yenmesiyle vatanlarına geri döneceklerini umuyorlardı. Ama tam tersi oldu. 93 harbinde Osmanlı'nın yenilmesiyle birlikte Balkanlardan ikinci bir sürgün yolu göründü Çerkeslere.

1910'lu yıllarda anavatana giderek okullar açmış olan, İbrahim Xzelt, Tsağo Nuri, Yusuf Suat Neğuç gibi önderler ve onların oralara gitmesini sağlayan ve destekleyen Çerkes Teavün Cemiyeti Kadroları dönüşçü değil miydiler?

Sayın Fahri Huvaj'ın dönüş hareketini 1968'den başlatması yanlıştır. Ayrıca dönüşçülük bizim dönüşçülerimizin keşfettiği orjinal bir düşünce değildir. Yahudilerin, Ermenilerin, Filistinlilerin vatan hasreti ve vatanlarına dönme arzusu bizim dönüşçülerimizden kopya çekilmiş bir şey değildir.

Elbette Kamçı, Yamçı, Nartların Sesi gibi dergilerin yayınlanmış olması çok önemlidir. Ancak iradi müdahaleler yapabilecek bir örgütlenme yaratmanın ne anlama geldiğini dönüşçüler hiçbir zaman anlayamamışlardır. Mevcut yapılanmalar içerisinde kendiliğinden bir şeylerin olmasını beklemişlerdir. Bu durum Çerkes Halkında kimlik bilincinin oluşmasını geciktirmiş, hadi dönüyoruz dediklerinde kendilerini destekleyecek kimseyi bulamamışlardır. Kendilerini milat aldıkları 1968 yılından bu yana 48 yıl geçmiş olmasına rağmen dönüşçülük umutsuz bir vaka olarak ortada durmaktadır.

Dönüşçü arkadaşların, modern Siyonizmin kurucusu Thedore Herzl'in Yahudilerin anavatanlarına dönüşünü sağlamak için nasıl büyük kaynakları harekete geçirerek bir dönüşü gerçekleştirip, bir devletin ortaya çıkışını gerçekleştirişini incelemesini öneririm. "Anavatan kollarını açmış sizi bekliyor" diyerek insanlar döndürmek mümkün değildi. Dönüşü verilecek büyük ulusal dönüşüm savaşının bir merhalesi olarak görüp, buna uygun projeler geliştirmek gerekiyordu. Biz dönüşçülerden bugüne kadar böyle projeler görmedik.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, kendiliğinden ya da dönüşçü olarak anavatana dönmüş olanların tamamı maalesef FSB tarafından rehin alınmıştır. Teslim alınamamış Khuade Adnan ve İmdat Kip gibi birkaç yurtseverin başı ise sürekli FSB ile derttedir.

2009 yılında Circassian Canada içerisinde örgütlenen ve Neo-Dönüşçülük olarak tanımlayabileceğimiz Çerkesya Yurtseverleri ismini alan gruptan ayrılanlar, kendilerine Çerkesya Hareketi ismini verip Rusya'ya biat etmiş ve duayen dönüşçü ağabeylerinin yoluna girmişlerdir.

Cherkessia-net çevresinde kalan yurtseverlerin ise, iyi bir internet sitesi işletmek dışında neyi amaçladıklarını anlayabilmiş değilim.

Üç yüz yıl direnerek vatanın terk etmiş bir halka "sığıntı gibi" dönün demek, heyecan yaratmıyor ve karşılık bulmuyor.

Dönüş, "Çerkes Ulusunun yeniden inşası projesi"nin bir parçası olarak konumlandırıldığı zaman bir anlam kazanacaktır.

Bağımsız Kafkasya Çizgisi:11 Mayıs 1918 tarihinde, Çerkeslerin de içinde başat rol oynadığı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kuruldu. Böylesine önemli bir başarıyı kısa süreliğine de olsa gerçekleştirmeyi başarabilmiş bir halka, bu başarı ve onur maalesef unutturuldu. 1950'li ve 1960'lı yıllarda çıkan dergilerin en önemli konusu olan 11 Mayıs, 1970'li yıllarda kurumları ele geçiren dönüşçülerin ve solcuların görmezden gelme gayretleri ile unutturuldu.

Dönüşçü ve sol gelenekten gelen kesimler, 11 Mayıs 1918'de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni, karşı devrimci bir yapılanma gibi gösterip itibarsızlaştırdılar.

Oysa Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Çar yanlısı General Denikin tarafından yıkılmıştır.

Dönüşçülerin ve solcuların görmezden gelme ve itibarsızlaştırma çabalarına karşın, Bağımsız Kafkasya çizgisini savunanlar ortaya güçlü bir argüman ve duruş koyamadılar. Komünizmin yıkılmasıyla birlikte, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kendiliğinden kurulacakmış gibi bir algı yarattılar.

Komünizmin yıkılmasıyla birlikte yıkılan, malesef Bağımsız Kafkasya çizgisi oldu.

Demokratik mücadele Çizgisi: 1968 kuşağı daha kentli ve batılı bir kuşaktı. Çerkeslerin 68 kuşağı içerisinde fazla mensubu olduğu söylenemez. Solun kitleselleşmesi 78 kuşağı dediğimiz köylü gençliğinin üniversiteleri doldurması ile oluştu. Ben de bu dönemde üniversiteye giren köylü gençlerdenim. Bu gençlerin neredeyse ortak söylemi "sosyalizm geldiği zaman bu sorunlar nasıl olsa çözülecek"ten ileri gitmiyordu.

1980 öncesi pıtrak gibi çoğalan sol fraksiyonların tamamında Çerkes gençleri yer aldılar. Bu dönemde yayınlanmış yüzlerce sol derginin hiçbirinde Çerkeslerle ilgili tek bir satır yazı çıkmamıştır. Kimlik bilinci olmayan, kendine güveni olmayan bu köylü Çerkes gençleri, yoldaşlarına meselelerini anlatamadılar. Kendini sol olarak tanımlayan birçok hareket ya şövenist şartlanmalardan, ya da bilgisizlikten Çerkeslerin sorunlarına eğilmedi.

Çerkes meselesini ve azınlıklar meselesini sol ve sosyalist kesime anlatabilmek için, 1979 yılında,"Ulusal sorun ve Çerkeslerin Konumu" isimli kitabı yayınladık.

Bu kitapta, "Hiç kuşku yok ki, küçücük olsa bile homojen bileşimi olan çevresinde, aralarında kuracakları her türlü ilişkiler ve özgür derneklerle, ülkenin hatta dünyanın ayrı ayrı noktalarına dağılmış o milliyetten insanların birleşik halde hareket edebilecekleri özerk küçük idari bölünmeler yaratmak, her türlü ulusal baskıyı ortadan kaldırmak için son derece önemlidir. Bütün bunlar tartışma götürmez ve bunlara ancak gerici ve bürokratik açıdan karşı çıkılabilir.(Lenin UKTH s.51)

Lenin'in şimdi birçok sosyalist ülkede hayata geçmiş olan bu sözlerindeki aydınlatıcı ışık kadar Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Yugoslavya vd. ülkelerdeki Çerkeslerin sorunlarına açıklık getiren başka bir öneri getirilemeyeceği kesin bir gerçektir" diyerek Çerkesler için özerklik talebinde bulunmuştuk.

1980 yılında yayınına başladığımız "Nıbceğu Kültürel Dergi" ile devrimci bir çizgide Çerkes ulusal mücadelesinin örgütlenmesinin adımlarını atmıştık. Ancak başlatılan bu süreç 12 Eylül askeri darbesi ile kesintiye uğradı. 12 Eylül askeri darbesi Türkiye'nin gelişimini kesintiye uğratan gelmiş geçmiş en büyük darbedir.

Türkiye bu dönemin hesaplaşmasını yapamadığı takdirde, hiçbir zaman rayına oturamayacak bir ülke olarak kalacaktır.

Tüm Türkiye gibi Çerkes meselesi de 12 Eylül’den çok etkilenmiş ve geriye düşmüştür. Ancak Çerkes meselesi asıl darbeyi Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile yemiştir.

Böylesi bir duruma karşı hiçbir hazırlığı ve öngörüsü olmayan Çerkes mücadele çizgileri dağıldı ve bir daha toparlanamadılar.

2011 yılına kadar Çerkesler için heyecan yaratacak hiçbir önermede bulunulamadı.

***

Kendi içlerine kapanık, kültürel örgütlenmelere sahip Çerkesler, ilk defa ÇHİ'nin oluşturulmasıyla, meselelerini siyasallaştırarak dışarıya açıldılar ve dünyaya seslendiler. Hep merkeze konumlanmaya alışmış olan Çerkesler, ilk defa merkezin karşısına geçerek siyasi talepte bulundular. Başarılı mitingler ve bir Çalıştayla tüm dünyada ses getirdiler. Anavatanın ve tüm diasporaların umudu oldular.

Rusya'nın manuple ettiği kurumların tekelinde olan kültürel alan Çerkes-Fed kurularak kırılmıştır.

Siyasi bir mesele olan Çerkes davasının siyasi muhatabı olarak ÇDP kurulmuş, Çerkes kimliği ile 7 Haziran 2015 seçimlerine katılınarak Çerkesler uluslararası siyasi arenada siyasi bir figür haline getirilmiştir.

Şimdi yeni olan budur!

Şimdi artık siyasallaşma zamanıdır!

Şimdi bağımsız Çerkes siyasetini büyütme zamanıdır!

Şişkin egolu duayenler ve kalem erbabı görse de görmese de yeni umudumuz tarihteki ilk ve tek siyasi partimiz ÇDP'dir!



Paylaş | | Yorum Yaz
1126 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi