• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam130
Toplam Ziyaret781150
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar9.45089.4887
Euro10.973511.0175
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Yeni Çözüm: Bağımsız Çerkes Siyasetini Büyütmek!
10/05/2016

Bir halk, içerisinden yetiştirebildiği önderlerinin öngörüsü nispetinde yücelir ya da yok olur.

Tarih, halklarını mahvetmiş önderlerin resmigeçidi gibidir. Roma’yı yakan zalim Neron, sonunda intihar etmek zorunda kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nu 1. Dünya Savaşı’na sokan Enver Paşa, bir imparatorluğu yok ederken, adeta intihar eder gibi ölümün üstüne yürümüştür. 2. Dünya savaşını çıkararak elli milyon insanın ölümüne neden olan Hitler Alman tarihine ve insanlık tarihine bir utanç abidesi olarak geçmiştir.

Ama Liderler vardır, yıkıntıların, enkazların, acıların arasında umudu büyütüp halklarını parlayan bir yıldız gibi yükseltirler.

Mandela  gibi: Dünyanın son ırkçı kalesi Güney Afrika'da, yirmi beş yılını hapiste geçirerek büyük bir bedel ödemiştir. Ancak bütün dünyadan tecrit olan ırkçı Güney Afrika yönetimi onunla cezaevinde anlaşmak zorunda kalmıştır. Bugün Güney Afrika on bir resmi dilin olduğu ve devlet televizyonunun on bir dilde yayın yaptığı, üç ayrı başkenti olan, dünyanın en demokratik ülkesidir.

Yaser Arafat gibi: Mısır’da Filistinli bir sürgün ailenin çocuğu olarak doğmuş olan Yaser Arafat, ömrünü Filistin davasına adamıştır. Defalarca ölümden dönmüştür. Kurduğu örgüt El-Fetih Filistin davasını bir dünya meselesi haline getirmiştir. Bugün Filistin Devleti Birleşmiş Milletlere aday üye statüsünde bir devletse bunu büyük ölçüde Yaser Arafat'a borçludur.

Thedore Herzl gibi: Macaristan'da dünyaya gelmiş bir Yahudi olan Thedore Herzl, politik siyonizmin kurucusudur. Tevrat'ta vaat edilen topraklar olan Kudüs'te İsrail Devleti’ni kurmak için büyük çabalar harcamıştır. Bu konuda büyük maddi kaynakları seferber etmiş ve öncü Yahudilerin Filistin'e dönmesini sağlamıştır. David Ben Gurion, İsrail'in bağımsızlık bildirgesini Thedore Herzl'in resmi önünde okumuştur.

Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi: Altı aylıkken Özbekistan'a sürülmüş bir Tatar ailenin çocuğudur Kırımoğlu. Öğrenim görme talebi Sovyetler Birliği'ne ihanet eden bir aileye mensup olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. İnsan hakları mücadelesi sürdürdüğü gerekçesiyle, sürgün olarak yaşadığı Özbekistan'dan defalarca sürgüne gönderilmiştir. 303 gün açlık grevi yaparak dünyada en uzun süre açlık grevi yapma rekoru kırmıştır. Ama bugün Kırım meselesi ve Tatar davası bir dünya meselesi haline gelmiştir.

İnsanlık tarihi zalim liderler gördüğü gibi sevilen liderler de görmüştür. Bu yazımızda örnek olarak seçtiğimiz halkları tarafından çok sevilen liderlerin hepsinin diasporik bir geçmişi var. Ve hepsinin ortaya çıkışı ve meselelerini bir dünya davası haline getirmeleri Çerkes Soykırımından sonradır.

Ve bu liderler ölüm dahil, her türlü bedel ödemeyi göze alıp bir örgütlenme yaratarak, meselelerini bir dünya davası haline getirmiş sonuca  ulaşmışlardır.

Maalesef Çerkesler, soykırım ve sürgünün üzerinden yüz elli yıl geçmiş olmasına rağmen, meselelerini bir dünya davası haline getirememişler, dünya çapında ses getirecek bir örgütlülük ve liderlik yaratamamışlardır.

Bunun nedenlerini bulabilmemiz için eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarını işletmek ve yeni bir yol bulmak gerekiyor.

***

Önce elde ne var, ona bir bakalım.

Çerkeslerin bugüne kadar tüm Kuzey Kafkasya Halkları ile birlikte çözüm olarak ürettiği üç klasik çizgi var.

1- Dönüşçülük

2- Bağımsız Kafkasyacılık

3- Demokratik mücadele çizgisi.

Şimdi bu üç çizgiye kısa birer projeksiyon tutalım.

Dönüşçülük: Dönüşün duayenleri dönüş hareketinin başlangıcını 1968'den başlatıyorlar. Yani milat olarak kendilerini alıyorlar. Ama bu doğru değil. Anavatanından sürülmüş bütün diasporik halklarda olduğu gibi, anavatan özlemi Çerkesler’de sürgünün ilk gününden başlamıştır. 1878 Osmanlı-Rus savaşına var güçleriyle katılan Çerkesler, Osmanlı’nın Rus'u yenmesiyle vatanlarına geri döneceklerini umuyorlardı. Ama tam tersi oldu. 93 harbinde Osmanlı'nın yenilmesiyle birlikte Balkanlardan ikinci bir sürgün yolu göründü Çerkeslere.

1910'lu yıllarda anavatana giderek okullar açmış olan, İbrahim Xzelt, Tsağo Nuri, Yusuf Suat Neğuç gibi önderler ve onların oralara gitmesini sağlayan ve destekleyen Çerkes Teavün Cemiyeti Kadroları dönüşçü değil miydiler?

Sayın Fahri Huvaj'ın dönüş hareketini 1968'den başlatması yanlıştır. Ayrıca dönüşçülük bizim dönüşçülerimizin keşfettiği orjinal bir düşünce değildir. Yahudilerin, Ermenilerin, Filistinlilerin vatan hasreti ve vatanlarına dönme arzusu bizim dönüşçülerimizden kopya çekilmiş bir şey değildir.

Elbette Kamçı, Yamçı, Nartların Sesi gibi dergilerin yayınlanmış olması çok önemlidir. Ancak iradi müdahaleler yapabilecek bir örgütlenme yaratmanın ne anlama geldiğini dönüşçüler hiçbir zaman anlayamamışlardır. Mevcut yapılanmalar içerisinde kendiliğinden bir şeylerin olmasını beklemişlerdir. Bu durum Çerkes Halkında kimlik bilincinin oluşmasını geciktirmiş, hadi dönüyoruz dediklerinde kendilerini destekleyecek kimseyi bulamamışlardır. Kendilerini milat aldıkları 1968 yılından bu yana 48 yıl geçmiş olmasına rağmen dönüşçülük umutsuz bir vaka olarak ortada durmaktadır.

Dönüşçü arkadaşların, modern Siyonizmin kurucusu Thedore Herzl'in Yahudilerin anavatanlarına dönüşünü sağlamak için nasıl büyük kaynakları harekete geçirerek bir dönüşü gerçekleştirip, bir devletin ortaya çıkışını gerçekleştirişini incelemesini öneririm. "Anavatan kollarını açmış sizi bekliyor" diyerek insanlar döndürmek mümkün değildi. Dönüşü verilecek büyük ulusal dönüşüm savaşının bir merhalesi olarak görüp, buna uygun projeler geliştirmek gerekiyordu. Biz dönüşçülerden bugüne kadar böyle projeler görmedik.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra, kendiliğinden ya da dönüşçü olarak anavatana dönmüş olanların tamamı maalesef FSB tarafından rehin alınmıştır. Teslim alınamamış Khuade Adnan ve İmdat Kip gibi birkaç yurtseverin başı ise sürekli FSB ile derttedir.

2009 yılında Circassian Canada içerisinde örgütlenen ve Neo-Dönüşçülük olarak tanımlayabileceğimiz Çerkesya Yurtseverleri ismini alan gruptan ayrılanlar, kendilerine Çerkesya Hareketi ismini verip Rusya'ya biat etmiş ve duayen dönüşçü ağabeylerinin yoluna girmişlerdir.

Cherkessia-net çevresinde kalan yurtseverlerin ise, iyi bir internet sitesi işletmek dışında neyi amaçladıklarını anlayabilmiş değilim.

Üç yüz yıl direnerek vatanın terk etmiş bir halka "sığıntı gibi" dönün demek, heyecan yaratmıyor ve karşılık bulmuyor.

Dönüş, "Çerkes Ulusunun yeniden inşası projesi"nin bir parçası olarak konumlandırıldığı zaman bir anlam kazanacaktır.

Bağımsız Kafkasya Çizgisi:11 Mayıs 1918 tarihinde, Çerkeslerin de içinde başat rol oynadığı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kuruldu. Böylesine önemli bir başarıyı kısa süreliğine de olsa gerçekleştirmeyi başarabilmiş bir halka, bu başarı ve onur maalesef unutturuldu. 1950'li ve 1960'lı yıllarda çıkan dergilerin en önemli konusu olan 11 Mayıs, 1970'li yıllarda kurumları ele geçiren dönüşçülerin ve solcuların görmezden gelme gayretleri ile unutturuldu.

Dönüşçü ve sol gelenekten gelen kesimler, 11 Mayıs 1918'de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni, karşı devrimci bir yapılanma gibi gösterip itibarsızlaştırdılar.

Oysa Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Çar yanlısı General Denikin tarafından yıkılmıştır.

Dönüşçülerin ve solcuların görmezden gelme ve itibarsızlaştırma çabalarına karşın, Bağımsız Kafkasya çizgisini savunanlar ortaya güçlü bir argüman ve duruş koyamadılar. Komünizmin yıkılmasıyla birlikte, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kendiliğinden kurulacakmış gibi bir algı yarattılar.

Komünizmin yıkılmasıyla birlikte yıkılan, malesef Bağımsız Kafkasya çizgisi oldu.

Demokratik mücadele Çizgisi: 1968 kuşağı daha kentli ve batılı bir kuşaktı. Çerkeslerin 68 kuşağı içerisinde fazla mensubu olduğu söylenemez. Solun kitleselleşmesi 78 kuşağı dediğimiz köylü gençliğinin üniversiteleri doldurması ile oluştu. Ben de bu dönemde üniversiteye giren köylü gençlerdenim. Bu gençlerin neredeyse ortak söylemi "sosyalizm geldiği zaman bu sorunlar nasıl olsa çözülecek"ten ileri gitmiyordu.

1980 öncesi pıtrak gibi çoğalan sol fraksiyonların tamamında Çerkes gençleri yer aldılar. Bu dönemde yayınlanmış yüzlerce sol derginin hiçbirinde Çerkeslerle ilgili tek bir satır yazı çıkmamıştır. Kimlik bilinci olmayan, kendine güveni olmayan bu köylü Çerkes gençleri, yoldaşlarına meselelerini anlatamadılar. Kendini sol olarak tanımlayan birçok hareket ya şövenist şartlanmalardan, ya da bilgisizlikten Çerkeslerin sorunlarına eğilmedi.

Çerkes meselesini ve azınlıklar meselesini sol ve sosyalist kesime anlatabilmek için, 1979 yılında,"Ulusal sorun ve Çerkeslerin Konumu" isimli kitabı yayınladık.

Bu kitapta, "Hiç kuşku yok ki, küçücük olsa bile homojen bileşimi olan çevresinde, aralarında kuracakları her türlü ilişkiler ve özgür derneklerle, ülkenin hatta dünyanın ayrı ayrı noktalarına dağılmış o milliyetten insanların birleşik halde hareket edebilecekleri özerk küçük idari bölünmeler yaratmak, her türlü ulusal baskıyı ortadan kaldırmak için son derece önemlidir. Bütün bunlar tartışma götürmez ve bunlara ancak gerici ve bürokratik açıdan karşı çıkılabilir.(Lenin UKTH s.51)

Lenin'in şimdi birçok sosyalist ülkede hayata geçmiş olan bu sözlerindeki aydınlatıcı ışık kadar Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Yugoslavya vd. ülkelerdeki Çerkeslerin sorunlarına açıklık getiren başka bir öneri getirilemeyeceği kesin bir gerçektir" diyerek Çerkesler için özerklik talebinde bulunmuştuk.

1980 yılında yayınına başladığımız "Nıbceğu Kültürel Dergi" ile devrimci bir çizgide Çerkes ulusal mücadelesinin örgütlenmesinin adımlarını atmıştık. Ancak başlatılan bu süreç 12 Eylül askeri darbesi ile kesintiye uğradı. 12 Eylül askeri darbesi Türkiye'nin gelişimini kesintiye uğratan gelmiş geçmiş en büyük darbedir.

Türkiye bu dönemin hesaplaşmasını yapamadığı takdirde, hiçbir zaman rayına oturamayacak bir ülke olarak kalacaktır.

Tüm Türkiye gibi Çerkes meselesi de 12 Eylül’den çok etkilenmiş ve geriye düşmüştür. Ancak Çerkes meselesi asıl darbeyi Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile yemiştir.

Böylesi bir duruma karşı hiçbir hazırlığı ve öngörüsü olmayan Çerkes mücadele çizgileri dağıldı ve bir daha toparlanamadılar.

2011 yılına kadar Çerkesler için heyecan yaratacak hiçbir önermede bulunulamadı.

***

Kendi içlerine kapanık, kültürel örgütlenmelere sahip Çerkesler, ilk defa ÇHİ'nin oluşturulmasıyla, meselelerini siyasallaştırarak dışarıya açıldılar ve dünyaya seslendiler. Hep merkeze konumlanmaya alışmış olan Çerkesler, ilk defa merkezin karşısına geçerek siyasi talepte bulundular. Başarılı mitingler ve bir Çalıştayla tüm dünyada ses getirdiler. Anavatanın ve tüm diasporaların umudu oldular.

Rusya'nın manuple ettiği kurumların tekelinde olan kültürel alan Çerkes-Fed kurularak kırılmıştır.

Siyasi bir mesele olan Çerkes davasının siyasi muhatabı olarak ÇDP kurulmuş, Çerkes kimliği ile 7 Haziran 2015 seçimlerine katılınarak Çerkesler uluslararası siyasi arenada siyasi bir figür haline getirilmiştir.

Şimdi yeni olan budur!

Şimdi artık siyasallaşma zamanıdır!

Şimdi bağımsız Çerkes siyasetini büyütme zamanıdır!

Şişkin egolu duayenler ve kalem erbabı görse de görmese de yeni umudumuz tarihteki ilk ve tek siyasi partimiz ÇDP'dir!



1472 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

HAUTİ VE ŞÜREKASI, RUSYA’YA HİZMETTE SINIR TANIMIYOR - 17/10/2021
DÇB (Dünya Çerkes Birliği) adını taşıyan bir kurum, biz “Kabrdeydik ve Kaberdey kalacağız” diyerek mikro milliyetçiliğe halkı saptırarak bölünmenin kitabını yazıyor.
DÜNYA ÇERKES KONGRESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER - 03/10/2021
Netleşmemekle birlikte, isminin “DÜNYA ÇERKES KONGRESİ” olması hususunda bir anlayış birliğinin olduğu söylenebilir.
ITC=CHP=DP=AP=MHP=MSP=AKP - 20/09/2021
Cumhuriyet tarihi içerisinde kurulmuş olan bütün düzen partileri İslam soslu Türk ırkçısıdırlar. Farklılıklara hoşgörüleri ve tahammülleri yoktur. Hiç birinin diğerinden farkı yoktur.
ÇERKES ETHEM, DERSİM, KILIÇDAROĞLU VE CHP ÜZERİNE - 12/09/2021
Oturduğu koltuk İçin, kendi soydaşları, akrabaları ve yakınları adına tek kelam edememiş Kılıçdaroğlu Çerkes Ethem ve Çerkesler adına tek kelime edemez.
ALİ SEYİT PAŞA KOLLEKTİF YALANINA İNANACAKMIYIZ? - 30/08/2021
Çerkeslere ağır baskıların startı verilip, askeri okullarda okuyan çocuklar atılırken, rütbesi ferikliğe (Korgeneral) yükseltilmiş bir kimsenin Çerkesler için kılını kıpırdatmış olması mümkün müdür?
ASLAN ARI ANISINA - 24/08/2021
Gıyaben tanıştığımız Aslan Arı ağabeyimizle mahkemede izleyeceğimiz tavrı konuşmak İçin bir araya geldiğimizde “sakın mahkemede korkup geri adım atmayasın” dediğinde nasıl sevindiğimi anlatamam.
ÇERKES ETHEM KAZANSAYDI NASIL OLURDU? - 14/08/2021
Eğer Milli Mücadeledeki iç savaşı bir askeri bürokrat olan Mustafa Kemal değil de bir Bolşevik olan Çerkes Ethem kazansaydı, Türkiye Halkları bugün çok daha özgür, çok daha kardeş çok daha mutlu olurlardı.
MUSTAFA KEMAL DİKTATÖRLÜK TARTIŞMASININ NERESİNDEDİR ? - 01/08/2021
İstiklal Mahkemeleri de Kemalist yönetimin cellatlarıydı. Hiç bir üyesi hukukçu olmayan İstiklal Mahkemelerinde avukat ve savcı da yoktu. Mahkeme iddiaları sıralıyor ve hükmünü veriyordu. Mahkeme kararlarına itiraz da mümkün değildi.
İSMAİL CANBULAT, ETHEM’DEN DAHA BÜYÜK ZULÜM GÖRDÜ - 17/07/2021
Böylesine hukuksuz ve ahlak yoksunu yüzlerce kararla İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü pekiştirmişlerdi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi