• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam45
Toplam Ziyaret709908
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ
07/06/2020

“Üçüncü Sürgün: Gönen-Manyas Çerkes Sürgünü” kitabımın yazım işlemini bitirmiş bulunuyorum. Ailesi sürgüne gönderilmiş Gönen’li bir Çerkes olarak üzerime düşen borcun bir bölümünü ödediğimi düşünüyorum.

Kitabın ismini “Üçüncü Sürgün” olarak koymamızın nedeni, Anavatan’dan sürülüşümüzün ardından, Balkanlar’dan Anadolu ve Ortadoğu’ya gerçekleşen ikinci sürgünden sonra, Diasporada Çerkesler üzerinde en yıkıcı etkiler yaratan sürgünün Gönen-Manyas Çerkes sürgünü olmasıdır.

 Bu sürgüne dair çeşitli makaleler, satır aralarında bazı bölümler olmasına rağmen, sanıyorum tamamı Gönen-Manyas Çerkes sürgününü konu alan  ilk kitap bu olacak.

 İki yıl aralıksız üzerinde çalıştığım bu kitapta meselenin siyasi arka planı, İttihatçılık, Kemalizm ve Türk ırkçılığı ile bir hesaplaşma denemesi bulacaksınız. Gerçek suçlunun adını söylemesek de siz onu teşhis edeceksiniz.

 Redaksiyon ve yayınevi meseleleri çözüldükten sonra inşallah kitabı sizlerle buluşturacağız. Silinen tarih hafızamıza katkı sunma anlamında bir etki sağlayacağına inanıyorum.

***

Rusya’ya çok fazla asker, para ve zaman kaybettiren Kafkasya topraklarının ana halkını oluşturan Çerkeslerin, o topraklarda yaşamaya devam etmesi, Rusya’nın egemenliğini zorlaştıracak, hatta mümkün kılmayacaktı. Onun için Rusya’nın devlet aklı Çerkesleri Kafkasya coğrafyasından söküp kazıma kararına vardı.1864 yılından önce ve sonra büyük Çerkes Sürgünü Karadeniz üzerinden Osmanlı Coğrafyasına çok zor koşullarda gerçekleşti. Çerkes Sürgünü kırık dökük gemilerle Karadeniz kıyılarına büyük kayıplar vererek gerçekleşti. Birinci sürgünün Anadolu ve Ortadoğu’ya olan kısmı ile ilgili olarak az da olsa bir bilgi mevcuttur.

Karadeniz’in Varna ve Köstence Limanlarına çıkarılan Çerkeslerin Romanya ve Bulgaristan’a yerleştirilmeleri, 93 Harbinden sonra,1877 ve 1878 yıllarında yapılan Ayastefenos ve Berlin Anlaşmaları’na Rusya tarafından özel olarak koydurulan maddeler ile Bulgaristan’dan ve Romanya’dan Anadolu ve Ortadoğu’ya gerçekleştirilen ikinci sürgün ile ilgili olarak Walter Richmond’un Çerkes Soykırımı kitabindan uzun bir alıntı yapacağız :

“Birisi, tüm başlarına gelenlerden sonra sürgünden sağ kurtulmayı başarmış olan Çerkeslerin neredeyse yarısının tekrar evlerinden atılacaklarını ve açlığa, soğuğa ve katliama maruz kalacaklarını söylese, herhalde bunun zalimce bir şaka olduğunu düşünürdü. Ne yazık ki, 1877-1878 Rus-Osmanlı Savaşı esnasında olan buydu ve Rumeli’ndeki Çerkesler, Tatar ve Türk komşularıyla birlikte yeni evlerinden de atıldılar.

Rusların Bulgaristan ve Rumeli’ndeki tutumları, Müslüman Halkı Rusya’nın kendilerini ya kılıçla ya da zorla bu topraklardan sürerek YOK etme niyetinde olduğuna ikna etmişti.

Ruslar ya da onların koruması altındaki Bulgarlar tarafından kendilerine uygulanan açık zorbalık nüfus arasında terör etkisi yarattı. Şimdi din kardeşlerinin başlarına gelenlerden kaçabilmek için Ruslar ilerledikçe kaçıyor ve Türk kalelerine ve İstanbul’a sığınıyorlar... Dün pek çok vapurun erkeklerden ve kadınlardan ve çocuklardan oluşan bu zavallı yaratıklarla doldurulduğunu gördüm. Dünyada sahip oldukları her şeyi arkalarında bırakıp kaybetmiş şekilde inanılmaz bir ızdırap  ve sefalet içinde buraya getirilip bırakılıyor. İstanbul’da sayıları her gün daha da artacak olan bu kalabalığın varlıklarının ve bunların yaşadıkları acıların şehrin Müslüman Halkı arasında yaratabileceği infialin kargaşaya yol açmasından ya da Rusların Çerkesleri anavatanlarından çıkartmış oldukları zaman yaşandığı gibi pek çok aç insanın toplanması nedeniyle tehlikeli bir salgın olmasından korkuluyor.

İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Austen Henry Layard bu mektubu, Rusların hala Rumeli sınırlarında olduğu Temmuz 1877’de yazmıştı. İşgal ilerledikçe büyükelçi tarafından tarif edilen bu sefalet ona katlanmıştı.

1860’da yüzyılın başlarında Avrupa’nın büyük bölümünü süpürmüş olan aynı milliyetçilik bu sefer bulgarları etkiliyordu. Elbette Osmanlı'nın 100 yıldır devam eden kötü yönetimi de isyan için yeterince sebep sağlıyordu. İşler çığırından çıktı ve radikal unsurlar Mayıs 1876'da bin kadar Müslüman köylüyü katlettiler. Buna yanıt olarak osmanlarda isyanı bastırmak ve Müslüman köyleri korumak için başıbozuklar olarak adlandırılan düzensiz birlikler oluşturdular. Bu birliklerin bir kısmı Çerkesti ve bunların vereceği karşılığı tahmin etmek zor değildi. Slav Hristiyanlar tarafından yapılan katliamları çok iyi bildikleri ve verilecek yanıt olarak tek bir yöntem bildikleri için hışımla Bulgarlara yöneldiler. Bir misillemeyi körüklemek ve Bulgarların batılı güçlerin müdahalesini isteyebilmeleri için bahane yaratmak amacıyla bir Çerkez köyünü ateşe veren Bulgar partizanlar etnik çatışmayı başlatan taraf oldu. Elbette Slav Hristiyanların köylerini yakması Çerkesleri sadece fazla dehşet ve öfke ile doldurdu ve şiddet tırmandı. 1876 boyunca her iki tarafça Bulgar dehşeti olarak bilinen yağmalar tecavüzler ve katliamlar gerçekleştirildi. İngilizler Bulgarları destekledikleri için Avrupa'da hikayenin sadece bir kısmı biliniyordu ve bu dehşetin tüm sorumluluğu haksız şekilde Çerkeslere yüklendi. Avrupalı güçler Osmanlı'ya balkanlarda bölünmeye kadar uzanan taleplerin olduğu bir ültimatom verdiler. Osmanlı devleti bunu reddetti ve Rusya Nisan 1877'de savaş ilan etti. Osmanlılar bir zafer şanslarının olmadığını biliyorlardı ve Balkan vilayetlerinin boşaltılması emredildi. Ruslar Rumeli boyunca hızla ilerleyerek korkunç bir etnik temizliğe giriştiler Müslümanları silahsızlandırarak Bulgarlara silah verdiler ve bunları komşularına karşı katliam yapmaya kışkırttılar. Bulgarlar'ın olmadığı yerlerde Ruslar köyleri toptan katlettiler Varna ve Rusçuk gibi şehirleri top atışına tuttular ve Kızılhaç bayraklarının da asılı olduğu hastahaneler ve tıbbi birimler öncelikli hedefler oldu. Bu vahşet devam ederken on binlerce insan doğaya sığındı. Etnik temizlik sadece Müslümanlarla sınırlı değildi. Yahudiler ve Ermeniler de tecavüze uğradı katledildi ve evlerini terk etmeye zorlandılar. Binlerce Çerkes yeni evlerinden kaçsa da bazıları mücadele etmeden gitmeyi reddettiler. Tüm Balkanlarda dolaşmakta olan silahlı Çerkes çeteleri ile ilgili raporlar zaten ne yapacağını bilinmeyen Osmanlı yönetimini paniğe sevk etti fakat Çerkesler konumlarının ümitsizliğini çabuk görüp kaçmayı tercih ettiler. Geride kalmayı başarabilenler de  1879 yılında Rusya'nın desteklediği bölgesel yönetimin politikası sonucunda göç etmeye zorlandılar. Temmuz ayı boyunca yollar aç sığınmacılarla doldu. Ayın ortalarında Edirne’ye yetiştiklerinde pek çoğu Bulgarlar tarafından sakatlanmış, yaralanmış haldeydi. Bir  Fransız gözlemci, içlerinde vücudu gerçek anlamda mızrak ve kılıç yaraları ile kaplı 5 yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğu süngülerle yaralanmış çocuklar gördüğünü yazıyordu. Rapordan hareketle bunun sadece buzdağının görünen yüzü olduğunu söylemek mümkündür. Ruslar Bulgarlar ve özellikle Kazaklar yaşlarına ve cinsiyetlerine bakmadan kaçmakta olan Müslümanlara tecavüz ediyor işkence ediyor ve katlediyorlardı. Raporlar o kadar korkunçtu ki büyükelçi Layard  ilk önce bunlara inanmadı. Fakat 1 Ağustos'ta İngiliz Dışişleri Sekreterliği’ne bir vahşet yaşandığını bildirdi. Osmanlı devleti konuyla ilgili pek çok ayrıntılı tebligat yayınladı fakat bunların abartılmış olması şüphesiyle bunları siz majestelerine bildirmenin daha iyi olacağını düşündüm. Artık Kazakların ve birlikte hareket ettikleri Bulgar Hristiyanların Müslüman köylerini yakarak köyleri sürdüklerini ve pek çok durumda bunları katlettikleri ne çok az şüphe var. Bunun kanıtları o kadar net o kadar bağımsız ve güvenilir kaynaklardan geliyor ki bunlardan şüphe etmek çok zor. Rus generallerin ya da Rus devletlerinin Bulgaristan Müslümanlarının yok edilmesini kasıtlı olarak teşvik ettiklerini ya da onayladıkları söylemek pek uygun olmayacaktır fakat korkarım Bulgaristan'ın Ruslaştırılmasının  ve bölgeyi tamamen Rusya'ya bağımlı hale getirmenin tek yolunun bölgedeki tüm Müslüman nüfusu yok etmek ya da buradan çıkarmakta olduğunu düşünen etkili insanlar var. Köstence, Varna, Edirne ve pek çok başka şehir ve kasaba Kazak mızraklarından Bulgar bıçaklarından kıtlık ve hastalığa sığınan sığınmacılarla dolu. Layard ayrıca Rusya'nın Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında bir daha asla yan yana gelemeyecekleri  kadar nefret tohumları ekmeye çalıştığını söylüyordu. Justin Mc Carthy Rus askeri komutasının Türk köylüleri arasında korku yayarak bunların ilerleyen Rus ordusundan kaçmalarını ve böylece Türkler'in askeri harekâtlarını önlemek için katliamlar yapılması Emri verdiğini ileri sürer. Ne var ki katliamlar Müslümanlar kaçtıktan sonra dahi devam etti. Eğer Ruslar yolları tıkamak ve Türk ordusunun dikkatini askeri meselelerden uzağa çekmek için Müslüman nüfusu korkutarak kaçırmaya çalışıyorduysa da neden kaçmakta olan sığınmacılara saldırıyorlardı? Belki de Ruslar Karadeniz'in öteki yakasından gönderilen Çerkeslerin aksine, bu insanların kolaylıkla kendi eski köylerine geri dönebileceklerini fark etmişlerdi. Bu nedenle taktiklerini basit bir sürgünden toplu katliama dönüştürdüler. Bu durum bir soruyu ortaya çıkarmaktadır: Eğer Rus Ordusu uluslararası gözlemcilerin gözleri önünde böyle davrandıysa, dünyanın gözlerinden uzakta Çerkesya dağlarında neler yapmışlardı? Bu konuda 9 Temmuz 1877 tarihinde Ahmet Paşa tarafından Osmanlı Dahiliyesine gönderilen bir telgrafta şöyle yazılıdır. “Düşman savunmasız köyleri ele geçiriyor ve bunları top atışlarıyla yok ettikten sonra savunmasız köylüleri katlediyor. Kadınlara tecavüz ettikten sonra bunları ölüme terk ediyorlar.” aynı şekilde 14 Temmuz'da Edirne'de bulunan İngiliz konsolosluğu Rusların köyleri yaktıklarını ve köylüleri öldürdüklerini bildiriyordu. Özellikle bu son iki rapor Evdokimov’un1863 ve 1864 yıllarında yaktığı köylerdeki Çerkeslere ne olduğu ile ilgili sessizliğine yeni  ve kaygı verici bir ışık tutmaktadır. Tüm sonbahar ve kış boyunca Rusların ilerlemesi ile birlikte Müslümanlar daha güneye kaçarak aynen Kafkasya'da Çerkeslere olduğu gibi açlığın hastalığın ve kötü hava koşullarının kurbanı oldular. Kitlesel sürgün sert bir Türkiye kışının ortasında gerçekleşti. Binlercesi soğuktan ve açlıktan öldüler. Ümitsizliğe kapılmış haldeki anneler çocuklarını yarı donmuş halde terk ettiler. Hastalar bırakıldılar ve ölüme terk edildiler ya da en az kendileri kadar talihsiz başkalarının insafına terk edildiler. Bu kaçmış olanların büyük bir bölümü dağları aşarak Rusların ulaşmış oldukları en uzak nokta olan Gümülcine ye kadar geldiler. Orada emniyette olacakları ümidiyle 80 000 sığınmacı bir anda Gümülcine kasabasını işgal etti. 3 ay içinde bunların 10 000 kadarı açlıktan ve kötü hava koşullarından vesaire yaşamlarını kaybettiler. Bütün bu olanların sadece 14 yıl kadar önce aynı ulus tarafından kendilerine yaşatılmış olan aynı trajediden kurtulabilmiş olan Çerkesler üzerindeki psikolojik etkileri ancak hayal edilebilir. Osmanlı Devleti’nin Rumeli’nden gelen Çerkesleri iskan etme girişimleri şüphe ve korku ile karşılandı. 1860’larda ilk tur iskanlar esnasında Türk topluluklarına saldıran Çerkes çetelerinin hatıraları tüm Çerkezleri eşkıya etiketi ile lekelemiştir. Hiç kimse kendi bölgelerine Çerkeslerin yerleştirilmelerini istemiyordu. Bunların  40 000 kadarı Adapazarı'na yerleştirdiklerin de, bir heyet büyükelçi Layard’a neredeyse kuşatma altında yaşadıkları şikayetinde bulundular. Layard Sir A. Sandindon’un yardımıyla meseleyle ilgilenme sözü verdi. Ne var ki Sandison Çerkesler tarafından girişilen aşırılıklara hiç de şaşırmadı çünkü Avrupa'dan silah zoruyla sürülen ve sahip oldukları her şeyden mahrum kalan insanlar geçimlerini sağlayabilecekleri her türlü olanaktan yoksun şekilde Asya'ya gönderilmişlerdi. Bunun doğal sonucu olarak da ya açlıktan ölmeye ya da soygunculuk yapmaya zorlandılar ve doğal olarak da ikinci seçeneği tercih ettiler. Osmanlılar erzak sağlayamıyorlardı çünkü savaş nedeniyle ve binlerce muhtaç ile uğraşmaktan dolayı neredeyse iflas etmişlerdi. Mart 1878'de İstanbul'a 180 000 sığınmacı vardı ve bunların 50 bini Çerkesti. Yönetim her gün insanların doyurulması için büyük paralar harcıyordu ve yiyecek ile giyecek tedariki için yardım kuruluşlarına çağrı’da bulunmak zorunda kaldı. Vergi alınan bir yer olarak tüm Balkanlar'ın kaybedilmesi ile birlikte bu durum İstanbul'a gelen sığınmacıların karışıklığı felaketin kendileriyle birlikte iç bölgelere taşınmasına neden oldu.” (Çerkes Soykırımı-Walter Richmond, shf: 140-145, Koyu Siyah Yayınları, Çeviri: Erdoğan Boz)

Büyük bir trajedi yaşayan Balkanlar’a yerleştirilmiş olan Çerkesler 13 Temmuz 1878 tarihinde imzalanmış olan Berlin anlaşmasındaki özel maddeden dolayı Balkanlar da yaşama imkanını kaybettiler.

13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.



756 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi