• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam52
Toplam Ziyaret709915
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Göç, Sürgün, Soykırım...
23/01/2015

2014 yılı Çerkes Sürgün ve Soykırımının 150. yılıydı. Çerkesler uğradıkları haksızlığı

tüm dünya kamuoyuna mal edecek çok büyük eylemler ve etkinlikler gerçekleştiremediler. Ama başardıkları da hiç de küçümsenecek bir şey değil.

En büyük Çerkes nüfusunun yaşadığı Türkiye Çerkes diasporasında, Cumhurbaşkanı,

Başbakan, Meclis Başkanı, Siyasi Parti Başkanları, Belediye Başkanları, Odaların Başkanları Çerkeslerin acılarını paylaştılar.

Bu paylaşımlar beş ya da, on sene önce yapılmamıştır. Çünkü siyasi Çerkes Hareketlerinin oluşup meseleyi kamuoyu gündemine taşımaya başlayabilmesi beş altı yıl öncesine dayanmaktadır.

2014 yılını Çerkesler açısından kazasız belasız atlattık diye sevinen balık hafızalı Rusya Muhibleri (Rusya severler) hiç boşuna sevinmesinler.

Mücadele daha yeni başlıyor!

Ayrıca Rusya Muhiblerinin Çerkes Soykırımının tanınmasından neden rahatsız olduklarını anlamak mümkün değil.

Evet Çerkes Soykırımının bütün dünyada tanınması Rusya’nın başını fena halde derde sokacaktır. Bunu Rusya’nın stratejistlerinin düşünüp karşı argümanlar geliştirmesi gerekirken, Çerkes Russeverlerin bunun derdine düşmesi ne kadar acı...

Tarih kaydediyor ve affetmiyor.

Yapılanı da, yapılmayanı da…

Çerkes Siyasi Hareketi de kaydediyor.

Dostu da, düşmanı da...

Bundan da hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

***

Peki Çerkesler neden 125 yıl boyunca “göç” masalıyla oyalandılar?

Neden “sürgün”den “soykırım”a çabuk geçtiler?

Soykırımın kabul edilmesi Rusya ve Çerkesler açısından ne gibi sonuçlar doğuracaktır?

Neden Rusyayı Çerkes Soykırımı konusunda bir panik almıştır?

Bu soruların cevaplarına ulaşabilmemiz için yine bir kısa tarih yolculuğuna çıkmamız gerekiyor.

Anavatanları Çerkesya’da Çerkesler kabileler halinde köy hayatı yaşıyorlardı. Yazılı bir kültüre ulaşamamış olan Çerkesler, tüm yaşam biçimlerini sözlü geleneğe bağlı xabze çerçevesinde yürütüyorlardı. Anavatalarında yaşadıkları dönemde uluslaşma sürecini tamamlayamadan Rusya’nın yayılmacı emperyalist saldırılarına maruz kaldılar. Vatanlarını savunurken destanlar yazdılar. Ama çok büyük organize emperyalist bir güç olan Çarlık Rusyası’nın uyguladığı soykırım ve sürgün sonucu vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar.

Sürüldükleri Osmanlı Devleti’nde en iyi bildikleri askerlik mesleğinde ilerlediler. Köylerde ise çiftçilikle uğraştılar. Askerlikte, çiftçilikte felsefi, siyasi ve sanatsal anlamda derinleşmeyi gerektirecek meslekler değildi. Bir yaşam biçimi olarak görülen Çerkesliğin, siyasi anlamdaki "milliyetçiliğinin" tarifi yapılamadı.

Tüm Çerkesleri heyecanlandırıp, bir hedefe yöneltecek "Kanonik metinler" üretilemedi.

Yine de askerler arasından Çerkesliğin tanımı ve tarihi konusunda kitaplar yazabilenler yetişti. Bunların en önemlileri Met Çunatuko İzzet Paşa ve General İsmail Berkok'tur. Onları hayır ve rahmetle anıyoruz.

Osmanlı Devleti’nin çökmesi ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Tek ulus yaratmak için, ülkede yaşayan tüm etnik kesimleri yok etmek için inkar, imha ve asimilasyon politikaları başlattı. Başlatılan bu yok etme politikaları büyük bir korku ile birlikte kimlik inkarını da beraberinde getirdi.

Çerkesler başlarına gelene göç, ya da büyük göç derken, 1944 yılında bir Polonya Yahudisi olan Raphael Lemkin tarafından ileri sürülen "Soykırım" kavramı genel kabul gördü. Birleşmiş Milletler 9 Aralık 1948 tarihinde "Soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması" sözleşmesini onayladı.

Birleşmiş milletlerin bu sözleşmesi; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu, kısmen ya da tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri soykırım suçunu oluşturur.

1- Gruba mensup olanların öldürülmesi.

2- Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel ya da zihinsel zarar verilmesi.

3- Grubun bütünüyle ya da kısmen fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek. (zorla sürgün)

4- Grup içinde doğumları engellemek amacıyla önlemler almak.

5- Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.

Birleşmiş milletlerin kabul etmiş olduğu soykırım tanımının tüm şartları, bire bir Çerkeslere uymaktadır. Ve insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı yoktur.

Çerkeslerin sürgün ve soykırımının üzerinden 84 yıl geçtikten sonra Birleşmiş Milletler soykırımı gündemine alıyordu. Ve ardından Almanlar Yahudilere tazminat ödemeyi kabul ediyorlardı. Tabi Çerkeslerin o tarihlerde bu kavramın peşine düşecek entellektüel birikimi ve siyasi kadroları yoktu. Doğal olarak Çerkeslerin soykırımın peşine düşmeleri 2010'lu yılları bulacaktı.

Türkiye Çerkeslerinin soykırım kavramını duymaları Ermeni örgütü Asala'nın eylemleri ile olmuştur. Çerkeslerden 50 yıl sonra soykırıma uğramış olan Ermeniler, uğradıkları soykırımı dünyaya duyurmak için Türk diplomatlara karşı saldırılar başlattılar. Bu eylemler 1973 yılından 1994 yılına kadar sürmüştür.

Böylece "Sözde Ermeni Soykırımı", “diaspora” gibi kavramlar hayatımıza girmeye başladı. Ancak bu kavramları kullanmak Türkiye’de yaşayanlar için çok tehlikeli şeylerdi.

Çerkesler "göç" kavramı ile idare edilirken, sürgün ve soykırımın 125. yılı olan 1989 yılında, anavatandan gelen aydınlar ve toplum önderleri sürgün kavramını ortaya attılar. Çerkesler sürgün kavramını hemen benimsediler ve pek sevdiler.

Ancak Birleşmiş Milletlerin "Soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması hakkında sözleşme”nin 3. maddesi sürgünü soykırım sayılan suçlar arasında tarif etmektedir. Yani bir halkın varlığını tehdit edecek şekilde planlanmış sürgün de soykırımdır. Yani sürgün=soykırımdır. Soykırımı gizlemek için bilinçli bir biçimde, ısrarla sürgün kavramını kullananlar dahi aslında dolaylı olarak soykırımı itiraf etmektedirler. Soykırımı gözlerden kaçırmak istiyorlarsa sürgün yerine başka bir kavram bulmak zorundadırlar. Çünkü tartışılmaz bir şekilde “Sürgün=Soykırım”dır.

Sürgün kavramının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra , soykırım kavramı Çerkes halkında kabul gördü. Ve Çerkesler soykırımın ve soykırımcıların peşine düştüler. Ancak bir kavramın yerleşebilmesi, şartlarının oluşması ile mümkündür. Çünkü yaşadığımız ülke Türkiye ırkçı paradigmanın çok güçlü olduğu bir devlettir. 2007 yılında soykırım kavramını tartışmaya açan Hrant Dink acımasızca öldürülebilmiştir bu ülkede.

2009 yılında başlayan Demokratik açılım süreciyle birlikte,Türkiye’de etnik meselelerin tartışılması suç olmaktan çıkmıştır. Bu ortam özgür tartışma zeminini yaratmış ve soykırım hem Çerkes kamuoyu nezdinde, hem Türkiye’de, hem de dünya kamuoyu nezdinde genel kabul görmüştür.

İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı yoktur!

Bu gerçeği Çerkes Siyasi Hareketi çok iyi biliyor!

Rusya Devleti de çok iyi biliyor!

Onun için soykırım suçunu işlemiş devletlerin başına gelenler, aynen Rusyanın da başına gelecek!

Rusya’nın ve Rusya muhiblerinin telaşı bunun içindir.

Çerkes Halkı 2014 yılında, siyasi bir mesele olan Çerkes meselesinin siyasi muhatabınıyaratmıştır. Bu muhatap "Çoğulcu Demokrasi Partisi"dir.

Çerkes meselesinin ve soykırımının siyasi takipçisi ÇHİ ile birlikte "Çoğulcu Demokrasi Partisi" olacaktır.

2015 yılında "Çerkes Soykırımı"nın bilim çevrelerindeki muhatabı da oluşturulacaktır.

Bu muhatap ise "Çerkes Soykırımını Araştırma Enstitüsü" olacaktır.

Dolayısıyla Rusya’nın ve Rusya muhibi Çerkeslerin korkması için çook neden var çoook…


1813 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi