• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret703242
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.11548.1479
Euro9.59079.6291
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
TÜRKİYE’NİN GEÇMİŞ 25 YILI VE GELECEĞİMİZ
04/01/2020

1920, 30 ve 40’lı yıllara damgasını vuran tek parti iktidarının ceberrut yönetiminden illallah diyen geniş halk kitleleri, yine CHP içinden çıkmış olan Demokrat Parti’ye koştu.1950-60 arasını çok sağlıklı yürütebildiğini düşünmediğimiz Menderes-Bayar ikilisi 1960 darbesinin taşlarını döşedi. 1960 darbesi demokrasimizi kesintiye uğratırken orduda da bir darbe geleneği oluşturdu.

Menderes’in DSİ Genel Müdürü olduğu için halk tarafından benimsenen ve sevilen Demirel  60 ve 70’li yıllara damgasını vurdu. Ancak oda 1971’de ve 1980’de iki darbeye muhatap oldu.

1980 Darbesi sonrası yapılan seçimlerde halk, darbeci Kenan Evren’in adayı değil, Demirel’in müsteşarı olan Turgut Özal’ı seçti. Özal, hem cunta hükümetinin başbakan yardımcısı, hem de seçilmiş Başbakan olarak Türkiye’nin 10 yılına damgasını vurdu. 1987 yılında yapılan referandumla siyasi yasakların kalkmasıyla, Özal’ın “dört eğilimi birleştirdim” demesi boşa düştü. Yasakların kalkması ve Özal’a oy veren kitlelerin kendi partilerine dönmesiyle ANAP’ın ve Özal’ın gücü azalmaya başladı. 1989’da Özal’ın Cumhurbaşkanı olup partisiyle bağının kesilmesi ANAP’a kan kaybettirdi. Özellikle Özal’ın ‘Benim memurum işini bilir’ diyerek devlet memurlarının rüşvet almasını gelenek haline getiren ve yasallaştıran bu anlayış ANAP’ı hızla bitirmeye doğru götürürken, toplumdaki ahlaki erozyonu derinleştirdi.

12 Eylül darbesinin siyasi yasaklılarının siyaset sahnesine dönüşü ile birlikte Türkiye’nin 1990’lı yılları koalisyon hükümetleri tarafından yönetildi.

Demirel’in Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak aktif olarak sahne aldığı, Çiller’in, Mesut Yılmaz’ın, Ecevit’in, Erbakan’ın koalisyon ortaklıkları ile yönetilen bir Türkiye idi 90’lı yıllar; aynı zamanda Kürt meselesi konusunda inanılmaz sert politikaların izlendiği ve faili meçhul cinayetlerin gemi azıya aldığı karanlık zamanlar...

2001 krizinin patlatılmasıyla birlikte, Tayyip Erdoğan ve AKP’nin önü açıldı.

Tarikatlar üzerinden takiyye yöntemi ile yeraltından örgütlenerek devleti ele geçirme yönünde faaliyetler gösteren dini kesimler MNP ve daha sonra MSP üzerinden legal siyasi alana çıktılar. 1974 yılında Ecevit ile koalisyon kurarak Kıbrıs Harekatına ortak olan Milli Görüş çizgisi devlet nezdinde yasallaştı. Erbakan’da 90’lı yıllarda Türkiye’nin önemli siyasi figürleri arasına girdi. Yasakların kalkması ile birlikte kurulan Refah Partisi genel başkanlığına geçti 1987’de. Refah Partisi 1994 yerel seçimlerinde Tayyip Erdoğan’la İstanbul Belediye Başkanlığını kazanırken, 1995 seçimlerinde birinci parti çıkarak Refah-Yol hükümetini kurdu. Yaratılan olaylarla hızla yıpratılan Refah-Yol hükümeti 28 Şubat 1997’de istifa ettirildi.

İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan genç, dinamik, çalışkan ve halka dokunan davranışlarıyla yıldızı parlayan bir siyasetçi olarak öne çıktı. Okuduğu bir şiir yüzünden hapse giren Tayyip Erdoğan, potansiyel bir lider adayı haline geliyordu.

AK Parti'yi ve Türkiye’nin 25 yıllık tarihini anlamak için Tayyip Erdoğan’ı iyi analiz ederek onun yalanlarına neden inanıldığını anlamamız gerekir. 1994 seçimlerine 7 kuvvetli adayın katılması, Tayyip Erdoğan’ın aradan sıyrılmasını sağladı.

Ak Parti’nin kuruluş felsefesi olan üç "Y"nin neden hayata geçmediğini anlamak için Tayyip Erdoğan’ın fikri yaklaşımı ve davranış biçimini iyi analiz etmeliyiz. Özal ‘Benim memurum işini bilir’ deyip rüşveti bir gelenek haline getirirken, devlet bürokrasisinde rüşvet almayanlar enayi olarak kabul ediliyordu.

Bu ahlaki iklimde İstanbul Belediye Başkanı seçilen Tayyip Erdoğan’ında bu rüşvet çarkının dışında kalması düşünülemezdi. Müteahhitlik piyasası ile biraz ilgisi olanlar,1994 yılından itibaren ihalelerin belirli komisyonlarla, belirli kimselere ve şirketlere verildiğini çok iyi bilirler. Ancak bu kanıksanmış bir şey olduğu için ‘çalsın ama yapsın’ diye olağanlaştırılıyordu. ’Hem o dava için çalıyor’ anlayışı da hırsızlığı hoşgörü ile karşılaşmayı legalleştiriyordu.

2002 seçimlerinden önce Rahmi Koç CNN Türk’te Tayyip Beyin iki milyar doları var diyorlar, bu parayı nereden bulmuş diye sormuştu. Rahmi Koç’un bu sözü şüphesiz bilgiye dayanıyordu. Ama rüşvetin legalleştiği bir iklimde kimse bu sözü duymak istemedi. Bir buçuk dönem belediye başkanlığı yapmış bir kişinin iki milyar dolar sahibi olması da onun devlet imkanlarını kendisini zengin etme konusunda ne kadar maharetli olduğunun bir göstergesiydi.

Malvarlığı bir milli güvenlik sorunu haline gelmiş olan bir devlet başkanının yolsuzlukla mücadele etmesi mümkün olabilir mi acaba?

Yolsuzluğun bu kadar ayyuka çıkmış olduğu bir ülkede yoksulluğun önlenmesi de mümkün değildir?

Yasaklar konusuna gelirsek Tayyip Erdoğan ‘Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz.’ demişti. Yani demokrasiye kesinlikle inanmayan onu bir araç olarak gören anlayışın yasaklara karşı olması mümkün değildi. Tam tersine yaptıkları yolsuzlukları gizleyebilmek için her gün yeni yasaklar getirmeye başladı.

Kuruluş bildirisinin 180 derece karşısına düşmüş Ak Parti ömrünü tamamlamış ve tarihin tozlu rafları arasına girme aşamasına gelmiştir.

Bu koşullar altında Türkiye’nin geleceği nasıl şekillenecektir? Bunu kim şekillendirecektir?

Kurucuları arasında yer almış olduğum ‘GELECEK PARTİSİ’ni anlamaya çalışıyorum. 65 yıllık ömrünün 50 yılını sol değerlere Türkiye ve dünyadaki etnik meselelere kafa yormuş biri olarak, içine girdiğim yapıya ters düşmeden ama onları da dönüştürebilmek için nasıl bir dil kullanmam gerektiğini düşünüyorum. Bu dilin samimiyet dili olduğunu biliyorum. Siyasette samimiyetin yetmeyeceğini bilecek kadar tecrübe sahibiyim. Sohbetimi çok sevenlerin, kalemimi çok keskin bulduklarını ve beni çok kereler uyardıkları vakit olmuştur. ’Gelecek Partisi Kurucuları’ whatsapp grubunu büyük bir dikkatle izliyor ve anlamaya çalışıyorum ve çok şey öğreniyorum.

Bu anlama sürecini tamamladığımı düşünüyorum ‘Dün dünle birlikte gitti cancağazım, Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’

Gelecek Partisi geçmişteki hatalarından ders çıkarmış, geleceğe bakan ve geleceği planlayan yeni bir Türkiye inşa etmelidir.



1127 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi