• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam138
Toplam Ziyaret711578
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.79217.8233
Euro9.29239.3296
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Mesele Dönmek Ya da Dönmemek Değil, Mesele Onurlu ve Özgür Bir Ulus Olmaktır.
15/12/2014

Haksızlığa uğramış, dağıtılmış, sürülmüş, soykırıma uğramış ve köklerinden koparılmış tüm toplumlar köklerine ve koparıldıkları vatana özlem duyarlar.

Ayrıca, ekonomik nedenlerle köyünden, şehrinden, ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış olanlar da ayrıldıkları yöreye özlem duyarlar.

Çoğumuz köylerimizden çıkıp büyük şehirlere okumaya, çalışmaya giderken, hep büyük ve önemli adamlar olup, köyümüze, şehrimize faydalı insanlar olacağımızı hayal ederek ayrıldık.

Bazılarımız dönebildi ama çoğumuz gittiğimiz büyük şehirlerde kaldık.

Türkiye'den çıkıp önce Almanya'ya sonra da Avrupa'nın birçok ülkesine çalışmak için giden binlerce Türkiyeli zengin insanlar olarak köylerine ve ülkelerine dönmeyi hayal ediyorlardı.

Gidenlerin bazıları geriye döndüler ama milyonlarca Türkiyeli artık Avrupa'da yaşamını sürdürmeye devam ediyor.

Sürgüne ve soykırıma uğramış halklarda, hem yapılan haksızlığı tamir etmek, hem de ata topraklarına duydukları hasret nedeniyle vatanlarına dönmek isterler. Filistinliler,  Ermeniler, Yahudiler, Çerkesler ve dünyadaki tüm diasporik halklar da anavatanlarına  dönmeyi arzularlar. Bu kitlesel dönüş isteği öyle kolay kolay başarılabilecek bir iş değildir.

Dünyada dönüşü başarabilmiş en özgün örnek, Yahudilerin Filistin'e dönüp İsrail Devletini kurabilmiş  olmalarıdır.  İsrail Devletinin kuruluşu asla tesadüflere bağlı olmayan çok iyi planlanmış bir projedir.

Dünyanın dört bir yanına dağılmış bir halkı tekrar geriye, vatanlarına toplayabilmek müthiş bir projedir.

Bu kitleleri harekete geçirebilecek söylem, enerji, örgütlenme ve kaynakları harekete geçirebilmeyi gerektirir.

Peki Yahudiler bunu nasıl başarmışlardı?

Bu konuyu anlayabilmek için tarihe kısa bir projeksiyon tutmak zorundayız.

Politik siyonizmin kurucusu Theodore Herzl, 1897 yılında İsviçre'nin Basel kentinde toplanan Dünya Siyonist Kongresi’nde "Ben bugün burada Yahudi Devletini kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir." Theodore Herzl'in öngörüsü elli bir yıl sonra gerçekleşti. Bu söylem dünyadaki tüm Yahudilerin gözünün ve gönlünün kendilerine vaat edilmiş kutsal topraklara yönelmesini sağlamıştır. Ancak gözlerin ve gönüllerin Filistin'e çevrilmiş olması asla dönüşü sağlayamamıştı.

Avrupa’da kurulmuş olan "Yahudi Derneği" her türlü siyasi çalışmanın yanında, ikna çalışmalarını yürütürken, "Yahudi Bankası"da dönüşün finansmanını sağlıyordu. Ayrıca Theodore Herzl dünyadaki çok önemli Yahudi zenginlerinin desteğini sağlamıştı. Rotshildler, Rockefellerler gibi.

Dönmeye ikna edilen bir ailenin, evi, işyeri ve malvarlıkları Yahudi Bankasınca devralınıyor, aynı koşullarda evi, işyeri inşa ediyordu. Dönen kişinin Avrupa’da kalan malları Yahudi Bankasınca işletiliyor ve değerlendiriliyordu.

Her türlü destek ve teşvik sağlanmış olmasına rağmen vaat edilmiş topraklara gönderilebilmiş Yahudi sayısı 1880-1922 yılları arasında sadece 83 bin kişidir. Ancak giden bu ilk öncüler Yahudi Devletinin temellerini atanlardır. Avrupa’da başlayan Yahudi karşıtı akımlar ve Hitler'in soykırımından kurtulabilen Yahudilerin Siyonist örgütler tarafından Filistin'e yönlendirilerek nüfus 750.000'e ulaştırıldı.

1948 yılında İsrail'in bağımsızlık bildirgesini, Theodore Herzl'in Resminin önünde okuyordu, İsrail'in ilk Başbakanı David Ben Gurion.

Bugün dünyada yaşayan Yahudilerin sadece üçte biri İsrail'de yaşıyor.

***

Yahudilerin dönüş ve soykırımla imtihanına kısa bir göz attıktan sonra,Çerkeslerin dönüş hikayesine bakalım.

Tabi bunu da anlatabilmemiz için yine kısa bir tarih yolculuğuna çıkacağız.

Rus Çarlığının uyguladığı soykırım ve sürgünden sonra Osmanlı Coğrafyasına savrulan Çerkesler uzun süre ev inşa etmediler. Çünkü nasıl olsa en kısa zamanda vatanımıza döneceğiz diye düşünüyordular. Balkanlar'a yerleştirilmiş olan Çerkesler 93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşına büyük bir sevinçle katıldılar. Ancak Osmanlının yenilmesi üzerine, Berlin Antlaşmasına konan bir madde ile1879 yılında tekrar Anadolu içlerine ve Ortadoğuya sürüldüler. Bu operasyon tekrar kısa sürede anavatana dönüş umutlarını söndürdü ve savruldukları topraklara tutunabilmenin mücadelesine girdiler ve evlerini inşa etmeye başladılar.

Osmanlının demokratikleşmesi olan Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Çerkesler de 1908 yılında ilk örgütlenmeleri olan Çerkes Teavün Cemiyetini kurdular. Çerkes Teavün Cemiyeti toplumun eğitimine önem verdi. Alfabeler ve kitaplar hazırlattı. Anavatana kitaplar ve öğretmenler göndererek okullar açılmasını sağladı. Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti aracılığıyla diasporadaki Çerkeslerin ilk okulu olan "Çerkes Numune mektebi"ni kurduruldu. Gözler ve gönüller anavatana dönüktü.

Osmanlının yıkılmasından sonra kurulan ırkçı Türkiye cumhuriyetinin baskıcı ve asimilasyoncu politikaları Çerkeslik bilincini hızla eritiyordu. Eriyen Çerkeslik bilinci ile birlikte Türkiye Rusya arasına örülmüş olan demirperde anavatanı diyasporadan hızla uzaklaştırıp flu hale getiriyordu.

Türkiye’nin tek parti iktidarından kurtulup çok partili hayata geçilmesiyle birlikte, Çerkeslerin kültürel örgütlenmeleri ve yayıncılık serüveni başlıyordu.

Kendini dönüşçü olarak tanımlayan hareket, en fazla yayın organını çıkarmıştır. 1970'te Kamçı Gazetesi ile başlayan yayın serüveni, Yamçı, Nartların Sesi, Kafdağı, Marje ve Nart Dergisi ile devam etmiştir. İnternet yayıncılığında Circassian Canada, cherkessia-net ve Çerkesya Yurtseverleri ile yoluna devam etmektedir.

1970'li yıllarda gerek anavatandan gelenler,gerekse anavatana gidenler bir yol açtılar.

Dönüşçü hareket Çerkes meselesini hiçbir zaman siyasi bir mesele olarak algılayamadı. Ve dolayısıyla hiçbir zaman siyasi bir mücadeleye girmeyi göze alamadı. Meseleye kültürel ve romantik bir mantıkla ele alan dönüşçüler "anavatan kucağını açmış bizi bekliyor"dan öteye bir görüş ortaya koyamadı.

Meseleyi siyasi bir mücadele değil de, bir nüfus transferi olarak gören bir anlayış, ne soykırımcılarla, ne de asimilasyoncularla karşı karşıya gelmeye cesaret edemedi. 1970'li yıllarda Rusya'ya dönmeyi kabullenen bir hareket, bütün dünyada prestij kaybetmekte ve çökmekte olan Rusya için iyi bir propaganda malzemesi idi. Dolayısıyla 70'li ve 80'li yıllarda anavatana gidip gelen dönüşçü önderler, devlet imkanları ile en üst düzeyde ağırlandılar. Rusya Çerkesler için yapılabilecek her şeyi

yapmıştı ve Çerkeslere sadece "dönmek" düşüyordu.

Meseleye böylesine sığ bir mantıkla bakmak, hiçbir şeyi anlamamak, sorgulamamak ve sorgulatmamak anlamını taşıyordu.

Bu Rusaya’nın Çerkeslere uyguladığı sürgün ve soykırımı sorgulamamanın yanında, Rusya’nın suçlarının savunuculuğuna kadar uzanıyordu. Dönüş düşüncesinin savunucularından Necdet Hatam, Circassian Canada'da yazdığı bir yazısında "Ruslar bizi öldürdüyse, bizde onları öldürdük, ne olmuş yani" diyebilmiştir pişkince.

30-40 yıl önce insanları kandırabilmeniz mümkündü. Ama bugün insanları bayat yalanlarla kandırmanız mümkün değildir.

12 Aralık 2014 tarihinde Fahri Huvaj Çerkesya Yurtseverleri web sitesinde "ama kanaatimce Çerkesler bakımından asıl yapılması gereken şey, en kısa sürede en çok sayıda soydaşımızı anavatana nasıl taşıyabileceğimize, başka deyişle anavatana dönüşün en etkili biçimde gerçekleştirilebileceğine yoğunlaşmaktır." demektedir.

Tabi "hadi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim" Türküsü eşliğinde insanları anavatana götürmek mümkün değildi. 1991 yılında Sovyetler Birliğinin çökmesiyle birlikte, dönüşçülerin masallarına inanan birçok insanımız anavatana döndü. Ama siyasi, askeri, mali ve psikolojik anlamda hiçbir hazırlık yapılmadan anavatana dönen insanlar maddi ve manavi yıkımlarla geri dönmek zorunda kaldılar. Madem Fahri Huvaj'ın elinde bizim bilmediğimiz bir güç var, buyursun Antep-Nizip kampında bulunan bin civarındaki Suriyeli Çerkes  soydaşımızı hemen anavatana taşımaya yoğunlaşsın. Kendisine her türlü maddi ve manevi yardımı yapmaya da hazırız.

Ama onlar böyle bir şeyin olamayacağını çok iyi bildikleri halde, bunu söyleyemezler. Rusyanın anavatanımızda uyguladığı her türlü, baskı ve katliamları da görmezden gelirler.

Yine 12 Aralık tarihli yazısında Fahri Huvaj "ülkenin yapısal dönüşümünü gerçekleştirmek, ulusal azınlıkların görev ve sorumluluğu olmadığı gibi haddi de değildir. Dolayısıyla böyle bir misyon vehmetmek hem haddini bilmemek, hem de ülkenin asli dinamiklerine güvenmemek olur" diyerek kendine güvensizliğin manifestosunu yazmaktadır.

Ne demek ulusal azınlıkların demokratik mücadeleye katkısının olamaması.

Ne demek asli unsurlara güvenmek.

Bir Çerkes’in.bir Türk kadar, bir Rus kadar, bir Arap kadar hakkı ve haddi yok mudur?

Siz kendinizi aşağılık olarak görebilirsiniz Fahri Huvaj!

Ama Çerkesler Diasporalarda "Çerkes Kimliği" ile eşit yurttaşlar,

Anavatanlarında ise özgür olacaklardır.

Biz buna inanıyoruz ve bunun mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğiz !

Dönüş çizgisi artık teslimiyetin ve Rusya’nın günahlarını örtmenin platformu olmuştur.

Bir Filistinli İsrail’in şiddet politikalarını desteklediğini söylerse sonunun ne olacağını çok iyi bilir.

Bir Ermeni Türkiye’nin soykırım uygulamadığını söylerse sonunun ne olacağını çok iyi bilir.

Bir Yahudi Nazilerin soykırım uygulamadığını söylerse sonunun ne olacağını çok iyi bilir.

Onun için herkesin aklını başına alıp öyle konuşması ve yazması gerekmektedir.

Çerkes siyaseti "Çerkes Halkı onurlu ve özgür bir ulus" oluncaya dek mücadelesini sürdürecektir.



2283 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TSİPİNE BAHATTİN ZABUN’UN ARDINDAN… - 30/11/2020
Okumuşu çok, aydını yok Çerkes Halkının okumuşlarından çok daha fazla,gerçek bir Çerkes Aydınıydı Tsipine Bahattin Zabun.
ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi