• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam69
Toplam Ziyaret560107
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35745.3789
Euro6.09556.1199
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Mesele Dönmek Ya da Dönmemek Değil, Mesele Onurlu ve Özgür Bir Ulus Olmaktır.
15/12/2014

Haksızlığa uğramış, dağıtılmış, sürülmüş, soykırıma uğramış ve köklerinden koparılmış tüm toplumlar köklerine ve koparıldıkları vatana özlem duyarlar.

Ayrıca, ekonomik nedenlerle köyünden, şehrinden, ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış olanlar da ayrıldıkları yöreye özlem duyarlar.

Çoğumuz köylerimizden çıkıp büyük şehirlere okumaya, çalışmaya giderken, hep büyük ve önemli adamlar olup, köyümüze, şehrimize faydalı insanlar olacağımızı hayal ederek ayrıldık.

Bazılarımız dönebildi ama çoğumuz gittiğimiz büyük şehirlerde kaldık.

Türkiye'den çıkıp önce Almanya'ya sonra da Avrupa'nın birçok ülkesine çalışmak için giden binlerce Türkiyeli zengin insanlar olarak köylerine ve ülkelerine dönmeyi hayal ediyorlardı.

Gidenlerin bazıları geriye döndüler ama milyonlarca Türkiyeli artık Avrupa'da yaşamını sürdürmeye devam ediyor.

Sürgüne ve soykırıma uğramış halklarda, hem yapılan haksızlığı tamir etmek, hem de ata topraklarına duydukları hasret nedeniyle vatanlarına dönmek isterler. Filistinliler,  Ermeniler, Yahudiler, Çerkesler ve dünyadaki tüm diasporik halklar da anavatanlarına  dönmeyi arzularlar. Bu kitlesel dönüş isteği öyle kolay kolay başarılabilecek bir iş değildir.

Dünyada dönüşü başarabilmiş en özgün örnek, Yahudilerin Filistin'e dönüp İsrail Devletini kurabilmiş  olmalarıdır.  İsrail Devletinin kuruluşu asla tesadüflere bağlı olmayan çok iyi planlanmış bir projedir.

Dünyanın dört bir yanına dağılmış bir halkı tekrar geriye, vatanlarına toplayabilmek müthiş bir projedir.

Bu kitleleri harekete geçirebilecek söylem, enerji, örgütlenme ve kaynakları harekete geçirebilmeyi gerektirir.

Peki Yahudiler bunu nasıl başarmışlardı?

Bu konuyu anlayabilmek için tarihe kısa bir projeksiyon tutmak zorundayız.

Politik siyonizmin kurucusu Theodore Herzl, 1897 yılında İsviçre'nin Basel kentinde toplanan Dünya Siyonist Kongresi’nde "Ben bugün burada Yahudi Devletini kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir." Theodore Herzl'in öngörüsü elli bir yıl sonra gerçekleşti. Bu söylem dünyadaki tüm Yahudilerin gözünün ve gönlünün kendilerine vaat edilmiş kutsal topraklara yönelmesini sağlamıştır. Ancak gözlerin ve gönüllerin Filistin'e çevrilmiş olması asla dönüşü sağlayamamıştı.

Avrupa’da kurulmuş olan "Yahudi Derneği" her türlü siyasi çalışmanın yanında, ikna çalışmalarını yürütürken, "Yahudi Bankası"da dönüşün finansmanını sağlıyordu. Ayrıca Theodore Herzl dünyadaki çok önemli Yahudi zenginlerinin desteğini sağlamıştı. Rotshildler, Rockefellerler gibi.

Dönmeye ikna edilen bir ailenin, evi, işyeri ve malvarlıkları Yahudi Bankasınca devralınıyor, aynı koşullarda evi, işyeri inşa ediyordu. Dönen kişinin Avrupa’da kalan malları Yahudi Bankasınca işletiliyor ve değerlendiriliyordu.

Her türlü destek ve teşvik sağlanmış olmasına rağmen vaat edilmiş topraklara gönderilebilmiş Yahudi sayısı 1880-1922 yılları arasında sadece 83 bin kişidir. Ancak giden bu ilk öncüler Yahudi Devletinin temellerini atanlardır. Avrupa’da başlayan Yahudi karşıtı akımlar ve Hitler'in soykırımından kurtulabilen Yahudilerin Siyonist örgütler tarafından Filistin'e yönlendirilerek nüfus 750.000'e ulaştırıldı.

1948 yılında İsrail'in bağımsızlık bildirgesini, Theodore Herzl'in Resminin önünde okuyordu, İsrail'in ilk Başbakanı David Ben Gurion.

Bugün dünyada yaşayan Yahudilerin sadece üçte biri İsrail'de yaşıyor.

***

Yahudilerin dönüş ve soykırımla imtihanına kısa bir göz attıktan sonra,Çerkeslerin dönüş hikayesine bakalım.

Tabi bunu da anlatabilmemiz için yine kısa bir tarih yolculuğuna çıkacağız.

Rus Çarlığının uyguladığı soykırım ve sürgünden sonra Osmanlı Coğrafyasına savrulan Çerkesler uzun süre ev inşa etmediler. Çünkü nasıl olsa en kısa zamanda vatanımıza döneceğiz diye düşünüyordular. Balkanlar'a yerleştirilmiş olan Çerkesler 93 harbi diye bilinen Osmanlı-Rus savaşına büyük bir sevinçle katıldılar. Ancak Osmanlının yenilmesi üzerine, Berlin Antlaşmasına konan bir madde ile1879 yılında tekrar Anadolu içlerine ve Ortadoğuya sürüldüler. Bu operasyon tekrar kısa sürede anavatana dönüş umutlarını söndürdü ve savruldukları topraklara tutunabilmenin mücadelesine girdiler ve evlerini inşa etmeye başladılar.

Osmanlının demokratikleşmesi olan Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte Çerkesler de 1908 yılında ilk örgütlenmeleri olan Çerkes Teavün Cemiyetini kurdular. Çerkes Teavün Cemiyeti toplumun eğitimine önem verdi. Alfabeler ve kitaplar hazırlattı. Anavatana kitaplar ve öğretmenler göndererek okullar açılmasını sağladı. Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti aracılığıyla diasporadaki Çerkeslerin ilk okulu olan "Çerkes Numune mektebi"ni kurduruldu. Gözler ve gönüller anavatana dönüktü.

Osmanlının yıkılmasından sonra kurulan ırkçı Türkiye cumhuriyetinin baskıcı ve asimilasyoncu politikaları Çerkeslik bilincini hızla eritiyordu. Eriyen Çerkeslik bilinci ile birlikte Türkiye Rusya arasına örülmüş olan demirperde anavatanı diyasporadan hızla uzaklaştırıp flu hale getiriyordu.

Türkiye’nin tek parti iktidarından kurtulup çok partili hayata geçilmesiyle birlikte, Çerkeslerin kültürel örgütlenmeleri ve yayıncılık serüveni başlıyordu.

Kendini dönüşçü olarak tanımlayan hareket, en fazla yayın organını çıkarmıştır. 1970'te Kamçı Gazetesi ile başlayan yayın serüveni, Yamçı, Nartların Sesi, Kafdağı, Marje ve Nart Dergisi ile devam etmiştir. İnternet yayıncılığında Circassian Canada, cherkessia-net ve Çerkesya Yurtseverleri ile yoluna devam etmektedir.

1970'li yıllarda gerek anavatandan gelenler,gerekse anavatana gidenler bir yol açtılar.

Dönüşçü hareket Çerkes meselesini hiçbir zaman siyasi bir mesele olarak algılayamadı. Ve dolayısıyla hiçbir zaman siyasi bir mücadeleye girmeyi göze alamadı. Meseleye kültürel ve romantik bir mantıkla ele alan dönüşçüler "anavatan kucağını açmış bizi bekliyor"dan öteye bir görüş ortaya koyamadı.

Meseleyi siyasi bir mücadele değil de, bir nüfus transferi olarak gören bir anlayış, ne soykırımcılarla, ne de asimilasyoncularla karşı karşıya gelmeye cesaret edemedi. 1970'li yıllarda Rusya'ya dönmeyi kabullenen bir hareket, bütün dünyada prestij kaybetmekte ve çökmekte olan Rusya için iyi bir propaganda malzemesi idi. Dolayısıyla 70'li ve 80'li yıllarda anavatana gidip gelen dönüşçü önderler, devlet imkanları ile en üst düzeyde ağırlandılar. Rusya Çerkesler için yapılabilecek her şeyi

yapmıştı ve Çerkeslere sadece "dönmek" düşüyordu.

Meseleye böylesine sığ bir mantıkla bakmak, hiçbir şeyi anlamamak, sorgulamamak ve sorgulatmamak anlamını taşıyordu.

Bu Rusaya’nın Çerkeslere uyguladığı sürgün ve soykırımı sorgulamamanın yanında, Rusya’nın suçlarının savunuculuğuna kadar uzanıyordu. Dönüş düşüncesinin savunucularından Necdet Hatam, Circassian Canada'da yazdığı bir yazısında "Ruslar bizi öldürdüyse, bizde onları öldürdük, ne olmuş yani" diyebilmiştir pişkince.

30-40 yıl önce insanları kandırabilmeniz mümkündü. Ama bugün insanları bayat yalanlarla kandırmanız mümkün değildir.

12 Aralık 2014 tarihinde Fahri Huvaj Çerkesya Yurtseverleri web sitesinde "ama kanaatimce Çerkesler bakımından asıl yapılması gereken şey, en kısa sürede en çok sayıda soydaşımızı anavatana nasıl taşıyabileceğimize, başka deyişle anavatana dönüşün en etkili biçimde gerçekleştirilebileceğine yoğunlaşmaktır." demektedir.

Tabi "hadi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim" Türküsü eşliğinde insanları anavatana götürmek mümkün değildi. 1991 yılında Sovyetler Birliğinin çökmesiyle birlikte, dönüşçülerin masallarına inanan birçok insanımız anavatana döndü. Ama siyasi, askeri, mali ve psikolojik anlamda hiçbir hazırlık yapılmadan anavatana dönen insanlar maddi ve manavi yıkımlarla geri dönmek zorunda kaldılar. Madem Fahri Huvaj'ın elinde bizim bilmediğimiz bir güç var, buyursun Antep-Nizip kampında bulunan bin civarındaki Suriyeli Çerkes  soydaşımızı hemen anavatana taşımaya yoğunlaşsın. Kendisine her türlü maddi ve manevi yardımı yapmaya da hazırız.

Ama onlar böyle bir şeyin olamayacağını çok iyi bildikleri halde, bunu söyleyemezler. Rusyanın anavatanımızda uyguladığı her türlü, baskı ve katliamları da görmezden gelirler.

Yine 12 Aralık tarihli yazısında Fahri Huvaj "ülkenin yapısal dönüşümünü gerçekleştirmek, ulusal azınlıkların görev ve sorumluluğu olmadığı gibi haddi de değildir. Dolayısıyla böyle bir misyon vehmetmek hem haddini bilmemek, hem de ülkenin asli dinamiklerine güvenmemek olur" diyerek kendine güvensizliğin manifestosunu yazmaktadır.

Ne demek ulusal azınlıkların demokratik mücadeleye katkısının olamaması.

Ne demek asli unsurlara güvenmek.

Bir Çerkes’in.bir Türk kadar, bir Rus kadar, bir Arap kadar hakkı ve haddi yok mudur?

Siz kendinizi aşağılık olarak görebilirsiniz Fahri Huvaj!

Ama Çerkesler Diasporalarda "Çerkes Kimliği" ile eşit yurttaşlar,

Anavatanlarında ise özgür olacaklardır.

Biz buna inanıyoruz ve bunun mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğiz !

Dönüş çizgisi artık teslimiyetin ve Rusya’nın günahlarını örtmenin platformu olmuştur.

Bir Filistinli İsrail’in şiddet politikalarını desteklediğini söylerse sonunun ne olacağını çok iyi bilir.

Bir Ermeni Türkiye’nin soykırım uygulamadığını söylerse sonunun ne olacağını çok iyi bilir.

Bir Yahudi Nazilerin soykırım uygulamadığını söylerse sonunun ne olacağını çok iyi bilir.

Onun için herkesin aklını başına alıp öyle konuşması ve yazması gerekmektedir.

Çerkes siyaseti "Çerkes Halkı onurlu ve özgür bir ulus" oluncaya dek mücadelesini sürdürecektir.



Paylaş | | Yorum Yaz
2056 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi