• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam165
Toplam Ziyaret742880
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.04588.0780
Euro9.67359.7122
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkesler Demokrasi ve Demokratikleşme Sürecinin Neresinde?
20/08/2011
Ancak halk yönetimi, devletin ünvanının başına ya da yanına, “demokrasi” veya “cumhuriyet” yazmakla gerçekleşmiyor.
Mesela, başında bir kral olan monarşik İngiltere demokrasinin beşiği kabul ediliyor da; başında bir cumhurbaşkanı olan Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir ülke olamıyabiliyor.
...
Konumuzun ekseni bu.

Bu yazımızda zaman zaman tarihe müracat edeceğiz. Günceli de gözden kaçırmadan, Çerkeslerin demokratikleşme ve demokrasi mücadelesinin neresinde olduğunu anlamaya çalışacağız.
***

Peki, Türkiye'nin kendine model aldığı Avrupa bu günlere kolay mı geldi?
Hayır, hiç de kolay gelmedi.
Yüzyıllar boyunca süren mezhep savaşlarında binlece insan öldü.

Ama bu mücadeleler sonucu Hristiyanlıkta reformlar yapıldı.

Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerektiği konusunda anlaşmaya varıldı.

Aynı Avrupa aydınlanma çağını yaşadı, rönesansı gerçekleştirdi.
Matbaanın bulunarak devreye girmesi, bilginin yaygınlaşması ve mevcut bilgilerin üzerine yenilerinin ilave edilerek bilimin gelişmesini sağladı.

Yeni buluşların ticarileşerek pazara sokulması sermaye birikimini getirdi ve yeni bir sınıf olarak burjuvazi doğdu.

Burjuva sınıfı gelişti ve üretimin önünde engel gördüğü feodaliteyi tasfiye ederek tarihe gömdü.
Burjuvazi ulus devletleri üretti, Milliyetçi düşünceleri kışkırttı.

Avrupa ulusları sermaye birikimlerini arttırmak için sömürgeler ihdas etti ve birbirleriyle kıyasıya rekabete girişti. Bu rekabet çok kısa süre içerisinde iki büyük dünya savaşına sebep oldu. Milyonlarca insan bu hengamede hayatını kaybetti.
Avrupa, döktüğü bu kadar kan, gözyaşı, işkence ve yasaklardan sonra savaşın anlamsızlığını anladı.
Kısa bir süre öncesine kadar birbirini boğazlayan uluslar birlik olmaktan bahseder hale geldi; demokrasinin, insan haklarının, çevrenin, kadınların, çalışanların, çocukların, hayvanların, farklı kültürlerin, dinlerin, mezheplerin ve her türlü farklılığın standartlarını oluşturdu.

***

Osmanlı Devleti Hristiyan bir coğrafyaya doğmuştu. Doğu Roma imparatorluğunun devamı olan Bizansın üzerine oturdu.

Yavuz Sultan Selim Mısırı fethedip, kutsal emanetleri İstanbula getirene
kadar, Hristiyan nüfus müslümanlardan fazla idi.

Osmanlı'da yönetim her türlü din, inanç ve mezhebe karşı son derece hoşgörülüydü.
1451 yılında Avrupa'da geliştirilen matbaa Osmanlı'ya ancak 1700'lü yıllarda gelebildi. Osmanlı'nın son döneminde medreselerden dünyevi ilimlerle ilgili eğitim kaldırılmıştı. Avrupa bilim ve teknikte gelişirken, Osmanlı
geriliyordu. 500 yıl gemisini yüzdüren Osmanlı Devleti, 1789 Fransız ihtilaliyle yükselişe geçen milliyetçilik fikriyatının yayılmasıyla 100 yıl içerisinde göçüp gitti.
Çok etnikli, çok dilli, çok dinli, çok mezhepli Osmanlı'da farklılıklara hoşgörü ile bakan bir anlayış söz konusuydu.
Ancak, Hristiyan tebaanın yaşadığı Avrupa kıtasındaki topraklarını çok kısa bir sürede kaybettikten sonra Anadoluyu Ermeniler ve diğer Hristiyan unsurlardan arındırmaya girişti.
***

İttihat ve Terakki kadroları tarafından oluşturulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tek dil, tek ulus, tek devlet anlayışını hakim kılmak için yola çıkmıştı. Farklı olan herşeyi tektipleştirmeyi hedefliyordu.
Bunu temel alan yönetim, gayrımüslimleri, dindar kesimleri, sol muhalif kesimleri, Kürtleri, Çerkesleri, Alevileri ve tüm farklı kimlikleri yok etme ve sindirme politikaları izlemeye başladı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi, farklılıklara uygulanan baskıların ve bu baskılara karşı verilen mücadelelerin tarihidir adeta.

Adı cumhuriyet olan ama cumhurun içinde yer almadığı bir devletin demokratikleştirilmesi mücadelesidir Türkiye Cumhuriyeti tarihi.
Gayrımüslimlerden Ermeniler 1914-1915 yıllarında arındırıldı Anadoludan. Lozan anlaşmasındaki mübadele maddesine göre 1milyon 250 bin Rum ve Hristiyan Yunanistan'a göç ettirildi.

Yahudiler de ağır varlık vergileri ve fiili saldırılarla sindirildi.
Cumhuriyet'e bir tehdit olarak kabul edilen dindar kesimler ve dini cemaatler de en ağır baskılara maruz kaldılar. Tarikatlar yeraltına inerek sürdürdüler mücadelelerini. Kurslar, yurtlar, dernekler, vakıflar kurarak örgütlendiler, güçlendiler. Ve bugün iktidarın en büyük ortağı durumundalar.
Aleviler de, gerek Osmanlı döneminde, gerekse Cumhuriyet döneminde aşağılanmış, tacizlere uğramış, katledilmiş, yıllarca kimliklerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Ancak örgütlenme becerisi göstererek, hükümetler, yerel yönetimler ve siyasi partiler üzerinde bir baskı unsuru olabilmişlerdir.
Türkiyedeki sol muhalif hareketler 1960-1980 döneminde çok etkindi. 12 Eylül 1980 darbesi en büyük yıkımı sol üzerinde yaptı. Türkiye solu 12 Eylül darbesinden sonra toparlanamadı.
Türkiyenin demokratikleşmesinin en kanlı sayfası ise Kürtlerdir. Türkiye Cumhuriyetinin kurtuluş savaşındaki kayıp sayısı 9 bin 167 dir. Ancak, 1984 yılından bu yana PKK ile süren savaşta ölen insan sayısı 40 bin'i geçmiştir. Şeyh Sait, Ağrı, Dersim ve irili ufaklı 25 kürt isyanında ölen binlerce kişi ise bu rakama dahil değildir.

...
Cumhuriyetin kurulmasından en fazla etkilenen ve en zararlı çıkan toplum kesimi ise Çerkesler oldu.

Büyük bir samimiyetle katıldıkları Kurtuluş Savaşı sonrasında tamamen tasfiye edildiler. Osmanlı dönemindeki bütün hakları gasb edildi.

Okulları ve dernekleri kapatıldı, yöneticileri cezalandırıldı.

Marmara bölgesindeki Çerkes köyleri sürüldü.

Bir halk kahramanı olan Çerkes Ethem Bey ihanetin sembolü yapılarak, onun şahsında bütün Çerkesler hain ilan edildi.

150 likler listesinin yarıdan fazlası Çerkeslerle dolduruldu.

Uygulanan asimilasyon yöntemleri Çerkesleri korkuttu ve sindirdi.
Köylerine kapanarak, izole bir yaşam sürerek varlıklarını korumaya çalıştılar. Köy ekonomisinin daralan kıskacından kurtulabilmek için eğitim görme yarışına girdiler.

Bütün engelleme çabalarına rağmen, kimliklerini öne çıkarmayarak devlette memur olmayı başardılar. Sonrasında memuru oldukları devletle kendilerini bütünleştirdiler.

Devletle bütünleşen Çerkesler, değil demokrasi mücadelesine katılmak, demokrasi mücadelesine girenlere karşı büyük bir düşmanlık geliştirdiler.
Türkiyenin çok partili düzene geçmesiyle kurulan Kafkas Kültür Dernekleri hiçbir “olaya” karışmamış olmakla övünürler. Bu aynı zamanda hiç risk almamış olmanın, hiçbir mücadele vermemiş olmanın ve korkaklığın itirafı değil midir?
Kurumlarımız için T.C. nin yasaları ve bekaası Çerkes Halkının çıkarlarından hep daha önemli olagelmiştir. Onun için her yürekli çıkışı ve öneriyi usta bir çalımla safdışı bırakma maharetleri oldukça gelişti.
Devletten yana konumlanmış kişi ve kurumların demokrasi mücadelesi vermesi mümkün değildir. Dolayısıyla, Çerkeslerin demokrasi mücadelesindeki notları çok zayıftır.

Türkiyenin demokratikleşmesi mücadelesinde kişisel olarak yer almış çok sayıda Çerkes vardır. Ancak bu kişisel katılımlar Çerkes kimliğiyle yapılmadığı için Çerkeslerin hanesine yazılamamaktadır.

***

Türkiye her zaman dış etkilere açık bir ülke olmuştur. Tanzimat fermanından, meşruyetin ilanına; Birleşmiş Milletler üyeliğinden, çok partili düzene geçişe; NATO üyeliğinden, Avrupa Birliği üyeliği ve askeri darbelere kadar Türkiyenin bütün önemli olaylarında bu dış etki çok açık bir biçimde hissedilir.
Avrupa Birliği'ne katılım projesi çok uzun süreden beri devam eden, zaman zaman kesilen ama Türkiyenin iklimini değiştiren bir projedir. İster istemez Türkiyenin yasaları ile birlikte standartları da değişmekte ve yaşam kalitesi yükselmektedir. Bütün kesimlerin kendilerini ifade etme isteği ülkeyi yeniden şekillendirmektedir. Avrupa Birliği standartlarını yakalamak için mecburiyetten de olsa yasalar iyileştirilirken, iç baskılar ve talepler de belirleyici olmaktadır.
Bir süreden beri hükümet tarafından devam ettirilmekte olan Demokratik Açılm Süreci de bir Avrupa Birliği projesidir. Dışarıdan Avrupa Birliği'nin; içeriden “daha fazla demokrasi” diyen güçlerin zorladığı bir proje.

İsmi önce “Kürt Açılımı”, sonra “Demokratik Açılım Süreci”, daha sonra da “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi”ne dönüştürüldü.
Açılım süreci önce sadece Kürt açılımı olarak başladı. Daha sonra sürece Romanlar da ilave edildi. Alevilerin Avrupa'da devam eden davaları nedeniyle, Alevi açılımı ve çalıştayları da yapıldı.
Çerkesler olarak bu süreci memnuniyetle karşıladık. Sıranın bize de geleceği günü bekledik. Ancak ne Çerkes açılmına, ne de başka bir etnik topluluğun açılımına kapı aralandı.

Çünkü Avrupa Birliği'ndeki fasıllarda sadece Kürtler ve Romanlar vardı.

Diğer etnik toplulukların defteri çoktan kapatılmıştı.

***

Kurumlarımız bu yaşanan süreçte, her zamanki gibi sessizlik, pasiflik ve korkaklık politikası izlediler.
Bu dönemde sadece DİÇEG'in çıkışı bir umut ışıltısı oluşturdu. Yaptıkları çalışmalar, gösterdikleri çabalar için emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Ancak DİÇEG kendine risksiz bir kulvar belirledi ve faaliyetlerini salon çalışmalarıyla sınırladı.
Söylemlerini Çerkeslerin sorunlarına değil de, Türkiyenin demokratikleşmesine odakladı. Zaman içinde sözcülerinin yaptığı hatalarla da ciddi bir irtifa kaybetti.

...
Demokratik açılım sürecinde Çerkes Açılımının fitilini ateşleyen ÇHİ oldu.

ÇHİ meydanlara çıkarak, taleplerini net ifade ederek, edilgen yaklaşımları yıktı, çıtayı yükseğe taşıdı.

ÇHİ'nin bu yürekli çıkışı tüm toplum kesimlerinde karşılık buldu.

Öncelikle Çerkesler, bu net söylemleri baz alarak hem kendilerini, hem kurumlarını sorgulamaya başladı.

Kendilerini ifade etmede özgüvenleri arttı.
“Sizde mi Kürtler gibi...” baskısından kurtuldu, kendi sorunlarına odaklanmaya yöneldi.

ÇHİ'nin çıkışı dış toplumda da son derece olumlu karşılandı. Olumsuz tepkiler ise yok denecek kadar az oldu. Demokrat Türkler, Kürtler, Lazlar, Gürcüler, Pomaklar, Boşnaklar, Hemşinliler, Süryaniler, Araplar, Ermeniler ve tüm etnik topluluklar sempatiyle baktılar Çerkeslerin mitinglerine.
Tabii devletin bütün kurumlarını da teyakkuza geçirdi ÇHİ'nin eylemleri. Şüphemiz yok ki ilk mitingimizden beri adeta nefes alışımızı dahi izliyor ve raporluyor devletin en önemli güvenlik ve istihbarat birimleri...
ÇHİ Çerkesleri özne kılarak hak talep ediyor. Ancak taleplerinin içeriği bütün etnik toplulukların ve demokrasi talep eden kesimlerin istekleriyle örtüşüyor. Bu yüzden etno-santirik bir söylemi olmakla suçlanamaz.

***

ÇHİ'nin, daha varlığını ve misyonunu deklare ettiği gün “sipariş bir hareket” olduğu dedikosuyla onu ana rahmindeyken boğmak isteyenler oldu.

Ancak ÇHİ, geçen zaman içinde gerçekleştirdiği iki başarılı mitingle bütün iftira ve dedikoduları boşa çıkartarak, yapılan kara propagandanın etkisini sıfırladı.

ÇHİ, mesajlarındaki netlik, tercih ettiği iletişim metodu, spekülasyonlara fırsat vermeyen açık tavrıyla kısa sürede halkının güven ve onayını kazandı.

Şimdi, hiçbir önyargı veya korkunun esiri olmadan “bayrağı nasıl daha yükseğe dikeriz”in hesaplarını yapıyor.

ÇHİ sahip olduğu özgüvenle, açılım sürecini Ak Parti yandaşlığı veya karşıtlığı ölçütüyle değerlendirmemekte, yapıcı bir yaklaşımla bu süreci “devletin demokratikleştirilmesi” süreci olarak görmektedir.

Bu perspektifiyle devletin demokratikleşme konusunda atacağı pozitif adımları destekleyecek; olumsuz adımlarında da karşısına geçip mücadele edecektir.
ÇHİ bu çalışmalarını sürdürürken kendini bir takım önyargı ve korkulara, mahalle baskılarına da esir etmeyecektir. Edindiği misyon doğrultusunda yapması gereken herşeyi yapacak, hertürlü diyaloğa açık olacaktır.

Yurt içinden, yurt dışına; sivil toplum kuruluşlarından devlet yönetimlerine kadar görüşlerini, çözüm önerilerini dinlemek isteyen her kesime taleplerini tekrar tekrar anlatacak, halkının makus talihini yenmek için gereken adımları atmaktan çekinmeyecektir.

Tüm bunları yaparken de tek kriteri olacak: Çerkes halkının çıkarları.

Bundan kimsenin şüphesi olmasın.



1878 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ROMANLAR GÜNÜ KABUL EDİLİRKEN, ÇERKESLER DE ÖZÜR BEKLİYOR - 17/04/2021
Yapılan bu büyük haksızlıkla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti özür dilemelidir. Bu özür Türkiye’yi küçültmez, tam tersine büyütür. Toplumsal barışa katkı sağlar, ülkemizi zenginleştirir.
DEVLET, GÖNEN-MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ İÇİN ÖZÜR DİLEMELİDİR - 09/04/2021
Gönen-Manyas Çerkeslerine sürgün tebligatının yapıldığı 2 Mayıs 1923 tarihinin yıldönümüne yaklaşırken, Devletin kuruluşunda kanı, teri ve emeği olan Çerkeslere bir özür borcunun olduğuna inanıyoruz.
NEDİM ŞENERLERİ YARATAN KEMALİST TARİH ANLAYIŞIDIR - 18/03/2021
Malesef bugüne kadar Ethem Beyle ilgili olarak onlarca kitap yazılırken, Çerkeslerden bu konuyu yazabilmiş bir tek kişinin çıkmamış olması acı vericidir.
İNÖNÜ, MUSTAFA KEMAL’İN ÜSTÜNÜ ÇİZMEK İSTEMİŞTİ - 28/02/2021
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, üç yıl içerisinde anıt mezarı tamamlayarak 1953 yılında büyük bir törenle Atatürk’ü bugünkü yerine taşıdı. Koruma kanunu çıkartarak, İnönü tarafından unutturulmak istenen Atatürk kültü yeniden inşa edildi.
ONUNCU YILDÖNÜMÜNDE ÇHİ (ÇERKES HAKLARI İNİSİYATİFİ) - 06/02/2021
ÇHİ’nin Çerkes Halkına bıraktığı en büyük miras, talep edebilme kültürü, itiraz ve görünürlüğün sağlanmasıdır. Bu özel dönem kitaplarının yazılmasını ve belgesellerinin çekilmesini bekliyor.
TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi