• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam63
Toplam Ziyaret560101
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Fuat Sezgin; ‘Kürdüm’ Diyemeden Ölmüş İslam Alimi
22/07/2018

1 Temmuz pazar günü Fatih Camisinin avlusunda mütevazi bir kalabalık bir cenazenin başında bekliyordu. Musalla taşında yatan zat, yaşadığımız çağın en büyük bilim insanlarından biri olan Fuat Sezgin'di. Doğu-Batı eksenlerini bilmek bir yana, yeniden tarif etmiş olan musalla taşında yatan zatın cenazesinde, vefat etmiş herhangi bir mahalle bakkalınınki kadar bir cemaat vardı.

Bu olağanüstü bilim insanının yaklaşık 1400 kitabın yazılmasına emeği geçmiş, tek başına bir kaç üniversite kadar çalışmış olan Fuat Sezgin, Anadili olan Kürtçe ile birlikte 27 dil konuşurdu. Ama anadili olan Kürtçeyi hiçbir zaman kamusal alanda kullanamadı.

Bitlisli bir Kürt ailenin çocuğu olan Fuat Sezgin, ailesinin Çanakkale’ye sürülmesi ile birlikte Çanakkaleli olur. Uzun yıllar Çanakkale milletvekilliği, senatörlüğü ve çeşitli bakanlıklarda yapmış olan Refet Sezgin de aynı ailedendir.

Cumhuriyetle yaşıt olan bu bilim insanı, cumhuriyetin korkuttuğu, dilini kestiği bir kişidir. Onun tarihi Kürd’ün Türk sağı içerisinde saklanma tarihidir. Üniversiteye girer, akademisyen olur ve efendinin bakacağı en son yere saklanır; Hitler bıyıklı Mehmet Fuat Köprülünün yanına... Ama 1960 darbecileri onu da atarlar üniversiteden.

Helmut Ritterin teşvikiyle Almanya’ya gider. Ewald Wagner, Arapça ve Farsçası mükemmel olan bu genci bilim tarihi alanına yönlendirir. 50 yıl boyunca Alman Devleti ve akademisinin katkılarıyla büyük araştırmalar yapar. Ama uzun yıllar sonra İstanbul'da adına bir vakıf açılınca Almanya'nın sağladığı maketleri, kıymetli kitapları ve kütüphanesini toplayıp getirir.

Ona yıllarca o yokmuş gibi davrandılar. O ne kadar saklarsa saklasın hepsi onun Kürt olduğunu biliyor ve ondan nefret ediyordu. Onun yoğunlukla Almanca ve Arapça yazmasını Kürtlüğüne bağlayan tanıklıklar vardır. O Kürtlüğünü derine gömdükçe onlar en derindeki izleri yüzeye çıkarıp Kürtlüğüne yordular. O hep korktu, hatta sadece korktu. Sefer Turan Kanal 7 için bir belgesel hazırlayıp, İhsan Süreyya Sırma ile Fuat Sezgin’e gittiğinde, belgeseldeki "Bitlisli" ve "Kürt" ifadelerinin çıkarılmasını istedi. Yoksa arşive nasıl girecekti.

İşte buradan bir tarih çıkıyor. Bu tarihin sonunda Sezgin’e Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı bir cenaze düzenlemesi var. Bu efendiye yanaşan Kürtler için bir gelişme sayılır. (Yazının buraya kadar olan kısmı, Kürt şair ve yazar Selim Temo'nun, Duvar Haber portalı'ndaki, "Fuat Sezgin ve Uzun Yüzyıl" yazısının özetlenmiş halidir)

Baskı altındaki, etnik kimliğinden rahatsız olan azınlık aydınlarının, bilim insanlarının ve sanatçılarının acıklı halinin trajedisini anlatmış Selim Temo.

***

Suriye Savaşı başladığında hem Suriye Halkı için, hem de Suriye'de yaşayan Çerkes soydaşlarımız için çok endişelendik. Savaşın mağdur ettiği insanlar Türkiye'ye doğru akmaya başlamışlardı. Çerkes soydaşlarımızın yaşadığı bölgelerden de kötü haberler geliyordu. İki ateş arasında kalan soydaşlarımız kendilerine uzanacak bir dost eli bekliyorlardı. Bu duruma seyirci kalamayacağımıza karar vererek, bileşenlerinin içinde ÇHİ'nin de olduğu, DÇDK (Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi)ni oluşturduk. DÇDK ilk toplantısını 2012 yılının Kasım ayında İstanbul Grand Cevahir Otel’de gerçekleştirerek büyük bir duyarlılık yaratmıştı. Çerkes köylerindeki boş evlerimize Suriyeli bir Çerkes aile yerleştirmek ve her aileye bir kardeş aile yaratmayı amaçlıyorduk. Dinimizde gerçekleşmiş olan muhacir-ensar ilişkisini günümüzde gerçekleştirmek istiyorduk.

DÇDK’nın aldığı karar doğrultusunda ilk kardeş (ensar) aile oldum. Cevahir Otel’deki toplantıyı izleyen Suriyeli soydaşımız Rifar Said, "Bu insanlara güvenebiliriz" diye Suriye'deki akaraba ve dostlarına haber göndermiş, Suriyeli Çerkeslerin Türkiye, Kafkasya ve Avrupa’ya açılan zorunlu yeni sürgünleri başlamıştı.

İlk konuğumuz Rıfar Said, ünlü Çerkes Din Alimi Cevdet Said'in yeğeniydi. Rıfar Said'i onbeş gün konuk ettim. Bacanakları Nur Muhammed ve İmad Abazi’yi de aileleri ile birlikte konuk ettim. Onları daha sonra Tokat'a yolcu ettik, yeni gelen ailelere yer açmak için.

Rıfar Said'den, amcası Cevdet Said'in de Türkiye'ye gelmek istediğini öğrendik. Gerekli temaslar sağlanıp, ulaşımı, yerleşimi ve karşılanması planlandı. İstanbul Beykoz Dereseki'ye yerleştirildi. Cevdet Said yaşamını halen orada sürdürüyor.

Daha önceleri Cevdet Said ismini duymuştum. Ama kitaplarını okumamıştım. Araştırdığımda Cevdet Said İslam Dünyasında farklı bir söylem sahibi ve takipçileri olan bir kişiydi. Şiddet karşıtı görüşleri ile dikkat çeken Cevdet Said, Cezayir’li düşünür Malik Binnebi'nin en önemli takipçilerinden. 1931 yılında doğan Said, Mısır'da El-Ezher'de okumuştu. Cihadın silahla değil, ikna ederek ve Kur’an’ın mesajının doğru anlatılarak yapılmasını savunuyordu. Hiçbir savaşın savunulacak yanının olmadığını iddia ediyordu. Bu görüşlerini Suriye'de anlattığı için Baas yönetimi tarafından beş kez hapsedilmişti. O da resmi görevini bırakıp doğduğu köy olan Biracem'e yerleşip arıcılıkla uğraşarak yaşamını sürdürürken yazmaya devam ediyordu. Suriye savaşının başlaması ile birlikte Cevdet Said'in yaşadığı Biracem ve Berika Çerkes köyleri bombalanarak yerle bir edilmişti. Böylece Cevdet Said için de zorunlu bir sürgün ve Türkiye'de yeni bir hayat başlamıştı.

Cevdet Said'in Türkiye'ye gelmesine en çok sevinenlerden biriyim desem yalan söylemiş sayılmam. Çünkü İslam dünyasının Çerkes Soykırımı ve sürgününden bihaber ilgisiz olduklarını hepimiz biliyoruz. Ayrıca Türkiye'de yaşayan mütedeyyin Çerkesler’in de kendi sorunlarına karşı duyarsız davranmaları beni son derece rahatsız eden hususların başında geliyor. Cevdet Said gibi İslam dünyasının dilini iyi bilen bir din bilgininin mazlum Çerkes Milletinin derdini, İslam dünyasına anlatma konusunda bir faydası olur mu diye umutlanmıştım.

Cevdet Said'in fikirleri, gerek Türkler içerisindeki takipçileri, gerekse Çerkesler içerisindeki takipçileri tarafından merak ediliyordu.Bu amaçla birçok konuşmaya davet ediliyordu. Onu ilk defa İstanbul Çerkes Derneğindeki konuşmasında izledim. Temiz bir Çerkesce konuşuyordu. Kuranın mesajının Müslümanlar tarafından doğru anlaşılamadığını anlatıyordu. Konuşmanın sonunda çeşitli sorular yöneltildi. Ben de "mazlum Çerkes milletinin dertlerinin çözümü konusunda üstat ne düşünüyor, kısaca anlatabilirmi?" diye sordum. Ama benim soruma bir cevap verilmedi. Herhalde ya sorumu anlamadı, ya da geç olduğu için benim soruma sıra gelmedi diye düşündüm. Daha sonra bir konuşmasına katıldım ve aynı soruyu sordum. Yine cevap vermedi ve tercümanlığını yapan arkadaşımız bu tür soruların sorulmasını istemediğini bize aktardı. Gözümde büyüttüğüm Cevdet Said, o andan itibaren benim nezdimde yaşayan bir ölü haline geldi. Kendisine ensar olmuş soydaşlarına birkaç güzel cümle kurmayı çok gördü. Bir gün fiziki olarak da bu dünyadan göç ederse, cenazesine gidip gitmeme konusunda tereddütlüyüm. Çünkü o benim gözümde altı yıl önce ölmüştü.

Fuat Sezgin'in de, Cevdet Said'in de baskı altındaki etnik kimliğinden rahatsız olan azınlık aydınlarına mümtaz bir örnek teşkil ettiklerini düşünüyorum. Türklerin de, Arapların da, Müslümanların da kendi meselelerini savunacak yeterince insanı var. Oysa kendilerine İslam alimi denilen kişilerin , mazlum olan kendi milletlerine karşı duyarsız olmalarının hem Allah nezdinde, hem de insanlar nezdinde bir kıymeti yoktur.



Paylaş | | Yorum Yaz
1254 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi