• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam93
Toplam Ziyaret560003
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Metaforu Bilmeyen İnternet Çerkesleri
05/06/2017

Sevgili Okuyucularım,

Geçtiğimiz 21 Mayıs etkinlikleri kapsamında İ.Ç.D.'nin ( İstanbul Çerkes Derneği) 19 Mayıs 2017 günü akşamı düzenlemiş olduğu "21 Mayıs ve Soykırım" konulu panele konuşmacı olarak davet edildim.

Konuşmama "Raphael Lemkin ismini kimler duydu ? Onu kimler tanıyor?" diye bir soru sorarak başladım.  Soruma cevap veren ve parmak kaldıran salondaki kişi sayısı maalesef bir kişiydi. Oysa salonda 40-50 civarında soydaşımız, Çerkes meselesinde son derece samimi ve fedakarlıklar yapan insanlarımızdı. En az eğitim görmüş olanı lise mezunuydu ve içlerinde dernek yöneticilerimiz de vardı.

"Eyvah , durum buysa biz Çerkes soykırımı konusunda bir arpa boyu yol alamamışız demektir" diye düşündüm. Oysa Raphael Lemkin, ilk defa soykırım (Genocide) kavramını bir hukuki terim haline getirip 9 Aralık 1948 tarihinde BM'de "Soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesini" kabul ettiren kişidir.

Bu sözleşmeye dayanarak Nazi Almanyası yargılanmış, İsrail ve Yahudilere milyarlarca dolar tazminat ödenmiştir. Soykırım konusunda bu kadar önemli bir kişiyi ve olayı bilmeyen kendisi de soykırıma uğramış bir halkın bilgisizliği neyle izah edilebilir?

Doğrusunu söylemem gerekirse her zaman umutlu olmayı ve umut vermeyi ilke edinmiş biri olarak içimin daraldığını söyleyebilirim.

Nasıl bir halkla yol almaya çalışıyoruz? Bu bilgisizlik durumu ile soykırım konusunda nasıl yol alacağız?

Şimdi bunları söyledim diye birileri çıkıp sen Çerkes halkına "bilgisiz , cahil" diye hakaret ediyorsun derse de hiç şaşırmayacağımı belirtmek isterim. Oysa biz siyasi ve sosyolojik bir analiz ve toplumsal eleştiri yapıyoruz. Toplumsal eleştiriye ekmek kadar, hava kadar, su kadar ihtiyacımız var. Ama bunu anlamaktan aciz, okumuş-yazmış, Çerkeslikten rütbe almış bir kesim davamızın önünde hep engel oluşturmaya devam ediyor.

Haklı ve namuslu eleştirinin ne demek olduğunu biliriz ve ondan ders almasını da biliriz. Ancak sinsice halkımızın soykırım ve özgürlük mücadelesini engellemeye ve perdelemeye yönelik karalamaları da şaşmaz bir doğrulukla sezer ve gereken cevaplarını veririz.

Değişmez şiarımız doğruları söylemek ve yazmaktır.

Özgürlüğe giden aydınlık yolumuzda tabi ki engeller olacak, tabii ki çemkirenler olacaktır. Ama onlar umurumuzda bile olmayacaktır. Biz hak bildiğimiz yolda ilerlemeye devam edeceğiz.

***

Geçen haftaki yazımızı;

 "Yaşasın uyanan Çerkes Halkı ,

Yaşasın yürekli Çerkes Halkı

Yaşasın direnen Çerkes Halkı" diye bitirmiştik.

O yazı uyanıp bilinçlenmeyi, korkularımızı yenip yürekli ve kahramanca bir özgürlük direnişine halkımızı çağıran ve halkımızı yücelten bir yazıydı.

İplerin kimlerin elinde olduğunu çok iyi bildiğimiz çok az bir kesim "Çerkeslere korkak dedi, iş birlikçi dedi, uyuyor dedi, hakaret etti" diyerek özgürlük ve direniş cephesini itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

Uyanıp bilinçlenmek, yürekli, kahraman ve asil bir direniş ortaya koymaktır Çerkes Halkına yakışan!

Ama bunun önündeki en büyük engel halkımızın uyuması, hem de narkozlanmış bir biçimde uyuması, yürekli davranışlar gösterememesi ve işbirlikçilerin bu durumu manipüle etmesidir.

Direniş cephesine diyorlar ki; "Eğer bu protestoları yaparsanız anavatandaki soydaşlarımıza zarar verirsiniz."

Zannediyorlar ki anavatanda olup bitenden bizim haberimiz yok. Anavatanda bizim dostlarımız yok. Anavatanda olan biteni onlardan daha duyarlı bir biçimde izlediğimizin farkında değiller. Nedense anavatanda bizim irtibatta olduğumuz dostlarımız ise "Aman daha fazla sesinizi yükseltin. Dünyada bize sahip çıkanların olduğunu gösterin" diyorlar.

Onlar kimler mi?

Hatejıko Valeri, Yağan İbrahim, Khuade Adnan, İmdat Kip, Koble Muammer Candemir gibi anavatanımızda yaşayan yiğit insanlarla kişisel dostluklarımız var.

Tanımaktan onur duyduğum ve ÇHİ'nin bir çok mitingine konuşmacı olarak katılmış Nalçık İnsan Hakları Derneği Başkanı Hatajıko Valeri, 29 Nisan 2012 tarihinde Kayseri miting meydanından şöyle sesleniyordu. "…Türkiye'ye gelmeden önce büyük Kabardey şair ve yazarı Nalo Zavur'u ziyaret ettim. Türkiye'deki soydaşlarımızın, Çerkesce'nin eğitim dili olması, 24 saat Çerkesce yayın yapacak televizyon için yapacakları mitinge katılacağım dedim. Büyük şair Nalo Zavur da ‘Onlara çok selamlarımı ilet. Eğer sağlığım el verseydi ben de seninle gelir ve onlarla kucaklaşmak isterdim’ dedi. Devam ederek, ‘Ama Türkiye'de ki bazı soydaşlarımız yapılan bu mitinge karşı çıkıyor’ dedim. Bunun üzerine o büyük şair ve vatansever, ‘O karşı çıkanların ya aklı yoktur, ya da yüreği yoktur’ diye cevap verdi” diyor.

İşte bu her şeye karşı çıkan zevatı büyük yazar ve şairimiz Nalo Zavur " Ya akılları, yok ya da yürekleri" diyerek uyuduklarının veya korktuklarının tespitini yapıyor.

Her şeye karşı çıkıp, kulp takmakta usta olanların asıl rahatsız oldukları, muhatabın, yani soykırımcı Rusya'nın karşısına, Rus konsolosluğuna protesto için gidilmesidir. Ellerinden gelse ve güçleri yetse Rus Konsolosluğu’na protesto için gidilmesini yasaklatacaklar.

Gerçek vatanseverler "Aman sesinizi daha çok yükseltin" derken, Hafıtse Muhammed gibi Rusya ile iş tutan Rusya muhiplerinin borazanları her türlü engelleme ve perdelemeyi yapmaya çalışıyor.

"Katil Rusya" demeyin diyorlar.

Bir tek insanı öldürene katil diyorlar, yüzbinlerce Çerkesi öldüren, daha sonra vatanından süren, dilinin, kültürünün ve ulusal varlığının yok olmasına sebep olan Rusya'ya katil demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

Çünkü bu katliamı anlatmakta katil kelimesi yetersiz kalıyor. Daha ağır, daha aşağılık bir terim bulmalıyız bu katiller sürüsü için.

Katılanlar bilirler. İstiklal Caddesi’nde patlayan "Katil Rusya Kafkasya'dan defol!" sloganı öyle bir yankı yaratıyor ki, taa Moskova'dan duyuluyor. Onun için aramıza münafıklar sokup, "Katil Rusya" diye bağırmasanız diye kafa karışıklığı yaratmaya çalışıyorlar.

Ama kitlenin en içten en coşkulu attığı slogan da "Katil Rusya Kafkasya'dan Defol!" sloganıdır. Çünkü haklı olmanın verdiği en doğru mesaj o sloganda ruh buluyor.

Biz katile katil, soykırımcıya soykırımcı demeye devam edeceğiz.

***

Şimdi buradan sizlere metafor kelimesini kimler biliyor diye bir soru sorsam yine kem küm seslerinin çıkacağını biliyorum. Hemen Vikipedi'ye bakalım diyeceksiniz ama maalesef o da kapalı.

Metafor; bir şeyi başka bir şey ile benzetmeye ve anlatmaya yarayan mecazdır. Bu anlamda bir tek nesneye çok şey yükleyip, yapılan sarsıcı mesaj verme tekniğidir diyebiliriz. Bu anlamda metafor reklamcılıkta ve siyasette sıkça başvurulan bir mesaj verme yöntemidir.

Metaforun çarpıcı , sarsıcı , ürkütücü ve düşündürücü olması akılda kalıcı olmasını sağlar.

Çerkesler de sürgün ve soykırım gerçeğini anlamaya başladıkları 1990'lı yılların başında itibaren uğradıkları büyük haksızlığı anlatmak için bir çok metafor kullandılar.

Kefken'de yapılan anıt mezar da bir metafordur.

Kızkulesi karşısından denize atılan kırmızı karanfil de bir metafordur.

"Katil Rusya" sloganı da bir metafordur.

Sürgün ve soykırım anıtları da bir metafordur.

Muhatabın yüzüne sallanan Çerkes bayrakları da bir metafordur.

Bugüne kadar taşınmış mezar taşları da bir metafordur.

Ve General Zass'ın kurukafaları da bir metafordur.

Her bir metaforu düşünen uygulayan ve yaratan tüm soydaşlarımıza minnettarız.

Ama görüyoruz ki bu metaforlar içerisinde toplumu en fazla sarsan ve tartıştıran General Zass'ın atalarımızın kesilmiş başlarından oluşturduğu kuru kafalar oldu. Eylem amacına ulaşıp gerekli etkiyi yapmışken hiç gereksiz bir tartışma başlatıldı.

Bu tartışmayı kişiliğine ve sanatına son derece saygı duyduğum ve  kardeşim olarak da gördüğüm bir sanatçımız tarafından başlatıldı. Bu tartışmayı estetik kaygılarla başlatmış olabilir ama Çerkes toplumunun nasıl bir iç hesaplaşma içerisinde olduğunun da farkında olmadığını düşünüyorum. Sevgili sanatçımız bu paylaşımı ile farkında olmadan, Rus Konsolosluğu önüne gidilmesini istemeyen Rus muhiplerinin değirmenine su taşıyıp, saldırı ve itibarsızlaştırma kampanyasının fitilini ateşlemiş oldu.

Bilerek ya da bilmeyerek, yaratılan bu olağanüstü metafora, yani atalarının kesilmiş başını sembolize eden kurukafalara saldıranların hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Ancak görsel sanatlarla uğraşan bir sanatçımızın metafordan haberinin olmamasıdır içimi daraltan. Sanatçısının bilinç düzeyi buysa vah halkımın haline.

Peki sanatçıların bilinç düzeyi bu da, akademisyenlerinin bilinç düzeyi daha mı yüksek?

Çerkes asıllı kaç akademisyenimiz Çerkes soykırımı konusunda bilimsel değeri olan elle tutulur bir makale yazmış?

Halkımıza metaforu öğretmek de bir görevdir. Yapılması gereken gelecek 21 Mayıs’ta atalarımızın kesilmiş başını temsil eden o kuru kafaları daha da büyütmek, görünür kılmak ve toplumumuzu sarsmaya devam etmektir.



Paylaş | | Yorum Yaz
1963 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi