• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam120
Toplam Ziyaret710573
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.91157.9432
Euro9.38909.4266
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Metaforu Bilmeyen İnternet Çerkesleri
05/06/2017

Sevgili Okuyucularım,

Geçtiğimiz 21 Mayıs etkinlikleri kapsamında İ.Ç.D.'nin ( İstanbul Çerkes Derneği) 19 Mayıs 2017 günü akşamı düzenlemiş olduğu "21 Mayıs ve Soykırım" konulu panele konuşmacı olarak davet edildim.

Konuşmama "Raphael Lemkin ismini kimler duydu ? Onu kimler tanıyor?" diye bir soru sorarak başladım.  Soruma cevap veren ve parmak kaldıran salondaki kişi sayısı maalesef bir kişiydi. Oysa salonda 40-50 civarında soydaşımız, Çerkes meselesinde son derece samimi ve fedakarlıklar yapan insanlarımızdı. En az eğitim görmüş olanı lise mezunuydu ve içlerinde dernek yöneticilerimiz de vardı.

"Eyvah , durum buysa biz Çerkes soykırımı konusunda bir arpa boyu yol alamamışız demektir" diye düşündüm. Oysa Raphael Lemkin, ilk defa soykırım (Genocide) kavramını bir hukuki terim haline getirip 9 Aralık 1948 tarihinde BM'de "Soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesini" kabul ettiren kişidir.

Bu sözleşmeye dayanarak Nazi Almanyası yargılanmış, İsrail ve Yahudilere milyarlarca dolar tazminat ödenmiştir. Soykırım konusunda bu kadar önemli bir kişiyi ve olayı bilmeyen kendisi de soykırıma uğramış bir halkın bilgisizliği neyle izah edilebilir?

Doğrusunu söylemem gerekirse her zaman umutlu olmayı ve umut vermeyi ilke edinmiş biri olarak içimin daraldığını söyleyebilirim.

Nasıl bir halkla yol almaya çalışıyoruz? Bu bilgisizlik durumu ile soykırım konusunda nasıl yol alacağız?

Şimdi bunları söyledim diye birileri çıkıp sen Çerkes halkına "bilgisiz , cahil" diye hakaret ediyorsun derse de hiç şaşırmayacağımı belirtmek isterim. Oysa biz siyasi ve sosyolojik bir analiz ve toplumsal eleştiri yapıyoruz. Toplumsal eleştiriye ekmek kadar, hava kadar, su kadar ihtiyacımız var. Ama bunu anlamaktan aciz, okumuş-yazmış, Çerkeslikten rütbe almış bir kesim davamızın önünde hep engel oluşturmaya devam ediyor.

Haklı ve namuslu eleştirinin ne demek olduğunu biliriz ve ondan ders almasını da biliriz. Ancak sinsice halkımızın soykırım ve özgürlük mücadelesini engellemeye ve perdelemeye yönelik karalamaları da şaşmaz bir doğrulukla sezer ve gereken cevaplarını veririz.

Değişmez şiarımız doğruları söylemek ve yazmaktır.

Özgürlüğe giden aydınlık yolumuzda tabi ki engeller olacak, tabii ki çemkirenler olacaktır. Ama onlar umurumuzda bile olmayacaktır. Biz hak bildiğimiz yolda ilerlemeye devam edeceğiz.

***

Geçen haftaki yazımızı;

 "Yaşasın uyanan Çerkes Halkı ,

Yaşasın yürekli Çerkes Halkı

Yaşasın direnen Çerkes Halkı" diye bitirmiştik.

O yazı uyanıp bilinçlenmeyi, korkularımızı yenip yürekli ve kahramanca bir özgürlük direnişine halkımızı çağıran ve halkımızı yücelten bir yazıydı.

İplerin kimlerin elinde olduğunu çok iyi bildiğimiz çok az bir kesim "Çerkeslere korkak dedi, iş birlikçi dedi, uyuyor dedi, hakaret etti" diyerek özgürlük ve direniş cephesini itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

Uyanıp bilinçlenmek, yürekli, kahraman ve asil bir direniş ortaya koymaktır Çerkes Halkına yakışan!

Ama bunun önündeki en büyük engel halkımızın uyuması, hem de narkozlanmış bir biçimde uyuması, yürekli davranışlar gösterememesi ve işbirlikçilerin bu durumu manipüle etmesidir.

Direniş cephesine diyorlar ki; "Eğer bu protestoları yaparsanız anavatandaki soydaşlarımıza zarar verirsiniz."

Zannediyorlar ki anavatanda olup bitenden bizim haberimiz yok. Anavatanda bizim dostlarımız yok. Anavatanda olan biteni onlardan daha duyarlı bir biçimde izlediğimizin farkında değiller. Nedense anavatanda bizim irtibatta olduğumuz dostlarımız ise "Aman daha fazla sesinizi yükseltin. Dünyada bize sahip çıkanların olduğunu gösterin" diyorlar.

Onlar kimler mi?

Hatejıko Valeri, Yağan İbrahim, Khuade Adnan, İmdat Kip, Koble Muammer Candemir gibi anavatanımızda yaşayan yiğit insanlarla kişisel dostluklarımız var.

Tanımaktan onur duyduğum ve ÇHİ'nin bir çok mitingine konuşmacı olarak katılmış Nalçık İnsan Hakları Derneği Başkanı Hatajıko Valeri, 29 Nisan 2012 tarihinde Kayseri miting meydanından şöyle sesleniyordu. "…Türkiye'ye gelmeden önce büyük Kabardey şair ve yazarı Nalo Zavur'u ziyaret ettim. Türkiye'deki soydaşlarımızın, Çerkesce'nin eğitim dili olması, 24 saat Çerkesce yayın yapacak televizyon için yapacakları mitinge katılacağım dedim. Büyük şair Nalo Zavur da ‘Onlara çok selamlarımı ilet. Eğer sağlığım el verseydi ben de seninle gelir ve onlarla kucaklaşmak isterdim’ dedi. Devam ederek, ‘Ama Türkiye'de ki bazı soydaşlarımız yapılan bu mitinge karşı çıkıyor’ dedim. Bunun üzerine o büyük şair ve vatansever, ‘O karşı çıkanların ya aklı yoktur, ya da yüreği yoktur’ diye cevap verdi” diyor.

İşte bu her şeye karşı çıkan zevatı büyük yazar ve şairimiz Nalo Zavur " Ya akılları, yok ya da yürekleri" diyerek uyuduklarının veya korktuklarının tespitini yapıyor.

Her şeye karşı çıkıp, kulp takmakta usta olanların asıl rahatsız oldukları, muhatabın, yani soykırımcı Rusya'nın karşısına, Rus konsolosluğuna protesto için gidilmesidir. Ellerinden gelse ve güçleri yetse Rus Konsolosluğu’na protesto için gidilmesini yasaklatacaklar.

Gerçek vatanseverler "Aman sesinizi daha çok yükseltin" derken, Hafıtse Muhammed gibi Rusya ile iş tutan Rusya muhiplerinin borazanları her türlü engelleme ve perdelemeyi yapmaya çalışıyor.

"Katil Rusya" demeyin diyorlar.

Bir tek insanı öldürene katil diyorlar, yüzbinlerce Çerkesi öldüren, daha sonra vatanından süren, dilinin, kültürünün ve ulusal varlığının yok olmasına sebep olan Rusya'ya katil demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

Çünkü bu katliamı anlatmakta katil kelimesi yetersiz kalıyor. Daha ağır, daha aşağılık bir terim bulmalıyız bu katiller sürüsü için.

Katılanlar bilirler. İstiklal Caddesi’nde patlayan "Katil Rusya Kafkasya'dan defol!" sloganı öyle bir yankı yaratıyor ki, taa Moskova'dan duyuluyor. Onun için aramıza münafıklar sokup, "Katil Rusya" diye bağırmasanız diye kafa karışıklığı yaratmaya çalışıyorlar.

Ama kitlenin en içten en coşkulu attığı slogan da "Katil Rusya Kafkasya'dan Defol!" sloganıdır. Çünkü haklı olmanın verdiği en doğru mesaj o sloganda ruh buluyor.

Biz katile katil, soykırımcıya soykırımcı demeye devam edeceğiz.

***

Şimdi buradan sizlere metafor kelimesini kimler biliyor diye bir soru sorsam yine kem küm seslerinin çıkacağını biliyorum. Hemen Vikipedi'ye bakalım diyeceksiniz ama maalesef o da kapalı.

Metafor; bir şeyi başka bir şey ile benzetmeye ve anlatmaya yarayan mecazdır. Bu anlamda bir tek nesneye çok şey yükleyip, yapılan sarsıcı mesaj verme tekniğidir diyebiliriz. Bu anlamda metafor reklamcılıkta ve siyasette sıkça başvurulan bir mesaj verme yöntemidir.

Metaforun çarpıcı , sarsıcı , ürkütücü ve düşündürücü olması akılda kalıcı olmasını sağlar.

Çerkesler de sürgün ve soykırım gerçeğini anlamaya başladıkları 1990'lı yılların başında itibaren uğradıkları büyük haksızlığı anlatmak için bir çok metafor kullandılar.

Kefken'de yapılan anıt mezar da bir metafordur.

Kızkulesi karşısından denize atılan kırmızı karanfil de bir metafordur.

"Katil Rusya" sloganı da bir metafordur.

Sürgün ve soykırım anıtları da bir metafordur.

Muhatabın yüzüne sallanan Çerkes bayrakları da bir metafordur.

Bugüne kadar taşınmış mezar taşları da bir metafordur.

Ve General Zass'ın kurukafaları da bir metafordur.

Her bir metaforu düşünen uygulayan ve yaratan tüm soydaşlarımıza minnettarız.

Ama görüyoruz ki bu metaforlar içerisinde toplumu en fazla sarsan ve tartıştıran General Zass'ın atalarımızın kesilmiş başlarından oluşturduğu kuru kafalar oldu. Eylem amacına ulaşıp gerekli etkiyi yapmışken hiç gereksiz bir tartışma başlatıldı.

Bu tartışmayı kişiliğine ve sanatına son derece saygı duyduğum ve  kardeşim olarak da gördüğüm bir sanatçımız tarafından başlatıldı. Bu tartışmayı estetik kaygılarla başlatmış olabilir ama Çerkes toplumunun nasıl bir iç hesaplaşma içerisinde olduğunun da farkında olmadığını düşünüyorum. Sevgili sanatçımız bu paylaşımı ile farkında olmadan, Rus Konsolosluğu önüne gidilmesini istemeyen Rus muhiplerinin değirmenine su taşıyıp, saldırı ve itibarsızlaştırma kampanyasının fitilini ateşlemiş oldu.

Bilerek ya da bilmeyerek, yaratılan bu olağanüstü metafora, yani atalarının kesilmiş başını sembolize eden kurukafalara saldıranların hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Ancak görsel sanatlarla uğraşan bir sanatçımızın metafordan haberinin olmamasıdır içimi daraltan. Sanatçısının bilinç düzeyi buysa vah halkımın haline.

Peki sanatçıların bilinç düzeyi bu da, akademisyenlerinin bilinç düzeyi daha mı yüksek?

Çerkes asıllı kaç akademisyenimiz Çerkes soykırımı konusunda bilimsel değeri olan elle tutulur bir makale yazmış?

Halkımıza metaforu öğretmek de bir görevdir. Yapılması gereken gelecek 21 Mayıs’ta atalarımızın kesilmiş başını temsil eden o kuru kafaları daha da büyütmek, görünür kılmak ve toplumumuzu sarsmaya devam etmektir.



2249 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi