• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret685988
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.98237.0103
Euro8.26608.2991
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
‘Ne Mutlu Türküm Diyene!’ Demek Zorunda mıyız?
31/08/2017

"Türküm, doğruyum, çalışkanım.

İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,

Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.

Ey Büyük Atatürk !

Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe,

durmadan yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

Ne mutlu Türküm diyene !"

Yukarıdaki  dizeleri hepiniz hatırladınız değilmi ?

Çocukluğumuzda siyah önlüklerimizle, ortaokulda ise ortaokul şapkaları ile, gırtlaklarımız yırtılırcasına binlerce kez tekrarladığımız andımızdı.

Küçücük bedenlerimiz, nasıl bir yalanın içine doğmuştu ? 

Bir kere ben Türk değil Çerkestim. Ama bir çocuk olarak, toplumda saygın bir yeri olan öğretmenimin söylediklerini tabii ki doğru olarak kabul ediyordum. Hiç Türkçe konuşulmayan bir köyden çıkıp kasabaya okumaya gidince, sürüye karışıp ben de andımızı binlerce kez gırtlağım yırtılırcasına tekrarladım. Bir şeyi binlerce kez tekrarlarsanız ona inanmaya başlarsınız. Ben de Çerkesleri Türklerin bir koluymuş gibi düşünmeye başladım. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularının neredeyse hepsi birer Osmanlı askeri idiler. Osmanlı’da da bütün imparatorluklarda olduğu gibi etnisite önemli bir şey değildi. Osmanlı Devleti’ne bir Türk Devleti demekte mümkün değildi. Padişah eşlerinin ve haremlerinin Türk olmayan kadınlardan oluşması, padişahlık makamını Türk olmaktan çıkarmıştı. Enderun’da yetiştirilen ve Osmanlı Devletini yöneten vüzera "vezirler" ve ulema "alimler takımı", Balkanlardan devşirilmiş Hristiyan çocuklarından seçiliyordu. Yeniçeri Ocağı da devşirmelerden oluşuyordu. Farsça, Arapça ve Türkçenin karışımından oluşmuş Osmanlıcayı, bugün uzmanı olmayanların anlaması mümkün değildir. 

Böylesine bir idari yapısı, sarayı ve ordusu olan Osmanlı Devleti’nin Tükleri hakir görmesi ve aşağılaması kaçınılmazdı. Tarihte okumuş olduğumuz "Celali İsyanları" Anadolu Türkmen Alevilerinin ve Yörüklerinin vergilerinden ve kendileri yerleşik düzene geçirmek isteyen Osmanlıya karşı başkaldırısıydı. Yüzyıl kadar sürmüş olan "Celali İsyanları" Yüz elli bin Türkmen Alevisi ve Yörüğünün öldürülmesiyle çok kanlı bir biçimde bastırılmıştır. Bu isyanları bir Hırvat devşirmesi olan Kuyucu Murat Paşa bitirmiştir. Kellelerini bizzat kendi elleriyle kestiği isyancıların cesetlerini kuyulara doldurttuğu için lakabı Kuyucu Murat Paşa olmuştur. 

 

Yakın dönemdeki birçok imparatorluğun sonunu 1789 Fransız Burjuva devrimi getirmiştir. Uluslaşma ve milliyetçilik fikri bu tarihten sonra ortaya çıkmıştır. İmparatorluklar içerisindeki halklar ulus devletlerini kurarak imparatorlukları parçalamışlardır. Osmanlı devletinin sonunu da getiren 1789 Fransız burjuva devrimidir. Milliyetçilik fikri Osmanlının Avrupa ve Balkan coğrafyasında karşılık bulmuş ve çıkan isyanlar ve bağımsızlık savaşları sonucunda 100 yıl içinde bütün Avrupa topraklarını kaybetmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda milliyetçilik en son Türklerde karşılık bulmuştur. Osmanlıcılık, İslamcılık fikri altında imparatorluğu ayakta tutmaya çalışan Osmanlı aydınları Müslüman olan Arnavutluğun 1910 yılında bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkçülüğe yönelmiştir. İktidarı ele geçirmiş olan İttihat ve Terakki Partisi "Anadolu’nun Türklere yurt edilmesi için , Hristiyanlardan arındırılması , Türk olmayan Müslüman unsurların Türkleştirilmesi" fikrini yürürlüğe koydu ve uyguladı. Yüzyıldan beri iktidarda olan İttihat Terakki’nin Türk ırkçılığı fikridir. 

Önce Ermeniler tehcirle "zorunlu sürgün-soykırım" yok edilmiş, peşinden Rumlar Lozan'daki mübadele maddesi ve çeşitli vesilelerle sürülmüştür. İtttihat Terakki’nin b takımı tarafından kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti aynı politikaları kesintisiz olarak bugün de sürdürmeye devam etmektedir. 

Türkiye'nin bugün yaşadığı tüm problemlerin kaynağı "herkesin zorla Türkleştirilmesi meselesidir. " Cumhuriyet döneminde Türklük ve Türkçülük yüceltilirken diğer etnik topluluklar her türlü aşağılamaya, baskıya ve asimilasyona tabi tutulmuşlardır.

Türkçülük politikasının en ateşli savunucularından, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip, 1932 senesinde, bir 23 nisan sabahında kızlarına söylettiği yemini, bir genelge olarak okullara yolladı ve böylece andımız doğdu.

Yaratılan baskılarla çok farklı etnik yapıları içinde barındıran Türkiye’de, insanlar kendilerini hem Çerkes hem Türk, hem Boşnak hem Türk, hem Laz hem Türk, hem Kürt hem Türk olarak görmeye başladılar. Çift cinsiyetli travestiler gibi, çift milliyetli psikolojik sorunları olan sağlıksız nesiller yetişti. (Trans bireylere saygılı olduğumu belirtmek isterim.)

Ben bu yalandan 15 yaşındayken, 1970 yılında, köyümüze gelen, Rahmetli İzzet Aydemir'in yayınladığı "Kafkasya Kültürel Dergi"yi okuyarak kurtuldum. Türk değil Çerkes olduğumu kavradım. O günden beri Çerkeslerin varlığını yaşatmak ve hiçbir halkın diğerinden üstün olmadığını anlatmakla geçti ömrüm.

2013 yılının Ekim ayında yürürlüğe konulan demokrasi paketi ile, çocuklara mecburi olarak okutulan "Andımız" faşist uygulaması kaldırıldı ve bu yalandan kurtulduk. Andımızın kaldırılması, AKP'nin desteklediğim ender uygulamalarından biridir.

***

Türkiye Cumhuriyeti tarihi, farklı etnik topluluklar için bir eritici cehennem kazanıdır. Oysa cumhuriyet, halk yönetimidir.Demokrasi ise "insanların kendilerini özgürce ifade edebildikleri rejimin" adıdır. 95 yıllık cumhuriyet tarihinde, Çerkesler, Kürtler, solcular, dindarlar, Aleviler ve farklı kesimler değil kendilerini özgürce ifade etmek, sürekli baskı ve aşağılama altında tutularak kişiliksizleştirildiler.

Avrupa Birliğinin dayatmaları ve verilen mücadeleler sonucu, ilk defa devlet farklılıkları kabul etti. Devlet tarafından Kürtçe televizyon açıldı. Çerkesler, Kafkas ismini terk edip, Çerkes ismiyle kurumlar oluşturmaya başladılar. Aleviler kendi imkanları ile inşa ettikleri Cem evlerinde açıkça ibadet etmeye başladılar. Devlet farklı etnik topluluklarla çalıştaylar yapıp sorunlarını dinledi. Türkiye ilk defa bir barış iklimine kavuştu ve nefes aldı.

Çerkeslerde yaşanan bu sürecin dışında kalmadılar. ÇHİ (Çerkes Hakları İnsiyatifi)  meydanlara çıkarak, taleplerini dile getirdiler ve demokrasinin alanını genişlettiler. Çerkesler de böylece tüm dünya tarafından bilinen, siyasi bir oyuncu haline geldiler. Bu süreçten, demokrat Türkler, Kürtler, Lazlar, Pomaklar, Romanlar, Aleviler son derece memnun oldular. Onlar da demokrasinin alanını genişletmek için daha cesur söylemler geliştirmeye başladılar.

Ama bu süreçten en fazla rahatsız olanlar, çift milliyetli Çerkesler oldular. Onların korkularını toplumumuz aşarak geride bıraktı. Çerkes toplumu artık kendi benliğine sahip çıkan, kişilikli bir toplum olma yolunda hızla ilerliyor.

Bu süreçten bir tek Türk ırkçıları ve ulusalcılar çok rahatsız oldular. Çeşitli yayın organlarından ve sosyal medyadan saldırı ve karalamalarda bulundular. Bu saldırıları en aşağılık biçimde yapanlar Murat Bardakçı ve Altemur Kılıç’tı. Yine 2012 yılının Şubat ayında Kocaelinde gerçekleştirdiğimiz Çerkes Çalıştayı için Kocaeli gazetesi yazarı M. Tanzer Ünal "Yeni Bir İhanet Grubu: Çerkes Hakları İnsiyatifi" başlıklı yazısında Çerkesleri hedef göstermiş ve aşağılamıştı. Biz de kendisini mahkemeye vermiştik. 

ÇHi'nin çıkışıyla birlikte birçok bağımsız Çerkes kurumu da oluştu. Bu kurumların en önemlerinden biri de Çerkes Dernekleri Federasyonu’dur. Federasyonumuzca desteklenen Bodrum Çerkes Kültür şenliği, Bodrum Çerkes Derneği tarafından 26 Ağustos’ta Heredot Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Gecede sahne alanlardan biri olarak "Kİmlik bilinci" yaratan bir gece gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. 

Kültürün yaşatılması, geliştirilmesi ve savunulması da politik mücadele ile mümkündür. Bunun farkında olmayan zavallılar gurubu politik söylemlerimizden rahatsız oluyorlarmış. Hiç kimse kusura bakmasın, bugüne kadar size öğretilmiş ezberleri bozmak için yola çıktık. Çift etnik kimliklileri rahatsız etmeye devam edeceğiz. 

ÇDP Genel Başkanı sayın Kenan Kaplan'ın Bodrum Çerkes Şenliği’nde yaptığı konuşmayı tekrar tekrar okudum. Bodrum Gündem Gazetesinden Fatih Bozoğlu’nun iddia ettiği gibi hiç bir ırkçı söyleme rastlayamadım. Ancak onlara öğretilmiş ırkçı tarihsel yalanların etkisiyle farklı bir söylem işitince hezeyan geçiriyorlar. Kendi ırkçılıklarını unutup başkalarını ırkçılıkla suçlayarak komik duruma düşüyorlar. 

Bizler bu toprakların saygın , sorumlu bir halkı olan Çerkesler olarak kendi kimliğimizle ve kültürümüzle "mutlu olmak" istiyoruz. Bütün halkların kültürlerine ve varlıklarına saygılı olduğumuz gibi Türklerin de kültürüne ve varlığına saygılıyız. 

Ama biz Çerkesiz!  

Bunun için " Ne mutlu Türküm diyene" demek zorunda değiliz. 

***

      Tüm Türkiye Halklarının ve İslam Dünyasının kurban bayramı kutlu olsun...


1927 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
MİRALAY BEKİR SAMİ GÜNSAV ve BİR HAYAL KIRIKLIĞI - 09/03/2020
Miralay Bekir Sami'nin Müdafayi Milliye Vekili Köprülü Kazım Paşa’ya 11 Ağustosta yazdığı, kurtuluş savaşına katılmasını sağlayıp, şehit olan Çerkeslerin yakınlarının bu sürgünden muaf tutulmasını rica eden mektubu dışında bir karşı çıkış olmamıştır.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi