• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam61
Toplam Ziyaret698134
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.74687.7778
Euro9.07719.1135
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Çerkes-Fed Genel Kurulu’nun Ardından
29/01/2017

"İnsanın aklına gelmeyen başına gelir" derler değerli dostlarım.

22 Ocak 2017 tarihinde gerçekleştirilmiş olan Çerkes-Fed Genel Kurulu’na katılamamış olmak benim için tam da böyle birşey. Çünkü tüzüğünü kendi ellerimle yazdığım, mazbatasını dernekler masasından bizzat aldığım bu değerli kurumumuzun genel kuruluna katılamadım.

"İnsan plan yapar, hayat gülermiş" derler. Bende de ortaya çıkmış olan kalp damarı tıkanıklığı meselesi zaman zaman planlarımı bozuyor. 2015 yılının sonunda bir anjiyo operasyonu geçirmiştim. Belli ilaçları düzenli olarak kullanıyorum. Rutin kontrollerimi yaptırıyorum. Rutin kontrolümü yaptırmak için 16 Ocak 2017 tarihinde doktoruma gittim. Yapılan efor testi sırasında, ikinci kademede kalbimde bir yanma oluştu. Efor testi sonuçlarına bakam doktorum, "derhal anjiyo olmak zorundasın" dedi. 18 Ocak Çarşamba günü toplumumuzun en değerli ablası, Prof. Günsel Şurdum Avcı nezaretinde, Memorial Hastanesinde anjiyo operasyonu geçirdim. Mevcut stentlerime bir tane daha eklendi. Anjiyo yaptırmayı diş çektirmek gibi gördüğümden kimseye de haber vermedim. Bir gece hastanede kalıp taburcu olduk. Üç gün evde istirahat ettim. Herşey mükemmel gidiyordu.

Evdeki istirahatim esnasında Çerkes-Fed genel kurulunda yapacağım konuşmayı da planlamıştım. Ancak 22 Ocak pazar günü kalktığımda, içimde sürekli bir baygınlık hissi, su içme isteği ve halsizlik durumu söz konusuydu. Saat ikiye kadar bir düzelme olur mu diye umutla bekledim. Fakat bir düzelme olmayınca, çok katılmak istediğim Çerkes-Fed Genel Kurulu’na gitmekten vazgeçmek zorunda kaldım.

***

Sevgili okuyucularım,

Dün bile tarih sayılır.

Onun için yaşadıklarımızı yazmayı ve tarihe belge bırakmayı bir görev sayıyorum. Çerkes-Fed'in kuruluşunun üzerinde üç buçuk yıldan daha fazla bir zaman geçmiş bulunuyor.

Bu sürecin içinde bulunan bir aktör olarak ve olayların içinde bulunan biri olarak, olayların perde arkasını yazmak ve yeni seçilen arkadaşlarıma bazı tavsiyelerde de bulunmak istiyorum.

Değerli kurumlarımızdan biri olan ÇERKES-FED de ÇHİ (Çerkes Hakları İnisiyatifi) sürecinin ortaya çıkardığı kurumlarımızdan biridir. Ama ÇHİ sürecine gelene kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kısa bir yolculuk yapacağız.

Şimdi sizlerle 10. yıl marşının ilk kıtası ve nakaratını paylaşacağım.

"Çıktık açık alınla, on yılda her savaştan,

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.

Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan!

Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan.

 

Türküz, cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi

Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde. Türk ileri."

 

Bir imparatorluk bakiyesi üzerine İttihat-Terakkinin B takımı tarafından kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin on yılda geldiği yer burası idi.

Oysa 1 Mayıs 1920 tarihinde Mustafa Kemal mecliste yaptığı konuşmada "meclis-i alimizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep, anasır-ı islamidir, samimi bir mecmuadır" diyerek tüm Türkiye halklarını birlikte Kurtuluş Savaşı’na sokmuştu. 23 Nisan 1920’de toplanmış olan TBBM'de bütün vekiller etnik kimlikleri ile temsil ediliyordu. Lazistan Mebusları, Çerkes Vekiller, Kürdistan Temsilcileri, Arnavutlar, Türkler herkes etnik kimliği ile oradaydı.

Ve 1921 Anayasasının hiçbir yerinde Türk kelimesi geçmiyordu. Oysa 1924 Anayasası Türk ırkçılığını yücelten bir metin haline getirilmişti üç yıl içerisinde.

İttihatçıların etnik temizlik politikası, Mustafa Kemal ve onun takipçileri tarafından, kesintisiz olarak sürdürülmeye devam edilmektedir. Yüzyıldan bu yana Anadolu toprakları farklı etnik kesimler ve inançlar için bir cehennem kazanı vazifesi görmektedir.

Türk önde, Türk ileri denilerek Türkler yüceltilirken, diğer etnik toplulukların aşağılandığı ve horlandığı bilinçli bir ideolojik iklim yaratılmıştır." Çerkesler haindir, Kürtler kuyrukludur, Lazlar kazkafalıdır, Aleviler mumsöndü yapar vb şekilde her etnik unsuru aşağılayan söylemler geliştirilmiştir.

Çerkesce'cenin kardeş dillerinden biri olan Ubıh dili bu topraklarda yok olurken, bir Fransız bilim adamı olan Prof. George Dumezil onu kayda geçirmiştir. Laz Enstitüsü’nün kurucuları, Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nin Rektörüne başvurup, Laz Dilinin Üniversite bünyesinde araştırılması talebine, "Lazcanın araştırılacak bir şeyi yoktur" cevabını almıştır. Yüz yılda insanlık açısından, bilim açısından, demokrasi açısından ittihatçılardan bir adım ileri gidilememiş.

Yüzyıla yaklaşan Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, ağır aksak yürütülen Avrupa Birliği sürecine, 1990'lı yılların sonunda ilk defa ciddi anlamda yönelindi. Bu dönemde AB uyum yasaları hızla çıkarıldı. Abdullah Öcalan'ın yargılandığı dönemde, MHP'nin de içinde olduğu hükümetler döneminde idam cezası kaldırıldı. 2002 yılında iktidar olan AKP'de Avrupa Birliği ipine sarıldı. AKP Avrupa Birliği sürecini son derece oportünist bir biçimde kullandı. Bugün bu süreçten geri dönülmüş olsa da, kazanımlarının ortadan kaldırılması artık mümkün değildir. Kürtçe bir şarkı söylediği için yurt dışına kaçmış sanatçıların, yıllarca hapis yatanların olduğu bir ülkede, devletin finanse ettiği bir televizyonun 24 saat yayın yapıyor olması çok önemlidir. Devlet destekli Kürt Çalıştayı, Alevi Çalıştayı, Roman Çalıştayı yapılmış olması çok önemlidir. Ama çalıştayların Çerkesleri, Lazları ve tüm toplum kesimlerini kapsamaması kabul edilemezdi. Başlatılan demokratik açılım sürecinin alanını genişletmek üzere ÇHİ'yi oluşturan Çerkesler meydanlara çıkarak "Bu ülkede Çerkesler de yaşıyor" mesajını güçlü bir biçimde verdi.

Bu sürece halkımız büyük bir heyecanla destek verdi. Ancak mevcut Çerkes kurumları bu süreci başlatanları aşağılama, itibarsızlaştırma ve etkisizleştirme operasyonuna girişti.

ÇHİ süreci başlayana kadar, Rusya'nın elinin bu kadar kurumlarımız ve toplumumuz içerisinde olduğunu, ömrünü bu işlere vermiş biri olarak ben bile fark etmemiştim. Türkiye Çerkesleri yok farz ediyordu. Rusya ise güçlü bir Çerkes diasporasının kendisini rahatsız edeceğini çok iyi biliyordu. Rusya'nın ve Türkiye'nin manüple ettiği birbirine karşıymış gibi görünen kurumlarımız bu sürece karşı tavır geliştirdiler ve tarihe “Çerkeslerin taleplerine karşı çıkan kurumlar” olarak geçtiler.

4 miting ve 1 Çerkes Çalıştayı gerçekleştirmiş olan ÇHİ 2012 yılının başında "Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti"nin kuruluşuna destek oldu. Ancak Kaffed'in ÇHİ ve bileşenlerine hayatın her alanında dışlama ve engelleme çalışmaları da sürüyordu. Suriyeli Çerkeslere yönelik yardımlar konusunda da, Kaffed bu tavrını sürdürünce, ÇHİ ve bileşenleri DÇDK (Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi)ni oluşturarak olağanüstü çalışmalar gerçekleştirdiler. Suriyeli Çerkes kardeşlerimize yardım konusunda bir yarış başlatılmış olması, Suriyeli kardeşlerimiz açısından faydalı olmuştur. Ancak insani yardım gibi bir konuda bile, seviyeyi düşüren karalamalar yapılmış olması toplumumuz adına utanç verici olmuştur.

Kendini toplumsal-politik hareket olarak konumlandırmış olan ÇHİ'nin kültürel alana da müdahale etmesi kaçınılmaz hale getiriliyordu. Suriyeli kardeşlerimizle ilgili olarak, Kafkasevi Derneği’nde toplantı halinde iken, Kaffed’in isim değişikliği ile ilgili olarak olağanüstü kongre kararı aldığını okuduk. Bir anda toplantımız, Çerkes isminin diasporada Rusya'nın manüple ettiği kurumlara bırakılmaması gerektiğine odaklandı. Tartışmalarımız sonucunda zaten kurmak niyetinde olduğumuz Çerkes Dernekleri Federasyonu’nun kurulma tarihini öne çekmeye karar verdik ve 17 Nisan 2013 tarihinde altı üyeli Çerkes Dernekleri Federasyonu’nu resmi olarak tescil ettirdik. Bu operasyon toplam 17 gün içerisinde gerçekleştirildi.

Bu süre zarfında Çerkes-Fed’in kurumsal kimliği ile 21 Mayıs anma ve protesto etkinliklerini mutlaka 21 Mayıs tarihine ve saat 21'e sabitlemesi bile Çerkes Soykırımının tanınması anlamında başlı başına bir kazançtır.

Yine tarihimizin çok önemli dönüm noktalarından biri olan 11 Mayıs 1918 tarihinin, Çerkes-Fed tarafından "Bağımsızlık Bayramı" ilan edilmesi, Rusya'nın ve payandalarının uykularını kaçıracak son derece önemli siyasi bir ataktır.

Toplumumuz adına projeler geliştirip mücadele edenler, toplumumuzun gerçek önderleri olacaklardır. Bütün dünyada soykırıma uğramış toplumlar, "soykırım araştırma enstitüleri" kuruyorlar ve davalarını bilim insanlarına anlattırıyorlar. Çerkes Halkının da "Çerkes Soykırımını Araştırma Enstitüsünü" kurma zamanı gelip çoktan geçmiştir. Çerkes-Fed'in bu konuya öncülük etmesi ve kaynaklarını yaratması boynunun borcudur.

Birileri bir partinin arka bahçesi olmaktan mutlu olabilir. Ama Çerkes-Fed toplumumuzun tamamını kucaklayacak bir söylem geliştirmekle mükelleftir. Halkımızın tamamını kucaklamayan söylemlerden uzak durulmalıdır. Bizim davamız AKP'li olmaktan da, CHP'li olmaktan da, MHP'li olmaktan da, HDP'li olmaktan da çok daha ulvidir. Türkiye'nin dar siyasi söylemlerinin ötesinde Anavatanımızı ve tüm dünyadaki Çerkesleri kucaklayacak bir dil ve tavır geliştirmelidir.

Ayrıca Çerkes-Fed, “federasyonlarımız birlikte hareket etsin” diyen içi boş söylemlere asla itibar etmemelidir. Çünkü birliktelik, ideolojik anlamda birlik sağlanarak mücadele içerisinde pekiştirilir. Bütün federasyonlar tek çatı altında birleşme kararı alsalar bile bu içi boş bir birleşme olur. Toplumumuzda bugüne kadar geliştirilmiş olan dönüşçülük, Bağımsız Kafkasyacılık ve demokratik mücadele ile hakların kazanılmasını savunanalar hep bir tarafı eksik bıraktılar. Bu kavramların hiçbirisi diğerine karşı olmak zorunda değildir. Her üç söylemi sentezleyerek, tüm Kuzey Kafkasya halklarının birliğini gözeten "Çerkes Milliyetçiliği" söylemi etrafında, Çerkes halkının birliğini sağlamalıdır ÇERKES-FED.

22 Ocak 2017 tarihinde 13 üye derneği ile genel kurulunu yapmış olan Çerkes-Fed halkımızın yeni umudu ve en fazla izlenen kurumu olmuştur.

Göreve gelen arkadaşlarıma başarılar diliyor ve halkımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.



2496 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ. - 22/04/2020
İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
RUSYA ÜNİTERLEŞİRSE, BİZ MUTLU OLUR MUYUZ? - 15/03/2020
Türkiye Çerkesleri, kökleri Rusya’da bulunan diğer Türki halklarla birlikte büyük bir tepki ve protesto kampanyası başlatmalıdır.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi