• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam54
Toplam Ziyaret703240
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar8.11548.1479
Euro9.59079.6291
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
İSMET İNÖNÜ ANKARA’YA “SERSERİLER “ DEMİŞTİ.
22/04/2020

Sevgili okuyucularım,

İttihatçılık ve Cumhuriyet tarihi üzerine yoğun okumalar yapıyorum. Zaman zaman yakın tarihle ilgili belge paylaşımları yapıyorum.

Kahramanlık ve hainlik nereden baktığınıza göre değişen kavramlardır. Bir dönem kahraman olanlar devran değiştiğinde hain olabiliyorlar. Hain diye yaftalananlar da bir zaman sonra hayranlık duyulan bir figüre dönüşebiliyorlar.

İsmet İnönü’de askerliğe çok elverişli olmayan kısa ve çelimsiz vücuduyla askeri okullarda okudu. Bütün okulları birincilikle bitirdi. Almancayı ve Fransızcayı mükemmel, İngilizceyi de anlayabilecek derecede o günkü koşullarda öğrendi. 1920 yılından 1973 yılına kadar, 53 yıl Türkiye Cumhuriyeti üzerinde söz sahibi oldu. “Kafasında dokuz tilkiyi kuyruğunu birbirine değdirmeden dolaştırır” diye tanımlanan bu tarihi şahsiyetle ilgili bir belgeyi paylaşacağım.

Mustafa Kemal Bursa’da bulunan 56. Fırka Kumandanı Miralay  Bekir Sami Günsav’a 55 nolu emri gönderir. Emrin İstanbul’daki önemli bazı şahsiyetlere tebliğ edilip Ankara hakkında ne düşündükleri ve katkı verip vermeyeceklerini soran bir emirdir.

Bu emri gerekli kişilere tebliğ etme görevini Bekir Sami, Yaveri Yüzbaşı Selahattin’e verir. Yüzbaşı Selahattin İstanbul’a giderek 55 numaralı emri belirli kişilere tebliğ eder. Yaptığı çalışmayı komutanı Bekir Sami Günsav’a bir rapor olarak sunar.

Bekir Sami Günsav bu raporu bir telgraf ekinde Mustafa Kemal’e gönderir. İşte o rapor :

 

SURET

56. Fırka Kumandanlığına

1-  55 numaralı emrin bir tanesini boğazlar mevki müstahkem kumandanı Miralay Şevket Bey’e,

Bir tanesini de yine temsil Heyet-i Riyasetinin Emirler’ini yapdıktan sonra Cafer Tayyar Bey’e verdim.

2- Malumu alileri olduğu üzere, Temsil hey’etinin Emirler’i mucibince, tevdi etmeden evvel, Edirne‘deki kolorduyu bırakıp halen İstanbul ‘da bulunması sebebini anlayacak ve eğer hala Anadolu, Rumeli Temsil heyetine bağlı ise verecek idim.

3- Cafer Tayyar Beyi aradım. Ve İstanbul’daki adresini öğrenmek isterken kendisine Eminönü’nde Şamlı Mustafa’ların mağazası önünde rasladım. Beni görünce şaşırarak iltifat ettiler ve İstanbul’da ne işim olduğunu sordular.

- Kendilerini aradığımı ve ne için Trakya’daki kolorduyu bırakarak İstanbul’a geldiğini Ankara’nın merak ettiğini, öğrenmek istediklerini söyledim. Şöyle cevap verdi :

- Mustafa Kemal ve Ali Fuat Anadolu’nun ortasına çekilmişler ve Türk milleti içinde ve Anadolu dağlarında ferah, figür çalışıyorlar.

Bana gelince;

Şimalinde Bulgarlarla, garbımda Yunanlılarla, cenubumda düşman donanmasının hakim olduğu Marmara Denizi ile şarkında İstanbul hükümeti ile sarılmış Trakya’nın içine gelince;

Muhtelif milletlerle ve muhtelif emellerle kaynaşan bir toprak içindeyim. Elbet ki ben bütün ve kendim bu şartlara nazar-ı dikkate alarak ve bu şartların imkanlarına uyarak yürütmeğe mecburum. Ben de öyle yapıyorum. Onun için İstanbul’dayım.

Cafer Tayyar Beyin bu cevabı üzerine kendisine dedim ki;

-Şu halde zat-ı alinizin İstanbul’da bulunuşu, maksadın istihsali için aldığınız tedbir icabı ve Anadolu sizin bu davadan ayrıldığınız şüphesini yaşamasınlar. Benim bu cevabım üzerine :

-Acı acı gülerek dedi ki;

Selahattin sen henüz çocuksun. Ve beni ilk tanıdığın zaman ben bir kolordu kumandanı idim. Fakat bu paşalar hazeratı beni ta mektep sıralarından tanırlar. Ve o tarihten beri bütün hayatımın en ufak anına kadar vakıftırlar. Sen onlara de ki,Cafer Tayyar diyor ki;

- Bu vatan en az onlar kadar benimdir ve bu vatan kurtuluncaya kadar veya Cafer Tayyar toprak oluncaya kadar, mektep sıralarından beri takip ettiğim davasından bir santim inhiraf etmeyeceğine inansınlar ve bu vehmi bıraksınlar. Böyle bir vehim hem günah, hem de ayıptır.

Paşa ile bu muhavereden sonra kendisine tebliğ edecek bir emir olduğunu nereye ve ne zaman getirmemi sordum. Verdiği ev adresine ertesi sabah götürdüm Ve verdim. Emri okudu çok beğendi ve ilave etti :

- Bu emir takatim dahilinde yapılacaktır. Çok güzel düşündünüz  ve iyi tertibat edilmiştir dedi.

4- Zat-ı kumandanilerinin malumu olduğu üzere, İstanbul’da arkadaşlarımızın bir gurubunu Erkan-ı Harbiye mektebi teşkil eder. Bu guruptan tahsilde bulunan arkadaşlardan :

Yüzbaşı İsmail Hakkı Kurtcebe

Yüzbaşı Cemil Tahir

Yüzbaşı Halil

Mülazim-i evvel Şahap

Mülazım-ı evvel Muzaffer

Mülazım-ı evvel İzzet’e

55 numaralı emri okudum. Ve İstanbul’un herhangi bir anda tehlikeye uğraması vaziyetinde kendilerini Anadolu’ya geçmeleri kabil olan yolları ve geçtikleri yerlere göre müracaat edecekleri kumanda makamlarını izah ettim.

Bu gruptan Yüzbaşı Recep’e emri göstermedim. Ve arkadaşlara bundan sonra Recep’ten her şeyi gizlemelerini ısrarla tembih ettim. Sebebi de; geçen seferki temaslarda verdiğim malûmatı boşboğazlık ederek iş’a ettiğini, İstanbul teşkilatını idare eden Kara Vasıf Beye söyledi.

5- Halil bu emrin Erkan-ı Harbiye-i mektebi müdürü Miralay Sedat Bey’e de gösterilmesini ısrar etti. Bu ısrarına Tabye  hocası Binbaşı Saffet Bey’de iltihak edince peki dedim. Haber verdiler Sedat Bey beni müdüriyet odasında gizli olarak kabul etti.

Benden bir çok sualler sordu, onu Kuva-yı milliye lehine imale için bütün takatimi sarf ettim. Ve nihayet şeref ve namusuna inandığımı söyleyerek 55 numaralı emri verdim. Okudu, emri okurken bütün dikkatimle yüzünün alaim-i veçhiyesine bakıyordum. Yüz alaimi menfi ve müstehzi idi. Okuyup bitirdikten sonra bana dedi ki;

-Oğlum bunlar vatanperverlik gibi gözükür. Hakikatte bunlar boş şeylerdir. Eliyle pencereden -düşman donanmasının durduğu saray burnu civarındaki denizi gösterek- bu dünya cennetini bırakıp da, Anadulu'nun geri, pis, her türlü hayattan mahrum ve vatan tesmiye edilen topraklarına gidilir mi?

Gençliğinize yazık, İstanbul'a gelin, orada senelerce geçireceğiniz ömre bedel, bir gün şu güzel manzaradan zevk alın.

Bu hazin cevap karşısında; derin bir korkuya düştüm ve beni hükümete haber vereceğinden korkarak yanından ayrıldım. En seri şekilde mektebi terk ettim.

6- Mekteb-i idare ve muallim Heyet-i tabur hocası Binbaşı Saffet ve tarih hocası Binbaşı İsmail Berkuk, Yüzbaşı Tevfik Beylere de bu emri gösterdim. Hepsi alaka ile not aldılar. Birçok şeyler söylediler suallerine cevap verdim. Üçü de milli hareketin,kurtuluşun tek yolu olduğuna kanidirler.

Binbaşı Saffet Bey bu emrin ihtizarat-ı sulhiye komisyon azasından Miralay İsmet Beyefendiye okutmamızı söyledi. Kendisine

- İsmet Beyi tanımıyorum ben buna cesaret edemem dedim. Saffet Bey cevaben :

- İsmet Bey’e herkes inanmak mecburiyetindedir. Sen de inanacaksın. Çok inandığım Saffet Beyin ısrarı üzerine peki dedim. Muayyen telefonlarla ertesi günü birbirimizi bulduk. Saffet Bey Çarşamba günü saat üçte Galata’da Haliç Birahanesinde buluşmamızı söyledi. Teklif tuhaf idi. Bu kadar mahrem bir yazıya hükümet ve itilaf kuvvetlerinin en mütekasif  olduğu bir mahalde okumak istemeden şüphelendim. Fakat korkak diyecekler diye muvafakat ettim.

Buluşacağımız günde, en güvendiğim arkadaşları sivil olarak Haliç Birahanesine sevk ettim. Planımızı yaptım. Şayet bir baskına uğrarsak, ben emri imha edeceğim bu arkadaşlar da bu namussuzluğu yaptıkları anlaşılacak olan Miralay İsmet Bey ile Binbaşı Saffet Beyleri derhal öldüreceklerdi.

Vakit muayyeninde ben Haliç Birahanesi’ne geldiğim zaman sivil elbiseli zabit arkadaşı da masalara dağılmış ve bütün tertibat hazır vaziyetinde idi. Ben de onları tanımaksızın bir masaya oturdum.

Verilen randevu saati tamında Miralay İsmet Bey ve Binbaşı Saffet Beyler sivil olarak geldiler.

Saffet Bey masalara dağılmış arkadaşların bir kısmını Irak’tan X. İB’den ve bir kısmını Şarktan “Şark orduları grubundan” tanıyordu. Ve hepsi de bu işlerden cüret ve kabiliyetleri ile tanınmış arkadaşlardı. Görünce sapsarı oldu. Biraz sonra yanlarına gittim ve 55 numaralı emri cebimden çıkardım, İsmet Bey’e verdim.

Okudu onun simasıda Miralay Sedat Bey’in simasının aynı idi. Yazıyı okudu ve bana iade etti. Aramızda şu muhavere geçti.

İsmet Bey

-Hangi hesapla ?

Selahattin

- Hesap yok şeref var dedim bu cevap üzerine İsmet Bey

- “Sen o serserilere söyle, serserilikleri bıraksınlar İstanbul’a gelsinler.”

İsmet Bey’in takındığı bu vaziyet karşısında ,Saffet Bey de, ben de şaşırdık ani bir tehlikeye maruz kalıp emrin ele geçmesine meydan vermemek için hemen kalktım. Ve Saffet Beyin kulağına eğilerek, benim hareketimden en az iki saat sonraya kadar kahveyi terk etmemelerini söyledim.

Ve bir arkadaşımın yanına giderek İsmet ve Saffet Beyleri iki saatten evvel kahveden çıkmalarına müsaade etmemelerini söyledim.

 Ve ben en seri vasıta ile ikametgahım olan Anadolu Hisarı’na geldim. Ve müteakip günler temaslarımı yaptım. Ve Bursa’nın vapuru ile Mudanya’ya hareket ettim. Vapurda ta Mudanya ‘ya gelinceye kadar  -arkadaşım ve tanışım olan- vapur kaptanının odasında kilit altında gizli kaldım.

56.Fırka Yaveri

Yüzbaşı Selahattin 

 Kaynak: Miralay Bekir Sami Günsav’ın Milli Mücadele Anıları, Yayına Hazırlayan: Muhittin Ünal, s: 638-642, Türk Tarh Kurumu Yayınları

***

İsmet İnönü 9 Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya geçmek zorunda kaldı. Batı cephesi komutanı oldu. On ay içerisinde Çerkes Ethem’i tasfiye etti.

Mustafa Kemal silah arkadaşlarının tamamını tasfiye ederek Ankara’ya en son gelmiş olan İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’la iktidarını sürdürdü.



1137 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
İKİNCİ SÜRGÜN :BALKAN ÇERKES ETNİK TEMİZLİĞİ - 07/06/2020
13 Temmuz tarihinin, Çerkeslerin ikinci sürgünün yıldönümü olarak tarih hafızamızda yerini alması gerekmektedir.
SİLİNEN TARİH HAFIZAMIZ: 11 MAYIS 1918 - 11/05/2020
Rusya’nın devlet aklı unutmuyor. Ama Çerkes Halkı olarak biz de 11 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz bağımsızlık idealini hayata geçirecek irade ve güce sahibiz. Biz de unutmuyoruz.
ALDIRMA GÖNÜL, ALDIRMA - 06/04/2020
Bu linç iklimini alt edebilmemizin yolu, hoş görülü olabilmekten, farklı olanı anlamaya çalışmaktan geçiyor.
ÇERKES-FED ÖNDERLİK EDİYOR - 30/03/2020
Tüm bu tepkileri gösteren Çerkes-Fed yönetimi 19 Mart 2020 tarihinde genişletilmiş olağanüstü toplantı yaparak Rusya’da yapılacak anayasa değişikliğine yönelik bir eylem planı hazırladı.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi