• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://plus.google.com/u/0/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret560004
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35965.3811
Euro6.07216.0965
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Uçacak mıyız; Yoksa Uçuruma mı Yuvarlanacağız?
23/04/2017

16 Nisan 2017 tarihinde bir referandumu geride bıraktık.

Mümkün olduğunca soğuk kanlı olmaya çalışarak değerlendirme yapmaya çalışıyorum. Ama soğuk kanlı kalabilmenin ve objektif bir yerde durduğunuzu anlatabilmenin çok zor olduğunu düşünüyorum. İstesek de istemesek de oy kullanmış olan % 87 ve kullanmayanlar da taraf olmuştur. 

Peki toplumun yeni bir anayasaya ihtiyacı olmadığı için mi insanlar canhıraş bir şekilde getirilen bu değişikliğe karşı çıktılar?

Ya da evet diyenler içlerine sinerek ve anlayarak mı bu değişikliğe evet dediler? 

Tabi cevap her iki neden için de olumlu değildir. Toplumun yeni bir anayasaya ihtiyacı var. 

Faşist 12 Eylül cuntasının yaptırdığı bir anayasa ile yönetilmek bu ülkeye yakışmıyor. AB uyum yasaları çerçevesinde defalarca değiştirilmiş olan yürürlükteki anayasa artık 12 Eylül anayasası olmaktan çıkmıştır. Yapılması gereken toplumsal mutabakat ile çağdaş, toplumun tamamını kucaklayıcı, çoğulcu bir anayasa olmalıydı. 

AKP + MHP ittifakı tarafından apar topar kavga dövüş parlamentodan geçirilip halkın önüne getirilen teklif o kadar kötüydü ki, kendi taraftarlarından bile yeterli desteği görmedi.  Normalde AKP, MHP, BBP ve HÜDA-PAR'ın desteklediği bu teklifin  % 65-70 bandında oy alması gerekirdi. Ama devletin tüm imkanları kullanılarak, büyük paralar harcanarak, büyük baskılar ve tehditlerle yürütülmüş olan referandum kampanyasından şaibeli bir biçimde kıl payı evet çıkarılabilmiştir. 

Yani kötü bir malı satabilmenin ne kadar çok çabalarsanız çabalayın satılmasının çok zor olduğunu gösteren bir vaka olmuştur 16 Nisan referandumu. Türkiye halkına zorla kazıklanmış bir kötü mal olan bu yeni anayasa teklifi değişikliği ile Türkiye'nin sürdürülebilir bir yönetim sistemi oluşturabilmesi mümkün değildir. 

Bu tespitlerden sonra Türkiye'nin anayasalar ile imtihanına bir projeksiyon tutup, sonra da görüşlerimizi paylaşacağız. 

***

20 Ocak 1921 tarihinde kabul edilmiş olan ve tarihe 1921 anayasası olarak geçmiş olan anayasa metni en nötr, en sade, milliyetsiz ve en demokratik olandı. 23 Nisan 1920’de bir meclis kurarak yeni bir devlet kurmuş olan Ankara'daki direniş hareketinin bir anayasası yoktu. Bir direniş savaşı örgütleyen Ankara'daki yönetim, savaş yürütülürken gece gündüz çalışarak iki ay zaman ayırarak 24 maddeden oluşan Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasasını yapmıştır. 

1921 anayasasının hiç bir yerinde Türk kelimesi geçmiyordu. Çünkü yürütülen bağımsızlık savaşına Osmanlı’da yaşayan bütün etnik topluluklar katılıyordu. Çerkesler, Lazlar, Türkler, Kürtler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar omuz omuza bir savaş yürütüyordu. Bu koşullarda yapılan bir anayasanın tek etnik topluma vurgu yapması eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Nötr ve milliyetsiz olan 1921 Anayasası kuvvetler birliği ilkesini savunuyor ve bu yetkiyi meclise veriyordu. 

20 Nisan 1924 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 1924 Anayasası 105 maddeden oluşuyordu. 3 yıl önce yürürlüğe girmiş olan 1921 Anayasası’ndan çok farklı bir içerik taşıyordu. Nötr ve milliyetsiz olan 1921 anayasasının aksine içerisinde defalarca Türk, Türkler ve Türkçe kelimeleri geçiyordu. İttihatçılığın Türk ırkçısı kanadı bu 3 yıl zarfında mecliste ve yönetim kadrolarında gerekli tasfiyeyi yapmış ve yönetime hakim olmuştu. 

Yetkileri kuvvetler birliği çerçevesinde meclisin kendisinde toplamış olan 1924 Anayasası’nın 7. maddesi şöyle demekteydi: "Meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği bakanlar kurulu eliyle kullanır. Meclis, hükümeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir. "

1924 Anayasası ile birlikte 1960 yılına kadar geçen sürede yarı başkanlık sistemi uygulanmıştır. Mustafa Kemal'in, yürütmenin fazla içinde olmaması, işlerin başvekil İsmet İnönü tarafından yürütülmesi parlamenter sistem varmış izlenimi yaratmaktadır. 1924 Anayasası 36 yıl yürürlükte kalmıştır. 

Kurucu meclisin 27/5/1961 tarihinde kabul etmesi ile 1961 Anayasası 9 Temmuz 1961 tarihinde yapılan referandum ile % 61.7 oy alarak kabul edilmiştir. Dibacesinde "Türk milliyetçiliğinden ilham aldığı" şeklinde ırkçı bir dili olmak ile birlikte demokratik bir anayasaydı. 

"Kuvvetler ayrılığı" ilkesini ilk defa Türkiye Anayasası’na sokan bu metin maalesef uzun ömürlü olamamıştır. 1963 yılından itibaren yönetime gelen sağ iktidarlar 1961 Anayasası’ndan hep yakınmışlardır. 1961 anayasasının getirdiği hakları kullanmak isteyen kitlelerin varlığı yönetenleri hep rahatsız etmiştir. Yüksek mahkemeler ve anayasa mahkemesi ilk defa bu anayasa ile yürürlüğe sokulmuştur. 152 maddeden oluşan 1961 anayasası 19 yıl yürürlükte kalabilmiştir. 

7 Kasım 1982 tarihinde oylanarak yürürlüğe girmiş ve 177 maddeden oluşan Kenan Evren cuntasının anayasası ile halen yönetilmeye devam ediyoruz. Askeri cunta koşullarında büyük baskılarla hayır demenin yasak olduğu bir ortamda % 92 oy alarak yürürlüğe girmiştir. 

Askeri yönetimin varlığına göre dizayn edilmiş 1982 Anayasası adeta bir yasaklar ve engeller anayasasıdır.  Onun için uzun zaman ona anayasa değil de amayasa denilmiştir. Örneğin "Basın hürdür, sansür edilemez. Devletin görevi basın hürriyetini sağlamaktır." Ama diye başlayıp en az bu cümlenin 20 katı yasak ve tahditleri sıralamaktadır. 1982 Anayasası Türkiye'nin en büyük ayıbıdır. Üzerinden 35 yıl geçmiş. Bu anayasayı değiştirmeyen sivil siyasetçilerin hepsinin içerisinde birer Kenan Evren gizlidir. 

Defalarca değiştirilmiş olan 1982 Anayasası son olarak 16 Nisan 2017 tarihinde bir referandumla yeniden değiştirildi. 1982 Anayasasına monte edilen bu 18 madde Türkiye'deki rejimi kuvvetler ayrılığı sisteminden çıkarıp "Kuvvetler Birliği" sistemine, yani otoriter bir sisteme geçişin yasal ve seçim yoluyla gerçekleştirilmiş adımıdır. 

Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP kadroları referandum boyunca sürekli "Bu değişiklik Türkiye'yi uçuracak" demişlerdir. 

Türkiye de bugüne kadar yürürlüğe konmuş olan 4 anayasayı da madde madde ayrıntılı olarak inceledim. Anayasa değişikliğindeki 18 maddeyi de uzmanlarıyla tartışarak inceledim. 

Bu maddelerde Türkiye’yi uçuracak kanatları bir türlü göremedim. Ancak Türkiye’yi aşağıya çekip uçuruma yuvarlayacak bir çok pranga gördüm. 

Uçuruma yuvarlanırken de son kez uçulur. Dileriz bu uçuşumuz son uçuşumuz olmasın.



Paylaş | | Yorum Yaz
1444 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Çerkesler’in Atatürk’le Münasebeti Üzerine - 17/11/2018
Çerkes kalma mücadelesi veren Çerkesler “dayatılmış ataları” ata olarak kabul etmezler. Övüneceklerse, pek ala övünebilecekleri kendi ataları var.
Çerkeslerin Eylemle ve Sokakla İmtihanı - 29/10/2018
Ulusal reflekslerini ortaya koyarak ve sokağa çıkarak, Türkiye'de ve dünyada bir kamuoyu oluşturma başarısı gösterebilirse Çerkesler, var olma sınavından başarıyla çıkacaklardır.
Ulusal Onuru Olanlar, Ulusal Refleks Gösterirler - 15/10/2018
Her şey "Çerkes Halkını tepki verebilen dinamik bir toplum haline getirdiğimizde" yeniden başlayacaktır.
Hacı Bayram, Nazmi, Adnan, Tarık ve Muammer - 08/10/2018
Anavatanımıza yerleşmiş olan herkes çok değerlidir. Zaman, birbirimizle uğraşma zamanı değil, kenetlenme ve birbirimize sahip çıkma zamanıdır.
Bu Coğrafyada "Birlikte Yaşam" Mümkün mü? - 29/09/2018
İçtenliğimiz ve sözlü olarak verdiğimiz mesajlar seyircileri daha program başlamadan kucaklamıştı ve en gariban grup olan Çerkes müzikleri en fazla alkışı almıştı. Sahneden indikten sonra onlarca kişinin tebrik etmesi beni gerçekten umutlandırdı.
Yükselen Tarih ve Kimlik Bilinci Korkutuyor - 24/09/2018
Çünkü Çerkeslerde kimlik ve tarih bilincinin gelişmesi durumunda Kafkasya coğrafyasında tutunmasının mümkün olmadığını çok iyi biliyor Rusya'nın devlet aklı.
Kayseri Çerkesleri 2. Şeref Madalyasına Hazırlanıyor - 09/09/2018
Çerkeslerin istediği "Pozitif Ayrımcılık"tır. Devletin, hukuki ve maddi olarak hem anadil eğitimine, hem de Çerkesce yayın yapan televizyon talebimize cevap vermesidir.
Çerkesler İttihatçı mıdır? - 03/09/2018
Sarayla ve İstanbul’la evlilik yoluyla ilişki kurmuş olan Çerkes ailelerin çocukları askeri okullarda okuyor ve zamanın ruhu gereği ittihatçı oluyorlardı.
Toplumsal Korku Üzerine - 25/08/2018
Ya korku duvarlarını yıkıp özgür ve demokratik bir ülke yaratacağız, yada böylesine rezilce, korka korka yaşamaya devam edeceğiz.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
chi-cdp




adigebze I-II
Nükte!


ANDIMIZ

Andımız, Danıştay 8. Daire'nin kararıyla okullara tekrar dönüyormuş. 
Küçücük çocuklara sabah içtiması yapıp and okutmak zaten başlıbaşına bir sorun da; ırkçı bir içeriğin tüm topluma dayatılması daha büyük bir sorun. 
İlla okunacaksa Çerkeslerin gerçekliğine uyan format şudur: 

Çerkesim, doğruyum, çalışkanım,

İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, yurttaşlarımı özümden çok sevmektir.

Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.

Yücelttiğim tüm değerler adına,

Halkımın ve insanlığın hayrına bir yolda yürüyeceğime ant içerim.

Varlığım adalet ve özgürlük mücadelesine armağan olsun.

Ne mutlu bu yolda gidenlere!

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi