• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam69
Toplam Ziyaret709932
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Uçacak mıyız; Yoksa Uçuruma mı Yuvarlanacağız?
23/04/2017

16 Nisan 2017 tarihinde bir referandumu geride bıraktık.

Mümkün olduğunca soğuk kanlı olmaya çalışarak değerlendirme yapmaya çalışıyorum. Ama soğuk kanlı kalabilmenin ve objektif bir yerde durduğunuzu anlatabilmenin çok zor olduğunu düşünüyorum. İstesek de istemesek de oy kullanmış olan % 87 ve kullanmayanlar da taraf olmuştur. 

Peki toplumun yeni bir anayasaya ihtiyacı olmadığı için mi insanlar canhıraş bir şekilde getirilen bu değişikliğe karşı çıktılar?

Ya da evet diyenler içlerine sinerek ve anlayarak mı bu değişikliğe evet dediler? 

Tabi cevap her iki neden için de olumlu değildir. Toplumun yeni bir anayasaya ihtiyacı var. 

Faşist 12 Eylül cuntasının yaptırdığı bir anayasa ile yönetilmek bu ülkeye yakışmıyor. AB uyum yasaları çerçevesinde defalarca değiştirilmiş olan yürürlükteki anayasa artık 12 Eylül anayasası olmaktan çıkmıştır. Yapılması gereken toplumsal mutabakat ile çağdaş, toplumun tamamını kucaklayıcı, çoğulcu bir anayasa olmalıydı. 

AKP + MHP ittifakı tarafından apar topar kavga dövüş parlamentodan geçirilip halkın önüne getirilen teklif o kadar kötüydü ki, kendi taraftarlarından bile yeterli desteği görmedi.  Normalde AKP, MHP, BBP ve HÜDA-PAR'ın desteklediği bu teklifin  % 65-70 bandında oy alması gerekirdi. Ama devletin tüm imkanları kullanılarak, büyük paralar harcanarak, büyük baskılar ve tehditlerle yürütülmüş olan referandum kampanyasından şaibeli bir biçimde kıl payı evet çıkarılabilmiştir. 

Yani kötü bir malı satabilmenin ne kadar çok çabalarsanız çabalayın satılmasının çok zor olduğunu gösteren bir vaka olmuştur 16 Nisan referandumu. Türkiye halkına zorla kazıklanmış bir kötü mal olan bu yeni anayasa teklifi değişikliği ile Türkiye'nin sürdürülebilir bir yönetim sistemi oluşturabilmesi mümkün değildir. 

Bu tespitlerden sonra Türkiye'nin anayasalar ile imtihanına bir projeksiyon tutup, sonra da görüşlerimizi paylaşacağız. 

***

20 Ocak 1921 tarihinde kabul edilmiş olan ve tarihe 1921 anayasası olarak geçmiş olan anayasa metni en nötr, en sade, milliyetsiz ve en demokratik olandı. 23 Nisan 1920’de bir meclis kurarak yeni bir devlet kurmuş olan Ankara'daki direniş hareketinin bir anayasası yoktu. Bir direniş savaşı örgütleyen Ankara'daki yönetim, savaş yürütülürken gece gündüz çalışarak iki ay zaman ayırarak 24 maddeden oluşan Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasasını yapmıştır. 

1921 anayasasının hiç bir yerinde Türk kelimesi geçmiyordu. Çünkü yürütülen bağımsızlık savaşına Osmanlı’da yaşayan bütün etnik topluluklar katılıyordu. Çerkesler, Lazlar, Türkler, Kürtler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar omuz omuza bir savaş yürütüyordu. Bu koşullarda yapılan bir anayasanın tek etnik topluma vurgu yapması eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Nötr ve milliyetsiz olan 1921 Anayasası kuvvetler birliği ilkesini savunuyor ve bu yetkiyi meclise veriyordu. 

20 Nisan 1924 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 1924 Anayasası 105 maddeden oluşuyordu. 3 yıl önce yürürlüğe girmiş olan 1921 Anayasası’ndan çok farklı bir içerik taşıyordu. Nötr ve milliyetsiz olan 1921 anayasasının aksine içerisinde defalarca Türk, Türkler ve Türkçe kelimeleri geçiyordu. İttihatçılığın Türk ırkçısı kanadı bu 3 yıl zarfında mecliste ve yönetim kadrolarında gerekli tasfiyeyi yapmış ve yönetime hakim olmuştu. 

Yetkileri kuvvetler birliği çerçevesinde meclisin kendisinde toplamış olan 1924 Anayasası’nın 7. maddesi şöyle demekteydi: "Meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği bakanlar kurulu eliyle kullanır. Meclis, hükümeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir. "

1924 Anayasası ile birlikte 1960 yılına kadar geçen sürede yarı başkanlık sistemi uygulanmıştır. Mustafa Kemal'in, yürütmenin fazla içinde olmaması, işlerin başvekil İsmet İnönü tarafından yürütülmesi parlamenter sistem varmış izlenimi yaratmaktadır. 1924 Anayasası 36 yıl yürürlükte kalmıştır. 

Kurucu meclisin 27/5/1961 tarihinde kabul etmesi ile 1961 Anayasası 9 Temmuz 1961 tarihinde yapılan referandum ile % 61.7 oy alarak kabul edilmiştir. Dibacesinde "Türk milliyetçiliğinden ilham aldığı" şeklinde ırkçı bir dili olmak ile birlikte demokratik bir anayasaydı. 

"Kuvvetler ayrılığı" ilkesini ilk defa Türkiye Anayasası’na sokan bu metin maalesef uzun ömürlü olamamıştır. 1963 yılından itibaren yönetime gelen sağ iktidarlar 1961 Anayasası’ndan hep yakınmışlardır. 1961 anayasasının getirdiği hakları kullanmak isteyen kitlelerin varlığı yönetenleri hep rahatsız etmiştir. Yüksek mahkemeler ve anayasa mahkemesi ilk defa bu anayasa ile yürürlüğe sokulmuştur. 152 maddeden oluşan 1961 anayasası 19 yıl yürürlükte kalabilmiştir. 

7 Kasım 1982 tarihinde oylanarak yürürlüğe girmiş ve 177 maddeden oluşan Kenan Evren cuntasının anayasası ile halen yönetilmeye devam ediyoruz. Askeri cunta koşullarında büyük baskılarla hayır demenin yasak olduğu bir ortamda % 92 oy alarak yürürlüğe girmiştir. 

Askeri yönetimin varlığına göre dizayn edilmiş 1982 Anayasası adeta bir yasaklar ve engeller anayasasıdır.  Onun için uzun zaman ona anayasa değil de amayasa denilmiştir. Örneğin "Basın hürdür, sansür edilemez. Devletin görevi basın hürriyetini sağlamaktır." Ama diye başlayıp en az bu cümlenin 20 katı yasak ve tahditleri sıralamaktadır. 1982 Anayasası Türkiye'nin en büyük ayıbıdır. Üzerinden 35 yıl geçmiş. Bu anayasayı değiştirmeyen sivil siyasetçilerin hepsinin içerisinde birer Kenan Evren gizlidir. 

Defalarca değiştirilmiş olan 1982 Anayasası son olarak 16 Nisan 2017 tarihinde bir referandumla yeniden değiştirildi. 1982 Anayasasına monte edilen bu 18 madde Türkiye'deki rejimi kuvvetler ayrılığı sisteminden çıkarıp "Kuvvetler Birliği" sistemine, yani otoriter bir sisteme geçişin yasal ve seçim yoluyla gerçekleştirilmiş adımıdır. 

Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP kadroları referandum boyunca sürekli "Bu değişiklik Türkiye'yi uçuracak" demişlerdir. 

Türkiye de bugüne kadar yürürlüğe konmuş olan 4 anayasayı da madde madde ayrıntılı olarak inceledim. Anayasa değişikliğindeki 18 maddeyi de uzmanlarıyla tartışarak inceledim. 

Bu maddelerde Türkiye’yi uçuracak kanatları bir türlü göremedim. Ancak Türkiye’yi aşağıya çekip uçuruma yuvarlayacak bir çok pranga gördüm. 

Uçuruma yuvarlanırken de son kez uçulur. Dileriz bu uçuşumuz son uçuşumuz olmasın.



1657 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
ÇERKESLERİN MİLLİ SİYASETİ NASIL OLUŞTURULMALIDIR? - 14/11/2020
İçimizdeki Türkçü, Arapçı, ve Rusçulara karşı amansız bir ideolojik mücadele vermeden Çerkes Milli siyasetini oluşturamayız. Onların halkımızın önünde oluşturdukları seti yıkıp, Çerkes milletinin kafasını karıştırmalarının önüne geçmeliyiz.
ÇERKESLER NEDEN “STATÜ TALEBİ“ DİLE GETİREMİYORLAR? - 08/11/2020
Ancak korkutulmuş, tehdit altında olan ve kimlik bilincini yitirmiş olanların bu taleplerden rahatsız olmalarını normal karşılıyoruz. Zaten onların da bir statü talebi dile getirmeleri mümkün değildir.
ÇERKESLERİN STATÜ TALEBİ VE GELECEK TASAVVURU - 29/10/2020
Diasporalarda en geniş kapsamlı azınlık haklarını bir statü olarak dile getirmeli ve demokratik yollardan mücadelesini vermeliyiz.
ÜÇÜNCÜ SÜRGÜN KİTABININ OLUŞUM SÜRECİ - 24/10/2020
Üçüncü Sürgün-Gönen Manyas Çerkes Sürgünü kitabında, Çerkesler’e mevcut sistemin giydirmek istediği şablonu tersine çevirme gayretini göreceksiniz.
GÖNEN MANYAS ÇERKES SÜRGÜNÜ KİTABINDAN… - 06/10/2020
Kendisine Çerkes diyemeyen Kuşçubaşı Eşref ile askerlerine Çerkesce konuşmayı şiddetle yasaklayan Ethem’in, geri getirmek için Anadolu İhtilal Komitesi’ni kurarak soydaşlarının mahvolmasına sebep oldukları Enver Paşa neredeydi ve ne yapıyordu?
MARTİN KOÇESOKO DERSLERİ - 07/09/2020
Martin Koçesoko, davasının sonucu ne olursa olsun kazanan Çerkes Halkı olacaktır. Martin Koçesoko berat etse de, bin yıl hapis cezası alsa da, Halkının kalbinde en değerli altın madalyayı kazanmış bulunuyor.
TÜRKLEŞMEK, ARAPLAŞMAK, RUSLAŞMAK ZORUNDA MIYIZ? - 01/08/2020
Korku iklimi ister istemez kimlik inkarını ve gönüllü asimilasyonu beraberinde getirdi. Şimdi Çerkesler Türk’ten fazla Türkçü, Arap’tan fazla Arapçı ve Rus’tan fazla Rusçudurlar.
TİMRAŞ POMAK DEVLETİ VE KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ ÜZERİNE - 20/06/2020
Rusya ve Rusya borazanlarına inat 11 Mayıs 1918 özgürlük meşalesi olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi