• https://www.facebook.com/%C3%87erkes-Haklari-Inisiyatifi-1720870914808523/
  • https://twitter.com/CerkesHaklari
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam239
Toplam Ziyaret732597
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.36577.3952
Euro8.93578.9715
Semerkew
Murat Özden
murathabracu@hotmail.com
Soykırımın 150. Yılında Çerkes Halkı’nın Varlığı ve Direnişi Bir Mucizedir
10/02/2014

İnsanlık tarihinde yüz elli yıl çok önemli bir zaman dilimi değil. Ancak yaşadığımız son yüz elli yıl, insanlık tarihi açısından çok önemli altüst oluşların yaşandığı bir dönem olmuştur.

1800'lü yıllarda dünyada üç büyük güç hüküm sürüyordu: İngiltere, Rusya ve Osmanlı imparatorluğu.

İngiltere topraklarında güneş batmayan imparatorluğunu inşa ederken, Rusya sıcak denizlere ulaşmayı hedefleyen karasal bir imparatorluk olarak tarihteki yerini alıyordu. Osmanlı ise su alan bir gemi gibi batma sürecini yaşıyor ve dağılıyordu.

Amerika, Asya ve Afrika’da Avrupalıların sömürgesi olan birçok ülke, verdikleri ulusal kurtuluş mücadeleleri sonucu bağımsızlıklarını kazanıyorlardı bu süreçte.

Bu süreçte insanlık iki büyük dünya savaşını yaşıyor, on milyonlarca  insanını kaybediyordu.

İnsanlık sosyalist üretim tarzını deneyip, başaramıyordu.

İkinci dünya savaşı sonrası İngiltere, topraklarında güneş batmayan imparatorluğunu kaybedip bir adaya çekilirken; İngiltere’nin eski sömürgesi olan ABD'nin hükmü sürmeye başlıyordu dünya üzerinde.

Rus Çarlığı, bir karasal imparatorluk olarak kalmamak için önce Karadeniz’i ele geçirmek zorundaydı. Karadeniz kıyılarının tarihsel sahibi olan Çerkesler’in ve Tatarlar’ın yok edilmesi ile sonuçlanıyordu Rusya’nın bu isteği.

***

Osmanlı için de, Çerkesler için de sonun başlangıcı 1829 yılında imzalanan Edirne anlaşmasıdır.

1789 Fransız Burjuva İhtilali sonucu ortaya çıkan milliyetçilik ideolojisi, Avrupa kıtasındaki ve dünyadaki bütün halkları etkilemişti.

Osmanlı hızla Avrupa’dan sökülüp atılıyordu. Osmanlı 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında ağır bir yenilgiye uğrayıp çok ağır şartlarda bir anlaşma yapmak zorunda kalıyordu. Edirne anlaşması ile Yunanistan’ın bağımsızlığı tanınıyor, Eflak ve Boğdan'a özerklik veriliyordu. Ve Osmanlı Çerkesya üzerindeki tüm haklarını Rusya’ya devrediyordu.

Osmanlı hiçbir zaman sahip olmadığı, Çerkesyayı rahatlıkla Rusya’ya devrederken, Rusya da Çerkesya’nın  tapusunu ele geçiriyordu. Ruslar tapusunu ele geçirdikleri Çerkesya’yı işgal etmenin savaşını verirken bütün dünya seyrediyordu.

Çerkesler için sonun başlangıcı aslında 1864 değil, 1829’dur. Çerkes-Rus savaşının en kanlı dönemi son 35 yılıdır.

Bu kadar orantısız iki gücün kavgasında mukadder olan Çerkeslerin yenilgisiydi. Ruslar Çerkesya’yı ele geçirirken, yaptıkları katliamla yetinmeyip, o toprağın sahibi Çerkeslerin tamamını Çerkesya’dan söküp atıyor ve Çerkeslerin kökünü kazıyordu.

1864'te insanlık daha adını koymamıştı ama Rusya’nın yaptığı bu katliamın adı "SOYKIRIM"dı.

***

Savaşlarda sürekli kan kaybeden Osmanlı’nın taze kana ihtiyacı vardı. Müslüman ve sadık Çerkesleri bağrına(!) basıp kanlarından istifade etmesinde hiçbir sakınca yoktu.

Osmanlıda da oyun ve plan hiç bitmezdi. Bu gelen Çerkeslerin soyunun tükenmesi için onların birbirinden uzak ve küçük birimler halinde yerleştirilmeleri gerekiyordu. Yugoslavya’dan Irak'a kadar son derece geniş bir alana serpiştiriliyordu Çerkesler.

Sürgün, önce ağırlıklı olarak Balkan coğrafyasına yapılıyordu. Ancak sürgünden 15 yıl sonra çıkan Osmanlı-Rus savaşında Osmanlının yanında saf tutarak, yerleştikleri coğrafyadaki Hristiyan ahaliyi rahatsız ettiler.

Ve Çerkeslere yeni sürgün yolları göründü. 1879 Berlin anlaşmasına konan bir madde ile Balkanlardaki Çerkesler Anadolu içlerine ve Ortadoğu coğrafyasına sürülüyordu. Yeni sürgün yeni ölümler yeni zulümler demekti. Oysa Balkanlarda rahat dursaydı Çerkesler, bugün Çerkes nüfusun çok önemli bir bölümü Avrupa’da yaşıyor olacaktı.

Osmanlı askeri ve sivil bürokrasisinde tutunabilen Çerkesler, 1908’ de meşrutiyetin ilanıyla Osmanlı’daki ilk örgütlenmeleri Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti’ni kuruyorlardı. Ancak Osmanlının meşruti döneminden altı yıl sonra birinci dünya savaşı başlıyor ve tüm halklarla birlikte binlerce Çerkesin de kanı akıyordu.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlıdan doğan onlarca devletin sınırları içinde kalan Çerkesler birbirleriyle ilişki kurabilmekten çıkıyordu. Yine Birinci Dünya Savaşı içerisinde Bolşeviklerin Rusya’da yönetimi ele geçirmesi Çerkeslerin lehine kazanımlar yaratırken, diaspora ile anavatan arasına demirperde örülüyordu.

Osmanlının enkazı üzerine kurulan Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na var güçleriyle katılıp kan kaybediyorlardı. Ama  verilen kurtuluş savaşı sonrası hain damgasını yiyor, sürgünlere tabi tutuluyor, dillerinin, kültürlerinin ve ulusal varlıklarının yok edilmesi için her türlü baskı uygulanıyordu.

Soykırım sonrası 150 yıllık sürgün yaşamının 90 yılı Türkiye Cumhuriyeti dönemini kapsıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde farklı olan her şeye ve herkese karşı inkar, imha ve asimilasyon politikaları uygulanıyordu. Uygulanan bu politikalar büyük ölçüde başarılı oluyordu.

***

2014 yılı Çerkes soykırım ve sürgününün 150. yılıdır. Bu yüz elli yıllık tarihi satır satır okuduğumuzda, her altüst oluşta ve çalkantıda kaybedenin hep Çerkesler olduğunu görüyoruz.

Kimse kendini düğünümüz-derneğiz var diye kandırmasın.

Malesef sonuç ortada.

Bu kadar çok kaybeden bir halkın çoktan yok olması gerekirdi.

Ama 150 yıldan sonra Çerkes halkında hala umut var.

Hala direniyor ve ses veriyor.

Ve bu bir mucizedir.

Anavatanda ve diasporada hapsedildikleri derneklerin ve xaselerin duvarlarının dışına taşarak kendi ulusal politikalarını yapmayı öğreniyorlar artık.

Ne Rusya’nın, ne Türkiye’nin ne de baskıcı Arap rejimlerinin gücü ve politikaları Çerkes Halkını yok etmeye yetmedi ve yetmeyecek.

Çerkes Halkının içindeki, Rusya’nın, Türkiye’nin ve tüm yabancı güçlerin işbirlikçileri tasfiye edilecektir.

Soykırımcıların ve asimilasyoncuların karşısına dikilerek haklarımız geri alınacaktır.

Çerkes Halkı kendi ulusal politikalarını oluşturarak insanlık ailesindeki onurlu yerini alacaktır.

Haydi Çerkes sürgün ve soykırımının 150. yılını Çerkeslerin diriliş yılı yapmak için omuz omuza!



2561 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İNÖNÜ, MUSTAFA KEMAL’İN ÜSTÜNÜ ÇİZMEK İSTEMİŞTİ - 28/02/2021
1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti, üç yıl içerisinde anıt mezarı tamamlayarak 1953 yılında büyük bir törenle Atatürk’ü bugünkü yerine taşıdı. Koruma kanunu çıkartarak, İnönü tarafından unutturulmak istenen Atatürk kültü yeniden inşa edildi.
ONUNCU YILDÖNÜMÜNDE ÇHİ (ÇERKES HAKLARI İNİSİYATİFİ) - 06/02/2021
ÇHİ’nin Çerkes Halkına bıraktığı en büyük miras, talep edebilme kültürü, itiraz ve görünürlüğün sağlanmasıdır. Bu özel dönem kitaplarının yazılmasını ve belgesellerinin çekilmesini bekliyor.
TARİH, NEDEN “ETHEM’İN İHANETİYLE” BESLENMEK ZORUNDA? - 16/01/2021
Türkiye Cumhuriyeti’nde meşruiyet arayan her yazar, çizer, şair, tarihçi, düşünür geçinen herkes Kemalist ideolojiye hizmet için mutlaka hain Çerkes Ethem yalanına sarılır.
İNÖNÜ ZAFERİ BİR YALAN MIDIR? - 10/01/2021
Refet Paşa İnönü Zaferi için pek inançlı görünmüyor. Bu açık. Bir başka Kurtuluş Savaşı Komutanı da çok dikkatli fakat çok anlamlı ifadeler kullanıyor.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE KAHRAMANI OLABİLİR Mİ? - 27/12/2020
Mustafa Kemal’in Çanakkale Destanı’nı yazdığını düşünür herkes. Oysa Çanakkale bir deniz savaşıdır ve orada Mustafa Kemal hiç yoktur. Kara savaşları Gelibolu Yarımadası’nda geçmektedir. Gallipoli Savaşı olarak bilinir bütün dünyada.
ÇERKEZLİK GAYRETİNİ KİMLER UYANDIRDI? - 23/12/2020
Samimiyetle söyleyeyim ki verecek cevap bulamadım. Şaşırdım. İşte bu halet-i ruhiye içinde olan bana, ÇERKEZ ETHEM denildi.
DİASPORA ÇERKES EDEBİYATI NASIL YARATILIR? - 06/12/2020
Son dönemde Türkçe yazan Çerkes yazarların bir hayli artmış olması umut vericidir. Ama onlar Türkçe yazan yazarlardır. Bizim varlığımızı geleceğe taşıyacak olan yazarlar Çerkesce yazanlar olacaktır.
TSİPİNE BAHATTİN ZABUN’UN ARDINDAN… - 30/11/2020
Okumuşu çok, aydını yok Çerkes Halkının okumuşlarından çok daha fazla,gerçek bir Çerkes Aydınıydı Tsipine Bahattin Zabun.
ÇERKESLER AZINLIK HAKLARINDAN NEDEN YARARLANAMIYOR? - 22/11/2020
Türkiye azınlıklarını koruyacağına ve onlara destek olacağına dair, uluslararası bir sözleşme de taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin taahhüdünü yerine getirmesini istemek en tabi hakkımızdır.
 Devamı
ÇOĞULCU TV
adigebze I-II
Nükte!

KISSADAN HİSSE

-Moğollar Buhara’yı kuşattıklarında, uzun süre şehri teslim alamadılar. Cengiz Han Buhara halkına bir haber gönderdi: Silahlarını bırakıp bize teslim olanlar güven içinde olacaklar, ama bize direnenlere asla eman vermeyeceğiz.

-Müslümanlar İki gurup oldu: Bir gurup; asla teslim olmayalım, ölürsek şehit, kalırsak Gazi olur, Şeref’imizle yaşarız dediler. Öbür gurup ise; kan dökülmesine sebep olmayalım, sulh iyidir, hem silah, hem de sayı olarak onlardan azız, gücümüz onlara yetmez, dediler ve teslim oldular.

-Cengiz Han, silah bırakanlara; teslim olmayanlara karşı bize yardımcı olun, galib geldiğimizde şehrin yönetimini size bırakalım dedi. Böylece İki müslüman gurup savaşmaya başladılar. Moğollar’ın da yardımı ile, teslim olanlar galib geldi. Savaştan sonra Cengiz Han teslim olanların silahlarının alınmasını ve kafalarının kesilmesini emretti. Sonra meşhur sözünü söyledi: “Eğer güvenilir olsalardı, bizim için kardeşleri ile savaşmazlardı. Kardeşlerine bunu yapanlar, yarın da bize yapar.”

 

Site İçi Arama

 

Google Site

 

Üyelik Girişi